<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>KAİNATA MEKTUP &#187; sinema</title>
	<atom:link href="http://kainatamektup.com/index.php/category/medeniyet/sinema/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://kainatamektup.com</link>
	<description>yenileniyoruz... &#124; &#124; bitmeyen bir aşk yürüyüşü...</description>
	<lastBuildDate>Thu, 29 Jul 2010 09:40:51 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8.6</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>İNVİCTUS/ KENDİ RUHUNUN KAPTANI OLMAK</title>
		<link>http://kainatamektup.com/index.php/2010/07/invictus-kendi-ruhunun-kaptani-olmak/</link>
		<comments>http://kainatamektup.com/index.php/2010/07/invictus-kendi-ruhunun-kaptani-olmak/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 26 Jul 2010 10:51:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EDİTÖR</dc:creator>
				<category><![CDATA[sinema]]></category>
		<category><![CDATA[SALİH FURKAN]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kainatamektup.com/?p=1579</guid>
		<description><![CDATA[
SALİH FURKAN
Yapım yılı: 2009
Yönetmen: Clint Eastwood
Oyuncular: Morgan Freeman, Matt Damon
Tartışmasız oyunculuğunu, yönetmen koltuğunda da gösteren Clint Eastwood’a teşekkür etmeliyiz. Hiçbir zaman kötü film yapmadı. ‘Affedilmeyen’i de yönetip oynadığında  Morgan Freeman ile iyi bir ikiliydiler. Bu adamın hiçbir filmi yoktur ki, gözlerimizden yaş gelmesin. O kadar huzurlu filmler ki, kendinizde tuhaf bir güç buluyorsunuz. Gran [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignright size-medium wp-image-1580" title="nelson_mandela_return_to_cell" src="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2010/07/nelson_mandela_return_to_cell-300x200.jpg" alt="nelson_mandela_return_to_cell" width="300" height="200" /><br />
SALİH FURKAN</p>
<blockquote><p>Yapım yılı: 2009<br />
Yönetmen: Clint Eastwood<br />
Oyuncular: Morgan Freeman, Matt Damon</p></blockquote>
<p>Tartışmasız oyunculuğunu, yönetmen koltuğunda da gösteren Clint Eastwood’a teşekkür etmeliyiz. Hiçbir zaman kötü film yapmadı. ‘Affedilmeyen’i de yönetip oynadığında  Morgan Freeman ile iyi bir ikiliydiler. Bu adamın hiçbir filmi yoktur ki, gözlerimizden yaş gelmesin. O kadar huzurlu filmler ki, kendinizde tuhaf bir güç buluyorsunuz. Gran Torino’yu da  cebimizin en derininde duran bir hüzün törpüsü olarak saklarız. Açıkçası bu filmi izlerken de şüphe duymadık.<br />
‘İnvictus’ bir şiirin adı aslında. Filmle bütünleşmiş. William Ernest Henley tarafından onların hesabına sanki bir marşı anımsatan tarzda yazılmış. Şurası çok manidardır: ‘Cezam ne kadar ağır olsa da/ Kaderimin efendisi benim/Ruhumun kaptanı benim…’<br />
Toplum tarafından makbul olmayan adamların sözlerine benziyor şiir. Toplum tarafından makbul olunmamak, boyun eğmemek. Sporu, siyaseti, aşağılandıklarınız tarafından bir gün kabul görülebileceğinizi ve elbette Nelson Mandela’yı aynı senaryonun parçaları olarak birleştirmek sizin elinizde. Ömrünün büyük bölümünü hapiste geçiren bir liderin ülkesindeki en küçük çöp parçasına kıymet verişini dikkatle etüt ettik. Yirmi yedi yıl hapishanede boyun eğmeyen ve kendi ruhunun efendisi olan bay başkana biz de kıymet veriyoruz.<br />
Şartlar değiştiğinde kendini değiştirmeyen bir insan nasıl olur da karşısındakinden değişmesini bekleyebilir? Değişim durağan olmayan her şeyin başı. İnsanın başının tacı. Değişen ve değiştiren insanı ‘İnvictus’ da görebilirsiniz. Acılar mutluluğa dönüştüğünde tebessümü sakladığınız anlar başlar. Mücadelenizin karşılığını görmüşsünüzdür. Kalbin esiri olmamış; onu gerektiğinde çöpe atabilecek cesareti gösteren azimli insansınızdır. Her sabah nitelikli insanı hakkıyla alkışlattıran teşrifat bayramı. ‘İnvictus’ yerdeyseniz size kolunu uzatacaktır.<br />
Bizim işimiz, Madrid’e karşı Katalanlar’ı, desteklemek, Aborjinler’in yanında olmak ya da Martin Luther King’i hep bir adım takip etmek oldu hep. Fakirlik edebiyatı değildir bu bizim için. Takvanın başı olan adaleti erkanıyla uygulamaktır. Adaletin rengi olursa acının da rengi olur.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kainatamektup.com/index.php/2010/07/invictus-kendi-ruhunun-kaptani-olmak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>SERÇELERİN ŞARKISI / Majid Majidi</title>
		<link>http://kainatamektup.com/index.php/2010/07/sercelerin-sarkisi-majid-majidi/</link>
		<comments>http://kainatamektup.com/index.php/2010/07/sercelerin-sarkisi-majid-majidi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 13 Jul 2010 02:58:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EDİTÖR</dc:creator>
				<category><![CDATA[sinema]]></category>
		<category><![CDATA[İran]]></category>
		<category><![CDATA[SALİH FURKAN]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kainatamektup.com/?p=1562</guid>
		<description><![CDATA[SALİH FURKAN
*Bu yazı sinem adelisine adanmıştır.
