<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>KAİNATA MEKTUP &#187; AHMED</title>
	<atom:link href="http://kainatamektup.com/index.php/tag/ahmed/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://kainatamektup.com</link>
	<description>yenileniyoruz... &#124; &#124; bitmeyen bir aşk yürüyüşü...</description>
	<lastBuildDate>Sun, 05 Sep 2010 05:05:02 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8.6</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>… ARDINDAN…</title>
		<link>http://kainatamektup.com/index.php/2010/02/%e2%80%a6-ardindan%e2%80%a6/</link>
		<comments>http://kainatamektup.com/index.php/2010/02/%e2%80%a6-ardindan%e2%80%a6/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 10 Feb 2010 10:39:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EDİTÖR</dc:creator>
				<category><![CDATA[GÖNÜL ERLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[Konya]]></category>
		<category><![CDATA[Nuri Baş Hoca Efendi]]></category>
		<category><![CDATA[AHMED]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kainatamektup.com/?p=1233</guid>
		<description><![CDATA[
“Âh! Kimler gitmedi ki”
Merhum Nuri Baş Hz.
Böyle demişti yıllar önce. Kimler gitmedi ki! Sorudan çok bir cevaptı aslında. Sonuna soru işareti dışında başka işaretleri hak etmiş, ürperten ve ‘kendine getiren’ bir cevap!  Ben bir ölümden söz açıp, üzüntümü paylaşırken, O, acımın bir kenarından tutup hepimizin bir gün o kervana ekleneceğinden bahsediyor ve hakikati dillendiriyordu. Tek [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-1234" title="nuribas1" src="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2010/02/nuribas1.jpg" alt="nuribas1" width="292" height="384" /></p>
<p style="text-align: right;">“Âh! Kimler gitmedi ki”<br />
Merhum Nuri Baş Hz.</p>
<p style="text-align: left;">Böyle demişti yıllar önce. Kimler gitmedi ki! Sorudan çok bir cevaptı aslında. Sonuna soru işareti dışında başka işaretleri hak etmiş, ürperten ve ‘kendine getiren’ bir cevap!  Ben bir ölümden söz açıp, üzüntümü paylaşırken, O, acımın bir kenarından tutup hepimizin bir gün o kervana ekleneceğinden bahsediyor ve hakikati dillendiriyordu. Tek bir cümleye sığan bu derin hakikat kendi içine Peygamberleri, Dostları, Pirleri, Âşıkları ve şimdi de bu hakikati dillendiren Kişi’yi de almıştı. Sarsıldık ve bildik!</p>
<p style="text-align: left;">Bir insanın kaybının ardından kurulacak cümleler her zaman varlığındakinden daha çok olmuştur. Ölümün sarsıcı ve hatırlatıcı rahmetinden midir bilinmez söylen/e/meyenler, dile getirilemeyenler mahcup bir hissedişle hatırlanır. Birçok garip duyguyu da üzerinde taşıyan bu mahcubiyet  kimilerini susturur kimilerini yazdırır. Üzüntümüz ve acımız O’nun ardından yazmayı daha da müşkil hale getiriyor fakat tüm  bu müşkilata rağmen bu yazıyı yazmam gerektiğini hissediyorum. Ve biliyorum ki; O yazdıklarımı hep memnuniyetle okurdu.<br />
·</p>
<p style="text-align: right;">Gidenlerin ardında şimdi sen de varsın.<br />
Gönlümüz bu hicrana nasıl dayansın!</p>
