<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>KAİNATA MEKTUP &#187; MEDENİYET</title>
	<atom:link href="http://kainatamektup.com/index.php/category/medeniyet/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://kainatamektup.com</link>
	<description>yenileniyoruz... &#124; &#124; bitmeyen bir aşk yürüyüşü...</description>
	<lastBuildDate>Sat, 21 Jan 2012 02:28:34 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.2.1</generator>
		<item>
		<title>ON İKİ YILLIK ZORUNLU EĞİTİM ( 4+4+4 = 12 Eder Mi? )</title>
		<link>http://kainatamektup.com/index.php/2012/01/on-iki-yillik-zorunlu-egitim-444-12/</link>
		<comments>http://kainatamektup.com/index.php/2012/01/on-iki-yillik-zorunlu-egitim-444-12/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 10 Jan 2012 09:40:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EDİTÖR</dc:creator>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[KÜLLİYE EĞİTİM MODELİ]]></category>
		<category><![CDATA[KÜLTÜR]]></category>
		<category><![CDATA[KÜTÜPHANE]]></category>
		<category><![CDATA[MAKALAT]]></category>
		<category><![CDATA[MEDENİYET]]></category>
		<category><![CDATA[TEFEKKÜR]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kainatamektup.com/?p=2993</guid>
		<description><![CDATA[Söze latife ile başlarsak: &#8220;gençliği boş bırakmayacaksın gerekirse taş taşıt, ot yoldur. eğitim için 12 yılda yetmez, üniversiteyi de zorunlu...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2011/04/yirmiucnisan_cocuk.jpg"><img src="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2011/04/yirmiucnisan_cocuk.jpg" alt="" title="yirmiucnisan_cocuk" width="640" height="250" class="alignright size-full wp-image-2564" /></a><br />
<blockquote>Söze latife ile başlarsak:<br />
&#8220;gençliği boş bırakmayacaksın gerekirse taş taşıt, ot yoldur.<br />
eğitim için 12 yılda yetmez, üniversiteyi de zorunlu yapalım. <img src='http://kainatamektup.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> &#8221;deriz. (Nasıl olsa biz asker doğarız, asker ölürüz!:)</p></blockquote>
<p>Kesintili olmasına sözümüz yok (ivedi olarak kesintili yapılmalı: 4+4); fakat lisenin zorunlu olması ahmaklık olur.</p>
<p>Çocuklar çoğunlukla beşten-sekize zor ulaşıyor. Liseyi nasıl tamamlatacaksınız. Hala bazı köylerimizde tek hocanın beş sınıf okuttuğunu bilmiyor musunuz? Yani bu alt yapıyla 8 yıllık kesintisiz eğitim dökülüyor ve sorunları çözülmemiştir. Yetiştirebildiği öğrenci profili de ortadadır. İki milyon üniversite bekleyen ortalama 3-4 yıl dersane eşiğinde bekleyen işsiz nesil. İki milyon kpss kapısında bekleyen ünviversiteli işsiz bir başka nesil. Ve bunların çoğunluğunun elinde bir meslekleri yok. Sadece kalem ve kağıtla test çözmeyi biliyorlar. Onu öğrenmiş olanlara bile şanslı gözüyle bakıyoruz.</p>
<p>Şimdiki metotla devam edilir ve lise de zorunlu yapılırsa sadece diplomalı işsiz sayısı çoğalır.</p>
<p>Aynı tip zorunlu eğitim üzerine kafa yoracağımıza; &#8220;Biz nerede yanlış yapıyoruz, neden ADAM yetiştiremiyoruz.&#8221; diyerek bize has yaklaşımlarla yeni eğitim ortamları oluşturmalıyız.<br />
Acaba bu iş çok kanallı çok seçenekli nasıl olur.<br />
Hangi ortamlarda nasıl eğitim vererek bu işi üstesinde gelebiliriz.</p>
<p>Örnek olarak kafamızı biraz kendi özümüze çevirip ahiliğe, tekkelere, medreselere, enderuna, köy odalarına bakabiliriz.</p>
<p>Kısaca bizde külliye vardı bilir misiniz? <a href="http://kainatamektup.com/index.php/2011/05/hiz-caginda-kulliyede-nefes-almak/">Külliye Eğitim Modeli</a> yazımızı okuyabilirsiniz. Aynı konuyla bağlantılı ikinci yazımız: <a href="http://kainatamektup.com/index.php/2011/10/kendini-lideradam-yetistirmek/">Kendini Lider/Adam Yetiştirmek</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kainatamektup.com/index.php/2012/01/on-iki-yillik-zorunlu-egitim-444-12/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8220;İbrahim Suresi&#8221;nden Nasibimize Düşenler</title>
		<link>http://kainatamektup.com/index.php/2012/01/ibrahim-suresinden-nasibimize-dusenler/</link>
		<comments>http://kainatamektup.com/index.php/2012/01/ibrahim-suresinden-nasibimize-dusenler/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 08 Jan 2012 13:49:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EDİTÖR</dc:creator>
				<category><![CDATA[AYET ve HADİS]]></category>
		<category><![CDATA[FURKAN]]></category>
		<category><![CDATA[TEFEKKÜR]]></category>
		<category><![CDATA[KAİNAT]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kainatamektup.com/?p=2986</guid>
		<description><![CDATA[Tevekkül edenler yalnız Allah&#8217;a tevekkül etsinler. &#8230; Rableri de onlara: &#8220;Zâlimleri mutlaka helak edeceğiz&#8221; diye vahyetti. &#8230; Rabblerini inkâr edenlerin...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2011/02/alaaddin_camii_ic.jpg"><img src="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2011/02/alaaddin_camii_ic.jpg" alt="" title="alaaddin_camii_ic" width="800" height="608" class="alignright size-full wp-image-2302" /></a>Tevekkül edenler yalnız Allah&#8217;a tevekkül etsinler.<br />
&#8230;<br />
Rableri de onlara: &#8220;Zâlimleri mutlaka helak edeceğiz&#8221; diye vahyetti.<br />
&#8230;<br />
Rabblerini inkâr edenlerin durumu tıpkı fırtınalı bir günde rüzgarın şiddetle savurduğu bir küle benzer. Kazandıklarından hiçbir şeyi elde edemezler. İşte asıl uzak sapıklık budur.<br />
&#8230;<br />
‎(Ey Muhammed!) İman eden kullarıma söyle: &#8220;Namazı dosdoğru kılsınlar, alışveriş ve dostluğun olmadığı bir günün gelmesinden önce, kendilerine verdiğimiz rızıktan açık ve gizli (Allah için) harcasınlar.&#8221;<br />
&#8230;<br />
, Kendisinden isteyebileceğiniz her şeyi size verdi. Allah&#8217;ın nimetini saymak isterseniz sayamazsınız! Doğrusu insan çok zalim, çok nankördür.<br />
&#8230;<br />
Bu Kur&#8217;ân, kendisiyle uyarılsınlar, Allah&#8217;ın ancak bir tek ilâh olduğunu bilsinler ve akıl sahipleri öğüt alsınlar diye insanlara gönderilmiş bir tebliğdir.</p>
<p>Dinle, oku huzur bul.<br />
farklı kıraat ve meal seçenekleri var.<br />
<iframe src="http://tanzil.net/#trans/tr.yazir/14:1" marginwidth="1" marginheight="1" border="0" frameborder="0" width="650" height="700"> </iframe></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kainatamektup.com/index.php/2012/01/ibrahim-suresinden-nasibimize-dusenler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>AHİLİK ve KURUMSALLAŞMA</title>
		<link>http://kainatamektup.com/index.php/2012/01/ahilik-ve-kurumsallasma/</link>
		<comments>http://kainatamektup.com/index.php/2012/01/ahilik-ve-kurumsallasma/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 03 Jan 2012 10:08:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EDİTÖR</dc:creator>
				<category><![CDATA[AHİ EVRAN]]></category>
		<category><![CDATA[AHİLER]]></category>
		<category><![CDATA[AHİLİK]]></category>
		<category><![CDATA[BEYAZ SİYASET]]></category>
		<category><![CDATA[DOĞRU TARİH]]></category>
		<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[MEDENİYET]]></category>
		<category><![CDATA[TEFEKKÜR]]></category>
		<category><![CDATA[YERLİ]]></category>
		<category><![CDATA[Misafir Yazar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kainatamektup.com/?p=2983</guid>
		<description><![CDATA[Not:Sununun üzerine tıkladığınızda ilerleyecektir. Kendi öz değerlerine kör kalan milletler genlerinin sunduğu imkanları da yok saymış olurlar. Bugün insan genleri...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Not:Sununun üzerine tıkladığınızda ilerleyecektir.</p>
<p><embed src="http://www.erpuzmani.com/ahilik_erpuzmani.swf"  autostart="1" showstatusbar="1" playcount="12" height="450" width="600"></p>
<p><embed src="http://www.erpuzmani.com/ney.mp3"  autostart="1" showstatusbar="1" playcount="12" height="69" width="600"></p>
<p>Kendi öz değerlerine kör kalan milletler genlerinin sunduğu imkanları da yok saymış olurlar. Bugün insan genleri üzerinde yapılan araştırmalarda bir çok duygunun ve özelliğin gen yoluyla taşındığı ve zamanla mutasyona uğradığı bilinen bir gerçektir. Biz çok mu mutasyona uğradık ki bizi biz yapan değerlerden bu kadar uzaklaştık. Kendimize dair kelimeleri kullanmaktan uzak durmamızın sebebi bilgisizlik mi, yoksa birileri ne der çekincesi mi?</p>
<p>Ahilik kavramı 13.yy itibariyle teşkilat olarak gün yüzüne çıkmış olsa da kökü derinlerdedir. Türk geleneğinin asil kavramları alperenlik ve cömertlik orta asyadan at sırtında anadoluya taşınmış, Mekke&#8217;den doğan fütüvvet (İslam değerleri) geleneğiyle bu topraklarda kucaklaşmıştır. Bu sebeple teşkilat isminin arapça “Ahi” yani kardeş kelimesinden mi Türkçe “Akı” yani cömert kelimesinden mi geldiği bizce çokta önemli değildir. </p>
<p>Ahilik kültürünün bugün hala konuşuluyor olması, hatta günün ekonomik sisteminin tıkanan noktalarına çözüm olarak gösterilmesi karşımızda köklü bir kurumsal yapının mevcut olduğunu gösterir. Mesleki Eğitim konuşulurken veya Kurumsallaşma kavramı konuşulurken bu geleneğin ıskalanması bilerek veya bilmeyerek yapılan büyük bir hatadır. </p>
<p>Ahilik geleneği yüz yıllar boyunca hem mesleki eğitim sorununu hem de işletmelerin yenileşme sorununu kendi üslubunca çözmüş; kendisini yenileyemediği için ve kasıtlı engellemeler sonucu süreç içinde problem çözemez hale gelmiştir. </p>
<p>Ahilik Kültürü yakından incelendiğinde; insana önem veren, bireyin bütün olarak yetişmesine özen gösteren bir sistem karşımıza çıkmaktadır. Ahilik hayat felsefesi derinden incelendiğinde “önce insan sonra kurum” tabiri rahatlıkla söylenebilir. Bugün çağdaş yönetim sistemide gönüllü veya gönülsüz önce insan demeye başlamıştır. Kurumlar insanlara rağmen yaşayamazlar, bugün rahatlıkla söyleyebileceğimiz bir cümle “İnsani değerlere karşı olan bir kurum sonunda çökmeye mahkumdur.” İyi adamlar yetiştirmiş kurum bir şekilde hayatını sürdürecektir. İyi değerlerin göstermelik yönetim kalite el kitaplarında değilde insanların akıl ve gönüllerinde yaşatılarak usta-çırak ilişkisiyle yeni nesillere aktarılması en önemli öncelik olmalıdır. Evet bir şeyler tanımlanmalı, yol haritaları belirlenmeli. Bu eskidende yapılmıştır, fütüvvetnameler bugünün rehber yönetim el kitaplarıdır. Ancak belirlenen yol haritaları kurumun tüm hücrelerine sirayet etmelidir. Örnek olarak siz giriş kapınızdaki görevliye veya bahçenizdeki bahçıvanınıza bu kültürü aşılamazsanız daha ilk adımda dışarıdan gelen biri sizin ne kadar kurumsal(!) olduğunuzu anlar.</p>
<p>Kurum kültürü ahlak, kalite, süreklilik kelimeleriyle özetlenecek olursa ahilik kültürüyle ne kadar örtüştüğü daha iyi anlaşılır.</p>
<p>Ahilik ve Kurumsallaşma üzerine söylenecek daha çok söz var. Bizde elimizden geldiği ölçüde bu konuda yeni şeyler söyleme gayretinde olacağız. Daha önce Anadolu Yönetim sistemi olarak tanımladığımız A-Kalite Yönetim Sistemi bu geleneğe yaslanan ve çağın ortak aklından da azami ölçüde faydalanan özgün bir yönetim sistemidir. En büyük farkı insan üzerinden hareketle tezlerini ortaya koyması ve paylaşımı esas almasıdır. Ticari ahlak tekrar ön plana çıkacaksa belli değerler üzere yükselmesi gerekmektedir. Bu noktada esnaf derneklerine, tüketici derneklerine, işveren ve işçi derneklerine çok iş düşmektedir. Tüm bu kurumsal yapılar iyiliği esas alıp onu ön plana çıkarırsa ve yapılan yanlışlıklar ortaya konulursa hayatımızda baş tacı olması gereken güven yeniden kazanılabilir. Öncelikli olarak yanlış yapan ifşa edilmelidir ki bir daha yanlış yapmasın. Kısaca en büyük kurumsal yapı devletten başlayarak hem son hem de başlangıç noktamız insana kadar ahlak ve kalitenin esas alındığı hesap verebilir kurumsal bir kültür oluşturulmalı ve sürekli kendini yenileyerek çağlara miras bırakılmalıdır.</p>
<p>kaynak: <a href="http://www.erpuzmani.com/2011/12/30/ahilik-ve-kurumsallasma-i/" target="_blank">ERPUZMANI.com</a></p>
<p><a href="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2011/12/kainat_medeniyet.jpg"><img src="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2011/12/kainat_medeniyet.jpg" alt="" title="kainat_medeniyet" width="640" height="250" class="alignright size-full wp-image-2969" /></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kainatamektup.com/index.php/2012/01/ahilik-ve-kurumsallasma/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
<enclosure url="http://www.erpuzmani.com/ney.mp3" length="5806264" type="audio/mpeg" />
		</item>
		<item>
		<title>Cudi&#8217;nin Eteğinden Uludere Görünür mü?</title>
		<link>http://kainatamektup.com/index.php/2012/01/cudinin-eteginden-uludere-gorunur-mu/</link>
		<comments>http://kainatamektup.com/index.php/2012/01/cudinin-eteginden-uludere-gorunur-mu/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 01 Jan 2012 17:05:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EDİTÖR</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cizre]]></category>
		<category><![CDATA[HABER]]></category>
		<category><![CDATA[HAYATA DAİR]]></category>
		<category><![CDATA[TEFEKKÜR]]></category>
		<category><![CDATA[CİHAD MERİÇ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kainatamektup.com/?p=2979</guid>
		<description><![CDATA[Cudi&#8217;nin eteğinde oturan ben olayı evimin kenarında hissettim ve evinin içinde hissedenler kadar ol(a)masa da canım acıdı. İster yanlışlık, ister...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2009/08/deve_kus.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-2439" title="deve_kus" src="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2009/08/deve_kus.jpg" alt="" width="640" height="250" /></a>Cudi&#8217;nin eteğinde oturan ben olayı evimin kenarında hissettim ve evinin içinde hissedenler kadar ol(a)masa da canım acıdı.</p>
<p>İster yanlışlık, ister sabotaj, ister dış güclerin istihbarat oyunu&#8230;olsun, aslında her cümlemiz aynı kapıya çıkmıyor mu?<br />
Her ne ise yine insanlık ve iyilik kaybetti, kötülük ve kaos kazandı; ancak bu yine de kısa süreli kazanım olur inşaallah.</p>
<p>olayı ilk öğrencilerimden öğrendim. onlara her şeye rağmen adil olmalarını tavsiye ettim.<br />
sorgularını birilerinin ağzı ile değil kendi ağızlarıyla yapmalarını önerdim.<br />
nerede yanlış ve zulüm varsa eleştireceksin;fakat kendi ağzınla, yüreğinle ve adaletle.<br />
zor bir gündü.</p>
<p>burada bir şey olsa da bunu kullansak diye bekleyen bir güruh var. onlar malzeme arıyordu, birileri malzemeyi verdi. giden yine gariban, mağdur olan yine gariban.<br />
ağzı dolu dolu konuşanlara tek söz gel cizrede, uluderede konuş.<br />
fakat sadece olay olunca gelme, her zaman gel çayımızı, çorbamızı iç.<br />
bir yerlere gitmek için ille de olay olması mı gerekiyor.<br />
sizler! olay peşinden yollara düşenler.<br />
bu kafayla doğal ziyaret yapamazsınız.<br />
biraz basiret.</p>
<p>camdan bakıyorum; duman, gaz bombası, taş&#8230;<br />
haberlere bakıyorum bu ortamı destekler tarzda.<br />
fakat bunlar yine de çok küçük bir kesim,<br />
büyük parça aklı selimden yana, ancak aklı selimin beyni,kalbi ve dili tutulmuş.<br />
beldemizde iş yerlerinin kepenkleri kapalı; fakat kalplerimiz her şeye rağmen açık olmalı.</p>
<p>tutulan uzuvlarımızı aç ya rabbi. amin.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kainatamektup.com/index.php/2012/01/cudinin-eteginden-uludere-gorunur-mu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>MEHMET AKİF ERSOY’A GÖRE İNSAN</title>
		<link>http://kainatamektup.com/index.php/2011/12/mehmet-akif-ersoya-gore-insan/</link>
		<comments>http://kainatamektup.com/index.php/2011/12/mehmet-akif-ersoya-gore-insan/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 30 Dec 2011 20:23:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EDİTÖR</dc:creator>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[İYİ ADAMLAR]]></category>
		<category><![CDATA[İyi Adamlar Defteri]]></category>
		<category><![CDATA[MEDENİYET]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Akif Ersoy]]></category>
		<category><![CDATA[SIR HOCA]]></category>
		<category><![CDATA[TEFEKKÜR]]></category>
		<category><![CDATA[SIR]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kainatamektup.com/?p=2974</guid>
		<description><![CDATA[Beşer ve hayat dini islamın beşeriyetle beraber yürümesi gerektiğini ileri süren Akif ilhamı doğrudan kurandan alıp çağımızın anlayışıyle birleştirmiştir. “Doğrudan...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://sirhoca.files.wordpress.com/2011/12/m_akif_ersoy.jpg?w=620&#038;h=380&#038;crop=1" alt="" />Beşer ve hayat dini islamın beşeriyetle beraber yürümesi gerektiğini ileri süren Akif ilhamı doğrudan kurandan alıp çağımızın anlayışıyle birleştirmiştir.<br />
<span style="font-weight: bold;">“Doğrudan Doğruya Kurandan Alıp İlhamı<br />
Asrın idrakine söyletmeliyiz islamı”</span><br />
sözleriyle insanlığın beslenmesi gereken kaynağı sunmuş, insanıda böyle değerlendirmiş.</p>
<p>Mehmet Akif’e göre insan yaratılışın büyük bir örneğidir. Dolayısı ile de yapacaklarına kendi karar verebilmeli, hür bir irade sahibi olmalıdır. Allah kâinatı insan için yaratmıştır. Yine Akif’e göre Kur’an’ın “Âdem’e secde edin.” emri de insanın değerini ortaya koymaktadır. Mehmet Akif Ersoy insan meselesini, yine İnsan adlı şiirde anlatmıştır. Akif bu şiirde:</p>
<p><span style="font-weight: bold;">Haberdar olmamışsan kendi zatından da hala sen<br />
Muhakkar bir vücudum dersin ey insan, fakat bilsen<br />
Senin mahiyetin hatta meleklerden de ulvidir<br />
Esîrindir tabîat, dest-i teshîrindedir eşya;</span></p>
<p>“Kainât sana tutsak olmuş, bütün varlıklar senin emrine girmiştir. Bu dünya senin koyduğun kurallara uyup egemenliğine boyun eğmektedir., Bu yüceliğin kıymetini bilmeyene Akif şöyle sesleniyor</p>
<p><span style="font-weight: bold;">Kula kulluk etme ! Unutma ki sen de kulsun. Ve kimseye gerektiğinden fazla önem verme ! Yoksa, unutulursun..</span></p>
<p><span style="font-weight: bold;">Aldanma insanların samimiyetine, menfaatleri için gelirler vecde,<br />
Vaad etmeseydi Allah cenneti, o&#8217;na bile etmezlerdi secde.</span></p>
<p><span style="font-weight: bold;">İNSAN, İLAHİ TEKLİFLERİN EMANETGAHIDIR;</span></p>
<p>Akif’in insanın sadece şu anla değil, başlangıç (mebde) ve sonuyla da ilgilendiğini (mead) buna ilaveten şu anında insan için çözülmesi gereken bir muamma olduğunu, yine insanın hal ile müstakbel arasında hale razı, müstakbele kani olmadan uğraşıp didinmekte olmasının nedenini, ilahi emanetin taşıyıcı olmasına bağladığını belirtmiştir. Akif’e göre insan ilahi tekliflerin emanetgahı, yaratılışın nüsha-ı kübrası, [2] tecelligah-ı ilahi olması hasebiyle daima hürmete layık bir varlıktır.</p>
<p>Akif, insanın diğer canlılara üstünlüğünü bu şekilde belirtirken Allah’ın yanında insanın konumu hakkında,</p>
<p><span style="font-weight: bold;">İlahi, “Mâlike’l mülküm” diyorsun… Doğru, âmennâ<br />
Hakîkî bir tasarruf var mıdır insan için? Aslâ!</span><br />
diyerek hakiki tasarruf sahibinin yalnız Allah olduğunu belirtir.</p>
<p>Nitekim Mehmet Akif’e göre, insanı kurtaracak, onun zorlukların üstesinden gelmesini sağlayacak güç yine insanın kendindedir. Bu düşüncesini bir şiirinde:</p>
