<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>KAİNATA MEKTUP &#187; yol hikayeleri</title>
	<atom:link href="http://kainatamektup.com/index.php/category/seyyah/yol-hikayeleri/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://kainatamektup.com</link>
	<description>yenileniyoruz... &#124; &#124; bitmeyen bir aşk yürüyüşü...</description>
	<lastBuildDate>Thu, 29 Jul 2010 09:40:51 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8.6</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Külliyesi Olan Yaşanacak Şehirler I : ÇORUM</title>
		<link>http://kainatamektup.com/index.php/2010/07/kulliyesi-olan-yasanacak-sehirler-i-corum/</link>
		<comments>http://kainatamektup.com/index.php/2010/07/kulliyesi-olan-yasanacak-sehirler-i-corum/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 29 Jul 2010 08:43:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EDİTÖR</dc:creator>
				<category><![CDATA[sabah medeniyeti]]></category>
		<category><![CDATA[yol hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Çorum]]></category>
		<category><![CDATA[şehir kültürü]]></category>
		<category><![CDATA[CİHAD MERİÇ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kainatamektup.com/?p=1585</guid>
		<description><![CDATA[
Bu yıl Ahmed&#8217;in düğünü vesilesiyle &#8220;2010 Kainat Toplantısı&#8221;nı Trabzon&#8217;da gerçekleştirdik. 2009 yolculuğu için bu (darende-yolunda) adrese bakabilirsiniz.
Zamanımız bol olduğunda yola çıkmadan detaylı araştırma yaparak yol haritası belirliyoruz; nerede ne var, şehir nasıl gezilir&#8230; Dar zamanlı yolculuklarda ise iç gözümüzü dikkate alarak yolculuk yapıyoruz. Konya&#8217;dan Trabzon&#8217;a en kestirme yol; Kırıkkale-Çorum-Merzifon-Samsun-Ordu-Giresun güzergahı. Dönüş yolunda Merzifon yerine Amasya&#8217;ya [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" title="çorum" src="http://sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-snc4/hs220.snc4/39315_415278828100_740913100_4772251_5572454_n.jpg" alt="" width="518" height="389" /></p>
<p style="text-align: left;">Bu yıl Ahmed&#8217;in düğünü vesilesiyle &#8220;2010 Kainat Toplantısı&#8221;nı Trabzon&#8217;da gerçekleştirdik. 2009 yolculuğu için bu (<a href="http://kainatamektup.com/index.php/2009/05/darende-yolunda/" target="_blank">darende-yolunda</a>) adrese bakabilirsiniz.</p>
<p>Zamanımız bol olduğunda yola çıkmadan detaylı araştırma yaparak yol haritası belirliyoruz; nerede ne var, şehir nasıl gezilir&#8230; Dar zamanlı yolculuklarda ise iç gözümüzü dikkate alarak yolculuk yapıyoruz. Konya&#8217;dan Trabzon&#8217;a en kestirme yol; Kırıkkale-Çorum-Merzifon-Samsun-Ordu-Giresun güzergahı. Dönüş yolunda Merzifon yerine Amasya&#8217;ya uğrayarak görülebilecek şehir sayısını artırabiliriz.</p>
<p>Şehirlerimizin ziyaretçiler tarafından görülmesini istiyorsak; anayoldan başlayarak tarihi dokunun izini tabelalarla bulunabilir kılmalıyız. Bu konuda belediyelere, valiliklere, şehrin sivil toplum örgütlerine çok iş düşüyor. Vaktim sınırlı olsa bile dışından geçerken &#8220;külliye&#8221; tabelasını gördüğümde merkezine girmeyeceğim şehir yoktur. İnanıyorum ki bir çok kişi de benim gibi düşünüyordur.</p>
<p>Başka vesilelerle (<a href="http://kainatamektup.com/index.php/2009/07/yaz-tatilinde-nereye-gitsek/" target="_blank">seyyahlık kültürü</a>) seyyahlığın bir meslek olduğunu ve zamanla öğrenildiğini söylemiştik. Kısaca parası olanlar değil fırsatı ve seyyah ruhu olanlar gezebilir. Kainatı hakiki manada temaşa etmek ise biraz ön bilgiyle ve dertlenmeyle alakalı.</p>
<p><img class="alignright size-medium wp-image-1593" title="corum_1" src="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2010/07/corum_1-225x300.jpg" alt="corum_1" width="225" height="300" />Kervanımıza Edremit&#8217;ten Cüneyd, Gölcük&#8217;ten Timur katılıyor. Mazereti dolayısıyla katılamayanlara çok şey kaçırdıklarını hatırlatarak başka toplantılarda görüşmek temennisiyle selam ediyoruz.</p>
<p>Cumartesi saat 20:00 civarı Konya&#8217;dan yola çıktık. Kırıkkale üzeri gece yarısı Çorum&#8217;a vardık. Şehrin dışından gördüğümüz ilk minarenin altına aracımızı çekerek sabah ezanına kadar istirahate çekildik.</p>
<p>Sabah namazı sonrası şehrin merkezine doğru ilerlemeye başladık. Şehirler kendilerini en çok bu vakitte ele verirler. Sabah hareketliliği şehrin dinamikliğini gösterir. Kaç sabahçı kahvesi, çorbacısı olduğu şehir sakinlerinin yaşam biçimini ortaya koyar. Çorum&#8217;da bedestene yaslanmış 1306 tarihli Selçuklu eseri “Murad-i Rabi Ulu Camii” bizi karşıladı. Külliye hala şehrin merkezinde ise ve yeni beton binalar külliyemizi sıkıştırmamışsa şehrin kurtulma şansı var demektir. Şehir meydanında bir tur atıyoruz. Saat kulesi dikkatimizi çekiyor, Abdülhamit Han zamanından mı kaldı diye düşünüyoruz. Kısa bir araştırma (<a href="http://corum.kultur.gov.tr/" target="_blank">çorum kültür</a>) ile tahminimizin isabetli olduğunu anlıyoruz. Bedesten içinde sabahçı çayevi dikkatimizi çekiyor. Tarihi camiye cephe İzmir Lokantası&#8217;nda çorbamızı içip sabah çayımızı yudumlamak üzere bedestene geçiyoruz. Bedesten bizi tarihin derinliklerine, <a href="http://kainatamektup.com/index.php/ahilik/" target="_blank">ahilik</a> kültürüne götürüyor. Çorum&#8217;u külliyesi olan yaşanacak şehirler defterimize kayıt ettikten sonra başka bir tarihte detaylı temaşa etmek üzere Merzifon&#8217;a doğru yola çıkıyoruz. Linkini verdiğimiz Çorum Kültür Müdürlüğü sitesinden gezilecek tüm yerler hakkında detaylı bilgi alabilirsiniz.</p>
