AHİ ŞEHRİ ANKARA

Please follow and like us:

Seyyahı kendine getiren yoldur. Yollar üzerimizdeki dünya kirlerini temizler. Bazı şehirler vardır, geçmişi örtülmüştür. Artık o kenti ziyaretçiler öne çıkarılan haline göre tanır, baskın rengine göre resmin küçük bir parçasını bilir. Seyyah gibi görmeye talip olanlar; Evliya Çelebi gibi pirlerin himmetiyle, yaşayan iyi adamların verdiği ipuçlarıyla, kitap ve benzeri kaynaklardan edindiği bilgilerle şehrin sır perdesini aralamak için yola çıkar. En önemli öğrenme deneyimi de birebir adımlığı, kaybolduğu sokaklardır. Ankara’da kısa bir süre yaşadım, askerliğimin beş ay gibi bir süresi bu şehirde geçti. O dönemde askerlere Kızılay, Çankaya gibi muhitler yasaktı, bize hareket alanı olarak Ulus çevresi bırakılmıştı. O zamanlar kızdığım bu durumu şimdi bile isteye kendim yaşıyorum; Ankara ziyaretlerimde zorunlu olmadıkça o yasak muhitlere ve benzeri semtlere gitmem, kale çevresi kadim Ankara benim için her dem yeni insanlar, yeni mekanlar tanıdığım keşif alanıdır. Bu keşif alanı yeni okumalarla eski yerleşimlerin izlerini buldukça genişliyor. Kadim şehirlerin ilçeleri, hatta köyleri dikkatle incelenmelidir. Beypazarı, Ayaş, Nallıhan, Çamlıdere, Kalecik ilçeleri ve bu ilçelerin köyleri ilgiyi hak ediyor. Ulu Camii olan ilçe de var, Beypazarı gibi bir kısmı korunmuş ilçe de vilayet sınırlarında ziyaretçilerini bekliyor.

Ankara dendiğinde herkesin aklına başka şeyler geliyor. Testide ne varsa dışarı o sızacak. Ankara deyince aklıma; Ahi Şehri, Hacı Bayram Veli diyarı Engürü geliyor. Muallim Cevdet “Ahilik ve Fütüvvet”(1) konusunda detaylı araştırmalar yapmış. Anadolu’nun her şehrinde ahi izlerini ortaya çıkarmış. O’nun rehberliğinde Ankara ‘da Ahilerin izinde yürüyelim. “Mahalle isimleri; Ahi Hacı Murat , Ahi Tora, Ahi Yakup.” Üç mahalle adını araştırdığımızda Ahi Tura Camii ve Ahi Yakup Camii’nin ayakta olduğu görülüyor. Tahmini olarak cami çevresi kırk hane bu mahalleleri oluşturuyordu. Ankara Valiliği’nin hazırlattığı “Ankara Vakıf Eserleri”(2) kitabı şehrin vakıf eserlerini tanımada rehberimiz olacak. “Ulus’ta Bayram Sokak’ta yer alan Hacı Bayram Camii’nin ilk yapılışı 15.yüzyılın ilk çeğreğine tarihlenmektedir. Ahşap tavanlı, kalem işi zengin süslemeleri ile harimi dikkat çekicidir. Mukarnaslı alçı mihrap , geometrik motiflerle bezenmiş ahşap minber görülmeye değerdir.” Türbe caminin kıble tarafında ziyaretçilerini bekliyor. Hacı Bayram Veli hazretleri ziyaretinden sonra yüz metre civarı kuzey doğuda Ahi Yakup Camii’ni ziyaret ediyorum. “Hacı Bayram Veli Sokak’ta yer alan cami, kitabesine göre, 1392 M. (794 H.) yılında Ahi Yakup tarafından tamir ettirilmiştir. Hariminde bulunan alçı mihrabın köşeliğinin tam ortasında ‘Milet’ (İznik) kasesi olarak belirtilen 20 cm çapında bir kase yer almaktadır.” Mescid tamirlerle özelliğini yitirmiş; fakat Ahi Yolu’nun işaret taşı olarak mevzisini koruyor. Güneye doğru yürüyerek Ankara erenlerinden Gül Baba ve Şeyh İzzettin Hazretleri’ni ziyaret ettim. Gül Baba’nın öğütünü “Namazı bırakma, haya sahibi ol. Dünyayı çok sevme, helal kazan. Hayır işlerinde ve iyilikte yarış, güzel huylu ol.” alarak biraz daha ilerlediğimde ahşap minare dikkatimi çekti; Ahi Tura Mescidi karşımda. “Hacı Bayram Camii’nin güneydoğusunda yer alan cami 14.yüzyılın sonuna, 15. yüzyılın başına tarihlenmektedir.” Özgün halini kaybetmiş ahşap minaresi ve mihrap görülmeye değerdir.

