<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>KAİNATA MEKTUP &#187; SİNEMA</title>
	<atom:link href="http://kainatamektup.com/index.php/category/medeniyet/sinema/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://kainatamektup.com</link>
	<description>yenileniyoruz... &#124; &#124; bitmeyen bir aşk yürüyüşü...</description>
	<lastBuildDate>Sat, 21 Jan 2012 02:28:34 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.2.1</generator>
		<item>
		<title>BENİM DİZİM : TACİR</title>
		<link>http://kainatamektup.com/index.php/2011/12/benim-dizim-tacir/</link>
		<comments>http://kainatamektup.com/index.php/2011/12/benim-dizim-tacir/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 23 Dec 2011 17:29:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EDİTÖR</dc:creator>
				<category><![CDATA[AHİLİK]]></category>
		<category><![CDATA[SİNEMA]]></category>
		<category><![CDATA[CİHAD MERİÇ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kainatamektup.com/?p=2968</guid>
		<description><![CDATA[Artık benim de takip ettiğim bir dizi var. Bu vesileyle içinde yaşadığımız toplumla empati kurabilelim. Dizinin Adı: TACİR Dizinin ana...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2011/12/kainat_medeniyet.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-2969" title="kainat_medeniyet" src="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2011/12/kainat_medeniyet.jpg" alt="" width="640" height="250" /></a><br />
Artık benim de takip ettiğim bir dizi var. Bu vesileyle içinde yaşadığımız toplumla empati kurabilelim.</p>
<p>Dizinin Adı: TACİR<br />
Dizinin ana konusu iyi tacir kötü tacir üzerine kurulu. Şehirde iki lonca kapışıyor; biri her şey benim olmalı diye mücadele ediyor; oyun kuruyor, kara siyasayı kullanıyor, rüşvet veriyor&#8230; vb bildiğimiz şeyler. Diğer tacir grubu ise &#8220;ticaret önce insan kazanmaktır.&#8221; diyerek işlerini yürütme derdinde; batsa da çıksa da aynı güvenle yoluna devam ediyor, bir yandan öyle bir direnç görüyoruz ki &#8220;iyilik hemen pes etmemeli&#8221; cümlesi beyinlerimizde çınlıyor.</p>
<p>İyilik ayakta kaldığı müddetçe kötülük uzun vadede yıkılmaya mahkumdur. Buradan şunu anlıyoruz; iyilik adına mücadele verenlerin geçici yenilgilere kanmayıp sürekli ayaklarını sağlam basma derdinde olmaları gerektiği fikri.<br />
Ve vaat edildiği gibi sonuç uzun vade de hayır oluyor, insan kazananlar her şeylerini kaybetse de kazandığı iyi adamlar sayesinde bir çıkış buluyor. Para kazananlar ise para bitti mi cascavlak ortada kalıyorlar.</p>
<p>Kökü sağlam söz ile kökü kuru laf arasında ki fark gibi. Bu cümle için şu yazıyı okuyabilirsiniz: <a href="http://kainatamektup.com/index.php/2011/11/sonsuza-kalacak-bir-soz/">kainatamektup.com/index.php/2011/11/sonsuza-kalacak-bir-soz/</a></p>
<p>Diziyi istediğiniz zaman arşivden izleyebilirsiniz: <a href="http://tvarsivi.com/?y=20&amp;z=2011-12-23+13%3A30%3A00" target="_blank">tvarsivi.com</a></p>
<blockquote><p>&#8220;Tacir “Sangdo” TRT 1 ekranında… Ünlü yazar Choi In-Ho’nun senaryosunu yazdığı dizi, Joseon Hanedanlığı döneminde yaşayan ve yaptıkları ile bir efsane haline gelen Koreli tüccar Im Sang-ok’un hayat hikâyesini ekrana getiriyor. 1779-1855 yılları arasında yaşamış olan Im Sang-ok, düzgün ahlakı ve ticaret dünyasındaki başarıları nedeniyle ülkesinde örnek alınan bir kişilik.</p>
<p>Tacir, Hafta İçi Her Gün TRT 1’de…&#8221;</p>
<p>Oyuncular<br />
Lee Jae Ryung, Lee Soon Jae, Kim Hyun Joo, Park In Hwan, Jung Bo Suk, Hong Eun Hee, Han Hee, Kim Yoo Mi<br />
Yönetmen<br />
Lee Byung Hoon</p></blockquote>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kainatamektup.com/index.php/2011/12/benim-dizim-tacir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>400 DARBE / Gerçek Mükemmel Değildir</title>
		<link>http://kainatamektup.com/index.php/2011/05/400-darbe-gercek-mukemmel-degildir/</link>
		<comments>http://kainatamektup.com/index.php/2011/05/400-darbe-gercek-mukemmel-degildir/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 17 May 2011 03:57:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EDİTÖR</dc:creator>
				<category><![CDATA[SİNEMA]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kainatamektup.com/?p=2622</guid>
		<description><![CDATA[Yapım: 1959 Fransa Yönetmen: François Truffaut Oyuncular: Jean-Pierre Léaud, Claire Maurier “400 Darbe” Amerikan mükemmeliyetçi sinemasına abide-i hürriyet olarak ortaya...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignright" src="https://lh5.googleusercontent.com/_7kefLd_arfw/TdHxYdAGEbI/AAAAAAAABMk/HTXk_oRL6Rg/the_400_blows_movie__1_.jpg" alt="dört_yüz_darbe" width="380" height="265" />Yapım: 1959 Fransa<br />
Yönetmen: François Truffaut<br />
Oyuncular: Jean-Pierre Léaud, Claire Maurier</p>
<p>“400 Darbe” Amerikan mükemmeliyetçi sinemasına abide-i hürriyet olarak ortaya çıkan Traffaut harikasıdır. Bu tanım insanı olağan anlatmamakta direnen rutin sinemaya karşı bir ifadedir. Kameranın kaydırılması hadisesi ve olanın olduğu gibi verilmesi büyüleyicidir. “Yeni Dalga” sineması üzerine aldığı sorumluluğu yerine getirmiştir. Artık kahramanlar süper değil; öykü de iyi olma yolunda ilerleyecek derecede noksanlıklardan oluşacaktır.</p>
<p>“400 Darbe Okulu kırmak anlamlına geliyor. Ama konu okulu kırmanın ötesinde Antoine Doinel’in özünde, bir çocuğun yaşayacağı tüm olumsuzlukları ele alıyor. Aile olmaz ise olmazımızdır. Hangi aile bu kadar dayanılmaz olabilir. Bir çocuk isyan ederse anarşizmi tüm ülkeye yayılır. Kötü huylu bir ur gibi. Teşhisi yanlış koyduğunuzda bütün geleceğiniz mahvolur. Bu kadar dürüstlük kuşkusuz Avrupa’yı bozar. Bir çocuk üzerinden toplumu yere sermek De Gaulle kalıntısı Fransa’nın alışık olduğu olgular değildir.</p>
<p>Neyi eleştirmemiş ki? Eğitim sistemi, beşeri ilişkiler, ekonomi ve sistem olgusu bütünüyle çırılçıplaktır filmde. Yeşilçam gerçeği böyle algılayamadığı için yıllar yılı çok acı çektirdi bu millete. Sinema ne zaman “beni” anlatırsa o zaman başarılı oldu.</p>
<p>Doniel’in Balzac taklidi gözdeki az kalan gözyaşını akıtmaya değerdir. “Ne yazık! Bir çift ayakkabım bile yok. Doğruya şuradaki adamın ayakları da yok” Çocukluk böyledir. Bazen “Ya ayaklarınız olmasaydı?” türünden infialler oluşturur kalbinizde. Doniel’in çalınmış çocukluğu ayakları olmayan adamın hikâyesi gibidir.</p>
<p>Truffaut kamerayı Paris’in hiç ilgi çekmeyen bir yerine koymuş ve izlemiş olanları. Fazlasıyla özgür bu konuda. Hatta cesur. Kendi çocukluğundan izler taşıması belki de filmini başarılı kılan en büyük nedenlerden.</p>
<p>İnsan öğrenmek zorunda olduğu şeyleri zamansız öğrenmekten nefret eder. Bazen çok şey bilmek de rahatsızlık verir. İçindeki çocuğu öldürmediysen saltanatın uzun sürer. Bir gün olsun okulu asmadıysan, öğretmenden ceza almadıysan ya da eve geç gelmediysen hayatın yarımdır. Yarım bir yara.</p>