<p>Kainata Mektup sitemizin seyyah bölümünde başka şehir yazıları bulmak mümkün. (<a href="http://kainatamektup.com/index.php/category/seyyah/" target="_blank">kainatın seyyahı</a>)</p>
<p><a href="http://www.haberkultur.net/haberoku-2063-Kulliyesi_Olan_Sehirler_.html" target="_blank">Haber Kültür</a></p>
<p><img src="http://sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-ash2/hs120.ash2/39315_415278833100_740913100_4772252_2287109_n.jpg" alt="corum_ulucamii" width="525" height="393" /><br />
<img src="http://sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-snc4/hs220.snc4/39315_415278838100_740913100_4772253_4164883_n.jpg" alt="corum_saatkulesi" /><br />
<img src="http://sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-snc4/hs220.snc4/39315_415278843100_740913100_4772254_3990798_n.jpg" alt="corum_ulucamii2" width="525" height="393" /><br />
<img src="http://sphotos.ak.fbcdn.net/hphotos-ak-snc4/hs220.snc4/39315_415278853100_740913100_4772256_6178310_n.jpg" alt="corum_ulucamii" /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kainatamektup.com/index.php/2010/07/kulliyesi-olan-yasanacak-sehirler-i-corum/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>GEZİ Mİ SEYAHAT Mİ? BURSA ORHAN GAZİ CAMİİ VE BALIKESİR ZAĞNOS PAŞA CAMİİ</title>
		<link>http://kainatamektup.com/index.php/2009/10/gezi-mi-seyahat-mi-bursa-orhan-gazi-camii-ve-balikesir-zagnos-pasa-camii/</link>
		<comments>http://kainatamektup.com/index.php/2009/10/gezi-mi-seyahat-mi-bursa-orhan-gazi-camii-ve-balikesir-zagnos-pasa-camii/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 13 Oct 2009 05:41:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EDİTÖR</dc:creator>
				<category><![CDATA[illerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[yol hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[CÜNEYDİ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kainatamektup.com/?p=658</guid>
		<description><![CDATA[Bursa gezimizden sonra bu haftada bir vesileyle balıkesire gitmek nasip oldu.Her gezide yeni bir şeylerin farkına varıyorum.Ve bundan sonra gezi,yolculuk gibi sığ anlamlı kelimeler kullanmıyorum.Yaptığımız eylemi en güzel izah eden kelimenin ‘Seyahat’ olduğunun farkına vardım.Anlamını araştırdığımda Seyahat kelimesinin aslında “siyahat” kelimesinden geldiğini zamanla Türkçe içerisinde “seyahat” halini aldığını ve Arapça siyahat kelimesinin “ibret, Allah’a kulluk [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="attachment_659" class="wp-caption alignleft" style="width: 310px"><a href="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2009/10/hpim5624.jpg"><img class="size-medium wp-image-659" title="hpim5624" src="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2009/10/hpim5624-300x228.jpg" alt="orhangazi camii bursa" width="300" height="228" /></a><p class="wp-caption-text">orhangazi camii bursa</p></div>
<p>Bursa gezimizden sonra bu haftada bir vesileyle balıkesire gitmek nasip oldu.Her gezide yeni bir şeylerin farkına varıyorum.Ve bundan sonra gezi,yolculuk gibi sığ anlamlı kelimeler kullanmıyorum.Yaptığımız eylemi en güzel izah eden kelimenin ‘Seyahat’ olduğunun farkına vardım.Anlamını araştırdığımda Seyahat kelimesinin aslında “siyahat” kelimesinden geldiğini zamanla Türkçe içerisinde “seyahat” halini aldığını ve Arapça siyahat kelimesinin “ibret, Allah’a kulluk etmek ve ibadet için yeryüzünde gezip dolaşmak” anlamına geldiğini gördüm.Yaşantımızın temelini Allah rızası oluşturduğuna göre doğru kelimeyi kullanmak ve yapılan hareketi eylemi doğru tanımlamak önemlidir diye düşünüyorum.<br />
Bursa gezisinden önce şunu fark ettim ki,  fotoğraf makinesiyle fotoğraf çekmeye uğraşmak içinde bulunduğun zamandan ve mekandan alınan zevki en aza indiriyor.Oysa seyahatin esası bulunduğun mekanı tanımak ve o ana kadar o mekanda yaşanmış olan her şeyi hissedebilmektir.Ulu Camiye girdiğinde Yıldırım Bayezid’i,Emir Sultanı ve ilk hutbeyi veren Somuncu Babayı düşüneceksin.Bu zatların aralarında geçen diyalogları hatırlayıp o zamanları ruhen ve bedenen tekrar yaşayacaksın.Baktın kalabalıktan rahatsız oluyorsun hemen yan taraftaki Orhan Gazi camiine geçeceksin ve Orhan Bey dönemine yolculuk edeceksin.Ankara Savaşından sonra karışıklık dönemlerinde Karamanoğulları beyliğinin Bursaya girip Orhan Gazi camiini tahrip ettiğini okuyacak ve şaşıracaksın.İçinden alçak herifler demek geçecek ama tarihi olayların arkasındaki meseleleri bilmeden konuşmanın doğru olmayacağını düşünerek susacaksın.Tophaneye çıkıp eski Bursa ve yeni Bursa arasındaki farkı görecek,Emir Sultanda bir su içecek ve yeşil türbede yatsı namazını kılacaksın.Geriye döndüğünde bu mekanları gördüklerinle değil yaşadıklarınla hatırlayacaksın.<br />