Yapım Yılı: 2008
Yönetmen: Majid Majidi
Oyuncu: Reza Naji

Varlıkta da darlıkta da infak eden insan ne mutludur. Elleri nasır tutan, gözyaşları kana karışan sorumluluk sahibi insan için yaşamak ne zordur. Zengin ile fakir, kırsal ile kentsel, para ile imanın imtihanıdır bu hayat. Ama bardak hep doludur. Boş olan bardağı dolu görmek değil, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: right;"><img class="alignright size-full wp-image-1563" title="majidi" src="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2010/07/majidi.jpg" alt="majidi" width="300" height="442" />SALİH FURKAN</p>
<p style="text-align: right;">*Bu yazı sinem adelisine adanmıştır.</p>
<p style="text-align: left;">Yapım Yılı: 2008<br />
Yönetmen: Majid Majidi<br />
Oyuncu: Reza Naji</p>
<p style="text-align: left;">
Varlıkta da darlıkta da infak eden insan ne mutludur. Elleri nasır tutan, gözyaşları kana karışan sorumluluk sahibi insan için yaşamak ne zordur. Zengin ile fakir, kırsal ile kentsel, para ile imanın imtihanıdır bu hayat. Ama bardak hep doludur. Boş olan bardağı dolu görmek değil, dolu olan bardağı dolu görmektir insana düşen.</p>
<p style="text-align: left;">
Elinizi cebinize atarsınız ve çıkarttığınız bir miktar parayı kimliğini bilmek istemediğiniz birisine Allah yolunda harcarsınız. Ya da daha az vermek için parayı bozdurmaya çalışırsınız. İşte kent ile kırsal ironisi. ‘Allah insanların, cennet karşılığında canlarını ve mallarını satın almıştır.’</p>
<p style="text-align: left;">
Çok paranın zorluğu çokluğundan ziyade paylaşılmasında yatıyor elbette.  Hepimiz bazen Karim’in yerinde olmuşuzdur. Belki de Karim’in yaşadıklarını bizzat yaşamışızdır. Filmin vicdanı Karim’dir. Muhteremin gönlü, başta o kadar zengindir ki, az paranın esiri  olmayacaktır. Değişmeye başlayan hayatıyla birlikte dimağında bulundurduğu değerler de değişecektir. Ta ki, dersini alana kadar. Karim, şehir hayatıyla birlikte para kazanmaya başlamıştır. Para yani günümüzün en büyük suç aleti. İnsan azken içten içe vakur bir duruşla paylaştığı şeyleri, biriktirip çoğaltınca nedense paylaşma noktasında çok görmeye başlar.<br />
Bir topluma yakından çekimin adıdır ‘Serçelerin Şarkısı’. Bir insanın revizyona uğrarken tepesi üstü yere düşmesidir. Azın kıymetini bilmektir. Çok olana daha az saygı duymaktır. Kuruntudan kurtulmaktır. Mutluluktan ağlamaktır.</p>
<p style="text-align: left;">
İran sineması estetiğiyle, naif tarzıyla ve müthiş çocuk oyuncularıyla göz kamaştırmaya devam edecek gibi duruyor. Majid Majidi, yoksulluk ve değişen hayatlarla insanı göz kamaştıran bir sadelikle etüt etmiş.</p>
<p style="text-align: left;">
Varlıkta da darlıkta da infak dinin yani hayatın temelidir. Çok sevenin, çok tebessüm edenin cebinde bugünün parasıyla milyonları vardır. Değeri ülkeden ülkeye değişmeyen milyonlar. Hepimiz Karim’in sırtındaki mavi kapıyı asıl sahibine teslim etmekle mükellefiz…</p>
<p style="text-align: left;">
<p style="text-align: left;">* Ahmed&#8217;e düğün hediyesi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kainatamektup.com/index.php/2010/07/sercelerin-sarkisi-majid-majidi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>DOKTOR ÖLÜM</title>
		<link>http://kainatamektup.com/index.php/2010/06/doktor-olum/</link>
		<comments>http://kainatamektup.com/index.php/2010/06/doktor-olum/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 15 Jun 2010 06:57:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EDİTÖR</dc:creator>
				<category><![CDATA[sinema]]></category>
		<category><![CDATA[SALİH FURKAN]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kainatamektup.com/?p=1535</guid>
		<description><![CDATA[
SALİH FURKAN
Öldüren de yaşatan da Allah’tır. İntihar, istekli bir kafanın hayata beyaz bayrağı çekmesi. Cinayet, hastalıklı ruhun kendini haklı göstererek bir dünyaya son vermesi. Burada hem cinayeti hem de intiharı görüyoruz.
Al Pacino’nun hala buradayım dedirten performansını bir yere koyarsak, uzun süre muhabbeti bitmeyecek bir film izledik. Doktor Jack Kevorkian, “Ölümcül hastalığı olup da onuruyla ölümü [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: right;"><img class="alignright size-medium wp-image-1536" title="you-dont-know-jack-al-pacino" src="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2010/06/you-dont-know-jack-al-pacino-202x300.jpg" alt="you-dont-know-jack-al-pacino" width="202" height="300" /><br />
SALİH FURKAN</p>
<p>Öldüren de yaşatan da Allah’tır. İntihar, istekli bir kafanın hayata beyaz bayrağı çekmesi. Cinayet, hastalıklı ruhun kendini haklı göstererek bir dünyaya son vermesi. Burada hem cinayeti hem de intiharı görüyoruz.</p>
<p>Al Pacino’nun hala buradayım dedirten performansını bir yere koyarsak, uzun süre muhabbeti bitmeyecek bir film izledik. Doktor Jack Kevorkian, “Ölümcül hastalığı olup da onuruyla ölümü seçenlere danışmanlık yapılır.”  ilanıyla kendi sonunu hazırlayan yolculuğa bizi de çıkarıyor. Akıllı adam. Düşünüyor, savunuyor, tartışıyor. Marjinal bir tip. Davasına sahip çıkmadaki misyonuyla kendisini alkışlattırıyor. Ama hepsi bu kadar. Ölme hakkı yani ötenazi dünyayı epey bir karıştıracağa benziyor.<br />
İnsan yaşamak ve yaşatmakla mükellef. Ama bu doktor öldürüyor. “Çaresiz olduğunuz sürece daha fazla yaşama hakkınız olur.” diyor yalnız çaresizliğinin farkında değil. İnsan yetki ve kudret sahibi bir çaresizdir. Film haklı ve haksız yorumunu bize bırakmış. Biz de doktoru haksız buluyoruz.</p>
<p>İntihar ve cinayet gibi çok ince bir hat üzerinde sizi yürümeye davet eden filmden küpümüze dolduracağınız şeyler çok fazla. Hayat, ölüm ve yaşamdır. Ölmek gerçekten de şakaya alınacak bir mesele değil. Ölmek ama nasıl? Şekli biraz da işin sonunu belli edecek. Yaşamak kavga etmektir. Kavgadan kaçan da mücadeleyi baştan kaybetmiştir. Pilavdan dönenin kaşığı kırılır.<br />