<p>Çocukluk denizdedir. Denizin erişilmez sonsuzluğunda. Bizim çocukluğumuz nereye düşer? Ufuk çizgisine mi? Yoksa sahilden gelen rüzgâra mı? Film biter deniz bitmez. Hangimiz sahilden koşa koşa gelip, denize atlamamışızdır ki? <a href="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2011/05/salih_furkan_yazilari.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-2610" title="salih_furkan_yazilari" src="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2011/05/salih_furkan_yazilari.jpg" alt="" width="640" height="250" /></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kainatamektup.com/index.php/2011/05/400-darbe-gercek-mukemmel-degildir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>GUGUK KUŞU*: DEĞİŞİM SÜREKLİ BİR EYLEMDİR</title>
		<link>http://kainatamektup.com/index.php/2011/04/guguk-kusu-degisim-surekli-bir-eylemdir/</link>
		<comments>http://kainatamektup.com/index.php/2011/04/guguk-kusu-degisim-surekli-bir-eylemdir/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 22 Apr 2011 02:42:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EDİTÖR</dc:creator>
				<category><![CDATA[FİLM MECLİSİ]]></category>
		<category><![CDATA[SİNEMA]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kainatamektup.com/?p=2733</guid>
		<description><![CDATA[Yapım: 1975 ABD Yönetmen: Milos Forman Oyuncular: Jack Nicholson, Louise Flethcer, Danny De Vito Bütün insan ömrü, deliliğin yarattığı bir...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignright" src="https://lh6.googleusercontent.com/-OeoetVSBvZk/TgFU2TTTMII/AAAAAAAABNg/Bp-CniWumnA/guguk_kusu.jpg" alt="" width="320" height="240" /></p>
<blockquote><p>Yapım: 1975 ABD<br />
Yönetmen: Milos Forman<br />
Oyuncular: Jack Nicholson, Louise Flethcer, Danny De Vito</p></blockquote>
<blockquote>
<p style="text-align: right;">Bütün insan ömrü, deliliğin yarattığı bir hayalden ibarettir.”<br />
(Erasmus- Deliliğe Övgü’den)</p>
</blockquote>
<p>Kameranın çektiği örgü, hem güldürüyü hem de ağlamayı içerdiğinden Chaplin filmlerini andırır süreklilikte akıp gider. Jack Nicholson kariyerini bu senaryoya borçlu. Danny de Vito’nun arz-ı endam ettiği ilk film. Uyarlama filmi çekmenin zor olması senaryonun senaryosu olmasından kaynaklanıyor biraz da. Hakkını vermek ve canlı kanlı bir filme dönüştürmek zor oluyor.<br />
Filmi “Guguk Kuşu” diye çevirmek belki abartı da olsa biraz beklenirse aslında eserin guguk kuşunun yuvadan uçması üzerine kurulu olduğu görülecektir. Guguk kuşunun yuvadan uçması ise doğal olduğu kadar inciticidir de.<br />
Güven insan hayatı için en önemli olgudur. Güven zamanla kazanılır. McMurphy(J. Nicholson) bilimin sahası dışına çıkıp yanındaki insanlara kişiliklerini fark ettiriyor. Harekete geçirici potansiyel. İnsan kâğıt üzerinde yazılı olmaktan çıkıp kişilik kazanmaya başladığında durumunu değiştirir. Sürünerek ya da acı çekerek olsun. Değişim engel tanımaz. McMurphy’nin de dediği gibi “Denedim, değil mi? En azından denedim”<br />
Erasmus, “Deliliğe Övgü” kitabında hangimizin akıllı hangimizin deli olduğunu sorgularken hayatın kahrını çekme konusunda delilerin bir uzman olduklarını beyan etmişti. Delilik bir halk kahramanlığıdır. Gerçekten de övgüsü ve sövgüsü ömür boyunca bitmez. Tarih boyunca toplum içerisinde sivrilen ve farklı düşünen insanların bu damgayı fazlasıyla yediklerini hesaba katarsak Forman’ın filmine de değişim ve cesaret olgusu üzerinden yüklenilmeli diye düşünüyoruz.<br />
Psikoloji ilmi insanı çözemeyecek anlaşılan. İnsan ruhunun muamma ve dipsiz kuyusu Freudçu bakış tarzı ya da Pozitivist mecralarda arandı son yüzyıldır. İnsanın temel ihtiyacı olan özündeki tutunma ve dayanak arama içgüdüsüne pek vurgu yapılmadı. Aslında sorunlu olanlarımız normal olanlarımızdı. (Normal? Merhametsiz, duygusuz, habersiz, ilkesiz ve çoğunlukçu) Bu rahatsızlık filmde işlenen temel felsefedir. Yol üzerinde sürünen insan rezilliği fikri, yıllarca aynı ekmekle kandırılan psikolojisini çeyrek yüzyıldır kaybetti.</p>
<p>Amelia ile Guguk Kuşu arasında hem karakterler hem de normaliteye atılan oklar açısından büyük benzerlikler görüyoruz. Değişime direnç en büyük sorun olarak insanın karşısına dikilir. Forman’ın filminde değişimin bizzat kendisi modern bilim tarafından tehlikeli görünür. Kurgu olarak hastanedeki her insan hastadır. Oklar ise normaliteye isyan etmeyen bakış açısına çevrilidir.<br />
“Guguk Kuşu” aklımızı aldı. “Film Meclisi” köşemizde de hak ettiği değeri alacaktır.</p>
<p>* One Flew Over The Cuckoo’s Nest</p>
<p><a href="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2011/05/salih_furkan_yazilari.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-2610" title="salih_furkan_yazilari" src="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2011/05/salih_furkan_yazilari.jpg" alt="" width="640" height="250" /></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kainatamektup.com/index.php/2011/04/guguk-kusu-degisim-surekli-bir-eylemdir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ORSON WELLES VE KANE’İN YURTTAŞLIĞI</title>
		<link>http://kainatamektup.com/index.php/2011/04/orson-welles-ve-kanein-yurttasligi/</link>
		<comments>http://kainatamektup.com/index.php/2011/04/orson-welles-ve-kanein-yurttasligi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 21 Apr 2011 20:15:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EDİTÖR</dc:creator>
				<category><![CDATA[BEYAZ SİYASET]]></category>
		<category><![CDATA[KLASİK FİLM]]></category>
		<category><![CDATA[SİNEMA]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kainatamektup.com/?p=2551</guid>
		<description><![CDATA[Yapım : ABD-1941 Yönetmen: Orson Welles Oyuncular: Orson Welles “Hangi sistem mükemmeldir? Spekülasyon ve mübalağa sanatı nasıl icra edilir?” Milyon...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2011/04/yurttas_kane.jpg"><img src="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2011/04/yurttas_kane.jpg" alt="" title="yurttas_kane" width="640" height="250" class="alignright size-full wp-image-2552" /></a></p>
<blockquote><p>Yapım      : ABD-1941<br />
Yönetmen: Orson Welles<br />
Oyuncular: Orson Welles</p>
<p>“Hangi sistem mükemmeldir? Spekülasyon ve mübalağa sanatı nasıl icra edilir?”<br />
Milyon dolarları da olsa çocukluğu ona musallat olmuştur.<br />
O biliyordu ki, devir kitle iletişim devridir. Güç, gazete ve mecmuanın elinde olacaktır.<br />
Bu şifreler, insanları aynı şeylere inandırarak kontrol altında tutma ve birikimli cahillikti.<br />
Çünkü “Yurttaş Kane” gelecekteki Liberal ve modern üstü izleri sürmesini bilmiştir.<br />
Sonuç olarak herkesin derdi tektir. Anlaşılamamak ve anlatamamak.