Balıkesirin Zağnos paşa camii ise ayrı bir yazı konusu.Bu arada Zağnos Paşa II.Muradın damadı ve Fatihinde kayınpederidir.<br />
9 Ekimde Uzak İhtimal isimli bir film gösterime giriyor.Senaryo ve yapımda Tarık Tufanında ismi geçiyor.Bu adamın güzel işlerin altına imza atacağını düşündüğümden filmi sinemada izlemeyi düşünüyorum.Tavsiye ederim.</p>
<div class="wp-caption aligncenter" style="width: 410px"><a href="http://picasaweb.google.com/kainatamektup/OrhangaziCamiiBursa#" target="_blank"><img title="zağnos paşa" src="http://lh6.ggpht.com/_7kefLd_arfw/StQPy5z2JbI/AAAAAAAAALU/CIvY23iDrQM/s400/HPIM5482.jpg" alt="zağnos paşa" width="400" height="304" /></a><p class="wp-caption-text">zağnos paşa</p></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kainatamektup.com/index.php/2009/10/gezi-mi-seyahat-mi-bursa-orhan-gazi-camii-ve-balikesir-zagnos-pasa-camii/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İNCEBURUN&#8217;DA YAZI MEKANIM</title>
		<link>http://kainatamektup.com/index.php/2009/10/inceburunda-yazi-mekanim/</link>
		<comments>http://kainatamektup.com/index.php/2009/10/inceburunda-yazi-mekanim/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 01 Oct 2009 20:34:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EDİTÖR</dc:creator>
				<category><![CDATA[yol hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[CİHAD MERİÇ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kainatamektup.com/?p=582</guid>
		<description><![CDATA[Sayfalar uçuyordu
ben uçuyordum
kalem doğruldu
kelimeler safa geldi
Not: 10 günlük yolculuk pazar gününün ilk saatlerinde Konya&#8217;da tamamlandı. Yol hikayesinin 4 bölüm halinde anlatılması gerekiyor. Ya nasip diyelim. 
devam edecek&#8230;
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2009/10/kale_defter.jpg"><img src="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2009/10/kale_defter-300x228.jpg" alt="" title="kale_defter" width="300" height="228" class="alignleft size-medium wp-image-581" /></a>Sayfalar uçuyordu<br />
ben uçuyordum<br />
kalem doğruldu<br />
kelimeler safa geldi</p>
<p>Not: 10 günlük yolculuk pazar gününün ilk saatlerinde Konya&#8217;da tamamlandı. Yol hikayesinin 4 bölüm halinde anlatılması gerekiyor. Ya nasip diyelim. </p>
<p>devam edecek&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kainatamektup.com/index.php/2009/10/inceburunda-yazi-mekanim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>YOL HİKAYELERİ (HAZRETİ MEVLANA&#8217;NIN GÜL BAHÇESİ)</title>
		<link>http://kainatamektup.com/index.php/2009/08/yol-hikayeleri-hazreti-mevlananin-gul-bahcesi/</link>
		<comments>http://kainatamektup.com/index.php/2009/08/yol-hikayeleri-hazreti-mevlananin-gul-bahcesi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 22 Aug 2009 03:58:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EDİTÖR</dc:creator>
				<category><![CDATA[erenler yolunda]]></category>
		<category><![CDATA[yol hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[CİHAD MERİÇ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kainatamektup.com/?p=495</guid>
		<description><![CDATA[Hazreti Mevlana&#8217;nın gül bahçesinde bağdaş kurmuş dervişlerin ayak seslerini dinlemeye çalışıyorum. Türbenin kıble tarafında bulunan bahçede havuzun kenarında suyun sesiyle kalp ritmini birleştiren aşk erinin namelerine kulak vermek istiyorum. Bir anda Selimiye Camii&#8217;nden yükselen sela sesi kalp ritmimi bozuyor, ruhuma akort yapıyor. Nice selalar okundu bu minarelerden. Kapısına kilit vurulmuş bir kütüphane ile göz göze [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2009/08/mevlana_havuzlibahce.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-497" title="mevlana_havuzlibahce" src="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2009/08/mevlana_havuzlibahce-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a><strong>Hazreti Mevlana&#8217;nın gül bahçesinde bağdaş kurmuş dervişlerin ayak seslerini dinlemeye çalışıyorum. </strong>Türbenin kıble tarafında bulunan bahçede havuzun kenarında suyun sesiyle kalp ritmini birleştiren aşk erinin namelerine kulak vermek istiyorum. Bir anda Selimiye Camii&#8217;nden yükselen sela sesi kalp ritmimi bozuyor, ruhuma akort yapıyor. Nice selalar okundu bu minarelerden. Kapısına kilit vurulmuş bir kütüphane ile göz göze geliyorum: Ferid Uğur İhtisas Kütüphanesi . Şimdiye kadar yanından geçmiş; fakat “Ferit Bey kimdir?” diye düşünmemiştim. İhtisas Kütüphanesi yazdığına göre ilim adamı olmalı. İçeride ki kitap kokuları bana ulaşır mı diyerek bir nefes çekiyorum. Bu kütüphaneler kilitli olmasa okuyamadığımız Osmanlıca eserleri hiç olmazsa koklayabilsek. Son cümleyi yazarken İtalyan turist önümdeki laptobu görünce beyni dolan fotoğraf makinesini flaş belleğe aktarmam için ricada bulunuyor. O&#8217;na Esma&#8217;ül Hüsna hediye ediyorum. Irk, dil sorun olmuyor aramızda, burası birlik kapısı, Akdeniz ikliminin sıcaklığı kendini gösteriyor ve ben yengelerimden birine benzeyen kadının problemini çözüyorum.<br />