Cinayete ve intihara Allahlık taslamak da denilebilir. Tıpkı, İbrahim karşısındaki Nemrud gibi. “Ben de yaşatırım ve öldürürüm” demişti. Bazıları Allah’ı iktidardaki siyasetçiler gibi düşünür. Ya da O’nu, küçük bir çocuğun karşısındaki ebeveyn zannederler. Allah, yıllarca yağmur yağdırmasa başvurulacak bir kurum var mıdır? Ya toprağı bereketsiz kılsa. Hayat bizi oradan oraya sürüklese. Alaeddin’in sihirli lambasındaki cin için ancak bu şekilde düşünülebilir. Nemrud ve Firavun merkezkaç kuvvet olarak kendilerini gördüklerinden geliştirdikleri idrak anlayışı narsizme dayanıyordu. Oysa bizler hep çevredeyiz. Çevrede yani acziyette.<br />
Nihilistler, “bırakın hayat zaten boştur, her şey hiçtir” diyerek mağlubiyeti baştan kabullendiler. İnsanın hayata karşı olan duruşu imtihanın sonucunu belirleyicidir. Agnostiklere bilmek zor geldi. Hazcılar, “Acı çekiyoruz; her türlü hazzı yaşamalıyız” derken üç günlük dünya klişesini es geçtiler. Deistler, Allah’ı çok basit düşündüler. Ateistler için konuşmak gereği duyulur mu tartışılır? Olmayan şeyi inkâr eden kendileri.</p>
<p>Kutlu bir beldenin yıkılamayacağına garanti verebilenler, hiç ölmeyecekmiş gibi dünyayı kafaya alanlar, ömür versen binlerce yıl fütursuzca yaşamak isteyenler, Allah’a yetişmek için Haman’a kule yaptıranlar, tıpkı ölüm ve yaşam gibi ince bir çizgide net bir karar sizi bekleyecektir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kainatamektup.com/index.php/2010/06/doktor-olum/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İP MAN 2: BU SEFER HEDEF BATI</title>
		<link>http://kainatamektup.com/index.php/2010/06/ip-man-2-bu-sefer-hedef-bati/</link>
		<comments>http://kainatamektup.com/index.php/2010/06/ip-man-2-bu-sefer-hedef-bati/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 04 Jun 2010 06:41:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EDİTÖR</dc:creator>
				<category><![CDATA[sinema]]></category>
		<category><![CDATA[SALİH FURKAN]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kainatamektup.com/?p=1504</guid>
		<description><![CDATA[SALİH FURKAN
Bu tür kült olmaya namzet filmlerin ikincileri eleştirilir hep. Birincisinin üzerine çıkamadı denir. Bu fikre İp Man ikincisi için de kısmen katılmakla birlikte, yine de istediğimizi aldık diye düşünüyoruz.  Bolca, Kung-fu figürlerine karşın daha az felsefe içerdiğini söyleyebiliriz. Her şeye rağmen İp Usta münevver hümanist kişiliğiyle gönüllere taht kuruyor. En zor zamanlarda takındığı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: right;"><img class="alignright size-medium wp-image-1505" title="Ipman-moviepix-2" src="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2010/06/Ipman-moviepix-2-234x300.jpg" alt="Ipman-moviepix-2" width="234" height="300" />SALİH FURKAN</p>
<p>Bu tür kült olmaya namzet filmlerin ikincileri eleştirilir hep. Birincisinin üzerine çıkamadı denir. Bu fikre İp Man ikincisi için de kısmen katılmakla birlikte, yine de istediğimizi aldık diye düşünüyoruz.  Bolca, Kung-fu figürlerine karşın daha az felsefe içerdiğini söyleyebiliriz. Her şeye rağmen İp Usta münevver hümanist kişiliğiyle gönüllere taht kuruyor. En zor zamanlarda takındığı mümtaz tavrıyla kalbimize nüfuz ediyor. Yıkmayı ve devirmeyi değil kurtarma isteği, iftira ve yalan üzerine kurulu bir hayat değil üstün ahlâk ve münzeviyat üzerine kurulu bir hayat örneği…<br />
İp usta, yiğit ve hür bir fenomeni temsil ediyor. Merhamet ve adalet duyguları, şeref ve haysiyet hissi, hakikat aşkı ve yüksek insan sevgisi ile bizleri utandırıyor. Sürü edebiyatına karşı isyan eden ahlaklı insanın ipuçlarını veriyor. “Bir insanın hayatı başka bir insanın hayatından üstün değildir” vecizesiyle isyan ediyor.  Ne yeteneğini teşhir ediyor ne de onunla övünüyor. Diyor ki: “Beni zorlamadığınız için teşekkür ederim.” Ustada varlığı, düşünceyi ve hareketi yakından izliyoruz.<br />
Geçen filmdeki hedefi sosyal ve kültürel anlamda Japonya olan Çinli yapımcılar bu sefer Batı üzerine çalışmışlar. Bunun için çok da kafa yormaya gerek yok aslında. Malzemeniz oldukça fazla. Asya’nın her mekânı Batı’nın azizlikleriyle dolu olduğu için bu kısımda zorlanmamışlardır. Karar vermeliyiz: “Batılılaşmak mı insanlaşmak mı?” Bu kararı tüm Doğu ummanı için geçerli bir karar olarak düşünmeliyiz. “Kendimiz mi olacağız, yoksa derin okyanusların dibinde kaybolacak mıyız?” Film üzerinden Batıya yüklenirken bunları da düşünmek zorundayız.<br />
Köle bir medeniyetin çocukları olmayı bu saatten sonra seçemeyiz. Hilekârlığı, ayırıcılığı, kıyamı ve merhametsizliği ile Avrupa, yıllar yılı Doğunun DNA’sı ile oynamıştır. Ne olursa olsun Doğuluyuz. Mensup olduğumuz toplumun kucağında binlerce yılın birikmiş sorunlarıyla dünyaya geldik. Biz bir su damlası olarak ve belki bir gözyaşı etkisi kadar sorunlara çözüm bulabiliriz. Lakin harekete devam etmeliyiz. Düşünmeye, sorgulamaya ve sürüden ayrı olmaya. İp usta ve nice erler dokundukları ruhlarla bu ümrana can verdiler. Bu iz üzerinden hayatın gayesini daha iyi anlamak da bize düşüyor.<br />
Doğu- Batı ironisi adına, bu bir imkânsızın ironisi. Kendi ruhunuzun inşa etmediği bir akılla var olmaya çalışmak! Bizim tecrübemizi travmatik kılan da budur aslında: ne yardan vazgeçebildik ne serden. (1) Kral çıplak demeye devam…</p>
<p>1-Hece, 157, Ocak 2010; Ruhunu Arayan Adam, s. 64.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kainatamektup.com/index.php/2010/06/ip-man-2-bu-sefer-hedef-bati/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>“BİR RÜYA İÇİN AĞIT” YAKMAYA DEĞER Mİ?</title>
		<link>http://kainatamektup.com/index.php/2010/05/%e2%80%9cbir-ruya-icin-agit%e2%80%9d-yakmaya-deger-mi/</link>
		<comments>http://kainatamektup.com/index.php/2010/05/%e2%80%9cbir-ruya-icin-agit%e2%80%9d-yakmaya-deger-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 15 May 2010 03:22:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EDİTÖR</dc:creator>
				<category><![CDATA[sinema]]></category>
		<category><![CDATA[SALİH FURKAN]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kainatamektup.com/?p=1462</guid>
		<description><![CDATA[SALİH FURKAN
Bu filmi izlediğimizde bir yaz akşamıydı. Geçenlerde yine izleme gereği hissedince bir de üzerine konuşalım istedim. O yaz akşamı, filmin dokunaklı karelerinden olsa gerek üşütmüştü bizi. Gerçekten filmin yönetmeni, Aronofsky ile, filmi hakkında bir çınar altı sohbeti yapmak isterdik.