</p></blockquote>
<p>Sinema tarihinin birkaç tane korumaya ve yaşamaya değer filmi vardır. Zaman onları eskitse de etkileri geleceğe ışık tutar. “Yurttaş Kane”, teknik detay olarak pek çok yeniliğin kullanıldığı ilk film olmasının yanında; sinema perspektifi ve makyaj işçiliğiyle de ilklerin yaşatıldığı önemli eserlerdendir.</p>
<p>“Sam Amca” ve Amerikan rüyasının,  toplumu derinden yaraladığı yılların peşinde iz süren olaylar Kane’in şahsına münhasır mükemmeliyetçi tavrında birleşmiştir. Film, <strong>“Hangi sistem mükemmeldir? Spekülasyon ve mübalağa sanatı nasıl icra edilir?”</strong> gibi dertlere deva olmaya çalışırken, yasama, yürütme ve yargıdan sonra <strong>medyanın rüştünü ispat edişi</strong> dantelli oya misali ince ince işlenmiştir.</p>
<p>Kane için yalnızlık cevrü cefadır. <strong>Milyon dolarları da olsa çocukluğu ona musallat olmuştur.</strong> Aklı çocukluğundadır. Çok şey öğrendikçe de başa dönme isteği artacaktır. En iyisini ister ama aklı hep küçüklüğündeki Rosebud isimli kızağında kalacaktır. Rosebud’ı sayıklayarak terk-i diyar edecektir bu dünyadan.</p>
<p>Kane’in öngördüğü dünyada, petrol üretimiymiş, endüstriyel kalkınmaymış bunların hepsi sevimsiz heveslerdir. <strong>O biliyordu ki, devir kitle iletişim devridir. Güç, gazete ve mecmuanın elinde olacaktır.</strong> Geri kalan her şey onun hizmetinde olan köleler olarak varlığını sürdürecektir. </p>
<p>Kane, mükemmeli isteyen ve yalnızca kulağında kendi sesini duyan bir kusurluydu. Para budalası ya da sıradan bir armatör değildi. Hatta iktidarın ve modernizmin şifrelerini de çözmüştü. <strong>Bu şifreler, insanları aynı şeylere inandırarak kontrol altında tutma ve birikimli cahillikti.</strong></p>
<p>Bir hikâye vardır: rıhtımda siz arabalıdan inerken birini görmüşsünüzdür. Sizi çok etkilemiştir. Bir an uzaklara dalıp gitmişsinizdir. İsminiz vardır. Statünüz en iyisindendir. Paranız ise harcamayacağınız kadar çoktur. Dalıp gittiğiniz her kimse, sizi asla görmeyecek ve duymayacaktır. Varlığınızdan habersiz yaşayacaktır. Acı olan, sizin her gün bunu hatırlamanız. Hatırladığınızın ise bundan bihaber olmasıdır. İşte Kane böyle bir yurttaştır aynı zamanda.  </p>
<p>Biz aslında Orson Welles’ta Kane’i; Kane’de de Orson Welles’ı görürüz. Üstadın kusursuz film yapma çabası ilk zamanlar bir şey kazandırmamış ona. Lakin çok sonralar ödülünü alacaktır dünyanın gözünde. <strong>Çünkü “Yurttaş Kane” gelecekteki Liberal ve modern üstü izleri sürmesini bilmiştir.</strong></p>
<p>Yurttaş Kane, biraz Hamlet’tir; kalbi olan bir Muhsin Bey’dir ya da acı çeken Fellini’dir. Bu yüzden, dünyada sinema var oldukça, Orson Welles ekseninde dönmeye devam edecektir.</p>
<p>Ne şekilde bir inanç beslerlerseniz besleyin, Kane hâlihazırda size cevap verecektir. <strong>Sonuç olarak herkesin derdi tektir. Anlaşılamamak ve anlatamamak.</strong> Kane belki de, kendi deyimiyle zengin olmasaydı büyük bir insan olabilirdi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kainatamektup.com/index.php/2011/04/orson-welles-ve-kanein-yurttasligi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>YOJİMBO: ÖLÜLERE DERİNDEN SAYGI</title>
		<link>http://kainatamektup.com/index.php/2011/03/yojimbo-olulere-derinden-saygi/</link>
		<comments>http://kainatamektup.com/index.php/2011/03/yojimbo-olulere-derinden-saygi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 06 Mar 2011 19:52:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EDİTÖR</dc:creator>
				<category><![CDATA[SİNEMA]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kainatamektup.com/?p=2317</guid>
		<description><![CDATA[Yapım: 1961-Japonya Yönetmen: Akira Kurosawa Oyuncular: Toshiro Mifune, Takashi Shimura Bize, öncelikle Toshiro Mifune gibi bir oyuncuyu hediye eden üstat,...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2011/03/kurosawamifune-yojimbo.jpg"><img src="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2011/03/kurosawamifune-yojimbo.jpg" alt="" title="kurosawamifune-yojimbo" width="576" height="439" class="alignright size-full wp-image-2318" /></a><br />
<blockquote>Yapım: 1961-Japonya<br />
Yönetmen: Akira Kurosawa<br />
Oyuncular: Toshiro Mifune, Takashi Shimura</p></blockquote>
<p>Bize, öncelikle Toshiro Mifune gibi bir oyuncuyu hediye eden üstat, tıpkı “Yedi Samuray” da olduğu gibi burada da ezberleri bozmuştur. </p>
<p>Kısaca, başıboş(Ronin) bir samuray olan Sanjuro iki çete ailesinin tam ortasına düşer. Suçun kol gezdiği kasabada çeteler savaşı insanları bezdirmiştir. Basit bir iktidar mücadelesi. Denge unsurunun her an değiştiği bu kasabada son derece akıllı olan Sanjuro bu iktidar mücadelesinden haliyle faydalanacaktır. Zaman elbette üstadın çoğu filmindeki gibi 19. yüzyıldır. </p>
<p>“Silah icat edilince” mertlik aranmaz. Silah imgesi ve Köroğlu ile Kurosawa arasındaki müthiş paralellik, sis bulutu ile kaplanmış boş köy manzaraları, 1961 yılının sinematografisiyle en sondaki çekim şaheseri o yıllardan Amerikan sinemasına selamını çakar niteliktedir. Öyle bir başrol performansı görürsünüz ki, pek çok Amerikan aktörünü kıskandırır.</p>
<p>Filmin benzeri 1965 yılında İtalyan yönetmen Sergio Leone tarafından yapılmıştır. Doğrusunu söylemek gerekirse, Clint Eastwood kesinlikle bir Toshiro Mifune olamaz. Onun karşısında, Al Pacino sönük kalmakla birlikte; Marlon Brando yetersiz kalır. “Bir Avuç Dolar” Yojimbo kadar sanatsal değildir. Leone’nin hakkını “İyi, Kötü ve Çirkin”de vermeliyiz ama bu film Doğu Westerni tadıyla, Amerikalılara vurdulu kırdılı sanat filmi nasıl yapılır göstermiştir. </p>