<img class="alignright" src="http://lh6.ggpht.com/_2vwmulLztbM/So9pDIjKtsI/AAAAAAAADFA/3-XGtlrD9Ag/s400/bah%C3%A7e_selimiye_mevlana.jpg" alt="mevlana" width="300" height="400" /><br />
<strong>Mevlana ziyareti ne yazıkki galoş giyilerek yapılıyor</strong> ve ayakkabı ile huzurda gezinmek içime pek sinmiyor. Çorapla gezmeyi düşünmeme rağmen yırtık galoştan halılara bulaşacak pisliğin çoraplarıma değme riski beni bu eylemden de uzaklaştırıyor. Fakat Pakistanlı olduğunu düşündüğüm muhterem ayakkabılarını çıkarmıştı. Duruşundan, bakışından alim olduğu ve ilmiyle edep zırhını giydiği her halinden belliydi. Tercümanın söylediklerinden dikkatle notlar alıyor ve Fransız turist olmadığını bize gösteriyordu. Gezi aceleye getirildiğinde derinliğini kaybediyor. Belki de hiç bir zaman atlı veya yaya gezen seyyahın gördüğü şekilde dünyayı izleyemeyeceğiz.</p>
<p><strong>Mezar taşları arasında oturduğumu söylemedim sanırım.</strong> Mezar taşları ile süslenmiş bir bahçe burası. O güzel insanlardan geriye taşları kaldı; fesli, sarıklı , düz mezar taşları. Hz. Mevlana&#8217;yı ziyarete gelenlerin burada oturup  tefekkür edecek vakitleri yok. Yoğun bir programla dolaşıyorlar, sağa sola gözlerini değdiriyorlar. Altıgen tek kişilik mütevazi türbenin işçiliğinin tüylerini ürpertmemesi bundandır.</p>
<p><strong>Güzelliklerle dolu bir ülkede yaşıyoruz, </strong>hepimize yetecek imkanları olan bir ülke, her karış toprağı görülmeye ve hissedilmeye değer. Güzel ülkenin aşk beldesinde yaşayan bizler belki biraz daha nasipliyiz. Mevlana&#8217;nın Mesnevisi&#8217;ni gül bahçesinin bir köşesine oturup okuyabiliriz.</p>
<p><img class="alignleft" src="http://lh4.ggpht.com/_2vwmulLztbM/So9ph31d7iI/AAAAAAAADFo/TqCO-oomgTg/s400/%C3%BCz%C3%BCm_mevlana.jpg" alt="mavlana" width="400" height="300" />Bahçeye sahiplenmiş gibi bu şekilde oturursan garip sorularda gelmeye başlar. Havuzun üstünü gölgeleyen genç üzümlerinin olgunlaşacağı günü bekleyen yaşlı asmanın el kadar küçük yapraklarından toplamak isteyen iki abla benden izin isteyince irkildim.</p>
<p><strong>İşte hayat garip olaylara gebe,</strong> konu bulmakta sıkıntı çeken köşe yazarları masayı doğanın güzel bir yerine kursalar, yazacak yeterince mevzu bulurlar. İtalyan turist bize fotoğraflarını bıraktı, onun gözü ile ülkemizin bir bölümünü dolaşacağız. (Hatay&#8217;da başlayıp İstanbul&#8217;da son bulacak gezinin. Hatay, Göreme ve Konya bölümünün nasıl gezildiğini bu fotoğraflar sayesinde izleme imkanı buldum. İlginç bazı görüntüler var burada daha çok kendi izlerini sürüyorlar. Kilise ayinleri ve ziyaretleri özellikle ön planda. Diğer bir noktada onları eğlendirmek adına yapılan gösteriler. Sema ile başlayıp dansöz ile biten programlar. Vakti olduğunda turistlere sunulan Türkiye başlıklı foto-yazı çalışması yapacağım.) Pakistan&#8217;lı alim hal diliyle ayakkabılarımızı çıkarmamızı öğütledi. O iki abla topladıkları genç yapraklarla bize farklı beyin egzersizleri yaptırdılar. Vakit geldi bizde bahçeye kurduğumuz tezgahı şimdilik toplayacağız. Belki de başka bir mekanda yine farklı olaylarların içinde avını bekleyen bir avcı gibi çevremizi izleyeceğiz. Yazarlık ile avcılık arasında bir bağ var gibi. Bu cümleyi yazadığımda iki mesleğin benzerliği konusunda beynime bir çok düşünce hücum etti. Kesinlikle bir yazının başlığı olabilir.</p>
<p><strong>Mesnevi-i Şerif&#8217;den nasibimize düşenler;  (Mütercim, Süleyman Nahifi / Sadeleştiren: Alim Çelebioğlu / Timaş Yayınları &#8211; 2007) </strong><img class="alignleft" src="http://lh4.ggpht.com/_2vwmulLztbM/So9pDbinE6I/AAAAAAAADFM/VhjnMQ9fb0s/s400/kubbemevlana.jpg" alt="mevlana" width="400" height="339" /></p>
<p>(4240-4245)<br />
Muradı yüce, o şehrin garibi dedi ki, “Bu gece ben, bu mescidde uyuyacağım.</p>
<p>Ey mescid, sen bana Kerbela da olsan, yine hacet Kabe&#8217;m olursun.</p>
<p>Bu yer, darağacına dönse de, ben de Mansur gibi ipimle oynasam!”</p>
<p>Cebrail&#8217;in öğüdü gibi öğütlerde olsa Halil, ateşten medet talep etmez.</p>
<p>Ey Cibril! Var sen git. Bu gönül ödden, anberden ziyade yanmak ister.</p>
<p>(3270-3275)<br />
Bir duygunun bağı çözülünce bütün duygular da değişir, şenlenir.</p>
<p>Bir duygu hissedilmez şeyleri görürse, bütün hislere gayb zahir olur.</p>
<p>Bir koyun dereden atlasa o anda bütün koyunlar onun ardınca o tarafa atlarlar.</p>
<p>Sen de his koyunlarını tanı&#8230; Onları Allah&#8217;ın çıkardığı güzel yeşil otlaklarda otlat, yay.</p>
<p>Orada her ot, sünbül veya reyhandır. Hakikatlerin cennetlerine yol oradadır.</p>
<p><strong>İbn-i Battuta (1304-1369) Hz. Mevlana Dergah&#8217;ı için neler söylüyor:</strong></p>