<p><span style="font-weight: bold;">Ey yolda kalan, yolcusu Yelda’yı hayatın!<br />
Göklerde değil, yerde değil, sende necâtın.</span> [7]</p>
<p><span style="font-weight: bold;">ALLAH (cc) İNSANA EDEP ÖĞRETİYOR ;</span></p>
<p>Mehmet Akif Ersoy’a göre Allah insanı terbiye etmektedir. Buna, Abese Suresi’ndeki Peygamber’i Allah’ın ihtar etmesini örnek olarak anlattığı bir vaazında sözlerine şöyle devam eder: “Cenab-ı Hak ümmete edeb öğretiyor, insanlık öğretiyor. Hem öyle bir surette ki: Eğer biz âdâbâ sarılmış olsaydık, bugün milletlerin en büyüğü olurduk.” [8]</p>
<p><span style="font-weight: bold;">TEMBELLERİ ve TEMBELLİĞİ ŞÖYLE YERİYOR;</span></p>
<p>Mehmet Akif Allah’dan utanılması gerektiğini belirtir. Bununla ilgili olarak bir şiirinde, tembellik edip yatanlara şöyle seslenir:</p>
<p><span style="font-weight: bold;">Ey, bütün dünya ve içindekiler ayaktayken yatan!<br />
Leş misin davranmıyorsun? Bari Allah’tan utan.</span> [9]</p>
<p><span style="font-weight: bold;">ALLAH’TAN UTANMAK NE İLE OLUR?</span></p>
<p>Yine Mehmet Akif Allah’tan hakkıyla utanmak için belli bir bilgi seviyesine gelinmesi gerektiğini belirtir. Bununla ilgili olarak bir şiirinde şöyle demiştir:<br />
<span style="font-weight: bold;"><br />
Lâkin ne demek bizleri Allah ile iskât?<br />
Allah’tan utanmak da olur ilm ile… Heyhât!</span> [10]</p>
<p><span style="font-weight: bold;">ALLAH SEVGİSİ ve DİN KARDEŞLERİMİZİ NASIL OLMALI?</span></p>
<p>Mehmet Akif’e göre Allah dediklerini fiilen yapan, işi sözde bırakmayan kullarını ve Allah’ın yolunda yekpare perçinlenmiş bir bina gibi O’nun düşmanları karşısında mücadele eden kullarını sever. [11] Esasen Akif pek çok şiir ve yazısında söz – fiil uygunluğu üzerinde durmuştur. O’na göre insan, söylediğini hatta inandığını, bizzat yaşayarak, yaparak yerine getirmelidir; bu gerçek samimiyettir ve Allah’ta kullarından bunu ister. Mehmet Akif bu düşüncesini bir yazısında şöyle izah etmiştir: “Lâkin ben Müslümanları seviyorum. Kalbimde din kardeşime karşı hiç buğz, nefret yok. İyi ama muhabbet, şefkat gibi şeyler hep umur-u batıniyedendir. Vücuduna hükm olunmak için hariçte asarı, tecelliyatı görülmek lazım. Yalnız hissiyat-ı kalbiye kâfi olsaydı, Cenab-ı Hak bu namazları, bu oruçları, bu ibadetleri emr etmezdi. Kalben beni tanıyın, bu kadar kâfi derdi. Hâlbuki böyle değil. Allah bile ahval-i kalbiyemizi, ahval-i vicdaniyemizi harici eşkâl ile görmek istiyor. O Allah ki, alimü’s sırrı ve’l hafiyyat’tır.”i[12] 24 saatden birini hakka vermeyene insan denilir mi?</p>
<p><span style="font-weight: bold;">ALLAH TEMİZLİĞİ,KİBAR OLMAYI SEVER,İSRAF VE PEJMURDELİĞİ SEVMEZ;</span></p>
<p>Mehmet Akif Ersoy, Allah’ın kullarının şık ve temiz olmasını istediğini söyler. A’raf Sûresi’ndeki “Ey âdemoğulları, her namaz yeri için temiz libasınızı giyiniz, bir de yiyiniz içiniz, yalnız israf etmeyiniz; iyi biliniz ki Allah israf edenleri sevmez.”ii[13] Ayeti ile ilgili bir konuşmasında dinimizin her türlü ifrat ve tefritten uzak olduğunu erkeklerin şıklık adına takıp takıştırması ne kadar yanlışsa zühd adına paçavralarla gezmesinin de o kadar yanlış olduğunu belirtir ve Peygamber SAV’in elbisesine itina göstermeyen bir kişiye “Allah, verdiği nimetini senin üzerinde görmek ister. sahabeden Ömer’in, eski elbiselerle dolaşan birini, “Böyle miskin tavırlarla dinimizi öldürme” diyerek azarlamasını örnek olarak anlatır. [14]</p>
<p><span style="font-weight: bold;">ALLAH IN YARDIMI KİMLEREDİR BU ÜLKE NE ZAMAN VE NASIL GELİŞİR;</span></p>
<p>Mehmet Akif, bir yazısında “Allah’ın eli cemaatin üzerindedir” Hadisine yer vermiş ve İmanın tam olabilmesi için Müslümanların birbirlerini kendi canları gibi aziz bilmeleri gerektiğini, asr-ı saadetten fedakârlık örnekleri ile izah etmiştir. 15] “Allah’ın eli” tamlamasını Allah’ın yardım ve desteği anlamında kullanmıştır. Mehmet Akif&#8217;e sormuşlar. Bu ülke ne zaman gelişir? diye O&#8217;da cevap vermiş. <span style="font-weight: bold;">Cuma Namazına gelen cemaat, Sabah Namazına da geldiği zaman.</span> demiş…</p>
<p><span style="font-weight: bold;">MÜSLÜMANLAR GÜCÜNÜ NEDEN KAYBETTİ;</span></p>
<p>Tanzimatla başlayan batı hayranlığının ve batı kaynaklı pozitivist akımların etkisi ile dinin insanları geri bıraktığı görüşünü savunanlara karşı Akif, “Din bizim için mahz-ı [safi]hayattır. Allah merhametinden dolayı insanlığa dini, İslam’ı göndermiştir.” görüşünü savunur ve “İslam ülkelerinin geri kalmışlığı dinin emirlerini gereklerini yerine getirmemelerindendir” [16] sonucuna ulaşır. Nitekim aynı düşüncesini yaptığı bir konuşmasında “Şimdiye kadar ne kadar müzmahil olan akvam-ı İslamiyye varsa hep ahkâm-ı İlahiyyeyi ifa etmemek yüzündendir.”iii[17] Şeklinde ifade etmiştir.</p>
<p>Tanzimatla birlikte başlayan, Batı hayranlığı etkisiyle “İslam gelişmeye engel oluyor; gelişebilmemiz için bu dini bırakmamız lazım” diyenleri, Hakk’ın sesleri adlı şiirinde şöyle eleştirmiştir.<br />
<span style="font-weight: bold;">Hele i’lanı zamanında şu mel’un harbin,<br />
Bize efkâr-ı umûmiyyesi [hakkında bilgi] lâzım Garb’ın<br />
O’da Allâh’ı bırakmakla olur” herzesini,<br />
Halka îman gibi telkîn ile dînin sesini<br />
Susturan aptalın idrâkine bol bol tükürün .</span> [19] diye seslenmiştir.</p>
<p>Bu konuda bir yazısında ise şöyle demiştir:<br />
“Müslümanlık, insanlığa, medeniyete aykırı bir din diyorlar… Ey cemaat-i Müslimin!<br />
Bu din, İrfan dini idi, hâlbuki biz bugün milletlerin en cahiliyiz.<br />
Bu din, akıllıca yiğitlik dini idi, gayret dini idi; biz ise şu zamanda milletlerin en miskiniyiz!” [20]</p>
<p><span style="font-weight: bold;">MÜSLÜMANLAR VE EKENOMİK GÜÇ;</span></p>
<p>Mehmet Akif Ersoy’a göre insanların çalışıp güçlü ekonomiye sahip olmaları, Allah’ın insanlığın terakkisi için gerekli kıldığı en başta gelen güçtür. Bu sebeble İslamiyet’te ekonomik güç sahibi olmak için çalışmak, ibadetlerin en faziletlisidir. Akif, bununla ilgili olarak yazdığı makalesinde ‘‘amellerin en üstünü helal kazançtır. Çoluk çocuğunu helal ile geçindirmek için uğraşanlar, Allah yolunda cihad edenler gibidir. Nefs temizliği için dünyayı talep edenler şehitler derecesindedirler” hadisine yer verir; devamında Akif, İslam’ın zenginliğe sadece teşvik ettiğini değil, zengin olabilmek için çalışmayı farz kıldığını belirtir. Bu hususta “Helali istemek her Müslüman üzerine farzdır” hadisini delil getirir. [21]<br />
Mehmet Akif; inançlı, hoşgörülü, faziletli ve Çalışkan insan istemekte, tembellik ve uyuşukluktan nefret etmektedir&#8221;</p>
<p>Gökler Uyanık, Yer Uyanıktır. Dünya Uyanıkken Uyumak En Büyük Maskaralıktır !<br />
Tarih boyunca ve günümüzde insanın, iç ve dış tezatlar ve şartlarla menfaat, hırs, kin ve bitip tükenmek bilmeyen arzularıyla huzursuz olduğunu ve bezgin bir hayat sürdüğünü söyleyen &#8220;Akif, tıpkı kendinden önce gelen Ahmet Yesevi, Hazreti Mevlana, Yunus Emre ve Süleyman Çelebi gibi, ilhamını aldığı kaynağa, yani Kur&#8217;an-ı Kerim ve Hadisi şeriflere uzanmakta, oralardan insanlık anlayışına açıklık getirmektedir. İnsanlığa huzuru getirecek olan şey, Akif&#8217;e göre; sevgidir, hoşgörüdür, çalışmaktır. Tembellik, insanın kendisiyle ve çevresiyle barışık olmamasıdır. ve aşırı kıskançlık, huzurun en büyük düşmanıdır. Bu sebepledir ki, Akif, &#8216;Yeis Yok&#8217; adlı şiirinde bunu şöyle ifade etmektedir: Allah&#8217;a dayan, sa&#8217;ye sarıl, hikmete ram ol/Yol varsa budur, bilmiyorum başka yol&#8221;. günümüzde insanın, kendisiyle ve çevresiyle barışık olup çalışmaktan huzur bulacağını sözlerine ekledi.</p>
<p><span style="font-weight: bold;">İz bırakanlarla senin aranda basit bir fark var sadece . .Onlar ömür boyu gayret ediyorlar; Sen ömür boyu hayret ediyorsun.</span></p>
<p><span style="font-weight: bold;">İki insan Çeşidi Vardır: Zaman Geçtikçe Hatalarıyla Yüzleşen, Zaman Geçtikçe Yüzsüzleşen&#8230;!</span></p>
<p><span style="font-weight: bold;">Ye&#8217;s (ümitsizlik) öyle bir bataktır ki, düşersen boğulursun.</span></p>
<p>DİPNOTLAR<br />
1] Mehmet Akif Ersoy, Safahat, Haz. İsmail Hakkı Şengüler), a.g.e., c.1, s.208<br />
2] Süleyman Hayri Bolay, “Mehmet Akif’in Düşüncesinde Felsefe Meseleleri” Ölümünün 50. Yılında Mehmet Akif’i Anma Kitabı, Ankara, 1986<br />
3] Mehmet Akif Ersoy, Safahat, (İsmail Hakkı Şengüler) , a.g.e, c.1, s.208<br />
4] Mehmet Akif Ersoy, Safahat, (Haz. İsmail Hakkı Şengüler), a.g.e. c.2, s.130<br />
5] Bkz. Vahit İmamoğlu, Mehmet Akif Ve İnanan İnsan, İstanbul, 1986, s.16<br />
6] Bkz.Bayram Dalkılıç, a.g.m.<br />
7] Bkz.Vahit İmamoğlu, a.g.m.<br />
8]Mehmet Akşf Ersoy, Sebil’ur – Reşad, 15 Mart, 1328, 9 Cemaziye’l Ahir 1330, c.8-1, sa.186-4, s.53-54<br />
9] Mehmet Akif Ersoy, Safahat (haz. M.Ertuğrul düzdağ), İstanbul, 2006, s. 25<br />
10] Mehmet Akif Ersoy, Safahat (haz.ismail Hakkı Şengüler) a.g.e., c.2, s.180<br />
11] Mehmet Akif Ersoy, Sebil’ü-Reşad, 24 Kanunsani, 1328-29 Safer 1331, c.9-2, sa. 230-248, s.373-376<br />
12]Mehmet Akif Ersoy, Sebil’ü-Reşad, 31 Kanunsani, 1328-7Rebiü’l-evvel 1331, c.9-2, sa. 231-49, s.389-395<br />
13] A’raf, 31iv[14] Mehmet Akif Ersoy, Sebil’ü-Reşad, 20 Eylül 1328, 22 Şevval 1330, c.9-2, sa.213-31, s.81-82<br />
15] Mehmet Akif Ersoy, Sebilü’r-Reşad, 3 kanun-i evvel, 1336-23rebiü’l-evvel, 1339-c.18, sa.465, s.267-271<br />
16] Mehmet Akif Ersoy, a.g.m.<br />
17] Mehmet Akif Ersoy, a.g.m.v18] Mehmet Akif Ersoy, a.g.m.<br />
19] Mehmet Akif Ersoy, Safahat, (haz. İsmail Hakkı Şengüler), c.2, s.142<br />
20] Mehmet Akif Ersoy, Sebilü’r-Reşad, 31 Kanunisani 1328-7 Rebiülevvel 1331, c.9-2, sa. 231-49<br />
[21] Mehmet Akif Ersoy, Sırat-ı Müstekim, 23 teşrinievvel, 1324, 10 Kasım 1908, c.1, sa.14</p>
<p>Sır Hoca : <a href="http://pirisir.blogspot.com/" target="_blank">pirisir.blogspot.com/</a></p>
<p><a href="http://sirhoca.wordpress.com/" target="_blank">sirhoca.wordpress.com/</a></p>
<p><a href="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2011/03/sir_hoca.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-2427" title="sir_hoca" src="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2011/03/sir_hoca.jpg" alt="" width="640" height="250" /></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kainatamektup.com/index.php/2011/12/mehmet-akif-ersoya-gore-insan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>BENİM DİZİM : TACİR</title>
		<link>http://kainatamektup.com/index.php/2011/12/benim-dizim-tacir/</link>
		<comments>http://kainatamektup.com/index.php/2011/12/benim-dizim-tacir/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 23 Dec 2011 17:29:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EDİTÖR</dc:creator>
				<category><![CDATA[AHİLİK]]></category>
		<category><![CDATA[SİNEMA]]></category>
		<category><![CDATA[CİHAD MERİÇ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kainatamektup.com/?p=2968</guid>
		<description><![CDATA[Artık benim de takip ettiğim bir dizi var. Bu vesileyle içinde yaşadığımız toplumla empati kurabilelim. Dizinin Adı: TACİR Dizinin ana...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2011/12/kainat_medeniyet.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-2969" title="kainat_medeniyet" src="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2011/12/kainat_medeniyet.jpg" alt="" width="640" height="250" /></a><br />
Artık benim de takip ettiğim bir dizi var. Bu vesileyle içinde yaşadığımız toplumla empati kurabilelim.</p>
<p>Dizinin Adı: TACİR<br />
Dizinin ana konusu iyi tacir kötü tacir üzerine kurulu. Şehirde iki lonca kapışıyor; biri her şey benim olmalı diye mücadele ediyor; oyun kuruyor, kara siyasayı kullanıyor, rüşvet veriyor&#8230; vb bildiğimiz şeyler. Diğer tacir grubu ise &#8220;ticaret önce insan kazanmaktır.&#8221; diyerek işlerini yürütme derdinde; batsa da çıksa da aynı güvenle yoluna devam ediyor, bir yandan öyle bir direnç görüyoruz ki &#8220;iyilik hemen pes etmemeli&#8221; cümlesi beyinlerimizde çınlıyor.</p>
<p>İyilik ayakta kaldığı müddetçe kötülük uzun vadede yıkılmaya mahkumdur. Buradan şunu anlıyoruz; iyilik adına mücadele verenlerin geçici yenilgilere kanmayıp sürekli ayaklarını sağlam basma derdinde olmaları gerektiği fikri.<br />
Ve vaat edildiği gibi sonuç uzun vade de hayır oluyor, insan kazananlar her şeylerini kaybetse de kazandığı iyi adamlar sayesinde bir çıkış buluyor. Para kazananlar ise para bitti mi cascavlak ortada kalıyorlar.</p>
<p>Kökü sağlam söz ile kökü kuru laf arasında ki fark gibi. Bu cümle için şu yazıyı okuyabilirsiniz: <a href="http://kainatamektup.com/index.php/2011/11/sonsuza-kalacak-bir-soz/">kainatamektup.com/index.php/2011/11/sonsuza-kalacak-bir-soz/</a></p>
<p>Diziyi istediğiniz zaman arşivden izleyebilirsiniz: <a href="http://tvarsivi.com/?y=20&amp;z=2011-12-23+13%3A30%3A00" target="_blank">tvarsivi.com</a></p>
<blockquote><p>&#8220;Tacir “Sangdo” TRT 1 ekranında… Ünlü yazar Choi In-Ho’nun senaryosunu yazdığı dizi, Joseon Hanedanlığı döneminde yaşayan ve yaptıkları ile bir efsane haline gelen Koreli tüccar Im Sang-ok’un hayat hikâyesini ekrana getiriyor. 1779-1855 yılları arasında yaşamış olan Im Sang-ok, düzgün ahlakı ve ticaret dünyasındaki başarıları nedeniyle ülkesinde örnek alınan bir kişilik.</p>
<p>Tacir, Hafta İçi Her Gün TRT 1’de…&#8221;</p>
<p>Oyuncular<br />
Lee Jae Ryung, Lee Soon Jae, Kim Hyun Joo, Park In Hwan, Jung Bo Suk, Hong Eun Hee, Han Hee, Kim Yoo Mi<br />
Yönetmen<br />
Lee Byung Hoon</p></blockquote>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kainatamektup.com/index.php/2011/12/benim-dizim-tacir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>CİZRE&#8217;NİN DEĞERLERİ</title>
		<link>http://kainatamektup.com/index.php/2011/11/cizrenin-degerleri/</link>
		<comments>http://kainatamektup.com/index.php/2011/11/cizrenin-degerleri/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 27 Nov 2011 19:02:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EDİTÖR</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ahmed-el Cezeri]]></category>
		<category><![CDATA[Cizre]]></category>
		<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[İsmail Ebul-iz Cezeri]]></category>
		<category><![CDATA[KÜLTÜR]]></category>
		<category><![CDATA[MEDENİYET]]></category>
		<category><![CDATA[CİHAD MERİÇ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kainatamektup.com/?p=2949</guid>
		<description><![CDATA[Bizlerin amacı; geçmişin güzelliklerini geleceğin en kıymetli değerleri gençlerle buluşturmaktır. Değer kelimesini bir şeyin sahip olduğu yüksek vasıflar olarak tanımlarsak,...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="https://lh5.googleusercontent.com/-oTrCcoLkBk8/TmoKna-Jo6I/AAAAAAAADWw/1SzBYT8DBFk/s640/kirmizimedrese_cizre2.JPG" alt="" />Bizlerin amacı; geçmişin güzelliklerini geleceğin en kıymetli değerleri gençlerle buluşturmaktır. Değer kelimesini bir şeyin sahip olduğu yüksek vasıflar olarak tanımlarsak, insanlık için yüksek vasıf taşıyan her şey bizim ilgi alanımıza girmektedir.</p>
<p>Büyük bir medeniyetin varisleri olan bizler, geçmişin tüm güzel değerlerini günümüze taşımalı ve bunları çağın diliyle tekrar söylemeliyiz. Zamanın ortak aklı ve vicdanı; ahlaki, kültürel, ruhsal, toplumsal ve bireysel olarak değerlerimize sahip çıkmamız gerektiğini bize öğütlüyor. Biliyoruz ki bireylerin akıllarını bilgiyle doldurmak tek başına yeterli olmamaktadır. Eğitim gerçek işlevini ancak insanın bütün olarak gelişmesini sağlayarak yerine getirebilir . Bugün eğitim biliminin önerdiği duyuşsal, bilişsel, psikomotor alanlar da dikkate alındığında geleneğimizde duyuşsal alan eğitimi üzerine büyük bir birikim olduğu görülür. Bu konuda yapacağımız çalışmalar manevi anlamda büyük çöküntü yaşayan günümüz toplumlarına da büyük katkı sağlayacaktır.</p>
<p>Değerlerimizi tanırken öncelikle en yakınımızdan başlamalıyız. Cizre&#8217;yi medreseler şehri olarak tanımamız, tanıtmamız ve yirmi birinci yüzyılda da böyle olması için el birliğiyle mücadele etmemiz gerekiyor. Teknolojiden bahsedeceksek İsmail Ebul-iz Cezeri&#8217;yi, maneviyat ve edebiyattan konuşacaksak Ahmed-el Cezeri&#8217;yi ve onlar gibi bir çok öncü şahsiyeti tanımak zorundayız. Ayrıca bu isimlerden başlayarak ortak medeniyetimizin tüm değerli ilim adamlarını tanımamız bizi daha değerli kılacaktır. Modellerimiz değerli insanlar olursa bizler de onları örnek alarak daha iyi insanlar haline gelebiliriz.</p>
<p>Kendimize, ailemize, toplumumuza faydalı bireyler olarak yetişmek istiyorsak değerlerimize sahip çıkmalı ve bunları kuşaktan kuşağa aktaracak gayreti göstermeliyiz. Hedefimiz insanın değerli olduğu yüksek vasıflarla donanmış adil bir toplumda huzurla yaşamaktır.</p>
<blockquote><p><strong>İsmail Ebul-iz Cezeri Kimdir:</strong><br />
El-Cezeri, çağımızdan yüzlerce yıl önce keskin zekası ile elektrik kullanmadan sadece su ve mekanik parçalarla çalışan makineler yapmış ve günlük hayata geçirmiş olağanüstü bir biliminsanıdır.<br />
Tam ismi, Cizreli Ebul-iz (Ebû’l İz İbni İsmail İbni Rezzaz El Cezerî ) ya da Avrupa’nın bildiği ismiyle El-Cezeri / al-Jazari ( Ibn Ismail ibn al-Razzaz al-Jazari Arapça: أَبُو اَلْعِزِ بْنُ إسْماعِيلِ بْنُ الرِّزاز) olan bu mucit bundan 800 küsur yıl önce (1136-1206) yılları arasında yaşadı. Selçuk Türkleri zamanından bahsediyoruz. Bu inanılmaz öykünün tek kanıtı yüzyıllara dayanmış ve müthiş icatların resimleriyle dolu orijinal kitabın el yazması kopyaları.</p>
<p>Kitabının flash kopyası ve hakkında daha fazla bilgi için <a href="http://www.ebuliz.com/" target="_blank">www.ebuliz.com/</a><br />
diğer kaynak: <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/El_Cezeri" target="_blank">tr.wikipedia.org/wiki/El_Cezeri</a><br />
<iframe frameborder="0" width="580" height="376" src="http://www.dailymotion.com/embed/video/xem8ln"></iframe><br /><a href="http://www.dailymotion.com/video/xem8ln_1001-ycat_tech" target="_blank">1001 İcat</a> <i>ile  <a href="http://www.dailymotion.com/seyrusefer" target="_blank">seyrusefer</a></i>
</p></blockquote>
<blockquote><p>Ahmed-el Cezeri Kimdir:<br />
1404-1479 yılları arasında yaşamış ünlü bir şairdir. Kaside ve şiirlerinde tasavvuf konularını işlemiştir. 2000 beyitlik bir divanı vardır. Şiirler alfabetik ve Kur&#8217;an sureleriyle uyumludur. &#8220;Guften Mela&#8221; ve &#8220;Guften Emir&#8221; adlı şiir antolojileri vardır. Halk arasında &#8220;Mellayı Ciziri&#8221; ve &#8220;Nişani&#8221; olarak adlandırılır.<br />
<img src="https://lh3.googleusercontent.com/-usWXH40qobc/Tmx433jfUGI/AAAAAAAADXE/Fm8zZgM0B4s/s640/ahmed_i_cezeri.JPG" alt="" /></p></blockquote>
<p><a href="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2011/03/dosta.jpg"><img src="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2011/03/dosta.jpg" alt="" title="dosta" width="640" height="250" class="alignright size-full wp-image-2456" /></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kainatamektup.com/index.php/2011/11/cizrenin-degerleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>MECNUN OLDUM ÖĞRETMENİM</title>
		<link>http://kainatamektup.com/index.php/2011/11/mecnun-oldum-ogretmenim/</link>