<p style="text-align: left;">Parmaklarınla saydın bildim. İlk satır on üç ikincisi on iki. Bir hece gerekir evladım dersin şimdi!.  Bir hece!  Aşk’ı koysak Efendim&#8230;  Olur mu,  olmaz mı… Ne çok soru sorardım. Ne çok sabrederdi! Vezin şiirin boynunda nadide gerdanlık&#8230; Şiirsiz olur mu, muhabbetsiz, aşksız olur mu? Olan olurdu, benim şiir olamamış sözlerim hep bir hece noksan yada fazla, hep vezinsiz olurdu. Onun mütebessim bakışı, merhamet ve nezaket dolu sözleri ile dolardı boşluklar.  İlk ve son oldu vezne vezinsiz dalışım. Boğulmuştum. Çıkaran O oldu. Kalemim ürkek bir kuş gibi hep etrafında uçtu sonraları şiirin. Kalem de el de haddini bildi. Şiir de Aşk gibi, kolay değildi!</p>
<p style="text-align: left;">·</p>
<p style="text-align: left;">Onca müşterek zaman, onca sohbet ve onca yürüyüş birlikte..  Geriye dönüp baktığımda bu yazıya girizgah olan hep o cümle gelip duruyor içimde. Hayat ne garip bir rûya. Ben zamanın hızlı geçişine dair âh çekerken O ‘yetmiş yedi olduk rûya gibi’ demişti. Üstünden iki yıl daha geçti ve bu dünyanın rüyalarını bizlere bırakarak her zaman bahsettiği  ‘kervan’ a eklenip gitti. O yazıhane o kitaplar, hat kamışlarını kesip düzelttiği o tabak, hurma ve bisküvi ikram ettiği o tabak, gözlükler, gözler, o misafirler, talebeler… Garip kaldı Konya.</p>
<p style="text-align: left;">Bir insanın bozulmadan ve değişmeden hem ticaret yapıp hem de maneviyatını çoğaltabileceğinin en güzel örneklerinden biriydi O. Yetmişli yaşların sonlarında bile eğitim için elinden geleni yapan hiçbir karşılık beklemeden nice insanın yetişmesine sebep olan biriydi O. Kendisini üzenlerden, kıranlardan bile parlayan gözlerle bahseden ‘incitmemek yetmez, incinmemek gerek’ i haliyle bildiren biriydi O. Tanıyanlar için büyük bir nimet, tanıyamayanlar için büyük bir kayıptı O.  Yazılacak, söylenecek şey çok ama tâkat buraya kadar. Şahitliğim şahittir; İslamı şiir gibi yaşayan, vezni Efendimiz’i örnek almak olarak bilen biriydi O.</p>
<p style="text-align: left;">Allah Sevgili’sinin arkasından  yazdırdığı o güzel şiirleri Sevgilisi’nin önünde okumanı da nasip eder inşallah.<br />
Mekânın Cennet, Hediyyen  Rıza-yı  Muhammed ve Cemalullah olsun.</p>
<p style="text-align: left;">Ahmed /TRABZON / 15 Şubat 2009</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kainatamektup.com/index.php/2010/02/%e2%80%a6-ardindan%e2%80%a6/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dinle! Duyuyor musun gölgelerin fısıltısını?</title>
		<link>http://kainatamektup.com/index.php/2009/10/dinle-duyuyor-musun-golgelerin-fisiltisini/</link>
		<comments>http://kainatamektup.com/index.php/2009/10/dinle-duyuyor-musun-golgelerin-fisiltisini/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 24 Oct 2009 18:08:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EDİTÖR</dc:creator>
				<category><![CDATA[GÖNÜL ERLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[AHMED]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kainatamektup.com/?p=696</guid>
		<description><![CDATA[Dinle!
Duyuyor musun gölgelerin fısıltısını?
 Saat gecenin ikisi. Gelmeyen uyku yüzümü pencerenin camından ekranın camına döndürüyor.
Garip bir günün bitimi, gecenin siyahı, dostun acısı, güzelin siyahı…
Önce bir yüze rastlıyorum.
Yıllar evvelinden bir kitabına tutunduğum kendimi bambaşka bir şehirde bulduğum sebeplere sebep, sonuçlara sebep birinin yüzü.