Ahi yolunu yürümeye devam edeceğiz ancak burada Hacı Bayram Veli için bir parantez açalım. Evliya Çelebi seyahatnamesinde uzun uzun anlattığı Ankara ziyaretinde, hatmini bağışlamak üzere Hacı Bayram Veli Hazretleri dergahına âdeta koşarak gider. O akşam Er Sultan Hazretleri’den rüyasında uyarı alır “Önce beni ziyaret etmeliydin.” Er Sultan rüyada dediği gibi ertesi gün bir derviş gönderir ve o derviş on bir evliyayı daha tanıtarak pirimizi Er Sultan’ın huzuruna götürür. Ben de adetim olduğu üzere önce Hacı Bayram-ı Veli Hazretleri’ne uğrardım. Bu sefer Hacı Bayram Veli Hazretleri’ne uğramadan Er Sultan’a selam verdim. Daha önceki okumamda bu noktayı kaçırmışım. Er Sultan’ı önceki gelişlerimde ziyaret etmiştim; fakat bu sefer seyyahların pirinin uyarısıyla daha muhabbetli bir ziyaret oldu. Er Sultan, Hallac Mahmud adıyla bilinir ve türbe mescidi ayaktadır. Hallac yani pamuk, yatak ve yorgan mesleğiyle uğraşan kişi olması onu da bir ahi olduğuna işarettir. İşte burada farkındalık devreye giriyor. Belki bizi yazdıran güç bu farkındalığa mütevazı bir katkı sağlama niyetidir.
Her şehrin manevi sahibi vardır. Evliya Çelebi bu durumu seyahatnamesinde güzel anlatıyor. Tarih, kültür, insan, şehir seyahatnamede harman olmuş. Bir şehire girdiğinde öncelikle hem yaşayan büyükleri hem de o muhitte sırlanmış evliyayı ziyaret etmiş. Seyahatnamede bazılarının anlama yeteneğinin üzerinde çok sırlar var. Bu nedenle Evliya Çelebi daha dikkatli okunmalıdır. Dikkat etmeme rağmen çoğu zaman bazı incelikleri kaçırdığımı fark ediyorum. Bu toprakların manevi fatihi Hacı Bayram Veli Hazretleri , Anadolu’nun merkezinde otağını kurmuş. Horasan’dan Somuncu Baba eliyle gelen aşk-ı muhabbet çerağı Anadolu’yu onun eliyle kuşatmıştır. Anadolu’da her beldede onun manevi izlerini görmek mümkündür. Kara Medrese alimi Numan, aşk erinin dokunuşuyla Bayram oldu. “Bayramı imdi Bayramı imdi/ Bayram edersin yâr ile şimdi” Nice Bayramlar yetiştirdi, yol açtı, gönül yaptı, şehir kurdu, o dahi yapıldı. “Nâgihan ol şâr’a vardım/ anı ben yapılur gördüm; Ben dahi bile yapıldım, taş u toprak âresinde.” Ethem Cebecioğlu “Hacı Bayram Veli” kitabında ne güzel anlatmış “Hacı Bayram Veli, nefsini olgunlaştırmış, toprak gibi mütevazı, toplumun içinde yaşayan; sıkıntılarına katlanan, kurduğu sosyal yardım sandıkları; dergahında ilimle birlikte tasavvufa önem vermesi, yoksullara, yetimlere, gariplere, dullara, kimsesizlere elini uzatmasıyla tanınan bir Türk sufisidir. Sosyal hayattan kopmayan bu yönüyle Hacı Bayram Veli , hiç bir zaman Allah adamı olmaktan uzak kalmamıştır. Onun imrenilecek iktisadi, ictimai, ahlaki, dini, ilmi yanın altında yatan sır, şüphesiz ki tasavvufun insan yetiştirme deki kabiliyetinde aranmalıdır.”(3) El emeği ile geçinmesi, sosyal sandıklar kurması, ilme değer vermesi Hacı Bayram Veli hazretlerini bu yönüyle ahi geleneğine bağlı büyükler arasına katar.