		<comments>http://kainatamektup.com/index.php/2011/11/mecnun-oldum-ogretmenim/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 24 Nov 2011 20:09:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EDİTÖR</dc:creator>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[ETKİNLİK]]></category>
		<category><![CDATA[CİHAD MERİÇ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kainatamektup.com/?p=2945</guid>
		<description><![CDATA[bir dakikalık saygı duruşu, aziz öğretmenlerimiz için! sonra istiklal marşı. hakkıdır hakka tapan milletimin istiklal. (onlar müzikal okusun biz satır...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2011/07/osaman_bey_şeyh_edebali.jpg"><img src="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2011/07/osaman_bey_şeyh_edebali.jpg" alt="" title="osaman_bey_şeyh_edebali" width="640" height="250" class="alignright size-full wp-image-2775" /></a><br />
bir dakikalık saygı duruşu, aziz öğretmenlerimiz için!</p>
<p>sonra istiklal marşı. hakkıdır hakka tapan milletimin istiklal. (onlar müzikal okusun biz satır satır okuyalım)</p>
<p>geçen seneden kopya bir kaç şiir.</p>
<p>eh! bu töreni de atlattık.</p>
<p>öğrencilerim sizin bana vereceğiniz en güzel hediye&#8230;</p>
<p>adam olmamız değil mi hocam. (replik haline gelmiş bir kelime: adam olun, öğrenciler en azından kelimeyi öğrendi. bu da başarı sayılır.)</p>
<p>öğretmenlik, standarttan uzak, her an sürprize açık bir meslek. belki de bunun için çok özel ve ben bu mesleği çok seviyorum. her an farklı bir macera. her öğrenci başka bir vakıa. belki de seri üretimi olmayan tek meslek. evet birileri seri üretim heveslisi olabilir, fakat bunu başarmak çok zor. iyi ki zor.</p>
<p>çok yaşasın budanamayan öğretmenler ve öğrenciler.</p>
<p>öğrenci sizin sevginizi ve öfkenizi doğru anlarda tanırsa anlamlı bir ilişki kuruluyor.</p>
<p>çocuklarım sizi çok seviyorum; fakat bazen beni öfkelendiriyorsunuz.</p>
<p>kızdığın bir öğrenci bir süre sonra bir yolunu bulup kafasını elinin altına sürer ya! ve sen onun saçlarını okşarsın. işte öğretmenliğin zirve noktalarından biri de bu.</p>
<p>ne kadar anlatsak, hep bir tarafı eksik kalacak.</p>
<p>kısaca güzel güzeldir mecnun olana&#8230;</p>
<p>NOT: bu vesileyle bana okumayı öğreten Zülkarneyn hocama selam. Manevi olarak okumayı öğreten yeraltı, yerüstü hocalarımıza ve özellikle son dönem üzerimizde büyük emeği olan sır hocama selamlar.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kainatamektup.com/index.php/2011/11/mecnun-oldum-ogretmenim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>SONSUZA KALACAK BİR SÖZ</title>
		<link>http://kainatamektup.com/index.php/2011/11/sonsuza-kalacak-bir-soz/</link>
		<comments>http://kainatamektup.com/index.php/2011/11/sonsuza-kalacak-bir-soz/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 12 Nov 2011 18:25:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EDİTÖR</dc:creator>
				<category><![CDATA[AYET ve HADİS]]></category>
		<category><![CDATA[FURKAN]]></category>
		<category><![CDATA[TEFEKKÜR]]></category>
		<category><![CDATA[CİHAD MERİÇ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kainatamektup.com/?p=2935</guid>
		<description><![CDATA[24,25. “Allah&#8217;ın, hoş bir sözü; kökü sağlam, dalları göğe doğru olan Rabbinin izniyle her zaman meyve veren hoş bir ağaca...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size: medium;"><em><strong><a href="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2011/11/furkan.jpg"><img class="size-full wp-image-2937 alignnone" title="furkan" src="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2011/11/furkan.jpg" alt="" width="576" height="225" /></a></strong></em></span></p>
<blockquote><p><span style="font-size: medium;"><em><strong>24,25. “Allah&#8217;ın, hoş bir sözü; kökü sağlam, dalları göğe doğru olan Rabbinin izniyle her zaman meyve veren hoş bir ağaca benzeterek nasıl misâl verdiğini görmüyor musun? İnsanlar ibret alsın diye Allah onlara misâl gösteriyor.”</strong></em></span></p></blockquote>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Bir sözümüz vardı bizi insan eyleyen, Rabbimiz Adem&#8217;e (as) öğrettiği kelimelerle onu farklı kıldı. Her şey söz ile başladı, söz ile devam ediyor. Sözümüzün kalitesi bizi tanıtan en önemli sembol, bir ölçüde özün meyvesi sözdür, diyebiliriz.</span></span></span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Yaratılan her şey yok olacağına göre en sağlam/köklü/özlü söz O&#8217;nun kelamıdır/ayetleridir. Hadislerden, sahabenin (as) yorumlarından ve müfessirlerin ayetten anladığından çıkan yorumda budur.</span></span></p>
<p>Ayetlerin bize dönük cephesi, insan ancak o köklerden beslenebildiğinde kendisinden sadır olan söz de değerli olacaktır. Nasıl ki ağaç topraktan su ve mineraller almak için köklerini derinlere uzatıyorsa insanda özünü/sözünü kıymetli kılmak için hakiki kaynağa ulaşmalı ve bu beslenme sonucu üzerinde güzel söz/meyve/yaşam görülmelidir.</p>
<p><strong><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">&#8220;13-RA&#8217;D: 28 &#8211; Onlar, iman etmiş ve kalpleri Allah zikriyle yatışmış olanlardır. Evet, iyi bilin ki, kalpler Allah&#8217;ın zikri ile yatışır.&#8221;</span></span></span><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;"> </span></span></span></strong><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Kalbimizin dalgalanması elimizde olan bir şey değil, hayatın içinde bir şekilde etkileniyoruz. Elimizde olan ise onu hakikat kelamıyla yatıştırmaktır. </span></span></span><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Nasıl besleneceğimizi açıklayan bu ayet meseleyi açıklıyor. Evet kalp kararıyor; çünkü bu dünya imtihan yeri. Ancak aydınlanacağı yol belli. İnsan kalbini sürekli istikamette tutamaya bilir; fakat onu nasıl yatıştıracağını ve besleyeceğini iyi öğrenmelidir.</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Arapçada mesel; içindeki parlak tasvir ve sağlam incelik dolayısıyla akılları esir alıp dimağlara hakim olan özlü ve akıcı söz anlamına gelir.</span></span></span><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;"> </span></span></span><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Şimdi bizim mesel&#8217;emiz ne? Yani aklımıza ve kalbimizi esir alan söz kimin sözü?</span></span></span><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;"> Biz hakiki kaynaklardan beslenerek akılları ve kalpleri tatmin edebilecek sözler söyleyebiliyor muyuz? </span></span><span style="color: #333333;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Engin bakış sahibi olmak için derin ve köklü ufuklara bakmak şart. Kökü derinde sağlam (hakiki) ağaç (söz) bu olsa gerek.</span></span></span></p>
<p>Ayet kendi tefsirini o kadar güzel yapıyor ki aslında fazla söze gerek yok. Öyle bir cümle ki sayfalarca yazı kaleme alınsa ayetin derinliğinin kenarından belki geçebiliriz. Yazının devamında göreceğiniz gibi müfessirler kimi rivayet kimi dirayet usulüyle konuyu açıklamaya çalışmış. Allah hepsinden razı olsun. Hakiki söz tükenmeyen ve tüketilemeyen, yıllar geçse de her daim diri olan sözdür. Farklı zamanlarda kaleme alınan tefsirler de gösteriyor ki biz bu ayetler üzerine daha çok tefekkür etmeliyiz.</p>
<p>İyilik her zaman uzun vadede başarılıdır, kötülük köksüz ağaç gibi bir anda serpilebilir; fakat çok kısa zaman içinde yıkılır gider. İyilik ise yavaş yavaş derinlere işleye işleye büyür ve asla yıkılmaz. Bugün buna şahit göstereceğimiz çok olay var. Bir çok düzen ve sistem yıkılıp gitmiştir; fakat bin dört yüz yıl önce kurulan son kurtuluş nizamı, sözünü söylemeye devam etmektedir. Rabbim bizlere o sözü duyacak kulak, hissedecek kalp, idrak edecek akıl versin. Amin.</p>
<p><span style="color: #333333;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-0&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;<br />
<em>Not: Her tefsirin altında kaynak belirtilmiştir. </em><br />
</span></span></span></p>
<p><span style="font-size: medium;">Görmedin mi? Allah tertemiz bir kelimenin misâlini verir. Tertemiz bir kelime. <em><strong>La İlâhe illallah Muhammed ün Rasulullah</strong></em>. İşte o tertemiz kelime tıpkı tertemiz bir ağaç gibidir. Kökü yere yerleşmiş, sapasağlam tutunmuş, dalları ise gökyüzüne ser çekip yükselmiş tertemiz bir ağaç. Adem (a.s)’la başlar bu kök, Nuh (a.s) la, İbrahim (a.s)’la devam eder. Ve nihâyet son elçi Muhammed (a.s)’la birlikte tam tamına bu âlemde yer etmiştir, sapasağlam yerleşmiştir. Bu dinin, bu kelimenin, bu anlayışın, bu inancın gerçekliliği göklere kadar yükselmiştir. Ve zaten onun gerçekliliği de Allah tarafından tasdik edilmiş, onaylanmıştır. </span></p>
<p><span style="font-size: medium;">İşte bu kelime La İlâhe illallah Muhammed ün Rasulullah kelimesidir. Allah’tan başka İlâh yoktur. Allah’tan başka sözü dinlenecek, hatırı kazanılacak, çektiği yere gidilecek, yasaları uygulanacak İlâh yoktur ve Muhammed (a.s) da O’nun Resûlüdür, elçisidir. İşte bu kelime, bu inanç hayatın tek değer ölçüsüdür. Kâinattaki sistem bu esasa dayanmaktadır. Tüm varlıklar bu sistemle iç içedir. Çünkü bu göklerin ve yerin üzerine kurulduğu yasadır. Gökler ve yer, göklerde ve yerde olanların tamamı işte bu tevhid esasına göre kurulmuştur. Tüm kâinatta Allah’tan başkalarını İlâh kabul etmeme yapısı vardır. Güneşler, aylar, yıldızlar, yerler, gökler, dağlar, taşlar, hattâ insanın tüm azaları sadece bu değişmez yasaya, Allah’a kulluk yasasına teslimdirler.</span></p>
<p><span style="font-size: medium;">Rabbinin izniyle bu ağaç her zaman, her mevsim meyvesini verir. Bu söz, bu iman o kadar verimlidir ki hayatını hayat sistemini ona dayandıran bir fert, bir toplum her zaman ondan meyvesini alır. Bu inanç kimin kalbine girmişse, bu kelime kimin ağzından dökülmüşse mutlaka ondan güzel meyveler, sâlih ameller, namaz meyveleri, oruç meyveleri, sâlih davranışlar, iffetli namuslu davranışlar, âdil hareketler dökülecektir. Resullerin davranışları, ahlâkları, Allah’ın razı olduğu bir hayat tarzının oluşumları, meyveleri görülecektir o kimsede, o ailede, o toplumda. Kim bu kelimeye iman ederse, bu inanç kimin kalbinde dal budak salarsa, hangi ülke, hangi toplum tevhid inancına sahip çıkarsa o toplumun, o ülkenin, o insanlığın amelleri de, eylemleri de, davranışları da, hayatları, hukukları da, eğitimleri de, sosyal yaşantıları da, her şeyleri de güzel olur. </span></p>
<p><span style="font-size: medium;">İşte Allah insanlara misâllerini böylece verir. Umulur ki insan-lar tezekkür ederler, bunlarla yol bulurlar, akıllarını başlarına alırlar. Umulur ki onlar Rablerinin kendilerine lütfetmiş olduğu izzet ve şereften nasiplerini alırlar.</span></p>
<p><span style="font-size: medium;">İnsan birkaç kelime söyler ve müslüman olur. Bunun için uzun uzadıya merasimlere gerek yoktur. Sadece birkaç kelime; “Lâ ilâhe illallah Muhammedür Resûlullah.” Bunu söyleyen kimsede çok büyük değişiklikler meydana gelir. Söylemeden önce kâfirse, söylediği andan itibaren artık o müslümandır. Önceden pis idi, necis idi şimdi ise tertemizdir. Önceden Allah’ın gazabına mahkum iken şimdi rahmetine lâyıktır. Önceden cehennemlik iken şimdi cennet kapıları yüzüne açılmıştır. Önceden kâfir milletin, küfür toplumunun üyesi iken şimdi bu kelimeyi söylediği andan itibaren artık o İslâm ümmetinin üyesi olmuştur. Artık küfür toplumuyla bir ilgisi kalmamıştır. Yâni eğer bu kelimeyi baba söylemiş, ama oğlu söylememişse, ortada ne babalık kalır, ne de evlâtlık. Aralarındaki miras da kalkmıştır, mahremiyet de. Eğer bu kelimeyi kadın söylüyor, kocası söylemiyorsa aralarında ne kadınlık kalmıştır, ne de kocalık. Nikâh da bitmiştir. Bakın bir tek kelime insanı bambaşka bir insan yapıyor.</span></p>
<p><span style="font-size: medium;">Peki acaba ne var bu kelimede ki böyle insanı birden bire bambaşka bir insan yapıyor? Nedir bu kelime ki insanı babasına yabancı yapıyor, karısına yabancı yapıyor, kocasına yabancı kılıyor? Yâni altı harften meydana gelen bir kelimeyi iki dudağınızın arasından çıkardınız mı tıpkı sihirli bir değnek gibi insanı bambaşka bir insan yapıyor. Hayır, iş öyle değildir İslâm’da. İslâm’da bütün mesele sözün dizilişinde değil, onun mânâsında ve muhtevasındadır. Lâfızların tesiri onların mânâlarıyladır. Eğer bir adam bu sözün, bu kelimenin mânâsını anlamadan, muhtevasını kavramadan, bu söz onun içine girmeden, bu sözün tesiri onun düşüncesinde, fikrinde, ahlâkında, ticaretinde, bireysel ve toplumsal hayatında, hasılı tüm hayatında kendini göstermezse, yâni onun üzerinde bir değişiklik yapmazsa, zaman Rabbimizin şu âyetinin hükmü geçerli olur:</span></p>
<p><span style="font-size: medium;"><em><strong>Hayır; bu sadece diliyle söyleyiverdiği, ağzıyla geveleyiverdiği bir sözdür, kendi lafıdır. </strong></em></span></p>
<p><span style="font-size: medium;">(Mü’minûn 100)</span></p>
<p><span style="font-size: medium;">Mânâsını anlamadan, ruhuna inmeden, ne dediğinin, hangi taahhüdün altına imza attığının farkına varmadan ağzının ucundan geveleyiverdiği bir sözdür o diyor Rabbimiz. Bu kelimeyi diliyle söylediği halde bu kelimenin gerektirdiği bir hayatı yaşamayan kişi tıpkı susayıp da su içmesi gerekirken suç içmeyip de eline tesbihi alıp sabaha kadar; su, su, su diye tesbih çeken kimse gibidir. Böyle yüz bin tesbih de çekse adamın susuzluğu asla geçmez. İşte aynen bunun gibi bir adam mânâsını anlamadan, gereğiyle amel etmeden günde yüz bin defa kelime-i tevhid çekse hiçbir faydası olmaz. Sadece diliyle bu kelimeyi söylemekle insan değişmez. Sadece bu kelimeyi söylemekle bir insan pis iken temiz olmaz, nefret edilen kimse iken sevilen kimse olmaz.</span></p>
<p><span style="font-size: medium;">Bu kelimeyi söylerken bizler çok büyük bir mesuliyetin altına giriyoruz demektir. Çok büyük bir taahhüdün altına imza atıyoruz demektir. Bu düşünce bizim tüm hayatımıza hakim olmalıdır. Bundan sonra hayatımızda başka şeye yer veremeyiz. Bu kelimeye muhalif olan her söz, her hareket, her düşünce, her eylem, her sistem yalan ve yanlış olacaktır. Bu kelimeyi söyledikten sonra artık siz bir kâfir gibi başıboş değilsiniz. Tüm iradenizi Allah’a teslim etmişsiniz ve artık bir kâfir gibi dilediğinizi yapamazsınız. Seçim hakkınız kalmamıştır. Allah sizin için neyi seçmişse onu yapmak zorundasınız. Bir kâfir gibi; ben bundan hoşlanmadım, bu benim mantığıma yatmadı deme hakkınız yoktur. Allah’ın yap dediklerini yapmak, yapma dediklerinden de uzak durmak zorundasınız. Çünkü siz; Allah’tan başka hayatıma karışı ilâh yoktur, O bizim de, dünyanın da sahibidir, yaratan O’dur, rızık veren O’dur, hayatımda tek yetkili Rab O’dur, yalnız O’na kulluk edilir, sadece O dinlenir, sadece O’nun çektiği yere gidilir, sadece O’ndan korkulur, sadece O’na bel bağlanır, sadece O’ndan istenir, O’ndan başka itaat edilecek, sözü dinlenecek yoktur dediniz.</span></p>
<p><span style="font-size: medium;">Bu kelime ile biz Allah’la bir anlaşma akdediyoruz. Bu kelime ile biz kendimizi Allah’a satıyoruz. Bütün dünyayı da buna şahit tutuyoruz. Buna muhalefet ettiğimiz zaman tüm dünya, sema, arz, kendi dilimiz, elimiz, ayağımız bu yalanımızı hakkın huzurunda yüzümüze vuracaktır. Yâni hem dilimizle bu kelimeyi söyleyerek Allah’tan başka Rab, O’ndan başka ilah yok der, hem de Allah’tan başka rabler, ilahlar bulup onlara kul köle olmaya kalkışırsak bu kelimeyi dil ile söylemenin hiçbir mânâsı kalmaz. Evet, işte kelime-i tayibe budur. Kelime-i tayyibe İslâm’ın esasıdır. Bu kelimeyi tam anlamayan kişi, bu kelimenin gerektirdiği bir hayatı yaşamayan kişi hakiki müslüman sayılmaz. Kelime-i tayyibe doğru sözdür. Bu öyle doğru bir sözdür ki yeryüzünde bundan daha doğru hiçbir söz yoktur. Göklerde ve yerde her şey bu söze, bu sözün doğruluğuna şahittir. Göklerde ve yerde Allah’tan başka hayata karışacak ilah yoktur ve bizler, tüm varlıklar O’nun kulu ve kölesiyiz. Bu âlemde bundan daha büyük bir gerçek yoktur. Tüm kâinat bunu ikrar eder. Bu sözü söylemekle bizler, tüm varlıkların baş eğdiğine baş eğmiş, kul olduğuna kul olmuş oluyoruz demektir. Bu sözle bizler gökler ve yerlerle birleşmiş oluyoruz. Bildiğimiz bilmediğimiz sayısız ordular bizim safımızdadır. </span></p>
<p>(Besairu&#8217;l Kur&#8217;an)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-size: medium;"><strong>24-</strong></span> <span style="font-size: medium;">Görmedin mi ki Allah nasıl bîr misal getirdi? Güzel bir söz, kökü (toprakta) sabit, dalları gökte olan güzel bir ağaç gi­bidir.</span> <a name="_ftnref16" href="#_ftn16"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: medium;">[16]</span></span></a></p>
<p><span style="font-size: medium;"><strong>(24)</strong></span> <span style="font-size: medium;">«Görmedin mi ki Allah nasıl bir misal&#8230;» Bu Ayetin Tefsiri</span></p>
<p><span style="font-size: medium;">Burada hitap Hz. Peygamberedir. Bazı müfessirlere göreyse hitap, hitaba elverişli olan herkesedir. Allah Teâlâ&#8217;nın bir misal vermesi, açıklaması, onu yapması ve yerine uygun şekilde onu kul­lanması demektir.</span></p>
<p><span style="font-size: medium;">«KelimeÂ Tayyibe» ile «ŞecereH Tayyibe» ifadeleri hakkında müfessirler aşağıdaki gibi değişik görüşler öne sürmüşlerdir:</span></p>
<p><span style="font-size: medium;"><strong>1-</strong></span> <span style="font-size: medium;">Beyhaki ile bazı müfessirlerin İbn Abbas&#8217;tan rivayet et­tiklerine göre, «Kelime-i Tayyibe», «Eşheduen lâ ilâheillallah» (Şe-hadet ederim ki: Allah&#8217;tan başka ilâh yoktur) demektir.</span></p>
<p><span style="font-size: medium;"><strong>2-</strong></span> <span style="font-size: medium;">El-Esamm&#8217;dan gelen rivayete göre, «Kelime-i Tayyibe», Kur&#8217;an&#8217;dır.</span></p>
<p><span style="font-size: medium;"><strong>3-</strong></span> <span style="font-size: medium;">İbn Bahr&#8217;a göre İslâm davetidir.</span></p>
<p><span style="font-size: medium;"><strong>4-</strong></span> <span style="font-size: medium;">Teşbih ve tenzihtir.</span></p>
<p><span style="font-size: medium;"><strong>5-</strong></span> <span style="font-size: medium;">Mutlak mânâda Allah&#8217;ı övmektir.</span></p>
<p><span style="font-size: medium;"><strong>6-</strong></span> <span style="font-size: medium;">Her güzel sözdür.</span></p>
<p><span style="font-size: medium;"><strong>7-</strong></span> <span style="font-size: medium;">Bütün taatlerdir.</span></p>
<p><span style="font-size: medium;"><strong>8-</strong></span> <span style="font-size: medium;">Müminin kendisidir.</span></p>
<p><span style="font-size: medium;">Konuyla ilgili bu rivayetler gelmiştir. Tabari ile îbn Ebi Ha­tim son görüşü İbn Abbas&#8217;tan rivayet etmişlerdir. Ancak bu aye­tin zahiri ile çelişmektedir. Çünkü müminin kendisi için «Kelimen lâfzı sadece Hz. îsa için kullanılmıştır.</span></p>
<p><span style="font-size: medium;">Burada müşebbehunbih olan «Şecer-i Tayyibe» ile kastedilen, müfessirlerin çoğuna göre hurma ağacıdır. Bu görüş, İbn Abbas, îbn Mesud, Mücahid, İkrime, Dahhak ve İbn Zeyd&#8217;den nakledil­miştir.</span></p>