<p><img class="alignright" src="http://lh4.ggpht.com/_2vwmulLztbM/So9pDi4KjdI/AAAAAAAADFQ/nhieP638JGM/s400/mevlana.jpg" alt="mevlana_kabri" width="400" height="300" /></p>
<p>“Şeyh Celaleddin&#8217;in türbesinin yanında bulunan büyük bir zaviyede, Bilad-ı Rum&#8217;un dört bir yanından gelip giden yolculara ve fakirlere yemek verilir.</p>
<p>Şeyh Celaleddin gençliğinde müderris ve fakihti. Konya&#8217;daki medresesinde öğrencilerine ders verirdi.</p>
<p>Rivayete göre, bir gün medreseye helva satan bir adam gelir&#8230;”</p>
<p>Hikaye devam ediyor, bu hikayede helvacı Şems olsa gerek. Dergahın çevresinde aş evleri olsa da öyle her gelen yolcunun karşılıksız yemek yiyeceği yer bulunmamaktadır. Bir çorba sebili olsa fakir, zengin herkes faydalansa ne güzel olur.</p>
<p><img class="alignleft" src="http://lh6.ggpht.com/_2vwmulLztbM/So9pWDHyepI/AAAAAAAADFk/HsIMFVLzsVM/s400/mevlana%C5%9Fad%C4%B1rvan.jpg" alt="mevlana_şadırvan" width="400" height="300" /></p>
<p><strong>Evliya Çelebi (1611- ) Hz. Mevlana Dergah&#8217;ı için neler söylüyor:</strong></p>
<p>Nice melik ve sulatanlar bu türbe ve tekkeyi tamir ettirmiştir ama, Süleyman Han, Bağdad</p>
<p>fethine giderken buraya ikiyüz kese masraf bırakmıştır.<br />
…<br />
Keşmir ve Lahor şalları ve Muhammedi sarığının uçlarının sarkması ile öyle sevimli ve gösterişli kabirlerdir ki, avludan gören insan heyecanına kapılıp adeta dehşete düşer.<br />
…<br />
Haftada bir Mevlevi ayini yapılır. Bu ayinlere üç yüz kişiden fazla insan katılır. Kimi molla, kimi bey, kimi paşa, her biri birer bağın gülü olan Allah&#8217;ın arifleri, dünya yaşantısını unutup Mevlana tekkesinde sema ederek zikrederler. Her biri okulda ikinci Aristo, eser sahibi, yazar, fakirlikle iftihar eden</p>
<p>kimseler olup, gece gündüz Allah aşkı ile kendilerinden geçen dervişlerdir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kainatamektup.com/index.php/2009/08/yol-hikayeleri-hazreti-mevlananin-gul-bahcesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>BULUTLARIN ÜSTÜNDE / TRABZON</title>
		<link>http://kainatamektup.com/index.php/2009/07/bulutlarin-ustunde/</link>
		<comments>http://kainatamektup.com/index.php/2009/07/bulutlarin-ustunde/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 11 Jul 2009 06:55:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EDİTÖR</dc:creator>
				<category><![CDATA[Trabzon]]></category>
		<category><![CDATA[yol hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[AHMED]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kainatamektup.com/?p=423</guid>
		<description><![CDATA[Gün geceye doğru yürürken yeşil bir koridorun içinden gittikçe daha da koyulaşan yamaçların kıyısından ilerliyoruz. Bu vakitler şehirlerin gürültülerinin eksilmediği, sükûtunun artmadığı saatler. Saatlerin evvelinde, saatlerin âhîrinde hep dakikalar; akrepler, yelkovanlar…
Vakit artık gece. Ayın yüzünü en çok açtığı on dördüncü gecenin bir gün ötesinde bu kez gece siyah peçesini ormanların üzerinden taşırıp üzerimize örtmede. Yeşilin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="attachment_422" class="wp-caption alignleft" style="width: 310px"><a href="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2009/07/bulutlarin-ustunde.jpg"><img class="size-medium wp-image-422" title="bulutlarin-ustunde" src="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2009/07/bulutlarin-ustunde-300x199.jpg" alt="bulutların üstünde / Trabzon" width="300" height="199" /></a><p class="wp-caption-text">bulutların üstünde / Trabzon</p></div>
<p>Gün geceye doğru yürürken yeşil bir koridorun içinden gittikçe daha da koyulaşan yamaçların kıyısından ilerliyoruz. Bu vakitler şehirlerin gürültülerinin eksilmediği, sükûtunun artmadığı saatler. Saatlerin evvelinde, saatlerin âhîrinde hep dakikalar; akrepler, yelkovanlar…</p>
<p>Vakit artık gece. Ayın yüzünü en çok açtığı on dördüncü gecenin bir gün ötesinde bu kez gece siyah peçesini ormanların üzerinden taşırıp üzerimize örtmede. Yeşilin en koyusu ile siyahın en koyusu arasındaki o tenha çizgide her adımda daha bir üşüyerek tırmanıyoruz.</p>
<p>Tarihi İpekyolu’nun üzerinde zamana kanatlarını açmış yağız atların dinlendirildiği bir hanın avlusunda karşılıyoruz geceyi. Siyah; an be an siyah. Dinlendirilen atların, katarların arasında tarihin bu anı üzerinde, nasibine hiçlik payı düşmüş avlunun tam orta yerindeyiz. Gümbürtülü toynakların, nefes nefese hırıltıların, toprağı deşercesine üzerinde depreşen nalların ateşini kimden sormalı. Zemheri kadar yakın, ölüm kadar sessiz bir hikaye bu.</p>
<p><span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;"><strong style="color: #006600;">Cüssesi siyah yüzü gri bir kedi tuhaf bir sesi her bir adımda daha da yükselterek yaklaşıyor</strong></span>. Karşılanıyoruz. Şaşkın ama yakın bir mırıldanış.. Hava soğuk. Yaza aldanıp yükselenler bulutlara karışan zirvelerin eteğinde üşümesini de bilmeliler. Bildikçe titreyenler fark etmeliler ki, <span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;"><strong><span style="color: #009900;">zahîri</span></strong></span> yükselişlerden daha “derin” bâtıni yükselişler.</p>