Şehri tanımak için manevi merkezi bulmak önemlidir. Sabah namazını Hacı Bayram Veli Camii’nde kılıyorum. Bir beklenti var, mübareğin çevresinde bir coşkunluk arıyoruz. Uzaklardan insanlar bu aşkı muhabbeti görmek için geliyor. Çevre yapılmış, mübareğin isminden istifade ediliyor; fakat insanı yapacak , doyuracak bir şey yok. Bu fakirlik hazretin yanındakilerin kime dost olduğunu tam olarak bilmemelerinden kaynaklanıyor. Şehrin hakiki manada nasıl yapıldığını unutmuşuz. Bizden hatırlatması , diyerek yola devam edelim. Burada zikirler etrafı şenlendirmeli, kazanlar kaynatılıp ikramlar yapılmalıdır.

Ahilerin izinde yola devam ederek çarşı içinden kaleye yürüyeceğim. Ahi Tura Camii sonrası Suluhan, Kurşunlu Han , Mahmut Paşa Bedesteni ( Anadolu Medeniyetler Müzesi), Çengelhan, Çukurhan, Pirinç Han. Atpazarı Meydanı hanlar bölgesi şehrin geçmişinin yoğun ticaretine, kervan yollarının geçiş noktasında olmasına delil. Köy ile şehrin farkının çarşısı olduğunu yine pirimiz Evliya Çelebi’den öğreniyoruz. Bir şehrin hanları sayısı, çarşısının büyüklüğü o şehrin geçmiş zamandaki öneminin işaretidir. Değişen bir şey yok şimdi de AVM sayısı belirleyici diyenlere kısa not. Nicelik, nitelik ve kültür farkı olduğunu ifade edelim. Hanları ve külliyeleriyle büyüyen şehirle AVM’leriyle büyüyen şehir aynı değildir.

“Ahi Kurumları; Ahi Çomak Zaviyesi, Ahi Mesud Zaviyesi, Ahi Evran Zaviyesi, Ahi Şerafeddin Zaviyesi, Ahi Şerafeddin’e ait mezar vakfı, Ahi Yakup Medresesi, Ahi Yakup Zaviyesi, Ahi Yusuf Mezrası, Ahi Hüsam Zaviyesi…” Köyler , Mezralar daha birçok kayıt var. Ahi teşkilatının sadece şehirli esnafa ait bir kurum olmadığına köy zaviye kayıtları delildir; “Yenigömü Köyü Ahi Selman Zaviyesi” Bu durum eli iş tutan, bir mesleği olan herkesin Ahilik teşkilatında kendine yer bulduğunu gösterir. Şehrin kılcal damarlarına işleyen bu teşkilat sayesinde yönetim boşluklarında kaos yaşanmamıştır, yönetim boşluğu olmadığı dönemlerde yeri geldiğinde adaletsiz uygulamalara da ahiler tepkilerini göstermiştir. Ahiler her zaman şehrin dengeleyici unsuru olmuştur. Bu nazarla şehire baktımızda bugün dahi meslek erbabı güzel beldelerin ihya olduğunu görmekteyiz.