<p><span style="font-size: medium;">Şuayb b. Hebheb&#8217;ten şöyle rivayet edilmiştir: «Biz Hz. Pey-gamber&#8217;in (s,a) ashabından Enes&#8217;in yanında otururken, ona bir tabak dolusu hurma getirdiler. Enes Ebu&#8217;l-Aliye&#8217;ye; «Ey Eba&#8217;l-AlU ye, ye! Bu Allah&#8217;ın kitabında belirtmiş olduğu tayyib ağaçtandır» dedi.» (Abdurrezzak, Tirmizi).</span></p>
<p><span style="font-size: medium;">Enes&#8217;ten rivayet edildiğine göre, Hz. Peygamber&#8217;e «Busr» de­nilen hurmadan bir kap dolusu (veya bir salkım) getirildiğinde, mezkûr ayeti okuduktan sonra, «îste bu ağaç hurmadır» diye bu­yurdu. (Tirmizi, Nesei, İbn Hibban, Hâkim. Bu hadis için Tirmizi (yukarıdaki) mevkuf hadisten daha sahih olduğunu söylerken, Hâkim de bu hadisin sahih olduğunu belirtmiştir).</span></p>
<p><span style="font-size: medium;">İbn Merduveyh&#8217;in îbn Abbas&#8217;tan rivayet ettiğine göre bu ağaç, hindistan cevizi ağacıdır.</span></p>
<p><span style="font-size: medium;">Taberi ile İbn Ebi Hatim&#8217;in İbn Abbas&#8217;tan rivayet ettiklerine göre, «Bu cennetten bir ağaçtır». Bazıları güzel meyva veren hur­ma, incir, üzüm, nar gibi ağaçların kastedildiğini söylemişlerdir.</span></p>
<p><span style="font-size: medium;">«Şehadet» kelimesini bu sıfatlara sahip olan ağaca benzetme­nin nedeni şudur: Şehadet kelimesinin aslı ve menşei imandır. İman da müminlerin kalbine yerleşmiştir. İmandan çıkan dallar</span> <span style="font-size: medium;">ve onun üzerine bina edilen salih amellerle temiz fiiller göklere yükselip giderler. Bunların üzerine terettüp eden Allah&#8217;ın sevap ve rızası da bu ağacın meyvasıdır. Bu meyva her an olmaktadır.</span></p>
<p><span style="font-size: medium;">Seleften bunu hurma ağacı ile yorumlayanlar, «Hin» kelime­sinin ne kadarhk bir zaman olduğu hususunda ihtilâf etmişlerdir. Beyhaki&#8217;nin Said b. Müseyyeb&#8217;ten rivayet ettiğine göre «Hin» iki aydır. Çünkü hurma ağaç üzerinde iki ay durabilir. Taberi&#8217;nin Mü-cahid&#8217;den rivayet ettiğine göre, bir senedir. Daha farklı görüşler de vardır. Sırf İbn Abbas&#8217;tan gelen görüşler bile değişiktir. Ancak en meşhur rivayete göre, o bunu altı ay olarak yorumlamıştır. Çünkü hurmanın meyva vermesiyle meyvanın yenilecek duruma gelmesi arasında altı aylık bir süre vardır.</span></p>
<p><span style="font-size: medium;">İbn Abbas, kardeşiyle «bir hin» kadar konuşmayacağına ye­min eden kimseye, «Eğer altı aydan önce konuşursan keffaret vermen gerekir» diye fetva vermiştir. Hanefiler de bu görüştedir.</span></p>
<p><span style="font-size: medium;">İnsanların öğüt almaları için Allah Teâlâ misaller vermekte­dir. Çünkü darb-ı mesellerde alınacak öğütler vardır. Bu, akli mâ­nâları beş duyu ile görülen suretlerle tasvir etmektir. Böylece his ile hayal arasındaki münakaşa kalkmış olmaktadır.</span></p>
<p><span style="font-size: medium;">(Ali Arslan, Büyük Kur’an Tefsiri, Arslan Yayınları:)</span></p>
<p><span style="font-size: medium;"><strong>24-25</strong></span><span style="font-size: medium;">. &#8220;Güzel söz&#8221; diye tercüme ettiğimiz &#8220;kelime tayyibe&#8221; tamlaması &#8220;doğ­ru söz, sağlam inanç, kelime-i tevhîd yani &#8220;lâilâhe illellah&#8221;</span><a name="_ftnref45" href="#_ftn45"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: medium;">[45]</span></span></a><span style="font-size: medium;"> peygamberlik, vahiy, âhiret&#8221; ve Allah&#8217;ın bütün mesajlarını ifade etmektedir. </span><a name="_ftnref46" href="#_ftn46"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: medium;">[46]</span></span></a><span style="font-size: medium;"> </span></p>
<p><span style="font-size: medium;">Allah Teâlâ&#8217;nın varlığına ve birliğine imanı yani kelime-i tevhîdi ifade eden &#8220;güzel söz&#8221;, kökü yerin derinliklerine sağlam bir şekilde yerleşmiş, gövdesi ve dalları gök yüzüne doğru yükselmiş, her zaman meyve veren bir ağaca benzetil­mektedir. Bu ağaç nasıl Allah&#8217;ın izniyle her zaman meyve verip faydalı oluyorsa &#8220;kelime-İ tevhîd&#8221; de o şekilde faydalıdır. O da müminlerin kalplerine yerleşip kökleşince onların davranışlarını etkilemekte ve imanın ürünleri, meyveleri onla­rın üzerinde görülmektedir. Onlar Allah&#8217;a karşı kulluk görevlerini yerine getirme­ye çalıştıkları gibi, ilim, irfan ve güzel işleriyle de insanlık için daima faydalı ol­maya gayret ederler. Öte yandan ağacın diri kalması için nasıl sulama ve budama gibi bakıma ihtiyacı varsa kalpteki iman da böyledir. Eğer mümin faydalı ilim, gü­zel amel, zikir ve tefekkürle onu beslemezse o da zayıflayıp yok olabilir. </span><a name="_ftnref47" href="#_ftn47"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: medium;">[47]</span></span></a></p>
<p><a name="_ftn45" href="#_ftnref45"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: xx-small;">[45]</span></span></a> <span style="font-size: xx-small;">Şevkânî, III, 101</span></p>
<div id="ftn46">
<p><a name="_ftn46" href="#_ftnref46"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: xx-small;">[46]</span></span></a> <span style="font-size: xx-small;">Esed, II, 506</span></p>
</div>
<div id="ftn47">
<p><a name="_ftn47" href="#_ftnref47"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: xx-small;">[47]</span></span></a> <span style="font-size: xx-small;">Prof. Dr. Hayrettin Karaman, 	Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, 	Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:III/286.</span></p>
</div>
<p><span style="font-size: medium;"><strong>24-</strong></span><span style="font-size: medium;"> Görmedin mi, Allah nasıl bir örnek vermiştir: Güzel bir söz, güzel bir ağaç gibidir ki, onun kökü sabit, dalları ise göktedir.</span></p>
<h3><a name="_Toc107631749"></a><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: medium;">Güzel-Hoş Ağaç Örneği</span></span></h3>
<p><span style="font-size: medium;">Güzel-hoş sözle güzel! ağaç arasındaki ve kötü sözle de kötü ağaç arasındaki benzer­liğe muhatapların dikkati çekilmiştir. Bu örnek, uyarmak ve öğüt vermek için verilmiştir. Nasıl ki iyi cins ağacın kökü yerde sabit olup gövdesi gökyüzüne yükseliyorsa, en güzel bir şekilde gelişip her mevsimde aralıksız olarak güzel meyveler veriyorsa, güzel sözün de aynı şekilde her zaman ve her yerde sürekli olarak iyi, faydalı etkisi olur. Cinsi kötü ağaç nasıl yerde sabit kalamıyor, gökyüzüne doğru yükselemiyor, meyve olarak da sadece en kötüsünü veriyor ve kolaylıkla sökülüp atılabiliyorsa, aynı şekilde kötü sözün de ne kökü, ne dayanağı, ne de faydası vardır.</span></p>
<p><span style="font-size: medium;">Dördüncü ayet ise, yönlendirme ve tamamlama mahiyetindedir. Allah, kendisine inanan kimseleri, hem dünyada hem de ahirette sapasağlam, iyi ve faydalı sözle sebat içinde kılar. Zalimleri ise, yani kalpleri bozulmuş, sürekli günah ve sapıklık içinde olanları da, zulümlerinden dolayı bu Rabbani inayet ve korumadan mahrum bırakır. Gerçekleşecek olan son, sadece Allah&#8217;ın dilediğidir ve O&#8217;nun istediği şekilde olacaktır.</span></p>
<p><span style="font-size: medium;">Müfessirlerin</span><a name="_ftnref24" href="#_ftn24"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: medium;">[24]</span></span></a><span style="font-size: medium;"> Peygamber (s)&#8217;den ve sahabelerden naklettikleri hadislere göre, örneklerde geçen güzel ağaç hurma ağacıdır. Zira ondaki Özellikler, Örnekte verilen özelliklere uymaktadır. Kötü ağaç ise Hanzala ağacıdır (Ebu Cehil karpuzu).</span></p>
<p><span style="font-size: medium;">Ayetlerin, mü&#8217;minler ile kafirlerin ahirette varacakları yerin açıklanmasından sonra gelmesi, önceki ayetler ile arasındaki ilişkinin varlığını açıkça göstermektedir.</span></p>
<p><span style="font-size: medium;">Dikkatler son ayetin üslûp ve muhtevasına çekilmektedir. Üslûp ve muhteva, Allah&#8217;ın sapıklığa düşenlerin sapıklığını, inananların da imanını belirii kimseler üzerinde kesinleştirdiği izlenimini vermektedir. Açıklamaya göre, Allah&#8217;ın koruma ve sabit kılması mü&#8217;minin inanmasından sonra gelmektedir. Çünkü o, bu suretle niyetinin güzelliğini, arzusunun da doğruluğunu ispat etmiş olmaktadır. Allah&#8217;ın gazap ve saptırması da, zalim, sapık kafir için olmaktadır. Çünkü o bu özelliklere sahip olup, sürekli bu davranışlar içindedir. </span><a name="_ftnref25" href="#_ftn25"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: medium;">[25]</span></span></a><span style="font-size: medium;"> </span></p>
<h3><a name="_Toc107631750"></a> <span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: medium;">Güzel Söz İle Kötü Sözün Mahiyeti</span></span></h3>
<p><span style="font-size: medium;">&#8220;Allah iman edenleri, dünya hayalında ve ahirette sapasağlam sözle sebat içimle kılar, zalimleri de saptırır&#8221; ayeti, haddizatında özel bir öneme sahiptir. Ayet, örnekte geçen güzel sözden maksadın iman ve salih amel olduğunu, kötü sözden maksadın da küfür ve günah olduğunu vurgulamaktadır. Açıklamada imanın, sahibinin nefsinde yer etmesiyle onun hayrı idrak etmesini ve bu yolda devam etmesini sağlayacağı ve böylece huzurlu olup, dünya ve ahirette, her yerde Allah&#8217;ın rızasına, korumasına ve iyiliğe mazhar olacağı ifade edilmektedir. Bunun aksine olarak da küfür sahibinin içini köreltir ve onu kapkaranlık yapar. Arlık o kimse hertürlü günah ve kötülükleri fitneden, sıkılmadan işlemekten geri durmaz. Böylece hem kendisi, hem de çevresine kâbus haline gelir, Allah&#8217;ın gazabına, azabına layık olup yardım ve hidayetinden mahrum olur.</span></p>
<p><span style="font-size: medium;">Ayetin muhtevası, hem dünya, hem de ahirette karşılaşılacak halleri kapsamaktadır. Buhari&#8217;nin sahih hadis kitabının tefsir bölümünde naklettiği bir hadis, bu ayetin açıklaması mahiyetinde olup, insanlar ölüp kabirlerine defnedildikten sonra kendilerine yöneltilecek soruyla, onların verdiği cevabı da aktarmaktadır. Hadis şöyledir; &#8220;Müslüman kabrinde sorguya çekildiğinde, Allah&#8217;tan başka ibadete layık ilah olmadığına, Muhammed&#8217;in de O&#8217;nun elçisi olduğuna şehadet eder. İşte bu Allah&#8217;ın şu sözünün ifadesidir: &#8220;Allah iman edenleri, dünya hayatında ve ahirette sapasağlam sözle sebat içinde kılar.&#8221;</span></p>
<p><span style="font-size: medium;">Müfessirler bu ayetin tefsirinde başka hadisler de nakletmişlerdir. Bunların bazısının, ayetin açıklama veya uygulaması olduğu, bazısının da kabir sorgusu ve kabirdeki nimet veya azap ile ilgili olduğu gözükmektedir. Sahih hadis kitaplarının müellifleri de bu konuda çok sayıda hadis nakletmişlerdir. Bunlardan birisinde, Ebu Hureyre&#8217;nin rivayet ettiğine göre Allah&#8217;ın Rasulü (s) şöyle buyurmuştur: &#8220;Allah iman edenleri, dünya hayatında ve ahirette sapasağlam sözle sebat içinde kılar&#8221;. Kabirde ona şöyle sorulduğunda: &#8220;Rabbin kimdir, dinin nedir, peygamberin kimdir?&#8221; O da şöyle cevap verir: Rabbim Allah, dinim İslam, peygamberim de Muhammed&#8217;dir. Bize Allah katından apaçık deliller getirmiştir; ben de ona inandım ve tasdik ettim. Sonra ona şöyle denilir: Doğru söyledin; bu şekilde yaşadın, bunun üzerine öldün ve bunun üzerine diriltileceksin. Yine bu neviden olarak Berâ (r)&#8217;ın naklettiği şu hadîs vardır: &#8220;Ensardan bir adamın cenazesini defnetmek için Allah&#8217;ın Rasulüyle birlikte çıktık. Kabre geldiğimizde, yeri daha kazılmamışti. Allah&#8217;ın Rasulü oturdu, biz de çevresine oturduk. Başlarımızda kuş varmış gibi sessiz bir haldeydik. Elinde bir çubuk vardı, onunla toprağı çiziyordu. Nihayet başını kaldırdı ve şöyle buyurdu: &#8220;Kabir azabından Allah&#8217;a sığının&#8221;. Bunu iki veya üç defa tekrarladı, sonra şöyle buyurdu: &#8220;Mümin bir kul dünyadan ayrılıp ahirete yöneleceği vakit, yüzleri güneş gibi parlak, bembeyaz melekler gökten onun yanına inerler, beraberlerinde cennet kefenlerinden bir kefen, yine cennet kokularından da bir koku vardır. Gelip gözün alabildiği kadar geniş bir alanda ona yakın otururlar. Sonra ölüm meleği gelip onun başucuna oturur ve şöyle der: Ey huzur bulmuş tatminkâr ruh! Allah&#8217;ın affına ve rızasına doğru çık! Ruh, damlanın kaptan süzülüp aklığı gibi, süzülüp çıkar ve ölüm meleği hemen onu alır, aldığında göz açıp kapayıncaya kadar elinde tutmaz, diğer melekler hemen onu alıp getirdikleri kefene, kokular içerisinde sararlar ve ondan yeryüzünde bulunan en güzel misk kokusu gibi koku yayılır, sonra onu hemen alıp göğe yükselirler. Meleklerden yanından geçtikleri her grup: Bu güzel koku da nedir? derler. Onlar da: Falan oğlu filandır, derler, onu dünyada çağırdıkları en güzel isimleriyle tanıtırlar. Sonunda onu dünya semasına getirirler, ona kapının açılmasını isterler, kapı açılır ve her kat semadaki yüksek mertebeli melekler bir sonraki semaya ulaşıncaya kadar ona refakatçilik eder. Bu şekilde yedinci kat semaya getirilir ve Allah şöyle buyurur: Kulumun kitabını illiyyinde (yüceliklerde) yazın; sonra onu yeryüzüne döndürün. Çünkü ben onları ondan yarattım, yine oraya döndüreceğim. Sonra oradan tekrar çıkartacağım. Böylece ruhu cesedine iade edilir. Ve hemen iki melek gelir, yanına otururlar ve ona şöyle derler; Rabbin kimdir? O da: Rabbim Allah&#8217;tır, der. İkisi tekrar: Dinin nedir? derler, O da: İslam&#8217;dır, der. Onlar: Sizin içinizden gönderilen bu adam kimdir? derler. O da: O Allah Rasulüdür, der. Onlar: Bilgin nedir diye sorarlar. O da: Allah&#8217;ın kitabını okudum, O&#8217;na iman ettim ve tasdik ettim, der. Gökten bir münadî şöyle seslenir: Kulum doğru söyledi. Ona cenneti yayıp genişletin, cennet elbiselerinden giydirin ve ona cennete bakan bir kapı açın. Oradan ona cennetin havası ve kokusu gelir, Kabri göz alabil­diğince genişletilir. Güzel yüzlü, güzel elbiseli, hoş kokulu bir adam yanına gelir ve şöyle der: Seni sevindirip hoşuna giden her şey sana müjde olsun. Bugün vaadolunduğun gündür. Ona.; Sen kimsin? Yüzün hayırla gelen kimsenin yüzü gibi, der. O da; Ben senin salih amelinim, der. O zaman kabir sahibi: Ey Rabbim Kıyamet&#8217;i kopar, Kıyameti kopar, diye dua eder. Kafir kul ise, dünyadan ayrılıp, ahirete göç vakti geldiğinde, yanına gökten simsiyah yüzlü, beraberlerinde kalın yün elbiselerle melekler inerler ve göz alabildiğince geniş alana otururlar. Sonra Ölüm meleği gelip başucuna oturur ve şöyle der: Ey kötü ruh! Allah&#8217;ın azab, gazabı üzerine olduğu halde çık. Bedenine yayılır ve ıslak yünden demir kancalar çekip çıkarır gibi ruhunu çekip çıkarır. Onu aldığında, elinde bir an bile bekletmeden hemen onu alıp getirdikleri kalın elbiselere sararlar, ondan yeryüzünde bulunabilecek en kokmuş lâşe kokusundan daha kötü koku çıkar. Onu alıp hemen göğe yükselirler. Yanlarından geçtikleri her melek grubu; &#8220;nedir bu kötü, pis ruh&#8221; diye sorarlar. Onlar da; falan oğlu filan derler. Dünyada anıldığı en kötü isimleriyle onu tanıtırlar. Nihayet dünya semasına gelirler ve ona kapının açılmasını isterler ama kapı açılmaz. Sonra Allah&#8217;ın Rasulü şu ayeti okudu: &#8220;&#8230; onlara gök kapılan açılmaz ve deve iğne deliğinden geçinceye kadar onlar cennete giremezler&#8230;&#8221; (Araf, 40). Allah (c) şöyle buyurur. Kitabını yerin en altında, siccîn&#8217;de yazın. Ve ruhu şiddetle savrulup atılır. Sonra şu ayeti okudu: &#8220;Kim Allah&#8217;a ortak koşarsa, sanki o gökten düşmüş de, onu bir kuş kapıvermiş veya rüzgar onu ıssız bir yere sürükleyip atmış gibidir&#8221; (Hac, 31). Sonra ruhu cesedine döndürülür; iki melek gelip yanına otururlar ve ona şöyle derler; Rabbin kimdir? O da: Bilmiyorum, der. Onlar: Dinin nedir? derler. O da: Bilmiyorum, der. Onlar: Sizin içinize gönderilen bu adam kimdir? derler. O da: Bilmiyorum, der. Gökyüzünden bir münadî seslenir: Kulum yalan söyledi, ona ateşi yayın ve cehennemden bir kapı açın ki ona sıcağı ve zehiri gelsin. Kabri onu Öyle bir sıkıştırır ki, kemikleri birbirine geçer. Sonra yanına çirkin yüzlü, pis elbiseli, kötü kokulu bir adam gelir ve şöyle der: Seni rahatsız edip üzecek en kötü haberler sana müjde olsun, bugün, önceden vaadedildiğin o gündür. O da : Sen kimsin, yüzün şer, kötülük getiren kişinin yüzü gibidir, der. Ben senin kötü amelinim, der. Bunun üzerine kabir sahibi: Ey Rabbim Kıyamct&#8217;i koparma diye yalvarır&#8221;</span><a name="_ftnref26" href="#_ftn26"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: medium;">[26]</span></span></a><span style="font-size: medium;">.</span></p>
<p><span style="font-size: medium;">Beş sahih kitabın sahibi olan: Buhari, Müslim, Tirmizî, Ebu Dâvud ve Nesâî de Enes (r)&#8217;den bu hadisin bir kısmı içinde bulunan bir hadis rivayet etmişlerdir: Peygamber (s) şöyle buyurdu: &#8220;Bir kul kabrine konulup, dostları ondan ayrılıp gittiklerinde -ki o, onların ayak seslerini işitir, iki melek gelip, yanına oturur ve şöyle sorarlar: Bu adam hakkında (Muhammed) ne diyordun? Mü&#8217;rnin ise şöyle der: Şehadet ederim ki o, Allah&#8217;ın kulu ve elçisidir. Ona: Cehennemdeki yerine bak, Allah onun yerine sana cennette başka bir yer verdi, denir. Her iki yeri de görür. Ama kafir veya münafık ise, ona da: Bu adam hakkında ne diyordun diye sorulur, o da: Bilmiyorum, ama insanların söylediklerini söylüyordum, der. Bunun üzerine ona, &#8220;Ne bir şey öğrendin, ne de okudun&#8221; denir ve demirden tokmaklarla öyle bir vurulur ki, bağırışını insanlar ve cinlerden başka her yaratık işitir&#8221;</span><a name="_ftnref27" href="#_ftn27"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: medium;">[27]</span></span></a><span style="font-size: medium;">.</span></p>
<p><span style="font-size: medium;">Naklettiklerimizden başka, konuyla ilgili birçok hadis vardır. Ama maksat bu kadarla hasıl olduğundan, bunlarla yetiniyoruz</span><a name="_ftnref28" href="#_ftn28"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: medium;">[28]</span></span></a><span style="font-size: medium;">. Ayetin açıklaması veya tatbiki olarak, nakledilenler üzerine şu yorumu yapabiliriz: Madem ki ayetin içeriği ve ruhu kapsam olarak çok geniş olup, dünya ve ahirette olan her konuma değinmekledir; o halde hadislerde anlatılanlar da örnek olarak verilmiş ve Allah&#8217;ın mü&#8217;min kimsenin konumunu sağlamlaştıracağı, kafirin konumunu ise her yerde desteksiz, zayıf bırakacağı vurgulanmak istenmiştir.</span></p>
<p><span style="font-size: medium;">Kabir sorgusu, mükâfatı ve azabı konusunda şunu söyleyebiliriz: Bu konuda hadisler nakledilmiştir; bu konularda akd, mantık bir sınırda durur, öteye geçmez. Kur&#8217;an&#8217;da geçen bu tür haberlerin durumu da aynıdır. Bunları yapmaya Allah&#8217;ın gücünün yeteceğine inanılır ve bunların anlatılmasında da bir hikmet olduğu kabul edilir. Burada hikmet olarak ilk akla gelen, mü&#8217;min kimseyi tatmin etmek, onu şevklendirip konumunu sağlamlaştırmak ve iman etmeye heveslendirmektir. Kafiri de korkutup konumunun çirkinliğini ortaya koymaktır.</span></p>
<p><span style="font-size: medium;">Hadislerin metinlerinden, özellikle de uzun hadisten anlaşılıp istifade edilecek hususlar bunlardır. Allah daha iyi bilir. </span><a name="_ftnref29" href="#_ftn29"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: medium;">[29]</span></span></a><span style="font-size: medium;"> </span></p>