Polemiği yok filmin. Mesajı direkt veriyor. Hayatın asıl amacı olan insanın kendi eliyle kendisini hayatın aracı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignright size-full wp-image-1463" title="requiem-2" src="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2010/05/requiem-2.jpg" alt="requiem-2" width="300" height="300" />SALİH FURKAN<br />
Bu filmi izlediğimizde bir yaz akşamıydı. Geçenlerde yine izleme gereği hissedince bir de üzerine konuşalım istedim. O yaz akşamı, filmin dokunaklı karelerinden olsa gerek üşütmüştü bizi. Gerçekten filmin yönetmeni, Aronofsky ile, filmi hakkında bir <strong>çınar altı sohbeti yapmak isterdik.</strong><br />
Polemiği yok filmin. Mesajı direkt veriyor. Hayatın asıl amacı olan insanın kendi eliyle kendisini hayatın aracı haline dönüştürmesini anlatıyor. Elbette bu bizim fikrimiz. Müthiş müziği ve insanı sıkmayan sessizliği ile izlenmeye ve üzerinde felsefe yapmaya değer bir Aronofsky eseri. Her ne kadar filmin müziği ana haber bültenlerine çerez olsa da iyi işlenen tema içinde gayet etkileyici. Kendisinin de dediği gibi, <strong>“Bağımlılığın insan nesli üzerindeki zaferi” </strong>asıl temayı oluşturuyor.<br />
Televizyonlardaki içi boş programlardan, doğrudan satış safsatalarından, obezite mağdurlarından ve en korkuncu madde bağımlılarından sunduğu perspektifle insanı allak bullak ediyor. Bu neslin bir bir eriyip gitmesi, değersiz bir put haline dönüşmesi ya da doldurulmuş hayvan modunda hayatını sürü gibi yaşaması ne kadar hazindir! Şöyle bir düşününce, aklımıza yazar <strong>Cemil Meriç’in söyledikleri geldi: “Onlar sürü yavrum. Zincirlerinden başka kaybedecek neleri var? Karanlıktan geldiler, karanlığa gidiyorlar. Ummandaki dalgalar gibi sayısız. Tarihi yok bu sürünün, macerası yok. Yıldızlara tırmanan merdivenden habersiz. Yürüyen, esneyen, tepinen ve öğrendiği şeyleri tekrarlayan uzviyet. Kafanın vecdinden habersiz. Bu sarhoş karnaval alayını yıldızlar, yüz binlerce yıldız, kayıtsız bakışlarıyla seyrediyor.”</strong><br />
Bağımlılık. Bu yüzyıl insanının en büyük muzdaribi. Filmde, “we got a winner”(Bir talihlimiz var.) vurgulu bir program sıkça görülürken, aynı anda eser, kazanan ve kaybeden ironisini izleyenin alnına çivi gibi çakıyor. Bir talihlimiz var ama acaba kim? <strong>Kazananın ve kaybedenin olduğu bir dünya mutluluk verir mi?</strong> Hayatta hep kazanamayacağımız gibi hep de kaybetmeyeceğiz. Promete’nin kısır döngüsü. Kazananın ve kaybedenin olduğu yerde emekten, alın terinden ve ihsandan söz edilebilir mi?<br />
Aslında film biraz da Trainspotting’i hatırlatmıyor değil. Orada da müthiş performanslar vardı ama bu çağımızın hastalığını en kısa yoldan teşhis etmesi sebebiyle daha derli toplu geldi bize. Sonuç olarak on yıllık film ama içeriği geleceğe, daha çok ışık tutacağa benziyor.<br />
Kadını ve erkeği obje olarak kullanan görsel medya, kadın programları ve dizi kültürüyle bizi can evimizden vuran medya patronları, insanların rüyalarını gerçekleştirme iddiasındaki para simsarları bu film size ithaf edilmiş gibi duruyor. <strong>Şunu bilelim ki, müstekbirler ne kadar hatalıysa; mustazaflar da o kadar hatalıdır.</strong> Birbirlerinin günahlarına ortak olmuş anonim şirketleri gibi.<br />
Hayatın anlamı yaratılışımızda gizlidir. Bize verilen değeri -sahip olduğumuz yaşamı- iyi değerlendirmek insanın amelî kısmını oluşturur. Kendimizden sorumluyuz.<strong> Bu toplumun iyileri, toplumdan da sorumludur.</strong> İyi olmak bizim için bir lüks değil tabiî eylemler bütünü sayılmalıdır. O zaman bir rüya için ağıt değil; kendimize ve çevremize dair küçük bir iyilik için gemiler yakarız.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kainatamektup.com/index.php/2010/05/%e2%80%9cbir-ruya-icin-agit%e2%80%9d-yakmaya-deger-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ÇİN ve ABD HER ALANDA SAVAŞIYOR: SİNEMADA KILIÇLAR ÇEKİLDİ</title>
		<link>http://kainatamektup.com/index.php/2010/04/cin-ve-abd-her-alanda-savasiyor-sinemada-kiliclar-cekildi/</link>
		<comments>http://kainatamektup.com/index.php/2010/04/cin-ve-abd-her-alanda-savasiyor-sinemada-kiliclar-cekildi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 13 Apr 2010 06:13:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EDİTÖR</dc:creator>
				<category><![CDATA[sinema]]></category>
		<category><![CDATA[SALİH FURKAN]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kainatamektup.com/?p=1409</guid>
		<description><![CDATA[SALİH FURKAN
DERSİMİZ “IP MAN”
Okullarda ders olarak izletilmesi ve üzerinde uzun uzadıya durulması gereken filmlerden birini izledik. İç çektik. Hayıflandık. Zaman zaman hüzünlendik. Açık bir Çinli propagandasıydı. İçinde epeyce hamasî ve epik unsurlar vardı; lakin her şeye rağmen bu filmi es geçemezdik.