<p>Kurosawa isyankâr mütefekkirliğini “Yedi samuray” ile başlatmış; “Yojimbo” da doruğa çıkartmıştır. Yojimbo bu tür filmlerin atasıdır. Samurayları yerin dibine sokan federe Japon sistemi üstadın filmlerdeki temel felsefesini yansıtır. Yojimbo’da gelenek ve akıl, sanat eserini peyda ettirir.</p>
<p>Bir karede şu “Red Kit”teki meşhur tabutçu gibi bir karakter vardır. En başta, hüzünlüdür. Kendisiyle dertleşen Sanjuro’ya “İşler kesat der. Hiç kimse ölmüyor.” Aynı tabutçu sonlara doğru yine hüzünlüdür. Sanjuro “Neden hüzünlüsün? İşlerin açıldı sanırım.” der. O da der ki; “ Öyle ama ceset çok olunca kimse ölülerine önem vermiyor” Bir kişinin ölümü birçok kişinin yaşamından değerlidir. Büyük savaşlara bu gönderme büyüleyicidir. </p>
<p>Amerikan sineması, hayatını Orson Welles’a; Avrupa ise Kieslowski’ye borçluysa tümünün Kurosawa’ya bir teşekkür borcu olmalıdır. Bu arada Yojimbo “korumak” demektir. Ama geleneği mi? İnsanlığı mı? Yoksa haysiyeti korumak mı? Ona izleyen karar verecektir. </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kainatamektup.com/index.php/2011/03/yojimbo-olulere-derinden-saygi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>GÖLGESİZLER</title>
		<link>http://kainatamektup.com/index.php/2011/01/golgesizler/</link>
		<comments>http://kainatamektup.com/index.php/2011/01/golgesizler/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Jan 2011 08:09:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EDİTÖR</dc:creator>
				<category><![CDATA[SİNEMA]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kainatamektup.com/?p=2146</guid>
		<description><![CDATA[Yönetmen: Ümit Ünal Yazar: Mahmut Ali Toptaş Oynayanlar: Selçuk Yöntem(Muhtar), Taner Birsel(Berber), Hakan Karahan, Arsen Gürzap, Altan Erkekli, Erdem Akakçe...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2011/01/gölgesizler.jpg"><img src="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2011/01/gölgesizler.jpg" alt="" title="gölgesizler" width="275" height="183" class="alignright size-full wp-image-2147" /></a><br />
<blockquote>Yönetmen: Ümit Ünal<br />
Yazar: Mahmut Ali Toptaş<br />
Oynayanlar: Selçuk Yöntem(Muhtar), Taner Birsel(Berber), Hakan Karahan, Arsen Gürzap, Altan Erkekli, Erdem Akakçe<br />
Yapım Yılı: 2008</p></blockquote>
<p><strong>Eserin aslı Mahmut Ali Toptaş’a ait bir romandır. </strong>Ümit Ünal küçük parçaları bir araya getirerek romanı ihya zeminine oturtmaya çalışmış. Ama köyü ihya etmek ne mümkün. Varoluşçuluk zemini üzerine bina edilen çok boyutlu bakışlar. Mekân yok. Zaman yok.  Bunlar olmayınca endişe de yok. “Ne? Nerdeyiz?” tadında. Akıyor senaryo. Devlet de nasibini alıyor millet de bazen. İyi de olsan kötü de olsan sicil kayıtlarındaki tek satırsın. Neticede birey misin? Yığın mı? “Yığın düşünmez maruz kalır.” Bürokrasiye karşı Adhokrasi. İnsanımızın hikâyesi desimal dosya kayıtlarında tutuludur. Doğum ve ölüm kaydı, mal beyanları, sicil muhteviyatı, vesaire. İnsana dair bir şeyler içermeyen yaşayan ölü muamelesidir kayıtları güncel tutan.<br />
Gerçek ile hayal arasında gidip gelen zaman. İnsanın içine düştüğü zaman girdabında yaşadığı med cezirler. Korktuk. Umut ettik. Nefret ettik. Sonunda en duyarlı olanından küçük bir tebessüm saldık havaya. Kokusu ta Schopenhauer ve Nietzsche’den duyuldu. Müphemler skalasıdır insan ruhu. Ne düşündüğüne bir anlam verirsiniz bazen ne de yaptığına.</p>
<p>Film boyunca palazlanan bekçi, günahkâr olgunluğun temsilcisidir.<strong> Hani günahı işlersiniz de hala zahitmiş imajı verirsiniz.</strong> Ama gerçek olan suçlu olduğunuzdur. Hiçbir şey yok demek kolay. Var olanı anlamak zor. Kaçış. Nasıl olsa yokuz. Bedelini ödemek zorunda olmadıktan sonra her şeyi yaparız. Abes olan herkes değil hiç kimse. Absürdün karesi.</p>
<p>İkiyüzlü olan, bu insanlar. Ayna değil. Ayna aksinde senin gördüğün aslın değil. <strong>Aslında sen seni gördüğün gibi anlatmadığından kendin de koca bir yalansın.</strong> Yalansın işte. Günahkâr alnınla haysiyetsiz bir yalan.  </p>
<p>“Peki, ya pencerenin karşı tarafındaki; o inanır mıydı aslında kendisinin öteki olduğuna!&#8221; “Nietzsche Ağladığında” muhtar oradaydı. “Bütün bu değerler nereye gitti.? Ne kadar değersizmişim üstadım.” Kendi kıymetini bilmeyen insan. Kıymetsizim diye çığırma. Çizginin etrafında aranma. Çizgi kalındır biliyorsun, bakışın umutsuz olsa bile benliğini azdırma. “Bunu bildiğimce söylemem, bir mucize değil. Ve onlar, kendi kendilerini beğenerek, kapılırlar kuruntusuna övgüye değer olduklarının: Bu yüzden görünür köpek köpeğe…” Hilkat garibesi olan aslında bacaklarını gövdesinin üzerinde taşıyanlardır. </p>
<p><strong>Bu köy ehlileşmiyor.</strong> Günahkârlar, masumlar, suçlular ve ezikler arasında gittikçe azan hezeyan ibresi tavan yapınca çöküş kaçınılmaz oluyor. Özündeki namusu koruyamayan insan, fikrin namusunu nasıl korusun? Düşünmek için zamanı olan herkese bir şeyler anlatması için izlenebilir. Üstüne bir de “Sisifos Söylemi” ve saçma felsefesi. Al sana hiççilik kakofonisi. <strong>Kaybolmadan aşmak özü yiğitlerin bir özelliğidir.</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kainatamektup.com/index.php/2011/01/golgesizler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>LEON/ GÖNÜLLERDEKİ KLASİK YARA</title>
		<link>http://kainatamektup.com/index.php/2010/12/leon-gonullerdeki-klasik-yara/</link>
		<comments>http://kainatamektup.com/index.php/2010/12/leon-gonullerdeki-klasik-yara/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 14 Dec 2010 08:35:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EDİTÖR</dc:creator>