<p><a name="_ftn24" href="#_ftnref24"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: xx-small;">[24]</span></span></a> <span style="font-size: xx-small;">Bkz. Taberi, Begavi, İbn Kesîr, Tabresi ve Hâzin tefsirleri.</span></p>
<div id="ftn25">
<p><a name="_ftn25" href="#_ftnref25"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: x-small;">[25]</span></span></a> <span style="font-size: xx-small;">İzzet Derveze, 	et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 4/98-99.</span></p>
</div>
<div id="ftn26">
<p><a name="_ftn26" href="#_ftnref26"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: xx-small;">[26]</span></span></a> <span style="font-size: xx-small;">Bkz. İbn Kesir tefsiri. 	Müfessirin kaydettiğine göre bu hadisi Ebu Davud! Ağmeş&#8217;ten, 	Nesâî ve İbn Mâ-ce de Mınhâl b. Amraveyh&#8217;den rivayet etmiştir.</span></p>
</div>
<div id="ftn27">
<p><a name="_ftn27" href="#_ftnref27"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: xx-small;">[27]</span></span></a> <span style="font-size: xx-small;">Bkz. Tâc, c.1, s.338-339.</span></p>
</div>
<div id="ftn28">
<p><a name="_ftn28" href="#_ftnref28"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: xx-small;">[28]</span></span></a> <span style="font-size: xx-small;">Bkz. Tâc, c.1, s.339-340 İbn 	Kesir, Taberi, Begavi, Hâzin tefsirleri.</span></p>
</div>
<div id="ftn29">
<p><a name="_ftn29" href="#_ftnref29"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: x-small;">[29]</span></span></a> <span style="font-size: xx-small;">İzzet Derveze, 	et-tefsiru’l-hadis, Ekin Yayınları: 4/99-102.</span></p>
</div>
<p><span style="font-size: medium;">(Et-Tefsir&#8217;ul Hadis)</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="font-size: medium;"><strong>24-</strong></span> <span style="font-size: medium;">Görmedin mi Allah nasıl bir benzetme yaptı. Güzel söz, kökü (yerde) sabit, dalları gökte olan güzel bir ağaç gibidir.</span></p>
<p><span style="font-size: medium;"><strong>25-</strong></span> <span style="font-size: medium;">(O ağaç) Rabbinin izniyle her zaman yemişini verir. Allah öğüt almaları için insanlara böyle benzetmeler yapar.</span></p>
<p><span style="font-size: medium;"><strong>26-</strong></span> <span style="font-size: medium;">Kötü sözün durumu da gövdesi yerin üstünde koparılmış, sabit olmayan kötü bir ağaca benzer.</span></p>
<p><span style="font-size: medium;"><strong>27-</strong></span> <span style="font-size: medium;">Allah, inananları, dünya hayatında da, ahirette de sağlam sözle tesbit eder, Allah zalimleri de saptırır ve Allah dilediğini yapar.</span></p>
<p><span style="font-size: medium;"><strong>28-</strong></span> <span style="font-size: medium;">Baksana şunlara, Allah&#8217;ın nimetini nankörlüğe çevirdiler, (onun nimetine şükredecekleri yerde nankörlük edip inkara saptılar) kavimlerini de helak yurduna kondurdular.</span></p>
<p><span style="font-size: medium;"><strong>29-</strong></span> <span style="font-size: medium;">Yaslanacakları cehenneme götürdüler. Ne kötü duraktır o!</span></p>
<p><span style="font-size: medium;"><strong>30-</strong></span> <span style="font-size: medium;">Allah&#8217;ın yolundan şaşırtmak için O&#8217;na eşler koştular, De ki: &#8220;(Şimdilik) eğlenin, gideceğiniz yer ateştir.&#8221;</span></p>
<h3><a name="_Toc112253156"></a><a name="_Toc112253104"></a> <span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: medium;">Sözlük</span></span></h3>
<p><span style="font-size: medium;">Güzel söz: Bu söz, lailahe illallah Muhammedürrasûlüllah&#8217;tır.Güzel ağaç: Bu ağaç hurma ağacıdır.</span></p>
<p><span style="font-size: medium;">Kötü söz. Ki, bu inkar sözüdür. Kötü ağaç gibidir. Gövdesi sökülmüş, koparılmış. Sağlam söz ile. Bu söz, &#8216;lailahe illallah&#8217;tır. Ve ahirette. Kabirde, dolayısıyla melekler ona Rabbini dinini ve peygamberini sorarken onların sorduğu sorulara cevap verir. Allah&#8217;ın nimetini değiştirdiler. Yani tevhid ve İslâmı inkar et­iler ve şirkle değiştirdiler. Helak yurdu. Yani cehennem. Allah&#8217;a eşler koştular. </span><a name="_ftnref18" href="#_ftn18"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: medium;">[18]</span></span></a></p>
<h3><a name="_Toc112253157"></a><a name="_Toc112253105"></a> <span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: medium;">Açıklama</span></span></h3>
<p><span style="font-size: medium;">Âyetler tevhid, yeniden dirilme ve cezayı izaha devam ediyorlar. Yüce Allah şöyle buyuruyor: Ey Rasul &#8220;görmedin mi, bilmedin mi Allah nasıl bir benzetme yaptı? Güzel söz&#8221;</span><a name="_ftnref19" href="#_ftn19"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: medium;">[19]</span></span></a><span style="font-size: medium;"> mü&#8217;minin söyleyeceği lailahe illallah&#8217; kelimesi; &#8220;kökü (yerde) sabit, dalları gökte yükselen güzel bir ağaç gibidir. O ağaç Rabbinin izniyle&#8221; kudreti ve emri altına almasıyla her zaman sabah</span> <span style="font-size: medium;">akşam</span> <span style="font-size: medium;">yaş ve kuru olarak &#8220;yemişini verir.&#8221;Şu halde &#8216;lailahe illallah Muhammedun Rasûlüllah&#8217; kelimesi, kul için her vakit salih amel meyvesi verir. Bu &#8220;kelime, kişinin kalbinde ve ondan doğan salih amel arasında Allah&#8217;ın huzuruna yükselir.&#8221;Allah öğüt almaları için insanlara böyle benzetmeler yapar.&#8221;Yani bu âyetlerde kafir ve mü&#8217;min için misal getirdiği gibi öğüt alırlar diye inanan ve inanmayan insanlar için de misaller getirir. Ki belki onlar öğüt ve ders alırlar da inanıp salih amel işler ve böylece Allah&#8217;ın azabından kurtulurlar. &#8220;Kötü sözün&#8221; kafirin kalbindeki inkar kelimesinin &#8220;durumu da gövdesi yerden koparılmış sabit olmayan &#8220;ve ancak acı, kötü lezzetli ve bereketsiz meyve veren &#8220;kötü ağaç&#8221; kendisinde odun olma dışında fayda olmayan, bir ağaç &#8220;gibidir.&#8221; Allah inananları dünya hayatında da ahirette de doğru söz olan kelimeyi şehadet istikameti üzere tutar. Bu vaad, Allah&#8217;ın sadık mü&#8217;min kullarına her ne kadar fitne ve bela olsa da ölünceye kadar onları iman üzere sabit kılacağını vaad etmesidir. Ahirette onları iman ve İslâm üzere sabit kılması, ahiret yurdunun başlangıcı olan kabirde iki melek onlara Rabbini, dinini ve nebisini sorarken olacaktır.</span><a name="_ftnref20" href="#_ftn20"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: medium;">[20]</span></span></a><span style="font-size: medium;">Şu halde Allah onları sağlam sözle, ki bu imandır, bunun aslı da &#8216;la ilahe illallah Muhammedurrasûlüllah&#8217;tir ve salih amel demek olan İslâm&#8217;la sabit kılmaktadır.</span></p>
<p><span style="font-size: medium;">&#8220;Allah&#8221; mü&#8217;minlere hidayet vermesine karşılık &#8220;zalimleride saptırır.&#8221; Yani onları kendi tercihlerinde serbest bırakır. Zorla imana getirmez. Onları sağlam söze muvaffak kılmaz, dolayısıyla onlar küfr üzere ölürler, helak olurlar ve hüsrana uğrarlar. Bunun sebebi onların şirkte ısrar etmeleri, şirke davet etmeleri, inandıkları için mü&#8217;minlere zulüm ve işkence yapmalarıdır.&#8221;Allah dilediğini yapar.&#8221;Bu, Allah&#8217;ın hür iradesini ortaya koymaktadır. Bu sebeple Allah dilediği kimseyi iman üzre sabit kılar, dilediği kimseyi de kendi yaptıklarından dolayı saptırır. O&#8217;na itiraz ve inkar söz konusu olamaz: Çünkü Allah, hiç kimseyi zorla imana veya küfre saptırmaz. Herkes kendi iradesiyle dinini seçer. Dolayısıyla Allah&#8217;ı hidayet vermesinde ve saptırmasında asla zorlama olmaz. .&#8221;Ey Rasûl görmedin mi?&#8221; senin bilgine ulaşmadı mı? Allah&#8217;ın nimeti, Rasûlüllah&#8217;ın getirdiği, içinde hidayet ve hayır olan İslâm&#8217;ı değiştirdiler. Allah&#8217;ın Rasûlünü ve getirdiklerini yalanladılar, küfre razı oldular. Bununla da küfre teşvik ettikleri ve yalanlamaya cesaretlendirdikleri kavimlerini helak yurduna kondurdular. Yani dünyada savaş alanlarında öldürttüler, ahirette de ebedi cehenneme girmelerine sebep oldular. Dolayısıyla Bedir&#8217;de helak olan cehenneme kâfir olarak gitti. Daru&#8217;l-bevar: Alev ve hararetiyle insanların yanacağı cehennemdir. &#8220;Orası&#8221; kavimlerini yerleştirdikleri &#8220;ne kötü duraktır.&#8221; &#8220;Allah&#8217;ın yolundan şaşırtmak için ona eşler koştular.&#8221; Yani Allah&#8217;ın nimetini küfürle değiştirenler ki, bunlar Mekke kafirleridir. Allah&#8217;a ibadet edecekleri ortaklar koştular. Bu ortaklan Lat, Uzza, Hubel, Menat isimli batıl ilahlarıydı. Bunları ortak yaptılar ve başkalarını Allah&#8217;ın rızasına ve yüce komşuluğuna ulaştıracak İslâm&#8217;dan saptırmak için onlara ibadete çağırdılar.De ki: İçinde bulunduğunuz dünyanın malıyla&#8221; faydalanın. Şüphesiz gideceğiniz yer, &#8220;işinizin sonu cehennemdir.&#8221; Şöyle ki: Eğer ölünceye kadar şirk ve isyanda ısrar ederseniz, Öldükten sonra cehenneme gideceksiniz. </span><a name="_ftnref21" href="#_ftn21"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: medium;">[21]</span></span></a></p>
<h3><a name="_Toc112253158"></a><a name="_Toc112253106"></a> <span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: medium;">Sonuç</span></span></h3>
<p><a name="_Toc112253107"></a><span style="font-size: medium;"><strong>1-</strong></span> <span style="font-size: medium;">Manaların zihinde anlaşılması için misal vermek güzel bir eğitim tarzıdır.</span></p>
<p><span style="font-size: medium;"><strong>2-</strong></span> <span style="font-size: medium;">Âyette imanla küfr, tevhid kelimesiyle küfr kelimesi ve bunlardan herbirinin meydana getireceği hayır ve şer arasında mukayese yapılıyor.</span></p>
<p><span style="font-size: medium;"><strong>3-</strong></span> <span style="font-size: medium;">Allah, mü&#8217;minlere, iman üzere ölebilmeleri için, onları iman üzere sabit kılacağını ve kabir azabından, münker ve nekirin sorularına cevap vermekte de yardım edeceğini vaad etmiştir.</span></p>
<p><span style="font-size: medium;"><strong>4-</strong></span> <span style="font-size: medium;">Âyeti kerimede &#8220;faydalanın&#8221; diye yüce Allah&#8217;ın kafirlere hitap etmesi, emir ve mübahlık için değildir. Kafirleri tehdit ve korkutmak içindir. </span><a name="_ftnref22" href="#_ftn22"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: medium;">[22]</span></span></a></p>
<p><a name="_ftn18" href="#_ftnref18"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: xx-small;">[18]</span></span></a> <span style="font-size: xx-small;">Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/370-371.</span></p>
<div id="ftn19">
<p><a name="_ftn19" href="#_ftnref19"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: xx-small;">[19]</span></span></a> <span style="font-size: xx-small;">Güzel söz &#8216;lailahe illallah&#8217; 	kelimesidir. Güzel ağaç da mü&#8217;mindir. Burada örnek verilen ağaç 	hurma ağacıdır. Rasûlüllah: &#8220;Ağaçlardan bir kısmı 	vardır ki, yaprağı dökülmez. İşte o, mü&#8217;minin benzeridir. O 	ağaç hangisidir bana ha­ber verin?&#8221; buyurmuş, sonrada 	&#8220;hurma&#8221; demişlerdir&#8230;&#8221; Mü&#8217;minin hali hurma 	gibidir. Eğer sen onunla beraber olursan, onunla beraber oturursan 	ve istişare edersen, her şeyinden faydalanılan hurma gibi sana 	faydası dokunur&#8221; buyurul-m ustur.</span></p>
</div>
<div id="ftn20">
<p><a name="_ftn20" href="#_ftnref20"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: xx-small;">[20]</span></span></a> <span style="font-size: xx-small;">Nesai&#8217;nin, Bera&#8217;dan rivayetine 	göre; &#8220;Allah iman edenleri dünya hayatında da ahirette de 	iman ve İslâmla istikamette tutar.&#8221; âyeti kabir azabı 	hakkında inmiştir. Denilir ki: Ölüye &#8220;Rabbin kim?&#8221; 	denir &#8220;Allah&#8221; der, &#8220;dinin nedir?&#8221; denir, 	&#8220;Mu-hammed (s.a.v.)&#8217;in dinidir&#8221; der.&#8221;</span></p>
</div>
<div id="ftn21">
<p><a name="_ftn21" href="#_ftnref21"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: xx-small;">[21]</span></span></a> <span style="font-size: xx-small;">Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En 	Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/371-373.</span></p>
</div>
<div id="ftn22">
<p><a name="_ftn22" href="#_ftnref22"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: xx-small;">[22]</span></span></a> <span style="font-size: xx-small;">Ebu Bekir Cabir el-Cezâiri, En 	Kolay Tefsir, Mektup Yayınları: 4/373.</span></p>
</div>
<p>(*En Kolay Tefsir)</p>
<p>&nbsp;</p>
<h3><a name="_Toc109529933"></a><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: medium;">Hak Kelimesi İle Batıl Kelimesinin Misâli</span></span></h3>
<p><span style="font-size: medium;"><strong>24-25</strong></span><span style="font-size: medium;">- Allah&#8217;ın, hoş bir sözü; kökü sağlam, dallan göğe doğru olan —Rabbinin İzniyle her zaman meyve veren— hoş bir ağaca benzeterek nasıl misal verdiğini görmüyor musun? İnsanlar ibret alsın diye Allah onlara misâl gösteriyor.</span></p>
<p><span style="font-size: medium;"><strong>26</strong></span><span style="font-size: medium;">- Çirkin bir söz de, yerden koparılmış, kökü olmayan kötü bir ağaca benzer.</span></p>
<p><span style="font-size: medium;"><strong>27</strong></span><span style="font-size: medium;">- Allah inananları, dünya hayatında ve ahirette sağlam bir söz üzerinde tutar; zalimleri de saptırır. Allah dilediğini yapar. </span><a name="_ftnref42" href="#_ftn42"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: medium;">[42]</span></span></a></p>
<h3><a name="_Toc109529934"></a> <span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: medium;">Bazı Kelimeler:</span></span></h3>
<p><span style="font-size: medium;">Dayandı, mesel verdi. Arapçada mesel; içindeki parlak tasvir ve sağlam incelik dolayısıyla akılları esir alıp dimağlara hakim olan özlü ve akıcı söz anlamına gelir. </span></p>
<p><span style="font-size: medium;">Sabit: Kökü toprağa yerleşmiş olan. Allah&#8217;ın dilediği her anda yemişini verir.</span></p>
<p><span style="font-size: medium;">İctisas: Cüssenin tamamını almak, kökten koparılmış Kalplerine yerleşen söz. </span><a name="_ftnref43" href="#_ftn43"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: medium;">[43]</span></span></a></p>
<h3><a name="_Toc109529935"></a> <span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: medium;">Önceki Ayetlerle İlişkisi:</span></span></h3>
<p><span style="font-size: medium;">Önceki ayetlerde bahtiyar mü&#8217;minler ile bahtsız kafirlerin ve asilerin akıbetleri anlatıldı. Bu ayetlerde ise Cenab-ı Allah güzel söz, yani islam kelimesi ile murdar söz, yani şirk kelimesi için misal verdi ki, her iki durum arasındaki fark ortaya çıksın. Nefse daha fazla etki etsin diye bu misalde maddi elbiseler üzerine manevi elbiseler geçirilmiştir, öteden beri araplar misalleri sözlerinin en kıymetlisi yapmış, hikmetlerle ve eşsiz inci tanelerim andıran güzel kelimelerle diğer sözlerinden yarı bir özelliğe sahip kılmışlardır. Aklı ve ruhu çok etkiliği için, darb-ı meseller araplar arasında yayılmıştır. </span><a name="_ftnref44" href="#_ftn44"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: medium;">[44]</span></span></a></p>
<h3><a name="_Toc109529936"></a> <span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: medium;">Açıklama:</span></span></h3>
<p><span style="font-size: medium;">Ey muhatap! Bilmez misin ki, Cenab-i Allah nasıl misaller vermiş, bunları seçip, beğenmiş, layık oldukları yere bırakmış; güzel sözü güzel ağaca benzetmiştir. Güzel sözden maksat, îslamın şehadet kelimesidir. Ya da iyi olan her sözdür. Güzel ağaçtan maksat, hurma ağacıdır, diyenler olmuştur.</span></p>
<p><span style="font-size: medium;">Cenab-ı Allah, güzel sözü güzel ağaca benzetmiştir. Güzel söz, yani islam kelimesi, mü&#8217;minin güzel amelleri, semâya yükselir. &#8220;Güzel söz O&#8217;na çıkar, îyi ameli de Allah&#8217;a yükselten O&#8217;dur&#8221;</span><a name="_ftnref45" href="#_ftn45"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: medium;">[45]</span></span></a></p>
<p><span style="font-size: medium;">Bunda şaşılacak bir durum yoktur. Mü&#8217;min kimse hak sözü söyledikçe ve kelime-i şahadeti telaffuz ettikçe, bu sözleri ve kelimeleri göğe yükselir, bol sevaptan payını alır. Cenab-ı Allah bu güzel sözü, kökü yerde sabit bulunan, dallanan ve gövdesi de göğün ortalarına doğru yükselen bir ağaca benzetmiştir. Bu ağaç, Allah&#8217;ın dileyip kolaylaştırmasıyla ve yine O&#8217;nun belirlediği vakitte hoş ve temiz meyvelerini verir.</span></p>
<p><span style="font-size: medium;">Evet meyvesinden bir çok insanın yaralandığı meyveli güzel ağaç gibi müminin kalbine hidayet girdiği, kalbi de nurla ve müslümanlıkla dolduğu zaman kendisinden nur ve hayır fışkırır. Bu sayede birçok kimsenin yüreği iyiliğe ve aydınlığa kavuşur.</span></p>
<p><span style="font-size: medium;">Cenab-ı Allah, insanlara işte böyle Örnekler verir. Bu darb-ı meseller sayesinde insanlar konuları daha çok kavrar, İbret alırlar. Çünkü bu meseller, onları makûlattan ve tasavvurlardan alıp mahsûsata ve elle tutulur, gözle görülür, kulakla işitilir maddi şeylere götürürler. Böylece onlar, meseleyi şüpheye yer bırakmayacak şekilde anlarlar. Evet bütün bunlar onların Öğüt ve İbret almaları içindir.</span></p>
<p><span style="font-size: medium;">Kötü sözün, yani küfür kelimesinin ve benzeri sözlerinin misali, kötü bir ağaç olan Ebu Cehil karpuzudur. Bunun toprakta yerleşmiş, sabit bir kökü yoktur. Bilakis kökleri ve damarları, yerin yüzeyindedîr. Koparılması çok kolaydır. Bunun kökü yerden koparılmıştır. Kararı ve yerleşikliği yoktur.</span></p>
<p><span style="font-size: medium;">İşte böyle yüksek kişilikli ve derin inançlı kimseler, her zaman yemiş veren ve yemişinden İnsanların yararlandığı ağacı andıran güzel sözün sahipleridir. Güzel ağaç misali bu güzel söz, onların ruhlarına kök salmış, dallan da yüksek alemlere yükselmiştir. Bu güzel söz hurma ağacına ne kadar da çok benzemektedir. Kökü toprağa yerleşmiş, dalları semaya yükselmiştir. Yemişi de her zaman vardır.</span></p>
<p><span style="font-size: medium;">&#8220;Zayıf kişilikli şehvet perestlere gelince onlar, tad ve eser bakımından Ebu Cehil karpuzunu andıran kötü kelimenin, küfrün sahipleridirler.</span></p>
<p><span style="font-size: medium;">Cenab-ı Allah inananları, kendilerini dinlerinde fitneye düşürecek ve itikadlarına olumsuz yönde etkide bulunacak kimselerle karşılaştıkları takdi­de, hayret verici nitelikleri anlaşılan güzel söz ve sağlam kelimelerle tespit eder. Bakın ey kardeşim, Bilal&#8217;e bakın. Suheyb&#8217;e bakın. Resuhıllah&#8217;ın diğer sahabilerine bakın. Allah onları dünya hayatında, ahiret hayatının duraklarından biri olan kabirde de sağlam sözle tespit edmiştir. Kıyamet zamanında da itikadları sorulduğu zaman hiç duraklamadan ve de tereddüt etmeden cevap verirler. Alışık olmadıkları kıyamet halleriyle karşılaştıklarında ürküntüye kapılmazlar.</span></p>