Tür olarak bibliyografik küme içerisinde değerlendirilmesi doğru olsa da, bir ressamın paletindeki tüm renklerden esintiler [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: right;"><img class="alignleft size-full wp-image-1410" title="images" src="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2010/04/images.jpg" alt="images" width="130" height="130" />SALİH FURKAN</p>
<p>DERSİMİZ “IP MAN”<br />
Okullarda ders olarak izletilmesi ve üzerinde uzun uzadıya durulması gereken filmlerden birini izledik. İç çektik. Hayıflandık. Zaman zaman hüzünlendik. Açık bir Çinli propagandasıydı. İçinde epeyce hamasî ve epik unsurlar vardı; lakin her şeye rağmen bu filmi es geçemezdik.</p>
<p>Tür olarak bibliyografik küme içerisinde değerlendirilmesi doğru olsa da, bir ressamın paletindeki tüm renklerden esintiler barındırıyor. Konu olarak ise 1930 Japonya işgalini anlatıyor. İşte burada film, bir Japon için hakikaten Çin işkencesine dönüşüyor. O kadar çok sataşma var ki, herhalde bize yapılsa filmi yasaklamaya kalkarız diye düşünüyorum. İçinde bir gram Çin kültürü olmadan nasıl Çin reklâmı yapılır? İspatını yaparken, çıkış noktasını iki yüz yıllık Kung-Fu savunma tekniğinden alıyor.<br />
Kahramanımız, Bruce Lee’nin ustası olmasının dışında, bu işte  “Grandmaster” şanını taşıyor. Bu ilkeli küçük adam, öncelikle kendi milletine, sonra da tüm dünyaya yiğitlik ve onur dersi veriyor. Bir lokma pirinç için nice canlara kıyıldığı bir ortamda, pirinci değil şerefi düşünebilecek, tarzı olan mükemmeliyetçi insanı bize sunuyor. Kendi deyimiyle sıradan bir Çinli’yi yansıtırken, yüksek kişilik niteliğiyle göz kamaştırıyor.</p>
<p>İnsan ne ile yaşar? Haysiyet karın doyurur mu? Onur ve şeref yenir mi içilir mi? Tüm benliğimizle anlıyoruz ki, hayatımızı normalleştiren şeyler menfaatlerimiz. Hiçbir zaman kurtulamadığımız çirkefliklerimiz. Fütursuzca savunduğumuz materyalizm. Bir lokma pirincin ideale dönüştüğü toplumda Ip Man olmasaydı şimdi biz bu yazıyı yazmıyor olurduk. Aile saadetinin öğle yemeğinde yenmeyen bir patatesle olduğunu görmesek, gözlerimiz yaşarmazdı. Emekçi insanların kendilerini korumak uğruna ustadan nasıl ders aldıklarını izlemesek eğitimi yalnızca bir angarya olarak algılardık.</p>
<p>Eser, kendini savunmanın bir sanattan öte, arkasında mistik bir felsefe ve ülkü barındırdığını izah ediyor. Savaşın içinde olması gereken iki özellik vardır, diyor: Düşeni kaldırmak ve şefkat.</p>
<p><img class="alignleft" src="http://lh5.ggpht.com/_7kefLd_arfw/S8QLPPy86EI/AAAAAAAAAww/Pb1xQ-I7wz0/s800/im.jpg" alt="ip man" width="100" height="140" />Japonların zor kullandığı için, işgalci tutumuyla Kung-Fu sanatını anlamaktan uzak olduklarını haykırıyor. İşin bu kısmında filmi izlerken, Japon olmak istemezsiniz. Çünkü bir Japon ile Çinli’yi keskin çizgilerle ayırırken, onlara çok düşük bir not veriyor.<br />
Çin sineması bu tür yapımlarla Amerikan sinemasıyla rekabete namzet olurken, bizler Çinlilerin işgalci kavramı için aynaya bakmalarını tavsiye ediyoruz. Doğu Türkistan’ın ismi de dahil olmak üzere Çinlileştirme politikasını yüz tane de Ip Man yapsalar göz ardı edemeyeceğimizi bilmelerini istiyoruz. Türk sinemasına da bu toprakların binlerce İp Man’ler çıkardığını hatırlatarak uyanışa geçmelerini bekliyoruz. Buradan edinilecek azığın, özellikle gençlerimizi harekete geçirmede bir köşe taşı olacağını ümit ediyoruz.</p>
<p>Not: Ayrıca kardeş sitemiz, bizim kültürümüzün habercisi  <a href="http://www.haberkultur.net/haberoku-1439-Dersimiz_Ip_Man.html" target="_blank">HABER KÜLTÜR</a>&#8216;de yayınlanmıştır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kainatamektup.com/index.php/2010/04/cin-ve-abd-her-alanda-savasiyor-sinemada-kiliclar-cekildi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Azmin Yönetmeni Ahmet Uluçay</title>
		<link>http://kainatamektup.com/index.php/2010/04/azmin-yonetmeni-ahmet-ulucay/</link>
		<comments>http://kainatamektup.com/index.php/2010/04/azmin-yonetmeni-ahmet-ulucay/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 03 Apr 2010 19:32:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EDİTÖR</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ahmet Uluçay]]></category>
		<category><![CDATA[sinema]]></category>
		<category><![CDATA[Misafir Yazar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kainatamektup.com/?p=1391</guid>
		<description><![CDATA[ 1954’de Kütahya’da (Tavşanlı-Tepecik köyü) doğan senarist ve yönetmen Ahmet Uluçay, 1960 yılında, ilkokuldayken köye gelen bir seyyar sinemacı sayesinde sinemayı tanıdı ve sevdi. Her gece yatağa girişinde giderek büyüyen sinema tutkusunu hiçbir zaman kaybetmedi. 12 yaşında bir arkadaşıyla sinema makinesi yapmak için üç yıl uğraştı.  Sonra bir ahırda köylülere film göstermeye başladı; sinema [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-medium wp-image-1392" title="ahmetulucay" src="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2010/04/ahmetulucay-300x225.jpg" alt="ahmetulucay" width="300" height="225" /> 1954’de Kütahya’da (Tavşanlı-Tepecik köyü) doğan senarist ve yönetmen Ahmet Uluçay, 1960 yılında, ilkokuldayken köye gelen bir seyyar sinemacı sayesinde sinemayı tanıdı ve sevdi. Her gece yatağa girişinde giderek büyüyen sinema tutkusunu hiçbir zaman kaybetmedi. 12 yaşında bir arkadaşıyla sinema makinesi yapmak için üç yıl uğraştı.  Sonra bir ahırda köylülere film göstermeye başladı; sinema çöplüklerinden film toplayıp, kareleri birbirine ekler, bir kaç saniyelik görüntüler elde ederek, deniz ve ormanı seyrederlerdi.   Ailesi bu sinema uğraşının zengin insanlara mahsus bir durum olduğunu, uğraşmaması gerektiğini anlattı.</p>
