HAZRETİ MEVLANA’NIN GÜL BAHÇESİNDE

Please follow and like us:


Cuma bizim için özeldir. Bazen Sultan Alaaddin’de bazen Hazreti Konevi’de bazen de Hazreti Mevlan’da günün derinliğini hissetmeye çalışırız. Sultan Mevlana’yı ziyaret etmişsek mutlaka üçler mezarlığıda selamlanır. Zaman müsaitse Hacı Veyiszade’nin yanına kadar ruhlar aleminin ortasından yürünür. Tahir Büyükkörükçü Hocamızda üçlere Hacı Veyiszade Hazretleri’nin yanına sırlandığı için artık o’da ziyaret güzergahımız üzerinde. Aslında mezarlık ziyareti kabir ahalisini ziyaret etmekten çok kendi içimize yaptığımız derin bir yolculuk, anlayabilene…

Hazreti Mevlana’nın gül bahçesinde bağdaş kurmuş dervişlerin ayak seslerini dinlemeye çalışıyorum. Türbenin kıble tarafında bulunan bahçede havuzun kenarında suyun sesiyle kalp ritmini birleştiren aşk erinin namelerine kulak vermek istiyorum. Bir anda Selimiye Camii’nden yükselen sela sesi kalp ritmimi bozuyor, ruhuma akort yapıyor. Nice selalar okundu bu minarelerden. Kapısına kilit vurulmuş bir kütüphane ile göz göze geliyorum: Ferid Uğur İhtisas Kütüphanesi . Şimdiye kadar yanından geçmiş; fakat “Ferit Bey kimdir?” diye düşünmemiştim. İhtisas Kütüphanesi yazdığına göre ilim adamı olmalı. İçeride ki kitap kokuları bana ulaşır mı diyerek bir nefes çekiyorum. Bu kütüphaneler kilitli olmasa okuyamadığımız Osmanlıca eserleri hiç olmazsa koklayabilsek. Son cümleyi yazarken İtalyan turist önümdeki laptobu görünce beyni dolan fotoğraf makinesini flaş belleğe aktarmam için ricada bulunuyor. O’na Esma’ül Hüsna hediye ediyorum. Irk, dil sorun olmuyor aramızda, burası birlik kapısı, Akdeniz ikliminin sıcaklığı kendini gösteriyor ve ben yengelerimden birine benzeyen kadının problemini çözüyorum.

mevlana
Mevlana ziyareti ne yazıkki galoş giyilerek yapılıyor ve ayakkabı ile huzurda gezinmek içime pek sinmiyor. Çorapla gezmeyi düşünmeme rağmen yırtık galoştan halılara bulaşacak pisliğin çoraplarıma değme riski beni bu eylemden de uzaklaştırıyor. Fakat Pakistanlı olduğunu düşündüğüm muhterem ayakkabılarını çıkarmıştı. Duruşundan, bakışından alim olduğu ve ilmiyle edep zırhını giydiği her halinden belliydi. Tercümanın söylediklerinden dikkatle notlar alıyor ve Fransız turist olmadığını bize gösteriyordu. Gezi aceleye getirildiğinde derinliğini kaybediyor. Belki de hiç bir zaman atlı veya yaya gezen seyyahın gördüğü şekilde dünyayı izleyemeyeceğiz.

Mezar taşları arasında oturduğumu söylemedim sanırım. Mezar taşları ile süslenmiş bir bahçe burası. O güzel insanlardan geriye taşları kaldı; fesli, sarıklı , düz mezar taşları. Hz. Mevlana’yı ziyarete gelenlerin burada oturup tefekkür edecek vakitleri yok. Yoğun bir programla dolaşıyorlar, sağa sola gözlerini değdiriyorlar. Altıgen tek kişilik mütevazi türbenin işçiliğinin tüylerini ürpertmemesi bundandır.

Güzelliklerle dolu bir ülkede yaşıyoruz, hepimize yetecek imkanları olan bir ülke, her karış toprağı görülmeye ve hissedilmeye değer. Güzel ülkenin aşk beldesinde yaşayan bizler belki biraz daha nasipliyiz. Mevlana’nın Mesnevisi’ni gül bahçesinin bir köşesine oturup okuyabiliriz.

mavlanaBahçeye sahiplenmiş gibi bu şekilde oturursan garip sorularda gelmeye başlar. Havuzun üstünü gölgeleyen genç üzümlerinin olgunlaşacağı günü bekleyen yaşlı asmanın el kadar küçük yapraklarından toplamak isteyen iki abla benden izin isteyince irkildim.