<p><span style="font-size: medium;">Ebu</span> <span style="font-size: medium;">Katede el-Ensarî, Ebu Hüreyre ve Esma binti Ebu Bekir (R.A.)&#8217;dan şu manada bir hadis rivayet edilmiştir: &#8220;Mü&#8217;min bir kimse vefat ettiğinde (defnedildikten sonra melekler tarafından) mezarında oturtulur. Kendisine: Rabbin kimdir! diye sorulur. &#8220;Allah&#8217;tır,&#8221; der. Kendisine: Peygamberin kimdir? diye sorulur. &#8220;Abdullah oğlu Muhammed&#8221; dir, der bu sorular defalarca kendisine sorulur. Sonra ona Cehennemin bir kapısını açarlar ve: Eğer hakdan sapsaydım, bak işte cehennemdeki yerim bu olacaktı, derler. Sonra cennetin bîr kapısını açarlar ve : Hakta sebat ettiğin için, bak işte Cennetteki yerin burası olmuştur.&#8221; derler.</span></p>
<p><span style="font-size: medium;">Kafir de öldüğünde (defnedildikten sonra melekler tarafından) mezarında oturtulur. Kendisine: Rabbin kimdir? Peygamberin kimdir? diye sorarlar. Bilmiyorum, insanların (Bu hususta bazı şeyler) söylediklerini duyardım, diye cevap verir. Kendisine bilemedin, derler. Sonra Cennetin bir kapısı açılır ve kendisine: Eğer hakta sebat etseydin, yerin burası olacaktı, denilir. Daha sonra cehennemin bir kapısı açılır ve kendisine: Haktan saptığın için, yerin işte burası olmuştur, denilir. &#8220;Allah, inananları, dünya hayatında da ahirette de sağlam sözle tesbit eder. (O sözden asla ayrılmazlar)&#8221; ayeti kerimesinin anlamı işte budur.</span></p>
<p><span style="font-size: medium;">Kötü istidatlı oldukları ve nefsin şehvetleri doğrultusunda, bir eğilim içine girdikleri için, zulmedenleri Allah işte böyle saptırır. Onları haktan batıla meyi ettirir. &#8220;Nefsini temizleyen iflah olmuş; onu kirletip örten, ziyana uğra-mıştır&#8221;</span><a name="_ftnref46" href="#_ftn46"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: medium;">[46]</span></span></a><span style="font-size: medium;"> Allah, dilediği işi yapar. Çünkü her şey O&#8217;nun elindedir. O&#8217;nun gücü her şeye yeter. </span><a name="_ftnref47" href="#_ftn47"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: medium;">[47]</span></span></a><span style="font-size: medium;"> </span></p>
<p><a name="_ftn42" href="#_ftnref42"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: xx-small;">[42]</span></span></a> <span style="font-size: xx-small;">Prof. Dr. Muhammed Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/282-283.</span></p>
<div id="ftn43">
<p><a name="_ftn43" href="#_ftnref43"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: xx-small;">[43]</span></span></a> <span style="font-size: xx-small;">Prof. Dr. Muhammed Mahmud 	Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/283.</span></p>
</div>
<div id="ftn44">
<p><a name="_ftn44" href="#_ftnref44"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: xx-small;">[44]</span></span></a> <span style="font-size: xx-small;">Prof. Dr. Muhammed Mahmud 	Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/283-284.</span></p>
</div>
<div id="ftn45">
<p><a name="_ftn45" href="#_ftnref45"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: xx-small;">[45]</span></span></a> <span style="font-size: xx-small;">Fatır: 10.</span></p>
</div>
<div id="Bölüm1">
<p><a name="ftn46"></a><a name="_ftn46" href="#_ftnref46"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: xx-small;">[46]</span></span></a> <span style="font-size: xx-small;">Şems: 9-10.</span></p>
</div>
<div id="Bölüm2">
<p><a name="ftn47"></a><a name="_ftn47" href="#_ftnref47"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: xx-small;">[47]</span></span></a> <span style="font-size: xx-small;">Prof. Dr. Muhammed Mahmud 	Hicazi, Furkan Tefsiri, İlim Yayınları: 3/284-285.</span></p>
</div>
<p><span style="font-size: xx-small;">( Furkan Tefsiri)</span></p>
<p><span style="font-size: medium;">&#8220;Görmedin mi Allah sana nasıl bir mesel getirmiştir: Güzel bir kelime, kökü sabit ve dalları gökte olan güzel bir ağaç gibidir. Ki o, Rabbinin izniyle her zaman yemişini verir durur. Allah insanlara meseller getirir. Olur ki onlar çok iyi düşünüp, ibret alırlar. Kötü bir kelimenin meseli (hali) de, toprağın üstünden koparılıvermiş kötü bir ağaç gibidir ki. onun hiçbir sebatı yoktur&#8221; (İbrahim, 24-26).</span></p>
<p><span style="font-size: medium;">Bil ki Cenâb-ı Hak, bedbahtların halleri ile sa&#8217;îd (mutlu) kullarının hallerini açıklayınca, her iki topluluğa âit hükmün durumunu beyan eden bir misal zikretmiştir. İşte bu da, getirilmiş bu mesellerdir. Ayetle ilgili birkaç mesele vardır: <a name="_ftnref102" href="#_ftn102">[102]</a></span></p>
<h3><a name="_Toc102722063"></a><a name="_Toc102722257"></a> <span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: medium;">Birinci Mesele </span></span></h3>
<p><span style="font-size: medium;">Bil ki Cenâb-ı Hak, dört sıfatla nitelenmiş olan bir ağaç zikretmiş, sonra da güzel kelimeyi (sözü) bu ağaca benzetmiştir. <a name="_ftnref103" href="#_ftn103">[103]</a></span></p>
<h3><a name="_Toc102722064"></a><a name="_Toc102722258"></a> <span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: medium;">Güzel Söz, Verimli Ağaç Gibidir</span></span></h3>
<p><span style="font-size: medium;">Birinci Sıfat, bu ağacın &#8216;güzel&#8221; olmasıdır. Bu birkaç manaya gelebilir:</span></p>
<p><span style="font-size: medium;"><strong>1)</strong></span> <span style="font-size: medium;">Ağacın görünüşünün, biçiminin ve şeklinin güzel olması.</span></p>
<p><span style="font-size: medium;"><strong>2)</strong></span> <span style="font-size: medium;">Kokusunun güzel olması.</span></p>
<p><span style="font-size: medium;"><strong>3)</strong></span> <span style="font-size: medium;">Meyvesinin güzel olması, yani, ondan elde edilen meyvelerin son derece lezzetli ve hoş olması.</span></p>
<p><span style="font-size: medium;"><strong>4)</strong></span> <span style="font-size: medium;">Bu ağacın, fayda bakımından güzel olması, yani, meyvelerinin yenilmesinden nasıl lezzet ve tat alınıyorsa, aynı şekilde ağacın kendisinden de çok faydalanılması&#8230; Ayetteki &#8220;şecere-i tayyibe&#8221; tabirini, bütün bu izahlara, birlikte hamletmek gerekir. Çünkü bu hususların birlikte bulunması, lezzetin mükemmel olmasını sağlar.</span></p>
<p><span style="font-size: medium;"><strong>İkinci Sıfat,</strong></span> <span style="font-size: medium;">ayetteki &#8220;Kökü sabit&#8221; ifadesidir. Bu, &#8220;Kökü sağlamlaşmış. bakî, sökülmekten, kesilmekten, yıkılmaktan ve yok olmaktan emin&#8221; demektir. Bu böyledir, çünkü boş olan bir şey, yıkılma ve sona erme durumunda olursa, onu elde etmeden dolayı bir mutluluk hâsıl olsa bile, hep yok olupsona erecek diye korkulması dolayısı ile, meydana gelecek olan hüzün (endişe) son derece büyük olur. Ama hâlinden, onun bakî, dâim, yıkılmaz ve sona ermez olduğu bilinince, onu elde etmekten duyulan sevinç son derece büyük, onu bulmaktan ötürü duyulan sürür son derece mükemmel olur.</span></p>
<p><span style="font-size: medium;"><strong>Üçüncü Sıfat,</strong></span> <span style="font-size: medium;">ayetteki &#8220;Dalları gökte olan&#8221; ifadesidir. Bu sıfat, o ağacın durumunun, şu iki yönden mükemmel olduğunu gösterir:</span></p>
<p><span style="font-size: medium;"><strong>1)</strong></span> <span style="font-size: medium;">Ağacın dallarının yüksekliği ve boy atmadaki gücü, kökünün sağlamlığına ve toprak altındaki köklerinin sebatına delalet eder.</span></p>
<p><span style="font-size: medium;"><strong>2)</strong></span> <span style="font-size: medium;">Ne zaman ağacın boyu yüksek ve çok boylu olsa, yeryüzündeki pisliklerden ve evlerin çöp ve atıklarından uzak olur. O zaman da onun meyvoleri bütün şaibelerden temizlenmiş, son derece güzel ve hoş olur.</span></p>
<p><span style="font-size: medium;"><strong>Dördüncü Sıfat,</strong></span> <span style="font-size: medium;">ayetteki &#8220;O, Rabbinin izniyle her zaman yemişini verir&#8221; ifadesidir. Bundan murad şudur&#8221;Bahsedilen ağaç, bu sıfatla muttasıftır; Bu sıfat da, onun meyvelerinin dâima ve her zaman mevcut olması, meyveleri bazan bulunan bazan bulunmayan diğer ağaçlar gibi olmamasıdır.&#8221; İşte Allah Teâlâ&#8217;nın bu Kitab-ı Kerim&#8217;de bahsettiği ağacın izahı budur. Kesin olarak bilinir ki, böyle bir ağacı elde etme arzusu son derece büyük olur. Akıllı olan bir kimsenin onu elde etme ve ona sahip olma imkanını bulduğunda, ondan gafil olması ve onu elde etme hususunda gevşeklik göstermesi mümkün değildir.</span> <a name="_ftnref104" href="#_ftn104"><span style="font-size: medium;">[104]</span></a></p>
<h3><a name="_Toc102722065"></a><a name="_Toc102722259"></a> <span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: medium;">Allah&#8217;ı Tanımadaki Lezzet</span></span></h3>
<p><span style="font-size: medium;">Bunu iyice anladığın zaman biz deriz ki: Marifetullah ve rnuhabbetullah&#8217;a, Allah&#8217;a hizmete, O&#8217;na itaate dalmak, bu dört sıfat bakımından bu ağaca benzemektedir:</span></p>
<p><span style="font-size: medium;"><strong>Birinci Sıfat,</strong></span> <span style="font-size: medium;">ağacın güzel olmasıdır ki bu tahakkuk etmiştir. Hatta biz deriz ki, hakikatte güzel ve leziz olan, marifetullah (Allah&#8217;ı bilmek)tir. Çünkü, belli bir meyveyi elde etmekle (yemekle) meydana gelen lezzet, meydana gelmiştir. Çünkü bu meyveyi yemek, bedenin yapısına uygun birşeydir. İşte bu uygunluk ve uyumun söz konusu olmasından dolayı, bu büyük lezzet meydana gelmiştir. Beri tarafta ise, nefs-i natıka ve kutsî ruh cevherine uygun düşen şey, ancak marifetullah, muhabbetullah ve bunlardan huzur ve itminan duymaya dalmadır. Böylece bu marifetin (bilginin) gerçekten leziz olması gerekmiştir. Hatta deriz ki, meyveyi yemekten dolayı alınan lezzetin, nefs cehverinin (ruhun), marifetullah ile aydınlanmasından elde edilen lezzetten çok değersiz olması gerekir. Bu fark ise, birkaç yönden izah edilebilir:</span></p>
<p><span style="font-size: medium;"><strong>Birinci İzah</strong></span><span style="font-size: medium;">: Maddi olarak hissedilen ve idrâk edilen şeyler ancak, hissedenin, hissolunan şeyin yüzeyi ile temas etmesi neticesinde idrâk edilirler. Ama &#8220;Hissedilenin cevheri hissedenin cevherine nüfuz etmiştir&#8221; denilmesine gelince, durum böyie değildir. Çünkü cisimlerin birbirlerine hulul etmeleri imkansızdır. Beri tarafa gelince, marifetullah, marifetullahın nuru ve bununla aydınlanma, nefis cevherine (ruha) sirayet eder ve onunla birleşir. Sanki nefis, bu aydınlanma hâsıl olduğu zaman, bu aydınlanmanın olmasından önceki nefisden başka bir nefis haline gelir. İşte bu iki durum arasında bulunan pek büyük bir farktır.</span></p>
<p><span style="font-size: medium;">İkinci İzah: Yenen meyveden duyulan lezzette olan şey, bir tadma kuvvetidir. Hissolunan, idrâk edilen şey ise, belli bir taddır, Beri tarafta ise, idrâk eden, hisseden şey, kutsî nefis cevheridir. Bu nefis (ruh) ile bilinen ve hissedilen şey de, Allah Teâlâ&#8217;nın zâtı, onun celâl ve ikram sıfatlarıdır. Binâenaleyh bu iki lezzetten, birisinin diğerine nisbetle durumu, idrâk edilen bu iki şeyden birisinin diğerine nisbetle durumu gibidir.</span></p>
<p><span style="font-size: medium;"><strong>Üçüncü İzah</strong></span><span style="font-size: medium;">: Güzel bir meyveyi yemeden doğan lezzetler, meydana gelir gelmez, hemen yok olurlar. Çünkü lezzet ctyle birşeydir ki, çabucak kaybolur ve süratte değişir. Cenâb-ı Hakkın, kemâl ve celaline gelince,bunların değişmesi ve değişikliğe uğraması imkansızdır. Nefis cevherinin bu mutluluğu kabul etme kabiliyetinin değişmesi de imkansızdır. Binâenaleyh bu açıdan da, iki durum arasında büyük bir fark olduğu ortaya çıkmıştır. Bil ki dl&#8217; iki şey arasındaki fark, nerede ise sonsuz bakımlardan olabilecek kadar çoktur. Fakat akl-ı selim sahibi olan bir kimse, diğerlerine dikkatini çekmek üzere zikredilen bu üç izah ile yetinebilir.</span></p>
<p><span style="font-size: medium;"><strong>İkinci Sıfat</strong></span><span style="font-size: medium;">, ağacın kökünün sabit olmalıydı- İşte bu sıfat, marifetullah ağacında daha kuvvetli, daha mükemmel olarak mevcudJur. Bu böyledir. Çünkü bu marifetullah ağacı kutsî nefis cevheri içinde kök salmıştır. Bu cevher, var olma ve bozulma (kevn-u fesâd)dan uzak, değişmekten ve yok olmakta, i beri bir cevherdir. Yine bu kök salmanın, yardımı ve meded-ü inayeti, Cenâb-&#8217; Hakk&#8217;ın celâlinin tecellisinden gelmektedir. Bu tecelli ise, Allah Teâlâ&#8217;nın, zâtında .nurun nuru ve zuhur ile tecellinin mebdei olmasının zarurî neticelerindendir. Bu ise, Kaybolması ve yok olması aklen imkansız olan şeylerdendir. Çünkü Allah Teâlâ, zâtından dolayı vâcibu&#8217;l-vücûddur, aynı zamanda bütün sıfatlarında da yine vâcibu&#8217;l-vücûddur. Binâenaleyh değişme, yok olma, zeval, cimrilik ve vermeme gibi sıfatlar O&#8217;nu.n hakkında düşünülemez. Böylece kökü sabit olarak vasfedilen ağacın, ancak (marifetullah) ağacı olduğu kesinlik kazanır.</span> <a name="_ftnref105" href="#_ftn105"><span style="font-size: medium;">[105]</span></a></p>
<h3><a name="_Toc102722066"></a><a name="_Toc102722260"></a> <span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: medium;">Marifetullahın Meyveleri</span></span></h3>
<p><span style="font-size: medium;">Bil ki Marifetullah ağacının da, ilahî âlemin göklerinde yükselen dallan ve cismâni alemin göklerinde yükselen dalları vardır.</span></p>
<p><span style="font-size: medium;"><strong>Birincisi,</strong></span> <span style="font-size: medium;">pek çok kısım olup, Hz. Peygamber (s.a.s.)&#8217;in &#8220;Allah&#8217;ın emrine ta&#8217;zim göstermek&#8221; ifâdesi, bütün bu kısımları içine alır. Marifetulla hin ruhlar alemindeki, cisimler alemindeki delillerini, felekler ve yıldızlar âleminin hallerini ve süflî âlemin (dünyanın) hallerini iyice tefekkür etmek ile, muhabbetullah, zevkullah, zikrullah&#8217;a devam, bütünüyle Allah&#8217;a itimad (tevekkül) ve Allah&#8217;ın dışındaki herşeyden kesilmek, şu kısımlara dâhildir. Bu kısımları iyiden iyiye araştırıp zikretmek, şu anda istenilen zor şey değildir. Çünkü bunlar, sonsuz denecek kadar çok olan muhtelif hallerdir.</span></p>
<p><span style="font-size: medium;"><strong>İkinicisine</strong></span> <span style="font-size: medium;">gelince, bunlar da pekçok kısımdır. Hz. Allah&#8217;ın mahlûklarına şefkat duymak&#8221; ifâdesi, bütün bunları kendisinde toplamaktadır. Rahmet, re&#8217;fet, müsamaha, günahlardan geri durma, insanlara iyilik yapmaya ve onlardan kötülüğü uzaklaştırmaya gayretetme ve kötülüğe iyilikte mukabele etmek, bunlara delildir. Bu kısımlar da sonsuzdur. Bunlar, Marifetullah ağacının; sabit olan dallarıdır. Çünkü insan, Marifeti Allah&#8217;a ne kadar çok dalarsa, ondaki bu haller de, o nisbette daha mükemmel, dalla güçlü ve daha üstün olur.</span></p>
<p><span style="font-size: medium;">Dördüncü Sıfat, bu ağacın, Rabbinin izniyle her zaman yemişini verip durmasıdır.</span></p>
<p><span style="font-size: medium;">Binâenaleyh bu Marifetullah ağacı, bu sıfata, maddi ağaçlardan daha layık ve müstehaktır, Çünkü Marifetullah ağacı, bu halleri iktizâ ettirmektedir ve bunların meydana gelmesinde de müessirdir. Sebep, müsebbepten (sonuçtan) ayrılmaz Dolayısıyla, Marifetullah ağacının kalb toprağında kök salmasının tesiri, kalbin, nazarının ibretle bakar hale gelmesidir. Nitekim Cenâb-ı Hak da, &#8220;işte ey akıl ve basiret sahiplen, siz ibret alın&#8221; (Haşr 2) buyurmuştur. Yine bunun tesiri, Allah Teâlâ&#8217;nın, O kullarım ki) onlar söze kulak verirler de onun en güzeline uyarlar&#8221; (Zumer. 18) şeklinde de beyan ettiği gibi, onun işitmesinin hikmetle olması; &#8220;adaleti titizlikle ayakta tutanlar ve Allah için şahitlik edenler olun. Velev kendinizin (&#8230;) aleyhinde olsun&#8221;(Nisa, 135) buyruğunda da belirtildiği gibi, konuşmasının doğruluk ve sıdk olmasıdır. Nitekim, Hz. Peygamber&#8217;de (as) &#8220;Aleyhinize de olsa, doğruyu söyleyin&#8221; buyurmuştur. Marifetullah ağacının, insanın kalb toprağında kök salması ne kadar kuvvetli ve mükemmel olursa, bu tesirlerin ondaki zuhuru da, o nisbette fazla olur. Çoğu zaman, insan bu meseleye dalar da gördüğü her şeyde Hak Teâlâ&#8217;yı görecek bir hale gelir ve çoğu zaman, bundaki terakkisi artar da, gördüğü herhangi birşeyde, ondan önce Allah&#8217;ı görür bir hale gelir. İşte Allah Teâlâ&#8217;nın &#8220;Rabbinin izniyle her zaman yemişini verip durur&#8221; buyruğu ile kastedilen budur. Yine zikrettiğimiz bu şeyler, nefsanî ilhamlara ve rûh cevherlerinde bulunan ruhanî melekelere bir işarettir. Sonra nefisten her an, her lahza ve her saniye, bu ağacın meyveleri gibi güzel söz, salih amel, huzû, huşu, ağlama ve tevâzû yükselir</span></p>
<p><span style="font-size: medium;">Ayetteki &#8220;Rabbinin izniyle&#8221; kaydında dikkate şayan bir incelik var. Çünkü bu yüce hallerin ve yüksek derecelerin meydana gelmesi esnasında bazan, insan bunlar, bunlar olduğu için, bunlardan dolayı sevinir; bazan da yükselir ama. bunlar bunlar olduğu için, bunlardan dolayı sevinmez, ancak bunlar Allah&#8217;dan olduğu için sevinir. İşte o zaman sevinci aslında, bu hallerden dolayı değil de, mevlâsından dolayı (mevlası için) olmuş olur. Bundan ötürü muhakkiklerden birisi şöyle demiştir: &#8220;Kim irfanı, irfan olduğu için seçerse (alırsa), fâni olanı kabul etmiş olur, Kim de irfanı, irfan olduğu için değil, onunla bilinenden dolayı tercih eder (alırsa), vuslat (Allah&#8217;a kavuşma) denizine dalmış olur.&#8221; Yaptığımız bu izah ve tafsilatlandırdığımız bu açıklama ile, Allah Teâlâ&#8217;nın bu kitabında zikretmiş olduğu şu misâl, kudsiyyet alemine, Allah&#8217;ın Celâlinin huzuruna ve O&#8217;nun kibriyasının saraylarına ulaştıran bir misaldir. Binâenaleyh biz, Allah Teâlâ&#8217;dan daha çok rahmet ve hidayet talep ediyoruz. O, semîdir, icabet edendir.</span></p>
<p><span style="font-size: medium;">Alimlerden birisi, bu meseli izah için, zikredilmesinde sakınca olmayan şöyle bir söz söylemiştir: Allah Teâlâ. imanı ağaca benzetti. Çünkü ağaç, ancak üç şey olursa ağaç diye isimlendirilmeyi hak eder: Derin kök, ayakta duran bir gövde ve yüksek dallar. İman da böyledir; ancak üç şeyle tamam olur: Kalbdeki marifetullah, dildeki ikrar ve bedenlerle amel etme&#8230; Allah en iyisini bilendir. <a name="_ftnref106" href="#_ftn106">[106]</a></span></p>
<h3><a name="_Toc102722067"></a><a name="_Toc102722261"></a> <span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: medium;">İkinci Mesele</span></span></h3>
<p><span style="font-size: medium;">Keşşaf sahibi şöyle demiştir: &#8220;Kelimeten tayyibeten kelimesinin mansub olmasıyla iligili iki izah bulunmaktadır:</span></p>
<p><span style="font-size: medium;"><strong>1)</strong></span> <span style="font-size: medium;">Bu, mahzûf bir fiilin mef&#8217;ûlü olarak mansub olup, bunun takdiri, &#8220;Hoş bir kelimeyi, hoş olan bir ağaç gibi yapmıştır&#8221;şeklindedir. Bu ayetteki &#8220;Allah bir mesel getirmiştir&#8221; ifadesinin bir tefsiridir.</span></p>
<p><span style="font-size: medium;"><strong>2)</strong></span> <span style="font-size: medium;">Mesel ve kelime kelimelerinin darebe fiilinin mef&#8217;ûlü olarak mansub olmaları caizdir. Yani, &#8220;Allah Teâlâ, hoş kelimeyi bir mesel yapmıştır&#8221; demektir. ifâdesi, mahzuf bir mübtedânın haberi olup, bunun takdiri de &#8220;O güzel bir ağaç gibidir&#8221; şeklindedir.&#8221;</span></p>