<p>Derin vadinin ıssız karanlığı içinden gelen ayı homurtusuna, uzaktan göz kırpan yaban kedisi ekleniyor. Tilkiler, çakallar, yaban domuzları… Onlarca hayvanın tuhaf ve ürkütücü sesini duymak için durmak, duymak ve dinlemek yeterli. Bitmek tükenmek bilmez bir hırsla tırnaklarını şehirlerin masum yüzüne geçiren, debdebeyi kışkırtan, kavgaların ve muhteris yarışların “öznesi” olan insan tam burada, başka bir âlemin küçük “nesnesi” oluveriyor. İçimizden ürpertiyle karışık garip hisler geçiyor. Yürüyoruz…</p>
<p>Kapı açık. Habersiz, davetsiz gelen bizleri kapıda insan insan bakan bir çift gözle karşılıyor Pala Dayı. Hanın kapısındayız. İçeri girmeden ahşabın soylu kokusu ruhumuzu kuşatıyor. Buyur ediliyoruz…</p>
<p>Rüzgarın hafif uğultusu 101 yıllık sürgülü pencerelerin dar pervazlarını yoklarken dalıp giden gözlerime laf atıyor Pala Dayı. “Betonda sıhhat yoktur”</p>
<p>Yaşı yetmişe yetişmiş bu adam ilk bakışta kırk diye-bileceğimiz yılları yaşar gibi görünüyor. Dedelerden babalardan kalma bir hanın köşe bucağına sıkışıp kalmış çay ocağını bekliyor. Hal hatır soruluyor, çaylar geliyor. O anlatıyor biz dinliyoruz.</p>
<p>Dünyayı gezen ama kendi ifadesiyle “Kavga’da karar kılmış” biri o. Suyun, havanın, toprağın ve ateşin olağanüstü aynı kaldığı bir yerde 3000 li metrelere yakın bir yükseklikte tüm doğallığıyla yaşıyor. “Eskiler” diyorum. “Yaşamayı daha iyi biliyorlarmış” Pala bıyıklarının altından gülümseyerek nazire edercesine “Eskiden komşudan ateş alırdık, kibrit çakmak yoktu” diyor. Evde ateş yanarken komşudan ateş almak inceliğini anlamak ve anlatmak için biraz ürkmek ve biraz da üşümek gerekiyor. Ürkmeyi unutan modern insan, rahatının bozulmasından korkar hale geldiği günden beri ilişkiler çözülüyor, güven ateşi daha bir soğuyor.</p>
<p>“Bir gaz lambası vardı burada ‘eletirik’ gelmeden evvel, köşeyi perişan ederdi” diyor Pala dayı, nazire sırası bizde: “Şimdi faturalar cüzdanları perişan ediyor” Tam o anda ‘eletirikler’ gider gibi oluyor tam siyaha büründük derken ışık bir mum alevi şiddetinde karar kılıyor. “Yandaki evde eletirik sobasını açtılar” diyor Pala dayı. Gülüyoruz, idrak ediyoruz az ışık insanın kendi içini görmesi için daha aydınlık bir yol açıyor. Bu bölgenin insanlarından sorulmayacak bir hesap vardır o da; “Orayı neden mescidsiz <span style="font-size: 10pt; font-family: Verdana;"><strong><span style="color: #006600;">bıraktınız</span></strong></span>” Rakımın bu kadar yükseklere vardığı bir yerde bile Osmanlının son zamanlarından bu güne uzanan eski ve küçük caminin minaresinden dağlardan yankılanan ezan sesi ile kendimize geliyoruz.  Pala Dayı kedilerden şikayetçi, seviyor ama biraz şükürsüz buluyor onları.. Yemek beğenmediklerinden kendi kavurmasından başka bir şeyle doymak bilmediklerinden bahsediyor kalkarken. Bu akşam onları cezalandıracak, içeri girmesinler diye kapı kapatılıyor..Kediler kavurmanın nerede saklandığını çok iyi biliyor.(Pala dayı kavurmayı yayla çimeninde yetişen, dağ suyu içen kent yüzü görmemiş hayvanların etinden yine onun yağlarıyla yapıyor. Kedilere hak veriyoruz)</p>
<p>Ezan devam ederken ateşböceklerinin aşkla kırpışan ışıkları arasında yürürken yaz ortasında kışı yaşıyoruz. Zaman iyice hafifliyor, üstümüze çöken bulutun içinden geçerek camiye giriyoruz. Genelde bu vakitlerde iki cemaati olan cami bu gece dört kişiyi daha ağırlıyor. Saatin tiktaklarının insanın içini harekete geçiren ritmi caminin duvarlarında yankılanıyor. Gözüm saate takılıyor Onbiri ellibeş geçiyor, saniye yirmiyedide.. Camiye ilk geldiğimizde de aynı yerde duruyordu.  Zamanın geçişinin sesi mi hakikat, durduğunun resmi mi? Kararsız bir haldeyiz, sanırım zamanın durduğu yerdeyiz!</p>
<p>Tekrar çaylar içiliyor, sohbet devam ediyor. Pala dayı durduğumuz yerde 1916 da Osmanlı Rus savaşı sırasında yaşananları anlatıyor. Biraz daha yukarıda bulunan şehit kabirlerinin bu atmosferin oluşmasında önemli etkilerinin olduğunu fark ediyoruz. O zamanlardan bu zamanlara ulaşan bir sırrı paylaşıyor bizimle. Ürperiyoruz. Tarihi ipekyolu üzerinde yolumuzu, nerede durduğumuzu bir kez daha fark ediyoruz…</p>
<p>O anlattı biz dinledik. Anlattıkları gönlümüzün bir köşesini perişan etti! Bu gece “Kavga’da karar kıldık, komşudan ateş aldık” Ruhumuz ısındı.</p>
<p>Alçalmak kadar yükselmekte var.<br />
Zıtlar ey zıtlar!</p>
<p>HÂMİŞ: Kavga olarak anılan yerin gerçek adı Kavgadüzü’dür. Fatih’in İstanbul’dan sonra listesine ekleyip sekiz sene sonra aldığı, şairlerin vali yapıldığı, Şehzade şehri Trabzon Vilayeti sınırları içindedir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kainatamektup.com/index.php/2009/07/bulutlarin-ustunde/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ekrem Ağabey ile Konya&#8217;dan Rumeli&#8217;ye&#8230;</title>