<p>Kamyon şoförlüğü, Tabutçuluk, İnşaat işçiliği hatta ilk uzun metrajlı filminin masrafını çıkarmak için yem fabrikasında çalıştı.   Uluçay tüm bu zor şartlara rağmen sinema sevdasından vazgeçmedi. Almanya da yaşayan bir gurbetçiden aldıkları VHS Kamera ile ilk kısa film çekimlerine başladı, kameranın aküsü olmadığından sadece elektrik bulunan ortamlarda çekim yapabiliyordu. Filmde çekilmesi gereken mezarlık sahnesini de köy odasına kurdukları dekorla gerçekleştirmişlerdi. İlk kısa filmini de böylece çekti. Filmin kurgusunu ise, tavukçuluk yapan arkadaşı İsmail Mutlu’ya yaptırmıştı. Filmi birilerinin izlemesi gerekti tabi. Anadolu Üniversitesine bağlı sinema bölümlerine yolladılar.  İzleyenler tarafından çok beğenildi, Uluçay’ın filmi.   Bu süreçten sonra kısa film çekimlerine devam etti ve birçok ödülün sahibi oldu.</p>
<p>İlk uzun metrajlı filmi ise, 2004 yapımlı Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak filmidir. Yönetmen bu filmde, azmin ve aşkın hikâyesini olağan bir sadelikle anlatır bize. Türk sinemasının unutamayacağı ve eskitemeyeceği bir film olarak yerini aldı, Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak.    Ahmet Ulaçay bu filmle bizlere farklı birilerinin hikâyesini anlatmadı, tam da kendi hikâyesini anlattı aslında. Ve bu hikâyeye şahit olanlar herkes de, kendi payına düşen bir şeyler aldı bu filmde. Belki de bu yüzdendir filmin bağlayıcılığı.        Uluçay bu filmle, neler yapabileceğini göstermişti bizlere. Ama ömrü yetmedi, senelerdir atlamadığı hastalığı onu 30 Kasım 2009’da yakaladı    Hayata giremiyorum, bir uyumsuzluğum var, demişti bir söyleşisinde. İşte bu uyumsuzluğu baki kaldı. Belki de Uluçay’ı bize özetleyen de bu cümlesidir.</p>
<h1 id="profile_name">Bünyamin Karabaş</h1>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kainatamektup.com/index.php/2010/04/azmin-yonetmeni-ahmet-ulucay/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>HER İNSAN “BOŞ” BİR EVDİR</title>
		<link>http://kainatamektup.com/index.php/2010/03/her-insan-%e2%80%9cbos%e2%80%9d-bir-evdir/</link>
		<comments>http://kainatamektup.com/index.php/2010/03/her-insan-%e2%80%9cbos%e2%80%9d-bir-evdir/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 21 Mar 2010 16:20:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EDİTÖR</dc:creator>
				<category><![CDATA[sinema]]></category>
		<category><![CDATA[SALİH FURKAN]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kainatamektup.com/?p=1363</guid>
		<description><![CDATA[Bu film hakkında bir şeyler yazabilmek aslında çok zor. Ama bizi çok etkilediği için üç beş kelam etmeye karar verdik. Yönetmen hakkında açıkçası çok şey bilmiyoruz. Yalnızca üst seviyede bir iş çıkardığını belirtmek isteriz. Kim Ki-duk hafızalardan silinmemesi gereken eseriyle üzerimize ağır yükler yükledi. Düşünün ve önem verin.
Canımızı yakan o kadar öğe var ki, yargılarımızı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2010/03/3-iron-bin-jip-8-300x199.jpg" alt="3-iron-bin-jip-8" title="3-iron-bin-jip-8" width="300" height="199" class="alignleft size-medium wp-image-1364" />Bu film hakkında bir şeyler yazabilmek aslında çok zor. Ama bizi çok etkilediği için üç beş kelam etmeye karar verdik. Yönetmen hakkında açıkçası çok şey bilmiyoruz. Yalnızca üst seviyede bir iş çıkardığını belirtmek isteriz. Kim Ki-duk hafızalardan silinmemesi gereken eseriyle üzerimize ağır yükler yükledi. Düşünün ve önem verin.<br />
Canımızı yakan o kadar öğe var ki, yargılarımızı yerin dibine geçiriyor. Ufkumuzu açarken dikenlerini gözümüze ve kalbimize batırıyor. O kadar sessiz ki, film boyunca sakın üç kişi bir araya gelmesin diyorsunuz. “Sessizlik, dünyaya meydan okumadır”, anlıyorsunuz. Bir insan sessizliğiyle neler anlatabilir? Sessizlik öyle bir silahtır ki, tüm sesleri yok saydığı için sesle ilgili tüm unsurlara galip gelebilir. Hani istenildiğinde mezarlıklar da çok şey anlatır ya insana, onun gibi. Sessizlik bu kadar şey anlatabilir mi? Anlayabilme yeteneği olanlara elbette anlatabilir. Sıradan bir melankoli tavrı değil bu. Ya da ucuz aşk hikâyelerinden oluşan “den denler” bulamazsınız filmin içinde. Sıradan hikâyeleri, sevgiyi bir günahmışçasına normalite haline getirenler çok sever. Unutmayalım ki, normalleştirdiğimiz şeyleri önemsemeyiz. Kendi uydurduğu ve adına da sevgi dediği, aşk dediği büyük ve süslü laflarla birilerinin karşısına hala çıkmaya devam edenler geçmişin izlerini taşıyarak vurur karşısındakini. Ya tüm bunlardan habersiz yaşamış, kendi akıbetine ağlayan gerçek sevgili ne yapar? Senaryo basittir. Onun acı çekmesi de bu kötü denklemin içine atılacaktır. Herkesin bakıp da gördüğü senaryolarda hep bunlar oynar. Oysa gerçek sevgili: O çoktan sevgisini suya vermiştir bile…<br />
Sükûn içindeki iki sevgilinin iki kelam etmeden birbirini tanıması ve aşina olması. İşte senarist böyle vuruyor izleyeni. Filmi anlatmaya çalışmak filme yapılacak en büyük küstahlık olur. Yalnız bitişinde şöyle sesleniyor bize: “Yaşadığımız dünyanın gerçek mi yoksa düş mü olduğunu söylemek çok zor”. Hayatın çarkına kapılmış insanlığı, yalnızca dünyayı yaşayan bedbin insanlığı ve önyargılarını akvaryum içinden çıkaramadığı, kısır fikirleriyle insanlığı on ikiden vurmanın en güzel biçimini sunan muhteremin eseri incelenmeye muhtaç. </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kainatamektup.com/index.php/2010/03/her-insan-%e2%80%9cbos%e2%80%9d-bir-evdir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Operasyon Valkyrie ve Bizim Film Listemiz</title>
		<link>http://kainatamektup.com/index.php/2010/01/operasyon-valkyrie-ve-bizim-film-listemiz/</link>
		<comments>http://kainatamektup.com/index.php/2010/01/operasyon-valkyrie-ve-bizim-film-listemiz/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 31 Jan 2010 17:31:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EDİTÖR</dc:creator>