				<category><![CDATA[SİNEMA]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kainatamektup.com/?p=1945</guid>
		<description><![CDATA[Yapım yılı: 1994 Yönetmen: Luc Besson Oynayanlar: Jean Reno, Garry Oldman, Natalie Portman Luc Besson’un, “Otomatik Portakal”a karşı değişik bir...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2010/12/leon1994.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-1946" title="leon1994" src="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2010/12/leon1994-300x187.jpg" alt="" width="300" height="187" /></a></p>
<blockquote><p>Yapım yılı: 1994<br />
Yönetmen: Luc Besson<br />
Oynayanlar: Jean Reno, Garry Oldman, Natalie Portman</p></blockquote>
<p>Luc Besson’un, “Otomatik Portakal”a karşı değişik bir ilgisi var herhalde. Kubrick farklı işler yaptı aslında. Luc Besson da hatırlattı bu anlamda. Katil filmlerinin, ilerisi için model olacak en güzel biçimi. Jean Reno’nun sonu gelmez süt içişleri ve duşları. Bitkilere olan düşkünlüğü. Katilin insanî yönü. Kötü adamların en akıllılarından Garry Oldman. Kötü polis, iyi katil tiplemelerinin sulandırmadan verilişi. Kesip biçilerek gösterildi ülkemizde. Eskiden starda izlerken bizler farkında olmadan kazınmıştı kalbimize.<br />
İçinde yaşattığı çocuk ve yanında taşıdığı çocuk. Bu çocuklardı Leon’u hayata bağlayan. Paraya değer vermezdi. Zaten hesap kitap işlerinden de anlamazdı. Yaşamayı bilirdi sadece. Naçardı. Bir gönül aradı girmeye. Kaderine Mathilda çıktı karşısına. Sonuna kadar direndi o da…</p>
<p>Kendisiyle ne kadar yüzleşmişti. Acımasız değildi. Zarif bir katildi. Mecburî duyguları vardı. İçinde çok uzun süre tuttuğu duyguları. “Eğer bir kere adam öldürürsen, ömür boyu tek gözün açık uyursun.” Doğruydu belki bu sözler; o zaman Frank Sinetra’nın iç gıcırdatan sesi ve “singing in the rain”i ne yapmalı? Neden izlerdi Leon bunları? “Yağmurda şarkı söylemek, sadece şarkı söylemek için” Katil ve maktul tezatı. Dilerseniz timsah hıçkırığı da diyebilirsiniz. Leon’un yetiştirdiği çiçek ve mazbut ümmîliği sizi sarardı. İnsanız işte, kendimiz küçük şeylerle mutlu olmasak da; severiz bu uğurda az ile mutlu olanları. Leon da olsa çiçek yetiştirirdi. Ona kendisi gibi bakardı. Mathilda’ya baktığı gibi. Ona kök veremeyişine takardı. Ne kadar eleştirilse de bazı sahnelerinde yutkunamamıştık.</p>
<p>Mathilda, kararlıydı. Hayatı bilmezdi. Leon ise öldürmeyi bilirdi. Hayatın da zaten en gerçek yüzü bu değil miydi? Mathilda sondan başladı öğrenmeye. Beraber kök salacaklardı, hayat veren zemine. Küçüktü. Küçükler her zaman öğrenmeye en elverişli olanlarımızdır. Çabuk öğrendi Mathilda. Zaten bu hayatta ölüm ile aşkı anlayabilseydik, geri kalan her şey, zaman uğruna yaşamaya değmeyen bir şey olurdu.</p>
<p>Leon’un açtığı kapının Mathilda’nın yüzünü aydınlatması. Dünyayı Leon’un gözleriyle görmemiz. Unutulmaz “Shape of My heart” şarkısı. Bazen bu şarkıyı dinlerken daha dik yürüyor insan.</p>
<p>Mathilda’nın çiçekleri bu sefer toprağa dikmesi. Seyyar bir kalbin, sonunda başka birinin kalbinde yerleşmesi. Hazımsızlık psikolojini iyileştirecek gibi geldi bize.</p>
<p>en yakin komşumuz edebiyat portalı &#8220;<a href="http://www.sayhadergi.com/3176/leon-gonullerdeki-klasik-yara" target="_blank">sayha dergi</a>&#8220;de yayınlanmıştır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kainatamektup.com/index.php/2010/12/leon-gonullerdeki-klasik-yara/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İNVİCTUS/ KENDİ RUHUNUN KAPTANI OLMAK</title>
		<link>http://kainatamektup.com/index.php/2010/07/invictus-kendi-ruhunun-kaptani-olmak/</link>
		<comments>http://kainatamektup.com/index.php/2010/07/invictus-kendi-ruhunun-kaptani-olmak/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 26 Jul 2010 10:51:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EDİTÖR</dc:creator>
				<category><![CDATA[SİNEMA]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kainatamektup.com/?p=1579</guid>
		<description><![CDATA[SALİH FURKAN Yapım yılı: 2009 Yönetmen: Clint Eastwood Oyuncular: Morgan Freeman, Matt Damon Tartışmasız oyunculuğunu, yönetmen koltuğunda da gösteren Clint...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignright size-medium wp-image-1580" title="nelson_mandela_return_to_cell" src="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2010/07/nelson_mandela_return_to_cell-300x200.jpg" alt="nelson_mandela_return_to_cell" width="300" height="200" /><br />
SALİH FURKAN</p>
<blockquote><p>Yapım yılı: 2009<br />
Yönetmen: Clint Eastwood<br />
Oyuncular: Morgan Freeman, Matt Damon</p></blockquote>
<p>Tartışmasız oyunculuğunu, yönetmen koltuğunda da gösteren Clint Eastwood’a teşekkür etmeliyiz. Hiçbir zaman kötü film yapmadı. ‘Affedilmeyen’i de yönetip oynadığında  Morgan Freeman ile iyi bir ikiliydiler. Bu adamın hiçbir filmi yoktur ki, gözlerimizden yaş gelmesin. O kadar huzurlu filmler ki, kendinizde tuhaf bir güç buluyorsunuz. Gran Torino’yu da  cebimizin en derininde duran bir hüzün törpüsü olarak saklarız. Açıkçası bu filmi izlerken de şüphe duymadık.<br />
‘İnvictus’ bir şiirin adı aslında. Filmle bütünleşmiş. William Ernest Henley tarafından onların hesabına sanki bir marşı anımsatan tarzda yazılmış. Şurası çok manidardır: ‘Cezam ne kadar ağır olsa da/ Kaderimin efendisi benim/Ruhumun kaptanı benim…’<br />
Toplum tarafından makbul olmayan adamların sözlerine benziyor şiir. Toplum tarafından makbul olunmamak, boyun eğmemek. Sporu, siyaseti, aşağılandıklarınız tarafından bir gün kabul görülebileceğinizi ve elbette Nelson Mandela’yı aynı senaryonun parçaları olarak birleştirmek sizin elinizde. Ömrünün büyük bölümünü hapiste geçiren bir liderin ülkesindeki en küçük çöp parçasına kıymet verişini dikkatle etüt ettik. Yirmi yedi yıl hapishanede boyun eğmeyen ve kendi ruhunun efendisi olan bay başkana biz de kıymet veriyoruz.<br />