<p><span style="font-size: medium;">Bu husustaki üçüncü bir görüşe göre ise Hallu&#8217;l-Ukad adlı eserin sahibi şöyle demiştir: &#8220;En uygun olanı, &#8220;kelime&#8221; lafzını,  beyân kabul etmektir. kelimesindeki kâf da, &#8220;güzel bir ağaç gibi&#8221; manasında olmak üzere nasb mahallindedir. <a name="_ftnref107" href="#_ftn107">[107]</a></span></p>
<h3><a name="_Toc102722068"></a><a name="_Toc102722262"></a> <span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: medium;">Üçüncü Mesele </span></span></h3>
<p><span style="font-size: medium;">İbn Abbas (r.a.): &#8220;Kelime-i tayyibe, &#8220;Lâ ilahe illallah&#8221; sözüdür&#8221; demiştir. Şecere-i tayyibe, ekseri müfessirlerin</span></p>
<p><span style="font-size: medium;">görüşüne göreyse, hurma ağacıdır. Keşşaf sahibi: &#8220;Bu, hurma, incir, üzüm ve nâr ağaçları gibi, meyvesi hoş olan her meyveli ağaçtır. Cenâb-ı Hak buradaki ağaç ile, meyvesi güzel olan ağacı kastetmiştir, ama sözden anlaşıldığı için, bunun hangi ağaç olduğunu belirtmemiştir&#8221; demiştir. Asluhâ demek, &#8220;Bunun kökü, yani bu güzel ağacın kökü sabittir; ve dalları, yani üst kısımları, semâdadır. Semâdan murad ise göktür, havadır. Çünkü senden yukarıda olan her şey, semâdır. Bu ağaç, yemişini, yani meyvesini ve yenilecek şeylerini her an verir&#8221; demektir.</span></p>
<p><span style="font-size: medium;">Müfessirler, bu zaman hususunda ihtilaf etmişlerdir. İbn Abbas: &#8220;Bu, senenin altı ayıdır. Çünkü ağacın meyveye durmasıyla, meyvenin devşirilmesi arasında altı ay bulunur&#8221; demiştir. Bir adam İbn Abbas&#8217;a gelip: &#8220;Kardeşimle, bir zamana, bir &#8220;hîn&#8221;e kadar konuşmamaya and içtim&#8221; der. Bunun üzerine o da &#8220;Hîn, altı aydır&#8221; der ve bu ayeti okur. Mücâhid ve İbn Zeyd: &#8220;Bu, bir senedir; çünkü ağaç seneden seneye meyve verir&#8221; demişlerdir. Saîd İbnu&#8217;l-Müseyyeb: &#8220;Bu, iki aydır; çünkü, hurmanın meyve verme müddeti, iki aydır&#8221; demiştir. Zeccâc: &#8220;Bizim dil alimlerinden gördüklerimizin hepsi, &#8220;hîn&#8221; kelimesini, &#8220;vakit&#8221; kelimesi gibi, ister uzun ister kısa olsun her zaman hakkında kullanılan bir isim olduğu görüşünü benimsemişlerdir. Buna göre, &#8220;Her zaman yemişini verir durur&#8221; ifadesinden maksat, &#8220;gece ve gündüz; yaz kış; her saat ve her vakit ondan istifâde edilir&#8221; manasıdır&#8221; demiştir. Müfessirler &#8220;Bunun sebebi şudur: Çünkü hurma ağacı, eğer meyvesi toplanmaz da üzerinde bırakılırsa, insanlar bütün sene boyunca ondan istifade edebilirler&#8221; demişlerdir. Ben de diyorum ki: Bu alimler, her ne kadar ayetin kelimelerinin manalarını ortaya</span></p>
<p><span style="font-size: medium;">koymada isabet etmiş iseler de, esas maksadı anlayamamışlardır. Çünkü Allah Teâlâ bu ağacı, bahsedilen o sıfatlarla nitelemiştir Dolayısıyla bunun hurma ağacı veya bir başka ağaç olduğunu bilmeye ihtiyacımız pek yoktur (!) Biz, bahsedilen dört sıfatla mevsûf olan bu ağacın, bu ağaç dünyada ister bulunsun ister bulunmasın, her akıllının onu elde etmeye gayret etmesi gereken kıymetli bir ağaç olduğunu zarurî olarak anlamaktayız. Çünkü bu sıfatlar, elde edilmesi arzulanan şeylerdir. Müfessirlerin &#8220;hîn&#8221; kelimesi hakkındaki ihtilafları da bu kabîl bir ihtilâftır. İşleri en iyi bilen, Allahdır. <a name="_ftnref108" href="#_ftn108">[108]</a></span></p>
<h3><a name="_Toc102722069"></a><a name="_Toc102722263"></a> <span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: medium;">Mesel Getirmenin Gayesi</span></span></h3>
<p><span style="font-size: medium;">Allah Teâlâ daha sonra &#8220;Allah insanlara meseller getirir. Olur ki onlar, çok iyi düşünüp ibret alırlar&#8221; buyurmuştur. Bu &#8220;Darb-ı meselde, daha çok anlatma, daha çok hatırlatma ve ibret verme ve manaları daha iyi ortaya koyma bulunmaktadır&#8221; demektir. Bu böyledir zira sırf aklî konuları, his, hayâl ve vehm anlayamaz. Binâenaleyh, bu konulara mahsûsât aleminden benzer olan şeyler zikredildiğinde, his, hayâl ve vehm, bu çekişmeyi terkeder, makûl ile mahsûs olan birbirine mutabık olur, böylece de tam bir anlayış meydana gelir; bu şekilde de matluba ulaşılmış olur. <a name="_ftnref109" href="#_ftn109">[109]</a></span></p>
<h3><a name="_Toc102722070"></a><a name="_Toc102722264"></a> <span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: medium;">Kötü Söz Kötü Bitkiye Benzer</span></span></h3>
<p><span style="font-size: medium;">Allah Teâlâ &#8220;Köf&#8221; bir kelimenin meseli (hali) de, toprağın üstünden kopanlıvermiş kötü bir ağaç gibidir ki, onun hiçbir sebatı yoktur&#8221; buyurmuştur.</span></p>
<p><span style="font-size: medium;">Bil ki, &#8220;Kötü ağaç&#8221; Allah&#8217;ı bilmemektir. Çünkü o afetlerin ilki, korkuların başı, bedbahtlıkların da en başta gelenidir. Allah Teâlâ, bunu, şu üç sıfatla muttasıf olan bir ağaca benzetmiştir:</span></p>
<p><span style="font-size: medium;"><strong>Birinci Sıfat</strong></span><span style="font-size: medium;">, onun kötü bir ağaç olmasıdır. Bazı âlimler, bunun sarımsak ağacı olduğunu, çünkü Hz. Peygamberin, sarımsağı şecere-i habise&#8221; (kötü ağaç) diye nitelediğini söylemişlerdir: Yine bunun, pırasa olduğu; Hanzala (Ebu Cehil karpuzu) olduğu, çünkü onda çok zararlar bulunduğu; aynı şekilde bunun diken ağacı olduğu da söylenmiştir.</span></p>
<p><span style="font-size: medium;">Bil ki bu tafsilata ihtiyaç yoktur. Çünkü ağaç bazan, kokusu sebebiyle, bazan tadı sebebiyle, bazen şekli ve görünüşü sebebiyle, bazan da birçok zararlara sebeb olduğu için kötü olabilir. Bütün bu özellikleri kendisinde toplayan bir ağaç her ne kadar mevcut değil ise de, bu özellikleri bilindiğine göre, ona teşbihte bulunmak, gayeye ulaşmak için yararlıdır.</span></p>
<p><span style="font-size: medium;"><strong>İkinci Sıfat:</strong></span> <span style="font-size: medium;">Ayetteki &#8220;toprağın üstünden koparıhvermiş&#8217;&#8221; tabiridir. Bu sıfat, &#8220;şecere-i tayyibe&#8221;nin, &#8220;kökü sabit&#8221; şeklindeki sıfatına mukabil zikredilmiştir, kelimesi, kökünden koparıldı&#8221; anlamındadır. Bunun masdarı olan</span></p>
<p><span style="font-size: medium;"><strong>&#8220;ictisâs&#8221;</strong></span> <span style="font-size: medium;">kelimesinin esas manast, cüsseyi tamamen çekip almaktır. , ifâdesi de, &#8220;Onun, ne gövdesi ne de kökleri var&#8221; demektir. Allah&#8217;a şirk koşmak da böyledir. Onun da, ne bir delili, ne bir sebatı, ne de bir kuvveti vardtr.</span></p>
<p><span style="font-size: medium;"><strong>Üçüncü Sıfat</strong></span><span style="font-size: medium;">:&#8221;0nun hiçbir sebât] yoktur&#8221; ifadesidir. Bu sıfat, birincinin tamamlayıcısı gibidir ve &#8220;Onun bir istikrarı yok&#8221; demektir. Arapça&#8217;da (Sebat ettir-sebât etmek) denilmesi gibi, denilir. Bir hüccet ile desteklenmemiş söz, işte burada buna benzetilmiştir. O da sabit, dayanıklı değildir; binâenaleyh, yıkılıp gider.</span></p>
<p><span style="font-size: medium;">Bil ki kötü söz hakkında yapılan bu benzetme, son derece mükemmeldir. Çünkü Allah Teâlâ, bu ağacı, çok zararlı ve bütün faydalardan hâlî olarak nitelemiştir. Zararlı oluşuna, habise tabiriyle işaret etmiştir; her türlü faydadan uzak olmasına da, &#8220;toprağın üstünden kopanlıvermiş. Onun hiçbir sebatı yoktur&#8221; ifadesiyle işaret etmiştir. Allah, en iyisini bilendir. <a name="_ftnref110" href="#_ftn110">[110]</a></span></p>
<p><span style="font-size: xx-small;"><a name="_ftn102" href="#_ftnref102"><span style="font-size: medium;">[102]</span></a> <span style="font-size: medium;">Fahruddin Er-Râzi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu’l-Gayb, Akçağ Yayınları: 13/545-546</span></span></p>
<div id="ftn103">
<p><a name="_ftn103" href="#_ftnref103"><span style="font-size: medium;">[103]</span></a> <span style="font-size: medium;">Fahruddin Er-Râzi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu’l-Gayb, 	Akçağ Yayınları: 13/ 547</span></p>
</div>
<div id="ftn104">
<p><a name="_ftn104" href="#_ftnref104"><span style="font-size: medium;">[104]</span></a> <span style="font-size: medium;">Fahruddin Er-Râzi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu’l-Gayb, 	Akçağ Yayınları: 13/547-548</span></p>
</div>
<div id="ftn105">
<p><a name="_ftn105" href="#_ftnref105"><span style="font-size: medium;">[105]</span></a> <span style="font-size: medium;">Fahruddin Er-Râzi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu’l-Gayb, 	Akçağ Yayınları: 13/548-549</span></p>
</div>
<div id="ftn106">
<p><a name="_ftn106" href="#_ftnref106"><span style="font-size: medium;">[106]</span></a> <span style="font-size: medium;">Fahruddin Er-Râzi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu’l-Gayb, 	Akçağ Yayınları: 13/549-550-551</span></p>
</div>
<div id="ftn107">
<p><a name="_ftn107" href="#_ftnref107"><span style="font-size: medium;">[107]</span></a> <span style="font-size: medium;">Fahruddin Er-Râzi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu’l-Gayb, 	Akçağ Yayınları: 13/551</span></p>
</div>
<div id="ftn108">
<p><a name="_ftn108" href="#_ftnref108"><span style="font-size: medium;">[108]</span></a> <span style="font-size: medium;">Fahruddin Er-Râzi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu’l-Gayb, 	Akçağ Yayınları: 13/551-552</span></p>
</div>
<div id="ftn109">
<p><a name="_ftn109" href="#_ftnref109"><span style="font-size: medium;">[109]</span></a> <span style="font-size: medium;">Fahruddin Er-Râzi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu’l-Gayb, 	Akçağ Yayınları: 13/552</span></p>
</div>
<div id="ftn110">
<p><a name="_ftn110" href="#_ftnref110"><span style="font-size: medium;">[110]</span></a> <span style="font-size: medium;">Fahruddin Er-Râzi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu’l-Gayb, 	Akçağ Yayınları: 13/552-553</span></p>
</div>
<p><span style="font-size: medium;">(Tefsir-i Kebir Mefâtihu’l-Gayb)</span></p>
<h3><a name="_Toc97622867"></a><a name="_Toc96753086"></a><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: medium;">Mutluluğa Kavuşanların Güzel Sözü Ve Bedbahtların Çirkin Sözü İçin Verilen Örnek</span></span></h3>
<p><span style="font-size: medium;">24- 25- Allah&#8217;ın hoş bir sözü, kökü sağlam, dalları göğe doğru olan &#8216;Rabbinin izniyle her zaman meyve veren&#8217; hoş bir ağaca benzeterek nasıl misal verdiğini görmüyor musun? İnsanlar ibret alsın diye Allah, onlara misal veriyor.</span></p>
<p><span style="font-size: medium;">26- Çirkin bir söz de, yerden koparılmış kökü olmayan kötü bir ağaca benzer.</span></p>
<p><span style="font-size: medium;">27- Allah, müminleri dünya hayatında ve ahirette sağlam bir söz üzerinde tutar, kâfirleri de saptırır. Allah, dilediğini yapar.</span></p>
<h3><a name="_Toc97622868"></a><a name="_Toc96753087"></a> <span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: medium;">Belagat:</span></span></h3>
<p><span style="font-size: medium;">&#8220;Allah&#8217;ın&#8230; nasıl misal verdiğini görmüyor musun?&#8221; cümlesi, mutluluğa erenler ve bedbahtların haline hayret ifade eder.</span></p>
<p><span style="font-size: medium;">&#8220;Hoş bir sözü,&#8230; hoş bir ağaca benzeterek&#8221; ve &#8220;Çirkin bir söz de kötü bir ağaca benzer.&#8221; cümlelerinin her ikisinde de mürsel ve mücmel teşbih vardır.</span></p>
<p><span style="font-size: medium;">&#8220;Kökü&#8221; ile &#8220;Dallar&#8221; ve &#8220;Hoş&#8221; ile &#8220;Çirkin&#8221; lafızları arasında tezat sanatı var­dır.</span> <a name="_ftnref39" href="#_ftn39"><span style="font-size: medium;">[39]</span></a></p>
<h3><a name="_Toc97622869"></a><a name="_Toc96753088"></a> <span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: medium;">Kelimeler ve İbareler:</span></span></h3>
<p><span style="font-size: medium;">&#8220;Allah&#8217;ın nasıl misal verdiğini&#8221; onu yerinde zikrettiğini &#8220;görmüyor musun?&#8221; Misal: İdrak edilen bir hususta aralarında benzerlik olan bir sözün açıklanmak için diğerine benzetildiği söz, demektir.</span></p>
<p><span style="font-size: medium;">&#8220;Allah&#8217;ın, hoş bir sözü,&#8221; Hoş söz: &#8220;Lâilâhe illallah&#8221; (Allah&#8217;tan başka ilâh yoktur) kelime-i tevhidi, İslâm daveti ve Kuran&#8217;dır. &#8220;kökü sağlam&#8221; toprağa kök salarak sağlam &#8220;dalları göğe doğru olan&#8221; en tepesi göğe doğru uzamış olan &#8220;Rabbinin izniyle&#8221; Allah Tealâ&#8217;nın meyve vermesi için belirlediği &#8220;her vakit meyve veren hoş bir ağaca&#8221; bu ise hurma ağacıdır &#8220;benzeterek nasıl misal verdiğini görmüyor musun?&#8221;</span></p>
<p><span style="font-size: medium;">İnsanın ameli de göğe ulaşmıştır. Bu amellerin sevabı her zaman ona ulaşır.</span></p>
<p><span style="font-size: medium;">&#8220;İnsanlar ibret alıp iman etsinler diye Allah onlara misal veriyor.&#8221; Açıklıyor. Çünkü bu benzetme sayesinde insanlar daha çok anlayıp, öğüt alırlar.&#8221;</span></p>
<p><span style="font-size: medium;">&#8220;Çirkin söz&#8221; Küfür söz sabit olmayan yerden kopartılmış &#8220;kökü olmayan kötü bir ağaca benzer&#8230;&#8221; &#8220;Ebu Cehil karpuzuna benzer.&#8221;"Allah müminleri dünya hayatında ve ahirette&#8221; hesap alanında onlara itikatları sorulduğunda ve hasrın o korkunç halini gördüklerinde kemküm etmesinler, diye onların nezdinde delille sabit olup kalplerine yerleşen &#8220;sağlam bir söz üzerinde tutar.&#8221; Böylece dinleri hususunda fitneyle karşılaştıklarında ayakları kaymaz.&#8221; Denilmiştir ki: &#8220;Bu ayet, kabir suâli esnasındaki sebatı ifade etmektedir. Buhari ve Müslim&#8217;in rivayet ettikleri hadiste de bildirildiği gibi iki melek onlara, Rab-lerini, dinlerini ve peygamberlerini sorduğunda doğru cevap verirler.&#8221;</span></p>
<p><span style="font-size: medium;">Allah, kendilerine zulmeden &#8220;kâfirleri de saptırır,&#8221; onlar hakka ulaşamaz ve doğru cevabı veremezler, bilâkis hadiste de bildirildiği gibi &#8216;Bilmiyoruz&#8217; derler.</span></p>
<p><span style="font-size: medium;">&#8220;Allah dilediğini yapar.&#8221; Allah, hiçbir itiraza mahal bırakmadan dilediği bazı kimseleri sağlam bir söz üzerinde tutarken bazılarını da saptırır.</span> <a name="_ftnref40" href="#_ftn40"><span style="font-size: medium;">[40]</span></a></p>
<h3><a name="_Toc97622870"></a><a name="_Toc96753089"></a> <span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: medium;">Ayetler Arası İlişki</span></span></h3>
<p><span style="font-size: medium;">Allah Tealâ, bedbahtların durumunu, cehennem ateşinde karşılaştıkları azabı, mutluluğa erenlerin hallerini ve Rableri katındaki kurtuluşu elde etmelerini açıkladıktan sonra, bu iki grubun halini ve aralarındaki farklılığın sebebini manevi şeyleri idrak edilebilen şeylere benzeterek beyan eden bir misal zikretmiştir. Çünkü Kuran&#8217;da pek çok defa zikredildiği gibi bu benzetme metodu, manaların zihinlere yerleşmesini sağlar.</span> <a name="_ftnref41" href="#_ftn41"><span style="font-size: medium;">[41]</span></a></p>
<h3><a name="_Toc97622871"></a><a name="_Toc96753090"></a> <span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: medium;">Açıklaması</span></span></h3>
<p><span style="font-size: medium;">Ey Muhatab! Allah&#8217;ın nasıl bir misal vererek onu en uygun yerde zikrettiğini görmüyor musun? Bu misal, kelime-i tevhid, İslâm ve Kuran&#8217;m daveti, demek olan hoş bir sözün, şu dört özelliğe sâhib hurma ağacı manasmdaki hoş bir ağaca benzetilmesidir.</span></p>
<p><span style="font-size: medium;"><strong>1-</strong> Bu ağaç, güzel görünüşlü, güzel kokulu, güzel meyveli ve çok faydalı bir ağaçtır. Yani, meyvesi lezzetli, istifadesi fazladır.</span></p>
<p><span style="font-size: medium;"><strong>2-</strong> Onun kökü, toprakta sağlam, devamlı ve yerleşmiştir. Kökünden koparılamaz.</span></p>
<p><span style="font-size: medium;"><strong>3-</strong> Dallarının göğe doğru yükselip, yerin çürümüş bitkilerinden uzaklığı sebebiyle heybetli bir görünüşe sahiptir. Verdiği meyveler, temiz, güzel ve her türlü sunilikten uzaktır.</span></p>
<p><span style="font-size: medium;"><strong>4-</strong> Rabbinin iradesi, yaratması ve kolaylaştırmasıyla belirlediği her vakitte meyve verir. Ağaçların,senede bir kere meyve vermeleri sebebiyle bu durum, Allah&#8217;ın tayin ettiği zaman hükmündedir.</span></p>
<p><span style="font-size: medium;">İbn Abbâs (r.a.)&#8217;dan rivayet edildiğine göre, &#8220;&#8216;Lâilâheillâllâh&#8217; kavli ve Şecere-i tayyibe&#8221; Hurma ağacıdır. Şecere-i tayyibe kavlinin, hurma ağacı olduğu görüşü aynı şekilde îbn Mesud (r.a.)&#8217;dan da nakledilmiştir. Yine bu görüş, Enes ve İbn Ömer (r.a.) kanalıyla Rasulullah (s.a.)&#8217;dan da rivayet edilmiştir.</span></p>
<p><span style="font-size: medium;">Buhari&#8217;nin İbn Ömer (r)&#8217;den rivayet ettiği hadiste şöyle demiştir: &#8220;Rasulullah (s.a.)&#8217;ın huzurundaydık. Bize; bana, müslüman adama benzeyen -veya müslüman adam gibi olan-, yaprakları yaz ve kış dökülmeyen ve Rabbinin izniyle her zaman meyve veren bir ağaç söyleyin, dedi.&#8221; İbn Ömer (r.a.) devamla &#8220;Onun hurma ağacı olduğunu tahmin ettim. Fakat baktım ki Ebû Bekir ve Ömer (r.a.) konuşmuyor. Ben de konuşmayı uygun görmedim. Hiç kimse bir şey söylemeyince Rasulullah (s.a.) &#8220;O, hurma ağacıdır.&#8221; buyurdu.</span></p>
<p><span style="font-size: medium;">&#8220;İşte Allah, insanlara böyle misaller veriyor&#8221;. Çünkü verilen misaller, daha çok anlamaya, öğüt ve ibret almaya ve manaları zihinde canlandırmaya vesile olmaktadır. Zira sadece akılla anlaşılan manaların, idrak edilebilen hususlara benzetilmesi, manaları zihne iyice yerleştirip, ondaki gizlilik ve şüpheleri ortadan kaldırmaktadır. Böylece bu manalar, elle dokunulabilir eşyalara dönüşmektedir. Dolayısıyla bu ayet, insanları bu misâlin büyüklüğünü düşünmeye, onu kavramaya ve maksadını anlamaya çağırarak, onların dikkatlerini bu noktada yoğunlaştırmaktadır.&#8221;</span></p>
<p><span style="font-size: medium;">Bundan sonra Allah Tealâ, küfür sözünün misâlini zikretmiştir: Küfür ya da şirk sözü olan çirkin sözün özellikleri, Ebû cehil karpuzu ve benzeri ağaçlar demek olan kötü ağacın vasıflarına benzer.</span></p>
<p><span style="font-size: medium;">Ebu Bekir Bezzâr mevkuf olarak İbni Ebî Hatim&#8217;in de merfu olarak Enes (r.a.)&#8217;den rivayet ettikleri hadiste Rasulullah (s.a.) şöyle buyurmaktadır: &#8220;Ayette zikredilen ağaç Ebu Cehil karpuzudur.&#8221;</span></p>
<p><span style="font-size: medium;">Ayette kötü ağacın şu üç özelliği bildirilmiştir:</span></p>
<p><span style="font-size: medium;"><strong>1-</strong> Bu ağacın meyvesinin tadı kötüdür veya içindeki zararlı maddeler sebebiyle kötüdür ya da kokusu kötüdür. Bu, Ebû Cehil karpuzudur. &#8220;Sarımsak ya da diken&#8221; olduğu da söylenmiştir.</span></p>