				<category><![CDATA[sinema]]></category>
		<category><![CDATA[SALİH FURKAN]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kainatamektup.com/?p=1171</guid>
		<description><![CDATA[Bryan Singer&#8217;in yönettiği ve Tom Cruise&#8217;nin başrolde oynadığı “Operasyon Valkyrie” Adolf Hitler’e yapılan suikast girişimini politik bir düzeyde ama askerî anlayışta ele alıyor. Adolf Hitler’in ulusal anlamda kendi vatanına yaptıkları çerçevesinde düşünülmesi gerekecek bir yapım olmuş. Çünkü parolası “Herkes farkındaydı ama bir tek onlar dur diyebildi” tadındadır. Hakikaten Claus von Stauffenberg ve arkadaşlarının bu anlamdaki [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color: #0000ff;"><span lang="zxx"><a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Bryan_Singer"><span style="color: #00000a;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;"><span style="text-decoration: none;"><img class="alignleft size-full wp-image-1172" title="85348" src="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2010/01/85348.jpg" alt="85348" width="284" height="419" /></span></span></span></span></a></span></span>Bryan Singer&#8217;in yönettiği ve Tom Cruise&#8217;nin başrolde oynadığı “Operasyon Valkyrie” Adolf Hitler’e yapılan suikast girişimini politik bir düzeyde ama askerî anlayışta ele alıyor. Adolf Hitler’in ulusal anlamda kendi vatanına yaptıkları çerçevesinde düşünülmesi gerekecek bir yapım olmuş. Çünkü parolası “Herkes farkındaydı ama bir tek onlar dur diyebildi” tadındadır. Hakikaten Claus von Stauffenberg ve arkadaşlarının bu anlamdaki cesareti takdire şayandır.</p>
<p>Filmde asıl ilgi uyandırması beklenen, sivil bir darbenin asker eliyle yapılandırılmaya çalışılmasıdır. İşte tam bu noktada riske atılmaması gereken iletişimsizlikler doğacaktır. Bir kere eğer Hitler devrilirse sonrası düşünülmüş müdür? Rejim korunacak mıdır? Yoksa geriye bir dönüş yapılarak sivil bir ortamda askerî dikta mı kurulacaktır? Suikastın fikir babaları bunu düşünmemiştir. Belki de hayırlı olması beklenen bir mesele şer olarak geriye dönecekti. Bu kısım bizi ilgilendirmiyor ama şu bir gerçek ki, suikast başarılı olsaydı tarihin seyri mutlaka değişecekti. Bryan Singer’i “Olağan Şüpheliler” deki kadar başarılı bulmasak da iyi iş çıkardığını söyleyebiliriz.</p>
<p>Valkyrie, eski İskandinavya’da ölümün seçicileri anlamına gelmektedir. Sözlük anlamının dışında ise Adolf Hitler`i kendisine karşı düzenlenecek olası bir SS darbesinden korumak, şayet ölürse fikirlerinin yaşaması için Berlin`de bulunan yedek ordunun iktidarı ele geçirmesi için yaptığı plandır. Film aslında Hitler’in kendi silahıyla vurulmasına dayanan bir senaryodur. II. Dünya Savaşı Almanyasında Hitler’e muhalif kişiler olduğunu düşünmek anlamsız gelebilir. Lakin her diktatör, kendi şartlarındaki canavarını öyle veya böyle oluşturmuştur.</p>
<p>Yazımızın ikinci kısmını,  mutlaka izlenmesi gereken on filme ayırdık. Sinema insanı geliştirdiği gibi televizyondan da uzak tutan en etkileyici sanat dallarındandır. Kendi toplumumuzu düşündüğümüzde ne kadar televizyondan uzak durursak kendimizi o kadar kârlı saymalıyız.</p>
<p><strong>Bizce izlenmesi gerekli on film şunlardır:</strong></p>
<blockquote><p><strong>1.Shawshank Redemption (Esaretin Bedeli)<br />
2.Goodfather I. ve II. (Baba)<br />
3.The Usual Suspects (Olağan Şüpheliler)<br />
4.Oldboy (İhtiyar Delikanlı)<br />
5.Fight Club (Dövüş Kulübü)<br />
6.Once Upon a Time in America (Bir Zamanlar Amerika’da)<br />
7.12 Angry Man (12 Kızgın Adam)<br />
8.Cıtızen kane ( yurttaş Kane)<br />
9.Seven Samuray (Yedi Samuray)<br />
10. Gandhi</strong></p></blockquote>
<p><strong> </strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kainatamektup.com/index.php/2010/01/operasyon-valkyrie-ve-bizim-film-listemiz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ONCE UPON A TİME İN AMERİCA *</title>
		<link>http://kainatamektup.com/index.php/2010/01/once-upon-a-time-in-america/</link>
		<comments>http://kainatamektup.com/index.php/2010/01/once-upon-a-time-in-america/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 03 Jan 2010 21:03:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EDİTÖR</dc:creator>
				<category><![CDATA[sinema]]></category>
		<category><![CDATA[SALİH FURKAN]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kainatamektup.com/?p=1067</guid>
		<description><![CDATA[
Hani insanın hayatında çok farklı yeri olan hikâyeler vardır. Kişiye göre değişir bunlar. Kimimize göre bir kitaptır bu, kimimize göre de bir şiir. Benim için ise bir filmdir bu. Çok fazla, filmin maddi anlamda neler getirip götürdüğünü ve etkilerini anlatmayacağım. 1984 yapımı, Sergio Leone ustanın yönetmenliğini yaptığı Robert de Niro’nun başrolde oynadığı ve en iyiler [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-1068 aligncenter" title="Once_upon_a_Time_in_America" src="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2010/01/Once_upon_a_Time_in_America.jpg" alt="Once_upon_a_Time_in_America" width="500" height="428" /><strong></strong></p>
<p style="text-align: left;"><strong>Hani insanın hayatında çok farklı yeri olan hikâyeler vardır.</strong> Kişiye göre değişir bunlar. Kimimize göre bir kitaptır bu, kimimize göre de bir şiir. Benim için ise bir filmdir bu. Çok fazla, filmin maddi anlamda neler getirip götürdüğünü ve etkilerini anlatmayacağım. 1984 yapımı, Sergio Leone ustanın yönetmenliğini yaptığı Robert de Niro’nun başrolde oynadığı ve en iyiler arasında yerini almış tam bir klasiktir. Biraz mafya, biraz da polisiye tarzı içeriyor. Tüm bunlardan öteye bu film hakkında yazmamızın nedeni kendimizden pek çok izler taşıması. Yaklaşık iki yüz yirmi dokuz dakika sürüyor film. Elbette yanınızda izlerken eskiden izlemiş birinin olması iyi olur. Bir kerede tüketemezsiniz bu filmi.</p>