İşte hayat garip olaylara gebe, konu bulmakta sıkıntı çeken köşe yazarları masayı doğanın güzel bir yerine kursalar, yazacak yeterince mevzu bulurlar. İtalyan turist bize fotoğraflarını bıraktı, onun gözü ile ülkemizin bir bölümünü dolaşacağız. (Hatay’da başlayıp İstanbul’da son bulacak gezinin. Hatay, Göreme ve Konya bölümünün nasıl gezildiğini bu fotoğraflar sayesinde izleme imkanı buldum. İlginç bazı görüntüler var burada daha çok kendi izlerini sürüyorlar. Kilise ayinleri ve ziyaretleri özellikle ön planda. Diğer bir noktada onları eğlendirmek adına yapılan gösteriler. Sema ile başlayıp dansöz ile biten programlar. Vakti olduğunda turistlere sunulan Türkiye başlıklı foto-yazı çalışması yapacağım.) Pakistan’lı alim hal diliyle ayakkabılarımızı çıkarmamızı öğütledi. O iki abla topladıkları genç yapraklarla bize farklı beyin egzersizleri yaptırdılar. Vakit geldi bizde bahçeye kurduğumuz tezgahı şimdilik toplayacağız. Belki de başka bir mekanda yine farklı olaylarların içinde avını bekleyen bir avcı gibi çevremizi izleyeceğiz. Yazarlık ile avcılık arasında bir bağ var gibi. Bu cümleyi yazadığımda iki mesleğin benzerliği konusunda beynime bir çok düşünce hücum etti. Kesinlikle bir yazının başlığı olabilir.

Mesnevi-i Şerif’den nasibimize düşenler; (Mütercim, Süleyman Nahifi / Sadeleştiren: Alim Çelebioğlu / Timaş Yayınları – 2007) mevlana

(4240-4245)
Muradı yüce, o şehrin garibi dedi ki, “Bu gece ben, bu mescidde uyuyacağım.

Ey mescid, sen bana Kerbela da olsan, yine hacet Kabe’m olursun.

Bu yer, darağacına dönse de, ben de Mansur gibi ipimle oynasam!”

Cebrail’in öğüdü gibi öğütlerde olsa Halil, ateşten medet talep etmez.

Ey Cibril! Var sen git. Bu gönül ödden, anberden ziyade yanmak ister.

(3270-3275)
Bir duygunun bağı çözülünce bütün duygular da değişir, şenlenir.

Bir duygu hissedilmez şeyleri görürse, bütün hislere gayb zahir olur.

Bir koyun dereden atlasa o anda bütün koyunlar onun ardınca o tarafa atlarlar.

Sen de his koyunlarını tanı… Onları Allah’ın çıkardığı güzel yeşil otlaklarda otlat, yay.

Orada her ot, sünbül veya reyhandır. Hakikatlerin cennetlerine yol oradadır.

İbn-i Battuta (1304-1369) Hz. Mevlana Dergah’ı için neler söylüyor:

mevlana_kabri

“Şeyh Celaleddin’in türbesinin yanında bulunan büyük bir zaviyede, Bilad-ı Rum’un dört bir yanından gelip giden yolculara ve fakirlere yemek verilir.

Şeyh Celaleddin gençliğinde müderris ve fakihti. Konya’daki medresesinde öğrencilerine ders verirdi.

Rivayete göre, bir gün medreseye helva satan bir adam gelir…”

Hikaye devam ediyor, bu hikayede helvacı Şems olsa gerek. Dergahın çevresinde aş evleri olsa da öyle her gelen yolcunun karşılıksız yemek yiyeceği yer bulunmamaktadır. Bir çorba sebili olsa fakir, zengin herkes faydalansa ne güzel olur.

mevlana_şadırvan

Evliya Çelebi (1611- ) Hz. Mevlana Dergah’ı için neler söylüyor:

Nice melik ve sulatanlar bu türbe ve tekkeyi tamir ettirmiştir ama, Süleyman Han, Bağdad

fethine giderken buraya ikiyüz kese masraf bırakmıştır.

Keşmir ve Lahor şalları ve Muhammedi sarığının uçlarının sarkması ile öyle sevimli ve gösterişli kabirlerdir ki, avludan gören insan heyecanına kapılıp adeta dehşete düşer.

Haftada bir Mevlevi ayini yapılır. Bu ayinlere üç yüz kişiden fazla insan katılır. Kimi molla, kimi bey, kimi paşa, her biri birer bağın gülü olan Allah’ın arifleri, dünya yaşantısını unutup Mevlana tekkesinde sema ederek zikrederler. Her biri okulda ikinci Aristo, eser sahibi, yazar, fakirlikle iftihar eden

kimseler olup, gece gündüz Allah aşkı ile kendilerinden geçen dervişlerdir.

Social media & sharing icons powered by UltimatelySocial

Enjoy this blog? Please spread the word :)