Şartlar değiştiğinde kendini değiştirmeyen bir insan nasıl olur da karşısındakinden değişmesini bekleyebilir? Değişim durağan olmayan her şeyin başı. İnsanın başının tacı. Değişen ve değiştiren insanı ‘İnvictus’ da görebilirsiniz. Acılar mutluluğa dönüştüğünde tebessümü sakladığınız anlar başlar. Mücadelenizin karşılığını görmüşsünüzdür. Kalbin esiri olmamış; onu gerektiğinde çöpe atabilecek cesareti gösteren azimli insansınızdır. Her sabah nitelikli insanı hakkıyla alkışlattıran teşrifat bayramı. ‘İnvictus’ yerdeyseniz size kolunu uzatacaktır.<br />
Bizim işimiz, Madrid’e karşı Katalanlar’ı, desteklemek, Aborjinler’in yanında olmak ya da Martin Luther King’i hep bir adım takip etmek oldu hep. Fakirlik edebiyatı değildir bu bizim için. Takvanın başı olan adaleti erkanıyla uygulamaktır. Adaletin rengi olursa acının da rengi olur.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kainatamektup.com/index.php/2010/07/invictus-kendi-ruhunun-kaptani-olmak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>SERÇELERİN ŞARKISI / Majid Majidi</title>
		<link>http://kainatamektup.com/index.php/2010/07/sercelerin-sarkisi-majid-majidi/</link>
		<comments>http://kainatamektup.com/index.php/2010/07/sercelerin-sarkisi-majid-majidi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 13 Jul 2010 02:58:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EDİTÖR</dc:creator>
				<category><![CDATA[İran]]></category>
		<category><![CDATA[SİNEMA]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kainatamektup.com/?p=1562</guid>
		<description><![CDATA[SALİH FURKAN *Bu yazı sinem adelisine adanmıştır. Yapım Yılı: 2008 Yönetmen: Majid Majidi Oyuncu: Reza Naji Varlıkta da darlıkta da...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: right;"><img class="alignright size-full wp-image-1563" title="majidi" src="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2010/07/majidi.jpg" alt="majidi" width="300" height="442" />SALİH FURKAN</p>
<p style="text-align: right;">*Bu yazı sinem adelisine adanmıştır.</p>
<p style="text-align: left;">Yapım Yılı: 2008<br />
Yönetmen: Majid Majidi<br />
Oyuncu: Reza Naji</p>
<p style="text-align: left;">
Varlıkta da darlıkta da infak eden insan ne mutludur. Elleri nasır tutan, gözyaşları kana karışan sorumluluk sahibi insan için yaşamak ne zordur. Zengin ile fakir, kırsal ile kentsel, para ile imanın imtihanıdır bu hayat. Ama bardak hep doludur. Boş olan bardağı dolu görmek değil, dolu olan bardağı dolu görmektir insana düşen.</p>
<p style="text-align: left;">
Elinizi cebinize atarsınız ve çıkarttığınız bir miktar parayı kimliğini bilmek istemediğiniz birisine Allah yolunda harcarsınız. Ya da daha az vermek için parayı bozdurmaya çalışırsınız. İşte kent ile kırsal ironisi. ‘Allah insanların, cennet karşılığında canlarını ve mallarını satın almıştır.’</p>
<p style="text-align: left;">
Çok paranın zorluğu çokluğundan ziyade paylaşılmasında yatıyor elbette.  Hepimiz bazen Karim’in yerinde olmuşuzdur. Belki de Karim’in yaşadıklarını bizzat yaşamışızdır. Filmin vicdanı Karim’dir. Muhteremin gönlü, başta o kadar zengindir ki, az paranın esiri  olmayacaktır. Değişmeye başlayan hayatıyla birlikte dimağında bulundurduğu değerler de değişecektir. Ta ki, dersini alana kadar. Karim, şehir hayatıyla birlikte para kazanmaya başlamıştır. Para yani günümüzün en büyük suç aleti. İnsan azken içten içe vakur bir duruşla paylaştığı şeyleri, biriktirip çoğaltınca nedense paylaşma noktasında çok görmeye başlar.<br />
Bir topluma yakından çekimin adıdır ‘Serçelerin Şarkısı’. Bir insanın revizyona uğrarken tepesi üstü yere düşmesidir. Azın kıymetini bilmektir. Çok olana daha az saygı duymaktır. Kuruntudan kurtulmaktır. Mutluluktan ağlamaktır.</p>
<p style="text-align: left;">
İran sineması estetiğiyle, naif tarzıyla ve müthiş çocuk oyuncularıyla göz kamaştırmaya devam edecek gibi duruyor. Majid Majidi, yoksulluk ve değişen hayatlarla insanı göz kamaştıran bir sadelikle etüt etmiş.</p>
<p style="text-align: left;">
Varlıkta da darlıkta da infak dinin yani hayatın temelidir. Çok sevenin, çok tebessüm edenin cebinde bugünün parasıyla milyonları vardır. Değeri ülkeden ülkeye değişmeyen milyonlar. Hepimiz Karim’in sırtındaki mavi kapıyı asıl sahibine teslim etmekle mükellefiz…</p>
<p style="text-align: left;">
<p style="text-align: left;">* Ahmed&#8217;e düğün hediyesi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kainatamektup.com/index.php/2010/07/sercelerin-sarkisi-majid-majidi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>DOKTOR ÖLÜM</title>
		<link>http://kainatamektup.com/index.php/2010/06/doktor-olum/</link>
		<comments>http://kainatamektup.com/index.php/2010/06/doktor-olum/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 15 Jun 2010 06:57:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EDİTÖR</dc:creator>
				<category><![CDATA[SİNEMA]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kainatamektup.com/?p=1535</guid>
		<description><![CDATA[SALİH FURKAN Öldüren de yaşatan da Allah’tır. İntihar, istekli bir kafanın hayata beyaz bayrağı çekmesi. Cinayet, hastalıklı ruhun kendini haklı...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: right;"><img class="alignright size-medium wp-image-1536" title="you-dont-know-jack-al-pacino" src="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2010/06/you-dont-know-jack-al-pacino-202x300.jpg" alt="you-dont-know-jack-al-pacino" width="202" height="300" /><br />