<p><strong>Bir dostum</strong>un tavsiyesiyle izledik filmi. Akşam yine izledim. Dedim ki, “Bilincimden çok şey geçiyor ama yazmalı mıyım?” Bir film düşünün ki hemen hemen içinde boş sahnesi olmasın. Bir hayatı, ihaneti, dostluğu, yokluğu, paranın esaretini ve her şeyden önemlisi sizden az da olsa bir şeyleri sizin gözünüze sokmadan anlatmaya çalışıyor. Anlatmak istediklerini İngilizlerin “flashback” dedikleri zaman içerisinde yolculuk yaparmışçasına bir üslup takınarak anlatıyor. Acaba gerçekten yaşandı mı? Yoksa kahramanın şuurunda bir olaylar zinciri mi? Bunu da düşündürüyor. Mesela,   bir karede kahramanımıza yıllardır görmediği arkadaşı sorar: otuz beş yıldır ne yaptın? Kahramanımız cevap verir: “Geceleri erkenden yattım” Bazen bu kadar basit bir soruya bile tahammülünüz yoktur işte. Sınırımızı zorlamasına izin veremeyeceğiniz şeyleri hatırlatır size.</p>
<p><img class="alignleft" src="http://lh5.ggpht.com/_7kefLd_arfw/S0EF2yaI3bI/AAAAAAAAAck/sAoCjjSxk_g/s400/2once-upon-a-time-in-america.jpg" alt="" width="242" height="320" /><strong>İnsan hayatı yaşarken</strong> hep piştiğini ve öğrenilecek ne varsa hepsini öğrendiğini zanneder. Yirmisinde o kadar ukaladır ki “her şey tamamdır” der. Otuzunda “ne biliyorsun ki?” sorusuna aşırı tepki verebilir. Kırkındaysa bilgindir. Oysa insan bilmelidir ki, hep öğrenendir. Hep didinen, geçmiş hakkında sorgusuzca “o da bana katkı yaptı” diyebilendir. En azından tahayyülümüzdeki insan budur.   Film bittiğinde yaşlandığınızı hissedebilir ve iyi-kötü tüm yargılarınızı gözden geçirmenize fırsatınız olabilir. Neden sevdiğinizi, neden kızdığınızı ve ihaneti anlayamadığınızı mutlaka düşündürür.</p>
<p><strong>Bizler insan olarak yaratıldığımızın kıymetini bilirken</strong>, “aklettiğimiz ölçüde insanız” düsturunu benimseyenlerden olmalıyız. Yoksa mutsuzluk da bir hastalıktır. “Bir zamanlar Amerika’da” aslında her zaman içimizde birer parça ve yaşanmışlık olarak duran, bir numaramız olmuş senaryodur. İzlemişseniz ya da bir gün izleyebilirseniz bizi hatırlarsınız.</p>
<p>* “Bir Zamanlar Amerika’da”</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kainatamektup.com/index.php/2010/01/once-upon-a-time-in-america/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>GANDHİ VE GÜLE GÜLE BAFANA (ÖZGÜRLÜĞÜN RENGİ)</title>
		<link>http://kainatamektup.com/index.php/2009/12/gandhi-ve-gule-gule-bafana-ozgurlugun-rengi/</link>
		<comments>http://kainatamektup.com/index.php/2009/12/gandhi-ve-gule-gule-bafana-ozgurlugun-rengi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 07 Dec 2009 21:16:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EDİTÖR</dc:creator>
				<category><![CDATA[Afrika]]></category>
		<category><![CDATA[Asya]]></category>
		<category><![CDATA[sinema]]></category>
		<category><![CDATA[SALİH FURKAN]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kainatamektup.com/?p=934</guid>
		<description><![CDATA[Attığımız başlık aynı paraleldeki iki filmle ilgilidir. Bu iki biyografik eser bize hiçbir şey anlatmasa bile şunu düşündürmüştür: “Birey olarak çok şeye muktediriz.” Bilmeliyiz ki, kitleleri aksiyoner kılan hep bireyler olmuştur. İşte bu iki film, size değerli olduğunuzu hissettirir.
Gandhi eski bir film. 1982 yılına ait. Belki üzerine çok konuşuldu ama Nelson Mandela’nın hayatından kısa bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-935" title="goodbye_bafana" src="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2009/12/goodbye_bafana.jpg" alt="goodbye_bafana" width="384" height="512" />Attığımız başlık aynı paraleldeki iki filmle ilgilidir. Bu iki biyografik eser bize hiçbir şey anlatmasa bile şunu düşündürmüştür:<strong> “Birey olarak çok şeye muktediriz.”</strong> Bilmeliyiz ki, kitleleri aksiyoner kılan hep bireyler olmuştur. İşte bu iki film, size değerli olduğunuzu hissettirir.</p>
<p>Gandhi eski bir film. 1982 yılına ait. Belki üzerine çok konuşuldu ama Nelson Mandela’nın hayatından kısa bir kesit olan “Güle Güle Bafana” ile beraber düşündüğümüzde bu yazıyı yazma kararı aldık. Gandhi zaten ödüllü bir film. Gandhi’yi oynayan Ben Kingsley de 83’te en iyi erkek oyuncu ödülünü almış. Bir metre altmış santimetre boyundaki bir adamın neler yaptığıyla ilgili olan bu film artık <strong>Batı emperyalizminin kabak tadı verdiğinin en büyük işareti</strong>. Her ne kadar Ali Cinnah’ın hakkını vermekten uzak kalsa da bu onun kült bir yapım oluşuna engel değildir. Gandhi’nin inanç anlayışı  tasvip noktamızın dışında bile olsa filmdeki özgürlük ve eşitlik vurgusu bizi düşünmeye itiyor. Gandhi’nin olaylara sağduyulu ve yumuşak başlı yaklaşımı bir metot ortaya koymuştur. Zalime meyil yok ama karşı şiddet de yok. Gösteriş, süs ve bohemden örülü bir dünyadan uzak yaşayış. Bu yaşayışa ancak saygı duyulabilir.</p>
<p>İzlenmeye değer bulduğum ikinci filmde Nelson Mandela’nın hapishaneden devlet başkanlığına uzanan küçük hikâyesini anlatıyor. “Gandhi “ kadar süksesi yok. Basit bir film. Ama <strong>Güney Afrika insanının ırkçılıktan muzdarip oluşu</strong>nu bize kesin bir dille yansıtıyor. İnsanın ne olursa olsun özgürlüğünden kıymetli bir hazinesi yoktur. İki filmden de dolambaçsız çıkarılabilecek fikriyat budur. Güney Afrika’nın yaşadığı kısır döngü, Doğunun her anlamda yıllardır çektiği çilenin kısa özetleri bile bu filmlere sığmaz. Avrupa dışını ötekileştiren Batının gözüyle de olsa filmler izlenmeye değecek türden.</p>
<p><img src="http://lh4.ggpht.com/_7kefLd_arfw/Sx1v91ifAJI/AAAAAAAAAYw/cCOyzQHpM9Q/s800/Gandhimovie.jpg" alt="GANDHI" /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kainatamektup.com/index.php/2009/12/gandhi-ve-gule-gule-bafana-ozgurlugun-rengi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