Su üstüne yazılmış yazının mukaddimesiydi sebep. Suyun akışkan zeminine, muhabbetin şiddetine, doksanın heybetine işaretti [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2009/10/konya.jpg"><img src="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2009/10/konya-300x200.jpg" alt="" title="konya" width="300" height="200" class="alignleft size-medium wp-image-697" /></a>Dinle!</p>
<p>Duyuyor musun gölgelerin fısıltısını?</p>
<p> Saat gecenin ikisi. Gelmeyen uyku yüzümü pencerenin camından ekranın camına döndürüyor.</p>
<p>Garip bir günün bitimi, gecenin siyahı, dostun acısı, güzelin siyahı…</p>
<p>Önce bir yüze rastlıyorum.</p>
<p>Yıllar evvelinden bir kitabına tutunduğum kendimi bambaşka bir şehirde bulduğum sebeplere sebep, sonuçlara sebep birinin yüzü.</p>
<p>Su üstüne yazılmış yazının mukaddimesiydi sebep. Suyun akışkan zeminine, muhabbetin şiddetine, doksanın heybetine işaretti hep. Okunan, altı çizilen, lafın kozasını yırtmış, sözün kanadına binmiş onca hoşkelama karışık  bir arayışın düşürdüğü evden giden ışık! Ve bir isim, aynı ismi taşımaktan şeref duyduğum bir isim. Şimdi yıllar sonra suyun üstüne yazılan yazıyı yazan o ismi söylemede.. Okyanuslar ötesinde yirmi yıl evvelinde bir eskimiş resim dizin dibinde, gözümün önünde. Aşkın, vefanın boynuna hediye edilmiş bir gerdanlık niyetine belki de..</p>
<p>Ey leyl-i ruzem &#8211; Gece Çiçeği</p>
<p>Leyl-i ruzem, ruhumun sultanı<br />
Karanlığa saçar filizleri, baharı<br />
Leyl-i ruzem ayışığında açar,<br />
Terk eyler gönlüme misk-i amber-i aşkı.</p>
<p>Leyl-i ruzem filizlenir yağmurda<br />
Ruhumdan akan hatıraların yağmurunda;<br />
Aradım rayihanın özünü çiçeğinden ötede,<br />
Ve bir yudum şarap, kadehinde&#8230;</p>
<p>Leyl-i ruzem geç saatlerde gelir<br />
Dokunmak için Leyla&#8217;nın busesine, gözlerime<br />
Gönülden tatlı hayaller volkanlar gibi fışkırır<br />
Mest-ü hayran oldum bu muhteşem süprizle</p>
<p>Leyl-i ruzem, mehrimdir sana kalbim<br />
Kendininmiş gibi al ve yönet,<br />
Ve aşkınla mest olduğumda aldığın aklım<br />
Ben de ahmaklar okyanusuna daldım.</p>
<p>(Muhyiddin Şekûr)</p>
<p>Hâmuş,</p>
<p>sükût</p>
<p>dört elif miktarı âh!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kainatamektup.com/index.php/2009/10/dinle-duyuyor-musun-golgelerin-fisiltisini/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>SELE VERDİM HAYALLERİMİ…</title>
		<link>http://kainatamektup.com/index.php/2009/09/sele-verdim-hayellerimi%e2%80%a6/</link>
		<comments>http://kainatamektup.com/index.php/2009/09/sele-verdim-hayellerimi%e2%80%a6/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 11 Sep 2009 09:21:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EDİTÖR</dc:creator>
				<category><![CDATA[hayata dair]]></category>
		<category><![CDATA[AHMED]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kainatamektup.com/?p=549</guid>
		<description><![CDATA[Çocuklarının gözlerindeki hüznü güldürmek için verdi kararını.. Çalışmalıydı.
Kocası ona “taşı toprağı altın” şehre giderken “her şey güzel olacak” demişti.. Sonra her şey daha ‘güzel’ oldu: Tezgah büyüdü, ihaleler alınmaya başlandı. Bir sekreter gerekiyordu, genç ve güzel… Alındı!
Koca patrondu artık, koca koca değildi!
Çocuklarının gözlerindeki hüznü güldürmek için verdi kararını.. Çalışmalıydı.