Ahi Çomak Zaviyesi ile ilgili bir iz bulamadım. Ahi Mesud Zaviyesi’nin yeri belli. Türbe günümüze ulaşmış. Burada güzergaha biraz ara veriyoruz. Ahi Mesud, Etimesgut ilçesinde bir mahalle adı. Biraz dikkat edilirse ilçenin adının Ahi Mesut’dan geldiği görülür. Neden ilçenin adı Ahimesut değil de Etimesgut? İlçe belediye internet sitesine bakalım; “Haziran 1928’de “Ahi Mesud Nahiyesi”ismini almıştır. 1930 yılında Etimesut” “Mayıs 1928’de Atatürk’ün emriyle’Ahi Mesud Örnek Köyü’kurulmuş” Bu durum Atatürk’ün hatırasına da saygısızlıktır. İlçenin adı Ahimesut ilçesi olarak değiştirilmelidir. Yine ilçe belediye internet sitesinden öğrendiğimize göre “Etimesgut isminin esin kaynağı olan Ahi Mesud, Osmanlı devrinde Ankara’da yaşayan bir ahi reisidir. Ahi Mesud hakkındaki bilgiler sınırlıdır. Doğum ve ölüm tarihleri konusunda net bir bilgi bulunmamaktadır. Ahi Mesud Zaviyesi 1462 yılında oğlu Minnet’in tasarrufunda olduğuna göre bu tarihten önce vefat etmiş olması gerekir. Onun ismini, Etimesgut Bağlıca Köyüne kurduğu zaviyesi ve oğlu Ahi Sinan’a ait Ahilik şeceresinden öğrenmekteyiz. Mesleği debbağlık (deri tabaklama) olan Ahi Mesud’un Kırşehir’de doğduğu, Ankara’ya da oradan geldiği kabul edilmektedir.” (4) Bu bilgilere göre 15.yy başlarında zaviyenin Ahi Mesud tarafından kurulduğu düşünülebilir. İsim değişikliğinin hafıza kaybına neden olduğu, geçmişten beslenmenin olanaksız hale geldiği kesindir. Örnek olarak Etimesgut İlçesini dikkate alarak ziyaret etmedim; fakat ilçe adı Ahimesut olsaydı durum farklı olurdu.

Hanlardan sonra çarşı içinde Ahi Elvan Camii’ni ziyaret ediyorum. Ahi kurumlar içinde listelenen Ahi Evran Zaviyesi bu olsa gerek. Belki Ahi Evran adına da bir zaviye vardı, bunu bilemiyoruz. “Samanpazarı’ndan kale’ye doğru çıkarken yolun solunda bulunan caminin mülkiyeti Ahi Elvan Vakfı’na kayıtlıdır. Caminin ilk banisi Ahi Elvan 1386 M. (784 H.) yılında vefat etmiştir. Buna göre cami, 14. yüzyılın ikinci yarısına tahrihlenebilir.” Ahşap tavanı, mihrabı, minberi dikkat çekicidir.