		<link>http://kainatamektup.com/index.php/2009/07/ekrem-agabey-ile-konyadan-rumeliye/</link>
		<comments>http://kainatamektup.com/index.php/2009/07/ekrem-agabey-ile-konyadan-rumeliye/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 08 Jul 2009 06:57:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EDİTÖR</dc:creator>
				<category><![CDATA[yol hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[CİHAD MERİÇ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kainatamektup.com/?p=407</guid>
		<description><![CDATA[Yüz kemikleri meydana çıkmış uzun boylu adam yanıma geldi. Kendine has olduğunu düşündüğü hayat hikayesi, belli noktalarda birçok insanla kesişiyordu. Ekrem Abi, mahkeme kararıyla çocuk yuvasında hayatına başlamış. 18 yaşına kadar devlet şemsiyesi altında bulunmuş. On sekiz yaş sonrası, arkasında güçlü destekler bulunanların bile tökezlediği hayatın ortasına bırakılmış. “İyi garsonum, ülkede gezmediğim yer kalmadı.” diyor. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yüz kemikleri meydana çıkmış uzun boylu adam yanıma geldi. Kendine has olduğunu düşündüğü hayat hikayesi, belli noktalarda birçok insanla kesişiyordu. Ekrem Abi, mahkeme kararıyla çocuk yuvasında hayatına başlamış. 18 yaşına kadar devlet şemsiyesi altında bulunmuş. On sekiz yaş sonrası, arkasında güçlü destekler bulunanların bile tökezlediği hayatın ortasına bırakılmış. “İyi garsonum, ülkede gezmediğim yer kalmadı.” diyor. Selimiye Kubbesi&#8217;nin altına sığabilen Edirne&#8217;den 50 yaşından sonra Konya&#8217;ya gelmiş. Her metre kareye bir dernek ve vakfın düştüğü Aziz Konya. Bir gün yürürken o vakıfların birinin kapısında bu yıl burs veremeyeceğiz yazısı görmüş ve çok düşünmüştüm. “Siz en basit işlerden olan üç liralık bursu bile veremiyorsanız ne iş yaparsınız.” diyesim geldi.</p>
<p>Ekrem Abi sitemlerini yüreğine gömerek Konya&#8217;ya teşekkür ediyor. Bir aşevinin soğuk fayanslarında hayata bir süre tutunmuş. Nasıl olduysa nasibi de ellisinden sonra açılmış ve evlenmiş. Ellisinden sonra yuva kurmak, otuz yaşında ki gençlerimizin bile acaba dediği, milyonluk gelirleri ile geçinme endişesindeki insanların bulunduğu ülkemizde Ekrem Ağabey bizlere çok şey anlatacaktır. “O şükrediyor ve yiyecek ekmeğimiz var.” diyor. Neler yapabiliriz diye düşündük, kendimize yetmeyen aklımızdan bir parça da o çarptı. Ben arada uğrarım diyerek ayrıldı. Uğra Ekrem Abi uğra ki sertleşen kalplerimiz yumuşasın. Belki kuruyan göz yaşı keselerimiz örselenir. Dev aynasında seyrettiğimiz kendi sorunlarımızı senin sözlerinin kırdığı aynada görmez oluruz. Ekrem abi ne olur yine gel, yoksa biz kendimizi dertlerin merkezinde görüyoruz.</p>
<p>Ekrem Ağabey sen gelmeseydin bu yazıda olmayacaktı, bir kaç gönlü daha yakacak odunu önümüze bırakamayacaktın. Biliyorum Ekrem Abi seni O gönderdi. “Git yanına bu adam fazla konuşuyor, ağzını kapat ki gözleri ve gönlü açılsın.” dedi. Görevi yerine getirdin Ekrem Abi, bizlere güzellikler ikram eyledin, bak şimdi klavye tuşları on parmaktan üç eksik çalışıyor.</p>
<p>Ekrem Abi seninle eski topraklarımıza dönsek, hani o Edirne&#8217;de üzerinden kadastro geçen topraklarımıza. Dedelerimiz uç beyliğinden Edirne&#8217;ye aynı zamanda mı döndü. Rus savaşı mı, Balkan savaşları mı, kominizim dönemi mi? Ne çok mevzi terk etmişiz Ekrem Abi. Toparlanıp yine gitsek oralara önce Gelibolu fatihi Süleyman Paşa&#8217;nın Bolayır kalesini donatsak, oradan Kosova&#8217;ya Murad-ımıza ulaşabilir miyiz? Ekrem Abi çok çekilmişiz içerilere, bak işte Konya&#8217;dayız.</p>
<p>Çok içerilere çekilmişiz Ekrem Abi çok, yüzünde ki çökkün avurtların gibi.</p>
<p>*Ziyareti ile yazıya vesile olan Ekrem Ağabey&#8217;e hep birlikte dua edelim.</p>
<p>*Kültür Dergisi&#8217;nin Rumeli özel sayısını selamlıyoruz. Bize balkan coğrafyasının bir eri olduğumuzu hatırlatmasından dolayı emeği geçenlere sonsuz teşekkürler.</p>
<p>*Bu vesile ile şehitlerimize, göç yollarında vefat eden aziz halkımıza Rabbimiz&#8217;den rahmet niyaz ediyoruz.</p>
<p>*TİKA ve İHH Vakfına çalışmalarından dolayı teşekkür ediyoruz.</p>
<p><a href="http://www.sayhadergi.com/2042/ekrem-agabey-ile-konyadan-rumeliye">sayha dergi&#8217;de yayınlanmıştır.</a> </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kainatamektup.com/index.php/2009/07/ekrem-agabey-ile-konyadan-rumeliye/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ÜÇ YÜZ / LER</title>
		<link>http://kainatamektup.com/index.php/2009/06/uc-yuz-ler/</link>
		<comments>http://kainatamektup.com/index.php/2009/06/uc-yuz-ler/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 15 Jun 2009 12:14:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EDİTÖR</dc:creator>
				<category><![CDATA[yol hikayeleri]]></category>
		<category><![CDATA[CİHAD MERİÇ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kainatamektup.com/?p=340</guid>
		<description><![CDATA[Kerpiç evde kainat turu attıran adam