Bunca bırakılmışlık içinde avrupa kültür başkentinin orta [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2009/09/00466818004.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-550" title="00466818004" src="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2009/09/00466818004-300x201.jpg" alt="" width="300" height="201" /></a>Çocuklarının gözlerindeki hüznü güldürmek için verdi kararını.. Çalışmalıydı.<br />
Kocası ona “taşı toprağı altın” şehre giderken “her şey güzel olacak” demişti.. Sonra her şey daha ‘güzel’ oldu: Tezgah büyüdü, ihaleler alınmaya başlandı. Bir sekreter gerekiyordu, genç ve güzel… Alındı!<br />
Koca patrondu artık, koca koca değildi!</p>
<p>Çocuklarının gözlerindeki hüznü güldürmek için verdi kararını.. Çalışmalıydı.<br />
Bunca bırakılmışlık içinde avrupa kültür başkentinin orta yerinden geçen bir  derenin(ırmak değil)  kenarında kiralar her zaman ucuzdu.. Giriş katında 3 çocukla yaşamaya mahkumdu.. Yağmur yağıyordu…İşe gitse fabrikanın ışık girmez gri  duvarları arasında verecekti canını gitmese evinin küf kokan boyasız duvarları arasında.</p>
<p>Çocuklarının gözlerindeki hüznü güldürmek için verdi kararını..<br />
Çalışmalıydı.<br />
Gitti ve öldü!</p>
<p>Dipnot:</p>
<p>Algıları taş ve toprak üzerine şekillenen doğunun yoksul ve güzel insanlarına söylenebilecek en iyi yalanlardan birini söylemiştir metropollere işgücü bulmak zorunda olanlar. “Taşı toprağı altın”</p>
<p>Bu yalanlara inanan bir çok insanın emekleri sömürülmekte, hakları gasp edilmektedir. Kurumsal kimlikler, vizyonumuz misyonumuz zevzeklikleri, insan kaynakları palavraları ve afilli  web sitelerinin gösterişli vitrini arkasında insanlar kapalı kasa minübüslerle koliler gibi bir yerden bir yere taşınmakta ve bunun adı “işveren” “taş üstüne taş koyan” olmakta. “Madem  işsizliğe bir nebze merhem oluyor” “biraz görmezlikten gelmekte beis yok, denetim için erken, giderken haber verin” denilmekte…</p>
<p>Bu ülkedeki lanet iş ahlakının bir yerine birileri çalıştırılanların çalışma şartlarını yerinde ve zamansız denetleyecek, önlem al(dır)acak bir mekanizma kuramıyor mu?</p>
<p>Eleştiri çok çözüm yok diyenler için:</p>
<p>Hak hukuk gasbını iş edinenler için kesin çözüm:<br />
Teorik hakkaniyeti pratik hakimiyete dönüştüre-bilmiş “Ceberut” devlet!</p>
<p>Zalim malim ama artı değer üretti, vergi verdi istihdam yarattı, peki patronun hali ne olacak diyenler için : <a href="http://fotogaleri.haber7.com/inner//889420090910124546372.jpg" target="_blank">tık</a><br />
O bir şekilde suyun üstünde kalır!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kainatamektup.com/index.php/2009/09/sele-verdim-hayellerimi%e2%80%a6/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>KONYA İÇİN İFTAR VAKTİ</title>
		<link>http://kainatamektup.com/index.php/2009/08/konya-icin-iftar-vakti/</link>
		<comments>http://kainatamektup.com/index.php/2009/08/konya-icin-iftar-vakti/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 30 Aug 2009 03:45:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EDİTÖR</dc:creator>
				<category><![CDATA[Konya]]></category>
		<category><![CDATA[ramazan]]></category>
		<category><![CDATA[şehir kültürü]]></category>
		<category><![CDATA[AHMED]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kainatamektup.com/?p=512</guid>
		<description><![CDATA[Evvel-i iftar:
Şehrin meydanlarından birindeyiz. Halkalara eklenen zaman, uzayıp giden insan zinciri, akşamın gelmekte olduğunun en açık delili. Acıkan cüsseleri taşıyan ayaklar, daha takatsiz ve daha yorgun. Çocuklar yine her şeyden oyun çıkarmada, kalabalığın içinde halkaların arasında küçük halkalar ve sürekli tebdil-i mekan yapmadalar&#8230;
Sıra ilerliyor. Medeniyetin rüyasını kabus olarak gören, uykusu kaçan ve uykusu kaçtıkça etrafa [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2009/08/cadir-009.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-514" title="cadir-009" src="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2009/08/cadir-009-300x228.jpg" alt="" width="300" height="228" /></a><strong>Evvel-i iftar:</strong><br />
Şehrin meydanlarından birindeyiz. Halkalara eklenen zaman, uzayıp giden insan zinciri, akşamın gelmekte olduğunun en açık delili. Acıkan cüsseleri taşıyan ayaklar, daha takatsiz ve daha yorgun. Çocuklar yine her şeyden oyun çıkarmada, kalabalığın içinde halkaların arasında küçük halkalar ve sürekli tebdil-i mekan yapmadalar&#8230;<br />
Sıra ilerliyor. Medeniyetin rüyasını kabus olarak gören, uykusu kaçan ve uykusu kaçtıkça etrafa dalan malum vahşi kabilenin terbiye bilmez yeni yetmeleri dışında herkes sırada. İşinden geç çıktığından eve yetişememiş beyler, alış verişe dalıp ipin ve zamanın ucunu kaçırmış hanımlar, daha ilk haftasında şehrin tanımını arayan yeni ve genç üniversiteliler, meczuplar, deliler, fazla akıllılar, toplumun birçok kesiminden yüzler ve siluetler. Yüzlere dikkat ediyoruz Allah için acıkıyor olmanın solgun güzelliği içindeler. Yüz yüze, yan yana, arka arkaya sıramız ilerliyor&#8230;</p>
<p><strong>Ân-ı iftar:</strong><br />
Yemeklerin tabak ve bardaklara servis yapıldığı yer ile çadırın girişi aynı noktada kesiştiği için çadıra girenler aynı zamanda yemeği alan ve yiyenler oluyor. Sıranın sonuna doğru kalan ve gecikenler ise yalnızca bir bardak çorba ve ekmekle kifayet etmedeler. Orkestra sazını ve sözünü bitirip sahneden inerken sahneye çocuklar çıkıyor. On küsur çocuğun sahneye hücum etmesi için bir çocuğun sahneye çıkılabilirliği ispat etmesi yeterli oluyor. Çadırın girişindeki telaşe dinginleşmeden patlayan top ve ardından duyulan ezan orucun nihayetini haber veriyor. Mütelaşi eller, dudaklar, dualar&#8230;<br />
Büyük pet bardaklarda domates çorbası ve tavuk etli pilav. Masalarda her dört kişinin ortasına denk düşecek şekilde ayarlanmış tulumba tatlısı dolu tabaklar insanların nefsine ayna tutuyor. Yer seçimi için etrafına başka insanların konuşlanmadığı bir tatlı tabağının önünde sırtı dönük oturmak aynı zamanda ağzının tadıyla iftarı nihayete erdirmek için iyi bir yöntem oluyor. Tabi malum kabilenin yeni yetmelerinin saldırıları için ganimet teşkil eden tatlılardan kalmışsa. Her şeye rağmen hayır ve hasenat yerini buluyor. Topallayarak ve çocuğunu sürüyerek gelen anne, üstü başı toprak içinde yaşlı dede, sanayiden gelen yüzü yağlı delikanlı, kız yurduna bavulunu bırakarak yol yorgunluğuyla sıraya kendini ekleyen genç kız, ağacın altında önce hayalinden ardından pilavın içinden geçen etlerle doyan kediler, rızıklanıyor ve şükrediyor. Allah kullarını sevi(ndiri)yor.</p>
<p><strong>Ahir-i İftar:</strong><br />