SALİH FURKAN</p>
<p>Öldüren de yaşatan da Allah’tır. İntihar, istekli bir kafanın hayata beyaz bayrağı çekmesi. Cinayet, hastalıklı ruhun kendini haklı göstererek bir dünyaya son vermesi. Burada hem cinayeti hem de intiharı görüyoruz.</p>
<p>Al Pacino’nun hala buradayım dedirten performansını bir yere koyarsak, uzun süre muhabbeti bitmeyecek bir film izledik. Doktor Jack Kevorkian, “Ölümcül hastalığı olup da onuruyla ölümü seçenlere danışmanlık yapılır.”  ilanıyla kendi sonunu hazırlayan yolculuğa bizi de çıkarıyor. Akıllı adam. Düşünüyor, savunuyor, tartışıyor. Marjinal bir tip. Davasına sahip çıkmadaki misyonuyla kendisini alkışlattırıyor. Ama hepsi bu kadar. Ölme hakkı yani ötenazi dünyayı epey bir karıştıracağa benziyor.<br />
İnsan yaşamak ve yaşatmakla mükellef. Ama bu doktor öldürüyor. “Çaresiz olduğunuz sürece daha fazla yaşama hakkınız olur.” diyor yalnız çaresizliğinin farkında değil. İnsan yetki ve kudret sahibi bir çaresizdir. Film haklı ve haksız yorumunu bize bırakmış. Biz de doktoru haksız buluyoruz.</p>
<p>İntihar ve cinayet gibi çok ince bir hat üzerinde sizi yürümeye davet eden filmden küpümüze dolduracağınız şeyler çok fazla. Hayat, ölüm ve yaşamdır. Ölmek gerçekten de şakaya alınacak bir mesele değil. Ölmek ama nasıl? Şekli biraz da işin sonunu belli edecek. Yaşamak kavga etmektir. Kavgadan kaçan da mücadeleyi baştan kaybetmiştir. Pilavdan dönenin kaşığı kırılır.<br />
Cinayete ve intihara Allahlık taslamak da denilebilir. Tıpkı, İbrahim karşısındaki Nemrud gibi. “Ben de yaşatırım ve öldürürüm” demişti. Bazıları Allah’ı iktidardaki siyasetçiler gibi düşünür. Ya da O’nu, küçük bir çocuğun karşısındaki ebeveyn zannederler. Allah, yıllarca yağmur yağdırmasa başvurulacak bir kurum var mıdır? Ya toprağı bereketsiz kılsa. Hayat bizi oradan oraya sürüklese. Alaeddin’in sihirli lambasındaki cin için ancak bu şekilde düşünülebilir. Nemrud ve Firavun merkezkaç kuvvet olarak kendilerini gördüklerinden geliştirdikleri idrak anlayışı narsizme dayanıyordu. Oysa bizler hep çevredeyiz. Çevrede yani acziyette.<br />
Nihilistler, “bırakın hayat zaten boştur, her şey hiçtir” diyerek mağlubiyeti baştan kabullendiler. İnsanın hayata karşı olan duruşu imtihanın sonucunu belirleyicidir. Agnostiklere bilmek zor geldi. Hazcılar, “Acı çekiyoruz; her türlü hazzı yaşamalıyız” derken üç günlük dünya klişesini es geçtiler. Deistler, Allah’ı çok basit düşündüler. Ateistler için konuşmak gereği duyulur mu tartışılır? Olmayan şeyi inkâr eden kendileri.</p>
<p>Kutlu bir beldenin yıkılamayacağına garanti verebilenler, hiç ölmeyecekmiş gibi dünyayı kafaya alanlar, ömür versen binlerce yıl fütursuzca yaşamak isteyenler, Allah’a yetişmek için Haman’a kule yaptıranlar, tıpkı ölüm ve yaşam gibi ince bir çizgide net bir karar sizi bekleyecektir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kainatamektup.com/index.php/2010/06/doktor-olum/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İP MAN 2: BU SEFER HEDEF BATI</title>
		<link>http://kainatamektup.com/index.php/2010/06/ip-man-2-bu-sefer-hedef-bati/</link>
		<comments>http://kainatamektup.com/index.php/2010/06/ip-man-2-bu-sefer-hedef-bati/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 04 Jun 2010 06:41:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EDİTÖR</dc:creator>
				<category><![CDATA[SİNEMA]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kainatamektup.com/?p=1504</guid>
		<description><![CDATA[SALİH FURKAN Bu tür kült olmaya namzet filmlerin ikincileri eleştirilir hep. Birincisinin üzerine çıkamadı denir. Bu fikre İp Man ikincisi...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: right;"><img class="alignright size-medium wp-image-1505" title="Ipman-moviepix-2" src="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2010/06/Ipman-moviepix-2-234x300.jpg" alt="Ipman-moviepix-2" width="234" height="300" />SALİH FURKAN</p>
<p>Bu tür kült olmaya namzet filmlerin ikincileri eleştirilir hep. Birincisinin üzerine çıkamadı denir. Bu fikre İp Man ikincisi için de kısmen katılmakla birlikte, yine de istediğimizi aldık diye düşünüyoruz.  Bolca, Kung-fu figürlerine karşın daha az felsefe içerdiğini söyleyebiliriz. Her şeye rağmen İp Usta münevver hümanist kişiliğiyle gönüllere taht kuruyor. En zor zamanlarda takındığı mümtaz tavrıyla kalbimize nüfuz ediyor. Yıkmayı ve devirmeyi değil kurtarma isteği, iftira ve yalan üzerine kurulu bir hayat değil üstün ahlâk ve münzeviyat üzerine kurulu bir hayat örneği…<br />
İp usta, yiğit ve hür bir fenomeni temsil ediyor. Merhamet ve adalet duyguları, şeref ve haysiyet hissi, hakikat aşkı ve yüksek insan sevgisi ile bizleri utandırıyor. Sürü edebiyatına karşı isyan eden ahlaklı insanın ipuçlarını veriyor. “Bir insanın hayatı başka bir insanın hayatından üstün değildir” vecizesiyle isyan ediyor.  Ne yeteneğini teşhir ediyor ne de onunla övünüyor. Diyor ki: “Beni zorlamadığınız için teşekkür ederim.” Ustada varlığı, düşünceyi ve hareketi yakından izliyoruz.<br />
Geçen filmdeki hedefi sosyal ve kültürel anlamda Japonya olan Çinli yapımcılar bu sefer Batı üzerine çalışmışlar. Bunun için çok da kafa yormaya gerek yok aslında. Malzemeniz oldukça fazla. Asya’nın her mekânı Batı’nın azizlikleriyle dolu olduğu için bu kısımda zorlanmamışlardır. Karar vermeliyiz: “Batılılaşmak mı insanlaşmak mı?” Bu kararı tüm Doğu ummanı için geçerli bir karar olarak düşünmeliyiz. “Kendimiz mi olacağız, yoksa derin okyanusların dibinde kaybolacak mıyız?” Film üzerinden Batıya yüklenirken bunları da düşünmek zorundayız.<br />