Dergahın kapısında eğilmemizi sağlayacak zincir yoktu; fakat tavanı yere yakın olan kerpiç evin kapısı ister istemez boynumuzu büktü. Yer minderleri, maşınga soba, minderin birinde yatıldığını işaret eden kenara toplanmış yorgan&#8230;
Muhterem yanına vardığımızda hastaydı. İple bağladığı bir tomar kağıttan önce doktor telefonu aradık. Tomarların ipini sıyırırken; para para diyerek hayatını sürdüren [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2009/06/yol.jpg"><img src="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2009/06/yol-300x205.jpg" alt="" title="yol" width="300" height="205" class="alignleft size-medium wp-image-342" /></a>Kerpiç evde kainat turu attıran adam</p>
<p>Dergahın kapısında eğilmemizi sağlayacak zincir yoktu; fakat tavanı yere yakın olan kerpiç evin kapısı ister istemez boynumuzu büktü. Yer minderleri, maşınga soba, minderin birinde yatıldığını işaret eden kenara toplanmış yorgan&#8230;<br />
Muhterem yanına vardığımızda hastaydı. İple bağladığı bir tomar kağıttan önce doktor telefonu aradık. Tomarların ipini sıyırırken; para para diyerek hayatını sürdüren bizlere, kapital ve madde çağının çocuklarına, ha kağıt ha para hepsi el kiri değil mi demek istiyordu.<br />
Hz. İsa&#8217;dan başladı söze ve bazen yükselen bazen sükuna eren bir tonda Abdulkadir Geylani hazretleri ile konuşmasını tamamladı. Sakin ve celalli olarak sözün ruhuna göre hayat gibi dalgalandı. Hastaydı zor konuşuyordu; fakat bizi adam yerine koyup ziyarete gelenlere bir kaç kelam edelim gayreti ona heyecan veriyordu. İçimizden biri bu adam ne anlatıyor demiş olacak ki. Şu örneği verdi:<br />
Abdulkadir Geylani&#8217;nin sohbetlerinde mescid onun samimiyeti, Allah&#8217;ın bereketiyle dolup taşmaktadır. Hocanın biri bu durumu kıskanır. Kendisi kürsüye çıkar en süslü konulardan bahseder; fakat ilk gün dolan cemaat gün gün azalır. Sonunda kürsüyü terk eden adam “Şu Geylani&#8217;yi bir daha dinleyeyim insanları bu kadar etkileyecek ne anlatıyor.” der. Abdülkadir Geylani sohbetinde bir adamdan bahseder damına girdiğinde inek bile ona tebessüm ediyormuş. Sembolik dille anlatılan bu inekli vaaz adamı büsbütün zıvanadan çıkarır. Cemaat birde hüngür hüngür ağlamaktadır.<br />
Her şeyi yazmak zor, anlayana muhabbetin bu kadarı bile yeter.</p>
<p>Zor geçinen emekli<br />
Yaşadığım köyden otomobil ile merkeze gitmek üzere yola çıktım. Köyümüzden şehre doğru yürüyen adamı görünce, ruhumuzun iyi halinde olduğu zamanlarda yaptığımız gibi frenlere dokunduk. Yoldaşımız Ankara&#8217;da ailesiyle tartışınca Konya&#8217;ya göçmüş, 63 yaşında  emekli sade bir vatandaş. Bulgaristan göçmeni olduğunu söyledi, sonradan benim konuşmamdan da şifreyi yakalıyor özümüzün aynı diyarlara yakın olduğu ortaya çıkıyor. Emekli maaşları üç aylıktan, aylığa çekilince bütün hesabı göçmüş. Üç ay önceden biten maaş onun için üç ay açık demek. Hangi matematik üç aylık açığı kaç ayda bu muhteremin kapatacağını hesaplayabilir.</p>
<p>o-Yol parası yok, sigara bile alamıyorum 4 günde idareyle bir paketi ancak bitiriyorum.<br />
ben-İşte bu vesileyle sigarayı bırak, hem zehirden kurtulursun.<br />
o-Bulsam bu halde zehir içeceğim.<br />
ben-Bak baba burada biraz dur, emekli maaşı olmayanlarda var. Şükret Allah bereket versinde iki yakanı birleştir.<br />
o-Haklısın oğlum; fakat insan bir an kendini kaybediyor işte&#8230;</p>
<p>İşte böyle dostlar hayata yakın olmak lazım. Ben hükümete geldiğimde ilk iş olarak memurları sanayiye belli süreyle çalışmaya yollayacağım. İşini adam gibi yapanlara sözümüz yok. Özel sektörde bir süre staj yaptırmadan kimseyi devlet kadrosuna almayacağım. Üst düzey bürokratları ise şehirler arası yolcu almak kaydıyla sürücülük yaptıracağım, böylece ülkeyi dolaşacaklar. Memleketin nimetini ve zorluğunu birlikte görecekler. Ziraat Müdürlüğü şehir merkezinde olursa bu ülkede tarım olur mu? Birde bu adamlar son sigara yasağından sonra, tüm kamuda olduğu gibi, bürolarına dahi girmiyorlarsa sonumuzu siz düşünün.</p>
<p>O emeklinin feryadını duyacak ve ondan daha zor durumdaki insanların acısını paylacak  adamlara ihtiyacımız var.</p>
<p>Allah dostlarını arayan seyyah<br />
Darende yolculuğundan yeni geldiğimiz günlerdi. Esnaf dostlarımdan birini ziyarete gittim. Yer gösterdi oturduk. Hafif omuzları çökkün derviş misafirde içeride oturuyordu. Esnaf dostumuz seyyah diyerek misafiri tanıştırdı. Samsun&#8217;dan yollara düşüp nerede bir eren varsa yanına gitme gayretinde olan bir adam ile karşı karşıya idik. Bu zamanda sıradışı yaşayan adam bulmak zor. Hemen tanıştık ve benim gibi seyyah gönüllü birine denk geldiği için muhabbet hızlandı. İki seyyah ne konuşur, hemen gittikleri yerleri, buldukları hazineleri paylaşırlar. Farklı bir muhabbet oldu. Seyyah&#8217;ın tek eksiği hem çalışır hem gezerim modunda olmaması. İçimden “Bu zamanın seyyahı da böyle olur.” dedim.</p>
<p>Yol hikayeleri devam edecek.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kainatamektup.com/index.php/2009/06/uc-yuz-ler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