Büyük kazanların başında duran, kâh çorba, kâh pilav dolduran görevlilerin yanındayız. &#8220;Kaç kişilik bu yemek?&#8221; diyoruz. &#8220;1500&#8243; diye cevap alıyoruz. Ardından &#8220;bazıları istismar ediyor 300-400 kişiye ancak yetiyor&#8221; diyor. Ekliyor: &#8220;Fazla müdahale edince yukarıya şikayet gidiyor.&#8221; &#8220;Yukarısı neden burada değil?&#8221; diye soramıyoruz. Cevabı sükut olacak soruyu unutuyoruz. Selçuklu Belediyesi ve Ribat Aşevi tabelalı çadırın hemen yanında günde 600-700 kişiye iftar yemeği veren bir başka çadır dikkatimizi çekiyor. Bir siyasi partinin artık gelenek haline getirdiği bu hizmet darısı seçimde hizmetkâr görünüp kendi kendine hizmet-i kâr eden diğerlerinin başına diyoruz. Seçim olmadan çadır olmaz atasözünü geleceğe bırakmak istemesekte bir kenara not ediyoruz. Belediyenin iftar çadırında çıkan yemek ve diğer giderlerinin hayırseverler, bazı şirketler ve adı daha açılmadan &#8220;yahudi marketi&#8221; ne çıkan bir alışveriş merkezi tarafından desteklendiğini öğreniyoruz. Gurbetçi söğüşleyerek holdingleşen, holdingleşerek makrobakkallaşan teşekküllerin işlerinin iyi gitmediğini zannediyoruz, hak etmedikleri halde hüsn-ü zan ediyoruz!</p>
<p><strong>Elde kalan fotograf:</strong><br />
Milyonları geçen insan sayısıyla Konya bir ramazana daha merhaba dedi. Çadırlara kadar gelemeyecek birçok insan orucundan, imanından ve sadakatinden taviz vermeyecek kadar güzel. Yokluk, fakirlik, unutulmuşluk kadar acıtmıyor birçoğunun içini. Seçimlerde mahallelerine mekik dokuyan otobüs ve minibüsler onları çoktan unuttu. İsmi ve cismi bu kadar büyük olan şehirde kurulan çadır sayısının bir elin parmakları kadar olamadığının şaşkınlığı kadar çadırların yalnızca iftar için kurulup neden sahurda kurulmadığına da şaşırıyorlar. Konya Büyükşehir Belediyesi Ramazanın ilk on gününde yurt dışında etkinliklerde bulunduğundan meydan bir kaç mütevazı cemaat ve hayırsevere bırakılmış durumda. Popülizmi yol haritası olarak belirlemiş Büyükşehrin belediyesi Mevlana&#8217;nın gölgesinde aydınlık pozlar verirken O&#8217; nun aç kedi ve köpeklerin bile derdinde olduğunu hatırlayamıyor. Yoğunlaştırılmış konsantre etkinlikler için yine Ramazanın son günleri bekleniyor.</p>
<p><strong>Sonsözümüz niyetine:</strong> Çadıra bir uğrayın, aç vakitlerinizin tok zekatı olsun ve domates çorbasının ne kadar büyük bir mucize olduğunu görün.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kainatamektup.com/index.php/2009/08/konya-icin-iftar-vakti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>BULUTLARIN ÜSTÜNDE / TRABZON</title>
		<link>http://kainatamektup.com/index.php/2009/07/bulutlarin-ustunde/</link>
		<comments>http://kainatamektup.com/index.php/2009/07/bulutlarin-ustunde/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 11 Jul 2009 06:55:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EDİTÖR</dc:creator>
				<category><![CDATA[Trabzon]]></category>
		<category><![CDATA[yol hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[AHMED]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kainatamektup.com/?p=423</guid>
		<description><![CDATA[Gün geceye doğru yürürken yeşil bir koridorun içinden gittikçe daha da koyulaşan yamaçların kıyısından ilerliyoruz. Bu vakitler şehirlerin gürültülerinin eksilmediği, sükûtunun artmadığı saatler. Saatlerin evvelinde, saatlerin âhîrinde hep dakikalar; akrepler, yelkovanlar…