Köle bir medeniyetin çocukları olmayı bu saatten sonra seçemeyiz. Hilekârlığı, ayırıcılığı, kıyamı ve merhametsizliği ile Avrupa, yıllar yılı Doğunun DNA’sı ile oynamıştır. Ne olursa olsun Doğuluyuz. Mensup olduğumuz toplumun kucağında binlerce yılın birikmiş sorunlarıyla dünyaya geldik. Biz bir su damlası olarak ve belki bir gözyaşı etkisi kadar sorunlara çözüm bulabiliriz. Lakin harekete devam etmeliyiz. Düşünmeye, sorgulamaya ve sürüden ayrı olmaya. İp usta ve nice erler dokundukları ruhlarla bu ümrana can verdiler. Bu iz üzerinden hayatın gayesini daha iyi anlamak da bize düşüyor.<br />
Doğu- Batı ironisi adına, bu bir imkânsızın ironisi. Kendi ruhunuzun inşa etmediği bir akılla var olmaya çalışmak! Bizim tecrübemizi travmatik kılan da budur aslında: ne yardan vazgeçebildik ne serden. (1) Kral çıplak demeye devam…</p>
<p>1-Hece, 157, Ocak 2010; Ruhunu Arayan Adam, s. 64.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kainatamektup.com/index.php/2010/06/ip-man-2-bu-sefer-hedef-bati/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>“BİR RÜYA İÇİN AĞIT” YAKMAYA DEĞER Mİ?</title>
		<link>http://kainatamektup.com/index.php/2010/05/%e2%80%9cbir-ruya-icin-agit%e2%80%9d-yakmaya-deger-mi/</link>
		<comments>http://kainatamektup.com/index.php/2010/05/%e2%80%9cbir-ruya-icin-agit%e2%80%9d-yakmaya-deger-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 15 May 2010 03:22:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EDİTÖR</dc:creator>
				<category><![CDATA[SİNEMA]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kainatamektup.com/?p=1462</guid>
		<description><![CDATA[SALİH FURKAN Bu filmi izlediğimizde bir yaz akşamıydı. Geçenlerde yine izleme gereği hissedince bir de üzerine konuşalım istedim. O yaz...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignright size-full wp-image-1463" title="requiem-2" src="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2010/05/requiem-2.jpg" alt="requiem-2" width="300" height="300" />SALİH FURKAN<br />
Bu filmi izlediğimizde bir yaz akşamıydı. Geçenlerde yine izleme gereği hissedince bir de üzerine konuşalım istedim. O yaz akşamı, filmin dokunaklı karelerinden olsa gerek üşütmüştü bizi. Gerçekten filmin yönetmeni, Aronofsky ile, filmi hakkında bir <strong>çınar altı sohbeti yapmak isterdik.</strong><br />
Polemiği yok filmin. Mesajı direkt veriyor. Hayatın asıl amacı olan insanın kendi eliyle kendisini hayatın aracı haline dönüştürmesini anlatıyor. Elbette bu bizim fikrimiz. Müthiş müziği ve insanı sıkmayan sessizliği ile izlenmeye ve üzerinde felsefe yapmaya değer bir Aronofsky eseri. Her ne kadar filmin müziği ana haber bültenlerine çerez olsa da iyi işlenen tema içinde gayet etkileyici. Kendisinin de dediği gibi, <strong>“Bağımlılığın insan nesli üzerindeki zaferi” </strong>asıl temayı oluşturuyor.<br />
Televizyonlardaki içi boş programlardan, doğrudan satış safsatalarından, obezite mağdurlarından ve en korkuncu madde bağımlılarından sunduğu perspektifle insanı allak bullak ediyor. Bu neslin bir bir eriyip gitmesi, değersiz bir put haline dönüşmesi ya da doldurulmuş hayvan modunda hayatını sürü gibi yaşaması ne kadar hazindir! Şöyle bir düşününce, aklımıza yazar <strong>Cemil Meriç’in söyledikleri geldi: “Onlar sürü yavrum. Zincirlerinden başka kaybedecek neleri var? Karanlıktan geldiler, karanlığa gidiyorlar. Ummandaki dalgalar gibi sayısız. Tarihi yok bu sürünün, macerası yok. Yıldızlara tırmanan merdivenden habersiz. Yürüyen, esneyen, tepinen ve öğrendiği şeyleri tekrarlayan uzviyet. Kafanın vecdinden habersiz. Bu sarhoş karnaval alayını yıldızlar, yüz binlerce yıldız, kayıtsız bakışlarıyla seyrediyor.”</strong><br />
Bağımlılık. Bu yüzyıl insanının en büyük muzdaribi. Filmde, “we got a winner”(Bir talihlimiz var.) vurgulu bir program sıkça görülürken, aynı anda eser, kazanan ve kaybeden ironisini izleyenin alnına çivi gibi çakıyor. Bir talihlimiz var ama acaba kim? <strong>Kazananın ve kaybedenin olduğu bir dünya mutluluk verir mi?</strong> Hayatta hep kazanamayacağımız gibi hep de kaybetmeyeceğiz. Promete’nin kısır döngüsü. Kazananın ve kaybedenin olduğu yerde emekten, alın terinden ve ihsandan söz edilebilir mi?<br />
Aslında film biraz da Trainspotting’i hatırlatmıyor değil. Orada da müthiş performanslar vardı ama bu çağımızın hastalığını en kısa yoldan teşhis etmesi sebebiyle daha derli toplu geldi bize. Sonuç olarak on yıllık film ama içeriği geleceğe, daha çok ışık tutacağa benziyor.<br />
Kadını ve erkeği obje olarak kullanan görsel medya, kadın programları ve dizi kültürüyle bizi can evimizden vuran medya patronları, insanların rüyalarını gerçekleştirme iddiasındaki para simsarları bu film size ithaf edilmiş gibi duruyor. <strong>Şunu bilelim ki, müstekbirler ne kadar hatalıysa; mustazaflar da o kadar hatalıdır.</strong> Birbirlerinin günahlarına ortak olmuş anonim şirketleri gibi.<br />
Hayatın anlamı yaratılışımızda gizlidir. Bize verilen değeri -sahip olduğumuz yaşamı- iyi değerlendirmek insanın amelî kısmını oluşturur. Kendimizden sorumluyuz.<strong> Bu toplumun iyileri, toplumdan da sorumludur.</strong> İyi olmak bizim için bir lüks değil tabiî eylemler bütünü sayılmalıdır. O zaman bir rüya için ağıt değil; kendimize ve çevremize dair küçük bir iyilik için gemiler yakarız.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kainatamektup.com/index.php/2010/05/%e2%80%9cbir-ruya-icin-agit%e2%80%9d-yakmaya-deger-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