Biraz daha kaleye doğru yürüdüğümüzde Ahi Şerafeddin Zaviyesi karşımıza çıkar. Ahi Şerafeddin Camii minaresi, taç kapısı, mihrabı, minberi, 24 adet ahşap direkle taşınann ahşap çatısıyla beyliğin cuma camii konumundadır. “Ankara’daki en önemli Selçuklu yapısı olarak bilinen cami, minberinin kapısındaki sülüs kitebeye göre 1289-1290 M. yıllarına tarihlenmektedir.” Beyşehir’deki Eşrefoğlu Beyliği cuma camisi, Birgi’deki Aydınoğlu Beyliği cuma camisi, Kastamonu’da Çobanoğlu Beyliği cuma camisi beylikler döneminin ortak mimari özelliklerini yansıtır, özellikle ahşap işçiliğinin zirve örnekleridir. “Ahi Şerafeddin, adıyla anılan abidevi eseri yaptıran ‘Ahi Hüsameddin el-Hüseyni’ nin oğludur. Doğum tarihi bilinmeyen Ahi Şerafeddin’in asıl adı ‘Ahi Muhammed’dir. Sultan Orhan Gazi döneminde, 30 Eylül 1350 tarihinde Ankara’da vefat etmiş, adıyla anılan caminin kuzeydoğusunda ve kendisi tarafından yaptırılan zaviyenin bahçasinde bulunan türbesine defnedilmiştir. Ahi Şerafeddin, ‘Genagi’ünvanılı amcası Ahi Kemalleddin (Ahi Hasan)’in Süleyman tarafından şehid edilmesinden sonra Ankara ahilerinin reisi olur.” (5) Bu bilgilerden ve büyük eserden yola çıkarak en az üç nesil Ankara’da cuma camisi inşa eden bir ahi iktidrından bahsedilebilir. Ahiler diğer beldelerde de eserler bırakmışlar; fakat bildiğimiz kadarıyla cuma camisi niteliğindeki tek eseri Ankara’da imar etmişlerdir. Bu durum tartışmalı kısa süre hüküm süren “Ankara Ahi Beyliği”ne işarettir.

Kale içinde ayrıca beylikler döneminden Selçuklu yıllarına bizi götürecek Alaaddin Camii olduğunu ekleyelim. “İç Kale ‘de yer alan caminin mülkiyeti Sultan Alaaddin Vakfı’na aittir. 1178 M. (574 H.) tarihinde Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat tarafından yaptırılmıştır.” Son ziyaretimde onarımda olan cami kündekari tekniğiyle yapılmış minber, yapılış dönemine ait mihrap, sade ahşap tavanı görülmeye değerdir. Kale içi mimari örnekleri temaşa ettikten sonra Hamamönü’nde Taceddin Dergahı’nı Mehmet Akif Ersoy’un İstiklal Marşı şiiri eşliğinde ziyaret ediyorum, yürüyüş sırasında birçok güzel cami ve Ankara evleriyle selamlaşıyoruz.
Hanlar , hamamlar, camiler, Türk evi örnekleri… Bu muhit Altındağ ismini hak ediyor. Ankara’nın altın değerinde kadim kökleri bu ilçede. Her gelişimde yeni keşifler yapıyorum. Kalem işi süslemeli camiler, güzel minareler görmek çok güzel; yeni Ankara ‘nın mimari yapısı düşünülürse bu muhit beton çölünde vaha gibi. Bütün sahaflar, kitapçılar bu muhite gelse daha güzel olur. Ziyaretimi şehri tanımanın en önemli unsuru sahaf ve kitapçılarla bitiriyorum. Dost tavsiyesi üzerine Zafer Çarşısı ve Adil Han’da bulduğum Aşiyan Sahaf’ta birçok güzel eserle karşılaştım. Ankara’nın gönül elçisi dostumuz rahmetli Dr.Emin Acar Hoca’nın vakfında çorbanın kaynadığını da belirtiyor. Hacı Bayram Veli çevresi tamamen kurumamış , bir tekkenin çerağı sayesinde gelecek için umutlu olarak şehirden ayrılıyorum.
1-Muallim Cevdet ,İslam Fütüvveti ve Türk Ahiliği İbn-i Battuta’ya Zeyl, İşaret Yayınları, s. 258, İstanbul 2008
2-M. Nuri Dağ- Ayşe Sanem İnan, Ankara Vakıf Eserleri, Ankara Valiliği Yayınları, s.70-s.18-s.16 -s.14-s.24, Ankara 2015
3-Ethem Cebecioğlu, Hacı Bayram Veli, kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara 1991
4- http://www.etimesgut.bel.tr/icerik/tarihte-etimesgut-1619.aspx
5-Abdülkerim Erdoğan, Ankara Erenleri I, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı Yayınları, s.

Nihayet Dergi’de yayınlanmıştır.

You may also like...

Social media & sharing icons powered by UltimatelySocial

Enjoy this blog? Please spread the word :)