Vakit artık gece. Ayın yüzünü en çok açtığı on dördüncü gecenin bir gün ötesinde bu kez gece siyah peçesini ormanların üzerinden taşırıp üzerimize örtmede. Yeşilin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="attachment_422" class="wp-caption alignleft" style="width: 310px"><a href="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2009/07/bulutlarin-ustunde.jpg"><img class="size-medium wp-image-422" title="bulutlarin-ustunde" src="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2009/07/bulutlarin-ustunde-300x199.jpg" alt="bulutların üstünde / Trabzon" width="300" height="199" /></a><p class="wp-caption-text">bulutların üstünde / Trabzon</p></div>
<p>Gün geceye doğru yürürken yeşil bir koridorun içinden gittikçe daha da koyulaşan yamaçların kıyısından ilerliyoruz. Bu vakitler şehirlerin gürültülerinin eksilmediği, sükûtunun artmadığı saatler. Saatlerin evvelinde, saatlerin âhîrinde hep dakikalar; akrepler, yelkovanlar…</p>
<p>Vakit artık gece. Ayın yüzünü en çok açtığı on dördüncü gecenin bir gün ötesinde bu kez gece siyah peçesini ormanların üzerinden taşırıp üzerimize örtmede. Yeşilin en koyusu ile siyahın en koyusu arasındaki o tenha çizgide her adımda daha bir üşüyerek tırmanıyoruz.</p>
<p>Tarihi İpekyolu’nun üzerinde zamana kanatlarını açmış yağız atların dinlendirildiği bir hanın avlusunda karşılıyoruz geceyi. Siyah; an be an siyah. Dinlendirilen atların, katarların arasında tarihin bu anı üzerinde, nasibine hiçlik payı düşmüş avlunun tam orta yerindeyiz. Gümbürtülü toynakların, nefes nefese hırıltıların, toprağı deşercesine üzerinde depreşen nalların ateşini kimden sormalı. Zemheri kadar yakın, ölüm kadar sessiz bir hikaye bu.</p>
<p><span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;"><strong style="color: #006600;">Cüssesi siyah yüzü gri bir kedi tuhaf bir sesi her bir adımda daha da yükselterek yaklaşıyor</strong></span>. Karşılanıyoruz. Şaşkın ama yakın bir mırıldanış.. Hava soğuk. Yaza aldanıp yükselenler bulutlara karışan zirvelerin eteğinde üşümesini de bilmeliler. Bildikçe titreyenler fark etmeliler ki, <span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;"><strong><span style="color: #009900;">zahîri</span></strong></span> yükselişlerden daha “derin” bâtıni yükselişler.</p>
<p>Derin vadinin ıssız karanlığı içinden gelen ayı homurtusuna, uzaktan göz kırpan yaban kedisi ekleniyor. Tilkiler, çakallar, yaban domuzları… Onlarca hayvanın tuhaf ve ürkütücü sesini duymak için durmak, duymak ve dinlemek yeterli. Bitmek tükenmek bilmez bir hırsla tırnaklarını şehirlerin masum yüzüne geçiren, debdebeyi kışkırtan, kavgaların ve muhteris yarışların “öznesi” olan insan tam burada, başka bir âlemin küçük “nesnesi” oluveriyor. İçimizden ürpertiyle karışık garip hisler geçiyor. Yürüyoruz…</p>
<p>Kapı açık. Habersiz, davetsiz gelen bizleri kapıda insan insan bakan bir çift gözle karşılıyor Pala Dayı. Hanın kapısındayız. İçeri girmeden ahşabın soylu kokusu ruhumuzu kuşatıyor. Buyur ediliyoruz…</p>
<p>Rüzgarın hafif uğultusu 101 yıllık sürgülü pencerelerin dar pervazlarını yoklarken dalıp giden gözlerime laf atıyor Pala Dayı. “Betonda sıhhat yoktur”</p>
<p>Yaşı yetmişe yetişmiş bu adam ilk bakışta kırk diye-bileceğimiz yılları yaşar gibi görünüyor. Dedelerden babalardan kalma bir hanın köşe bucağına sıkışıp kalmış çay ocağını bekliyor. Hal hatır soruluyor, çaylar geliyor. O anlatıyor biz dinliyoruz.</p>
<p>Dünyayı gezen ama kendi ifadesiyle “Kavga’da karar kılmış” biri o. Suyun, havanın, toprağın ve ateşin olağanüstü aynı kaldığı bir yerde 3000 li metrelere yakın bir yükseklikte tüm doğallığıyla yaşıyor. “Eskiler” diyorum. “Yaşamayı daha iyi biliyorlarmış” Pala bıyıklarının altından gülümseyerek nazire edercesine “Eskiden komşudan ateş alırdık, kibrit çakmak yoktu” diyor. Evde ateş yanarken komşudan ateş almak inceliğini anlamak ve anlatmak için biraz ürkmek ve biraz da üşümek gerekiyor. Ürkmeyi unutan modern insan, rahatının bozulmasından korkar hale geldiği günden beri ilişkiler çözülüyor, güven ateşi daha bir soğuyor.</p>
<p>“Bir gaz lambası vardı burada ‘eletirik’ gelmeden evvel, köşeyi perişan ederdi” diyor Pala dayı, nazire sırası bizde: “Şimdi faturalar cüzdanları perişan ediyor” Tam o anda ‘eletirikler’ gider gibi oluyor tam siyaha büründük derken ışık bir mum alevi şiddetinde karar kılıyor. “Yandaki evde eletirik sobasını açtılar” diyor Pala dayı. Gülüyoruz, idrak ediyoruz az ışık insanın kendi içini görmesi için daha aydınlık bir yol açıyor. Bu bölgenin insanlarından sorulmayacak bir hesap vardır o da; “Orayı neden mescidsiz <span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;"><strong><span style="color: #006600;">bıraktınız</span></strong></span>” Rakımın bu kadar yükseklere vardığı bir yerde bile Osmanlının son zamanlarından bu güne uzanan eski ve küçük caminin minaresinden dağlardan yankılanan ezan sesi ile kendimize geliyoruz.  Pala Dayı kedilerden şikayetçi, seviyor ama biraz şükürsüz buluyor onları.. Yemek beğenmediklerinden kendi kavurmasından başka bir şeyle doymak bilmediklerinden bahsediyor kalkarken. Bu akşam onları cezalandıracak, içeri girmesinler diye kapı kapatılıyor..Kediler kavurmanın nerede saklandığını çok iyi biliyor.(Pala dayı kavurmayı yayla çimeninde yetişen, dağ suyu içen kent yüzü görmemiş hayvanların etinden yine onun yağlarıyla yapıyor. Kedilere hak veriyoruz)</p>
<p>Ezan devam ederken ateşböceklerinin aşkla kırpışan ışıkları arasında yürürken yaz ortasında kışı yaşıyoruz. Zaman iyice hafifliyor, üstümüze çöken bulutun içinden geçerek camiye giriyoruz. Genelde bu vakitlerde iki cemaati olan cami bu gece dört kişiyi daha ağırlıyor. Saatin tiktaklarının insanın içini harekete geçiren ritmi caminin duvarlarında yankılanıyor. Gözüm saate takılıyor Onbiri ellibeş geçiyor, saniye yirmiyedide.. Camiye ilk geldiğimizde de aynı yerde duruyordu.  Zamanın geçişinin sesi mi hakikat, durduğunun resmi mi? Kararsız bir haldeyiz, sanırım zamanın durduğu yerdeyiz!</p>
<p>Tekrar çaylar içiliyor, sohbet devam ediyor. Pala dayı durduğumuz yerde 1916 da Osmanlı Rus savaşı sırasında yaşananları anlatıyor. Biraz daha yukarıda bulunan şehit kabirlerinin bu atmosferin oluşmasında önemli etkilerinin olduğunu fark ediyoruz. O zamanlardan bu zamanlara ulaşan bir sırrı paylaşıyor bizimle. Ürperiyoruz. Tarihi ipekyolu üzerinde yolumuzu, nerede durduğumuzu bir kez daha fark ediyoruz…</p>
<p>O anlattı biz dinledik. Anlattıkları gönlümüzün bir köşesini perişan etti! Bu gece “Kavga’da karar kıldık, komşudan ateş aldık” Ruhumuz ısındı.</p>
<p>Alçalmak kadar yükselmekte var.<br />
Zıtlar ey zıtlar!</p>
<p>HÂMİŞ: Kavga olarak anılan yerin gerçek adı Kavgadüzü’dür. Fatih’in İstanbul’dan sonra listesine ekleyip sekiz sene sonra aldığı, şairlerin vali yapıldığı, Şehzade şehri Trabzon Vilayeti sınırları içindedir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kainatamektup.com/index.php/2009/07/bulutlarin-ustunde/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