<p><span style="font-size: medium;"><strong>2-</strong> Bu ağaç, kökünden koparılmış ve toprakla bağlantısı kesilmiştir. Aynı şekilde Allah&#8217;a şirk koşmanın da ne bir delili, ne devamlılığı ne de kuvveti vardır.</span></p>
<p><span style="font-size: medium;"><strong>3-</strong> Bu ağaç, bir yerde yerleşmiş ve sabit değildir. Bu özellik, ikincisini tamamlar mahiyettedir.</span></p>
<p><span style="font-size: medium;">Bunlar, kötülüğün en üst seviyesindeki özelliklerdir. Öyleki kötülük ve pislik, zarara işaret ettiği gibi kökünden koparılmak ve sabit olmamak da hiç­bir işe yaramadığını göstermektedir.</span></p>
<p><span style="font-size: medium;">İkisinin birlikte açıklanmasıyla hak ve batıl sözler arasındaki fark ortaya çıkmış olur. Öyleki kelime-i tevhid ve iman sözü demek olan hak söz, kuvvet­lidir, devamlıdır ve insanlara fayda sağlar. Buna karşılık şirk ya da küfür sözü demek olan batıl söz, zayıf ve zararlı olup devamlı ve istikrarlı değildir.</span></p>
<p><span style="font-size: medium;">Hak söz ehli, müminler, batıl söz taraftarları ise kâfirler ve asilerdir.</span></p>
<p><span style="font-size: medium;">Arkasından Allah Tealâ, hak söz ehlinin dünyada ve ahirette maksatlarını elde ettiklerini haber vererek şöyle buyurmuştur: &#8220;Doğrusu ahirette, dünyada ağızlarından çıkan, delil ve burhanla kalplerine yerleşen iman sözü sebebiyle Allah&#8217;ın cömertliği ve sevabı müminler için devamlıdır.&#8221; Bundan maksat şudur: Allah&#8217;ı bilme ve O&#8217;na itaattaki sebat, Allah Tealâ katında sevap ve cömertliğin devamını gerektirmektedir.</span></p>
<p><span style="font-size: medium;">Veya Allah&#8217;ın, dünyada Bilâl ve diğer sahabeler gibi çeşitli işkencelere maruz kalmalarına rağmen dinleri hususunda fitneye düşürmeyerek, müminleri sabit kılması ve orada onları sağlam bir söz üzerinde tutmasıdır. Öyleki dinleri hususunda fitneyle karşılaştıklarında onların ayakları kaymamıştır. Meselâ Allah, Uhdûd Ashabı&#8217;mn işkence ederek dinlerinden çevirmeğe uğraştığı, ayrıca testerelerle kesilen, vücutları demir taraklarla taranan kimseleri dinleri üzerinde sabit kılmıştır.</span></p>
<p><span style="font-size: medium;">Ahirette sabit kılınmaları ise hesap meydanında inançları ve dinleri sorulduğunda kemküm etmemeleri ve hasrın o korkunç hâlinin onları şaşkına çevirmemesidir.</span></p>
<p><span style="font-size: medium;">Denilmiştir -ki bu görüş meşhurdur- &#8220;Bu kavilden maksat, kabir suâli anındaki sebattır. Dünya hayatından maksat; yaşama süresi ve ahiret ise; kıyamet günü ve hesap günü demektir.&#8221;</span></p>
<p><span style="font-size: medium;">Kütübü Sitte, Berâ b. Azib (r.a.)&#8217;den Rasulullah (s.a.)&#8217;ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: &#8220;Müslüman, kabirde sorguya çekildiğinde Allah&#8217;tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed&#8217;in Allah&#8217;ın Rasulü olduğuna şehâdet eder. İşte bu, &#8216;Allah, müminleri dünya hayatında ve ahirette sağlam bir söz üzerinde tutar.&#8217; ayetidir.&#8221; Bu hadisi, Ebû Hureyre (r.a.) de rivayet etmiştir.</span></p>
<p><span style="font-size: medium;">Yukarıda geçen aynı hadisi İbni Ebî Şeybe yine Berâ (r)&#8217;dan şöyle rivayet etmiştir: O, Rasulullah (s.a.)&#8217;ın ayet hakkında şöyle buyurduğunu rivayet eder: Allah&#8217;ın kişiyi dünyada sabit kılması, kabirde iki meleğin ona gelip de &#8216;Rabbin kim1?, Dinin ne?, Peygamberin kim?&#8217; diye sorduğunda &#8216;Rabbim Allah, dinim İslâm, Peygamberim Muhammed (s.a.)&#8217;dir&#8217; diye cevap vermesidir.&#8221;</span></p>
<p><span style="font-size: medium;">Ebu Davud, Osman b. Affân (r.a.)&#8217;dan şöyle rivayet etmiştir: &#8220;Rasulullah cenazenin defnedilmesini bitirdiğinde yanında durur ve &#8216;Kardeşiniz için af dileyip, sebatını isteyiniz. Zira o, şu anda sorguya çekiliyor.&#8217; buyururdu.&#8221;</span></p>
<p><span style="font-size: medium;">Razî şöyle der: &#8220;Meşhur olan görüş şudur: Bu ayet, kabirdeki iki meleğin sorgusu, Allah&#8217;ın sorgu esnasında mümine hak sözü telkin etmesi ve onu hak üzere sabit kılması hakkında varittir.&#8221;<a name="_ftnref42" href="#_ftn42">[42]</a></span></p>
<p><span style="font-size: medium;">Bundan sonra Allah Tealâ, kâfirlerin âkibetini şu şekilde açıklamıştır: &#8220;Allah, kâfirlerin sevabını kazanmalarına engel olur.&#8221; Veya iman için gerekli olan yeterli hazırlığı yapmadıkları için onları ve sapıklıklarını öylece bırakmış, arzu ve şehvetlerinin peşinde koşmaları için onlara mühlet vermiştir.</span></p>
<p><span style="font-size: medium;">Ya da kabirde dinleri ve inançlarından sorguya çekildiklerinde onları tereddüt içinde kemküm eder vaziyette bırakmıştır.</span></p>
<p><span style="font-size: medium;">İbni Cerir, İbni Ebi Hatim ve Beyhakî&#8217;nin rivayetinde İbn Abbâs (r.a.) şöyle der: &#8220;Kâfirin canı alınacağı zaman yanına melekler gelerek yüzüne ve ar­kasına vurmaya başlarlar. Mezara girdiğinde ise oturtularak &#8216;Rabbin kim?&#8217; diye sorulur. Hiç bir cevap veremez. Allah Tealâ, ona Rabbini hatırlamayı unutturur. Yine &#8216;Sana gelen peygamber kim?&#8217; diye sorulduğunda ona yol gösterilmez ve yine hiçbir cevap veremez. İşte bu, &#8216;kâfirleri de saptırır&#8217; aye­tidir.&#8221;</span></p>
<p><span style="font-size: medium;">Son olarak Allah Tealâ, iki grup hakkındaki mutlak irade ve takdirini beyan ederek şöyle buyurmuştur: &#8220;Allah dilerse doğru yolu gösterir dilerse dalâlete düşürür.&#8221; İnsanlar, fitnelerle karşılaştıklarında yerlerinde sabit-kadem olamazlar ve ilk darbede ayaklan kayar. İşte bu, onların dünyada sap­tırılmalarıdır. Bu kâfirler, ahirette ise daha çok sapmış ve daha çok ayakları kaymıştır. Sapıklık, gerekli hazırlığı yapmamanın ve nefsin arzularıyla hareket etmenin neticesidir.&#8221;</span> <a name="_ftnref43" href="#_ftn43"><span style="font-size: medium;">[43]</span></a></p>
<h3><a name="_Toc97622872"></a><a name="_Toc96753091"></a> <span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: medium;">Ayetlerden Çıkan Hüküm Ve Hikmetler</span></span></h3>
<p><span style="font-size: medium;">Ayetler, şu hususlara işaret etmektedir:</span></p>
<p><span style="font-size: medium;"><strong>1-</strong> İman veya Lâilâheillâllah Muhammedun Rasulullah (Allah&#8217;tan başka ilâh yoktur. Muhammed, O&#8217;nun peygamberidir.) sözü ya da müminin kendisi demek olan hoş söz, sabit ve ebedi, iyi ve faydalıdır.</span></p>
<p><span style="font-size: medium;">Enes (r.a.), Rasulullah (s.a.)&#8217;ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: &#8220;Şüphesiz iman, sabit ve yere çakılmış bir ağaca benzer: İman, bu ağacın gövdesi, namaz kökü, zekât tepesi, oruç dalları, Allah yolunda eziyet çekmek bitkisi, güzel ahlâk yaprakları ve Allah&#8217;ın haramlardan el çekmek ise onun mey-vesidir.&#8221; En doğru görüşe göre, &#8220;Hurma ağacı&#8221;dır.</span></p>
<p><span style="font-size: medium;">el-Gaznevi ve Taberânî İbn Ömer (r.a.)&#8217;den Rasulullah (s.a.)&#8217;ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: &#8220;Mümin, hurma ağacı gibidir. O ağacın her şeyinden istifade edilir.&#8221;</span></p>
<p><span style="font-size: medium;"><strong>2-</strong> Misaller ve benzetmeler, özellikle de akledilenlerin, hissedilip idrak edilenlere benzetildiği teşbihler, hatırlama, öğüt ve ibret alma, anlatma, duyulan ve vicdanlan harekete geçirme ve dikkatleri bu misallerde yoğunlaştırma hususunda daha tesirlidirler.</span></p>
<p><span style="font-size: medium;"><strong>3-</strong> Küfür sözü olan çirkin sözün sabit ve devamlı olması mümkün değildir. Hiçbir yaran yoktur. Ne makbul bir delile ne de sahih bir burhana dayanır. &#8220;Kötü Ağaç&#8221; en doğru görüşe göre &#8220;Ebû Cehil karpuzu&#8221;dur. Enes (r.a.)&#8217;in rivayet ettiği hadis, daha önce zikredilmişti. İbn Abbâs (r.a.), Mücâhid ve diğer alimler de bu görüştedir.</span></p>
<p><span style="font-size: medium;">Aynı şekilde kâfirin de ne bir delili, ne sebatı, ne de bir hayn vardır. Yap-tıklanna mesnet teşkil edecek bir esâsa sahip değildir.</span></p>
<p><span style="font-size: medium;"><strong>4-</strong> Ayetin gayesi insanlan imana davet edip, şirki reddetmektir.</span></p>
<p><span style="font-size: medium;"><strong>5-</strong> Allah, müminleri dünyada hak ve iman üzere sabit kılar, ondan asla gerilemezler. Kabirde de onları sebat ettiren doğruyu ve imanı telaffuz et­melerini ilham eder. Çünkü tekrar diriltilene kadar ölüler hâlâ dünyadadırlar.</span></p>
<p><span style="font-size: medium;">Aynı şekilde ahirette hesap esnasında da onlara doğruyu ilham eder.</span></p>
<p><span style="font-size: medium;"><strong>6-</strong> Allah, dünyada küfürleri sebebiyle saptıkları gibi kabirde de kâfirlerin delillerini hükümsüz kılar. Onlara hak sözü telkin etmez. Mezarlarında onlar sorguya çekildiklerinde &#8220;Bilmiyoruz.&#8221; derler. Melek de onlara &#8220;Bilmez olasıcalar.&#8221; diye beddua eder. Ve o anda -gelen rivayetlere göre- gürzlerle (başı eğik demir çubuklarla) dövülürler.</span></p>
<p><span style="font-size: medium;"><strong>7-</strong></span> <span style="font-size: medium;">Allah dilediklerine azab eder dilediklerini saptırır. Denilmiştir ki: &#8220;Bu ayetin nüzul sebebi Rasulullah (s.a.)&#8217;tan rivayet edilen şu hadisedir: O, münker ve nekîr meleklerinin sorgusunu ve ölünün verdiği cevapları anlatırken Ömer (r.a.) &#8216;Yâ Rasulallah O zaman aklım başımda mı olacak?&#8217; diye sordu. Rasulul­lah (s.a.) &#8216;Evet&#8217; deyince Ömer (r.a.) &#8216;O halde bu bana yeter&#8217; dedi. Bunun üzerine Allah Tealâ, &#8216;Allah, müminleri sağlam bir söz üzerinde tutar.&#8217; ayetini indirdi.&#8221;</span> <a name="_ftnref44" href="#_ftn44"><span style="font-size: medium;">[44]</span></a></p>
<p><span style="font-size: medium;"><a name="_ftn39" href="#_ftnref39">[39]</a> Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü’l-Münir, Risale Yayınları: 7/202.</span></p>
<div id="ftn40">
<p><a name="_ftn40" href="#_ftnref40"><span style="font-size: medium;">[40]</span></a> <span style="font-size: medium;">Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü’l-Münir, Risale 	Yayınları: 7/202-203.</span></p>
</div>
<div id="ftn41">
<p><a name="_ftn41" href="#_ftnref41"><span style="font-size: medium;">[41]</span></a> <span style="font-size: medium;">Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü’l-Münir, Risale 	Yayınları: 7/203.</span></p>
</div>
<div id="ftn42">
<p><a name="_ftn42" href="#_ftnref42"><span style="font-size: medium;">[42]</span></a> <span style="font-size: medium;">Razî, XIX/122.</span></p>
</div>
<div id="Bölüm3">
<p><a name="ftn43"></a><a name="_ftn43" href="#_ftnref43"><span style="font-size: medium;">[43]</span></a> <span style="font-size: medium;">Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü’l-Münir, Risale 	Yayınları: 7/203-206.</span></p>
</div>
<div id="Bölüm4">
<p><a name="ftn44"></a><a name="_ftn44" href="#_ftnref44"><span style="font-size: medium;">[44]</span></a> <span style="font-size: medium;">Vehbe Zuhayli, et-Tefsirü’l-Münir, Risale 	Yayınları: 7/206-207.</span></p>
</div>
<p><span style="font-size: medium;">(Et-Tefsirü’l-Münir)</span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: medium;">24. Görmedin mi Allah nasıl bir örnekleme yaptı. Güzel söz, kökü (yerde) sabit, dalları gökte olan güzel bir ağaca benzer.</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: medium;">O ağaç, Rabb&#8217;inin izniyle yemişlerini her zaman ve­rir. Allah, insanlara böyle örnekler verir ki, düşünebil­sinler.</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: medium;">Çirkin bir söz de, gövdesi toprağın üstünde destek bulamamış bir ağaca benzer.</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: medium;">Allah, sağlam sözle iman edenleri hem dünya haya­tında hem de âhirette sapasağlam tutar. Zâlimleri ise saptırır. Allah dilediğini yapar.</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: medium;">Yüce Allah güzel söz ile çirkin sözü ağaca benzeterek anlatmakta­dır. Şimdi âyetlerin açıklamasını yaparak neticelere varabiliriz:</span></span></p>
<p><span style="font-size: medium;"><span style="color: #000000;"><strong>1.</strong></span><span style="color: #000000;"> &#8220;Güzel söz, kökü yerde, dallan gökte olan güzel bir ağaca benzer.&#8221; Âyette geçen hJk ke­lime</span><span style="color: #000000;"><strong>, </strong></span><span style="color: #000000;">&#8220;söz, düşünce, dava, kelime-i tevhîd, bilgi&#8221; anlamına gelmektedir.</span></span></p>
<h3><a name="_Toc96241317"></a> <span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: medium;">Kelime Kelimesinin Kur&#8217;ân&#8217;daki Manaları:</span></span></h3>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: medium;"><strong>1) Tevhîd inancı</strong></span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: medium;">Âl-i İmrân 64&#8242;de bütün ilâhî dinlerin buluşması gereken müşterek nokta belirlenirken kelimeye yer verilmekte ve bunun &#8220;tevhîd inancı&#8221; anlamına geldiği ortaya çıkmaktadır.</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: medium;">&#8220;De ki: Ey kitap ehli, sizin ve bizim aramızda müşterek olan şu kelimeye gelin.&#8221; İşte bu müşterek ke­lime<strong>, </strong>&#8220;tevhîd inancı&#8221; olmaktadır. Âyetin devamı, şirki ortadan kaldıran ifadelerle örülüdür.</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: medium;"><strong>2) Vaad</strong></span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: medium;">&#8220;Rabb&#8217;inin kelimesi (vaadi), doğruluk ve a-</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: medium;">dâlet bakımından tamamlanmıştır&#8221; (En&#8217;âm 6/115). Tabii ki buradaki ke­lime (vaad), &#8220;verilen söz&#8221; anlamına gelmektedir.</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: medium;"><strong>3) Dava</strong></span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: medium;">&#8220;Kâfirlerin kelimesini (dava­sını) bütünüyle yere düşürdü. Allah&#8217;ın kelimesi (davası) ise üstün ve yü-</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: medium;">ce kaldı&#8221; (Tevbe 9/40). Âyetin içeriğine bakıldığında buradaki kelimeye bu manayı vermek doğru olacaktır.</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: medium;"><strong>4) Karar</strong></span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: medium;">&#8220;Şayet Rabb&#8217;inin katında önceden belirlenmiş bir kelime (karar) olmasaydı, düştükleri bütün ayrı­lıklar çözümlenmiş olurdu&#8221; (Yûnus 10/19). Âyetteki ilgili kelime &#8220;Al­lah&#8217;ın kararı&#8221; anlamını ifade etmektedir.</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: medium;"><strong>5) Söz</strong></span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: medium;">&#8220;Ve bunu, daha sonra gelenler ara­sında yaşamaya devam eden bir söz olarak söyledi ki insanlar düşünsün­ler&#8221; (Zuhruf 43/28).</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: medium;"><strong>6) Hz. îsâ</strong></span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: medium;">&#8220;Melekler demişlerdi ki: Ey Meryem! Allah sana kendisinden bir kelimeyi müjdeliyor&#8221; (Âl-i İmrân 3/45). Buradaki kelime de Hz. îsâ&#8217;dır. Aynı şekilde Âl-i İmrân 39&#8242;da da Hz. Yahya kelime olarak isimlendirilmektedir.</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: medium;">Kelimenin çoğul ve yüklem kalıbının manalarını burada detaylan-dırmak istemediğimiz için konuya dönmek istiyoruz.</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: medium;">Yüce Allah İbrahim 24&#8242;de, yani yorumunu yapmakta olduğumuz âyette kelimeye bir de &#8220;güzel, temiz, hoş&#8221; anlamına gelen tayyib sıfatını eklemiştir.</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: medium;">Kelimeyi hangi anlama alırsak, tayyib kelimesine de ona uygun bir mana vermemiz gerekiyor.</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: medium;">Kelimeye &#8220;söz&#8221; dersek, tayyibe kelimesine de &#8220;temiz, doğru, sağlam ve faydalı&#8221; anlamını verebiliriz. Her ikisine birden &#8220;bereketli söz&#8221; de denebilir. Ama âyetin devamında ağaç, kök ve dallar gibi keli­meler geçince, &#8220;sağlam, faydalı ve bereketli, yani verimli&#8221; manaları daha uygun düşmektedir. &#8220;Dava&#8221; manasını kelimeye verince, tayyibe de &#8220;sağlamlık, yücelik&#8221; anlamını vermemiz gerekiyor. O zaman sağlam ve yüce olan davayı Yüce Allah ağaca benzetmiş olmaktadır. Kelimeye &#8220;bilgi&#8221; dersek, tayyibe de &#8220;doğru ve faydalı&#8221; manasını verebiliriz.</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: medium;">Ama buradaki kelime ve tayyib kelimelerine giydireceğimiz mana İbrahim 22&#8242;ye göre olacaksa, kelimeye &#8220;Allah&#8217;ın vaadi&#8221;; tayyibe de &#8220;hak&#8221; yani &#8220;gerçek&#8221; anlamını verebiliriz. kelime-i tayyibe ifadesi va&#8217;de&#8217;1-hak olarak manalandırılabilir. Bu mananın uzak olduğunu söylemek doğru değildir.</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: medium;">Yüce Allah temiz düşünceyi, sağlam davayı, faydalı ve bereketli bilgiyi ya da tevhîd inancını ifade eden sözü ağaca benzetmektedir. Bu ağaç kökü yerde, dallan gökte olan güzel, sağlam, bereketli bir ağaçtır. Ağacın kökleri yerde, yani yerin içinde olunca sağlam olmaktadır. Şid­detli rüzgarlar bile onu kökleri ile söküp atamaz. Tevhîd kelimesinin kökleri de insanın gönlündedir. Şeytanın, nefsin ve sahte felsefelerin onu söküp yıkması mümkün değildir. Eğer Allah&#8217;ın gerçek olan vaadini bu ağaca benzetirsek, hak olan sözün yerde kalması mümkün değildir. &#8220;Gü­zel kelimeyi&#8221; &#8220;dava&#8221; anlamına alırsak, Allah&#8217;ın davasının kökleri yerin derinliklerinde, dalları da yücelere ulaşmaktadır diyebiliriz.</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: medium;">Doğru, verimli ve faydalı olan sözün, bilginin verimli ve sağlam bir ağaç gibi kökleri ilâhî vahyde, dalları da göklerde, yani yücelerde olmalıdır. Bu benzetmenin devamı şöyledir:</span></span></p>
<p><span style="font-size: medium;"><span style="color: #000000;"><strong>2.</strong></span><span style="color: #000000;"> &#8220;O ağaç, Rabb&#8217;inin izniyle yemişlerini her zaman verir.&#8221; Köklerinin yerde, dallarının gökte olmasının yanında bu ağacın, meyvelerini de Allah&#8217;ın izni ile her zaman verme özelliği var­dır. Bu âyette &#8220;ağacın Rabb&#8217;i&#8221; ifadesi yer almaktadır. Burada Allah ile ağacın ilişkisi gündeme getirilmekte, ağacın meyvesini Yüce Allah&#8217;ın izni ile verdiğine işaret edilmektedir. Demek ki, Allah&#8217;ın izni olmadan ağaç bile meyvesini veremez. Ama temiz sözler her an Allah&#8217;ın izni ile meyvesini veren ağaç gibi bereketli ve faydalıdırlar.</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: medium;">Burada şu soruyu sorabiliriz: Yüce Allah&#8217;ın, bu benzetme ile misal vermesinin amacı nedir?</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: medium;">Yorumunu yapmakta olduğumuz İbrahim 25&#8242;in sonunda bu soru cevaplandırılmaktadır. &#8220;Allah, insan-lara böyle örnekler verir ki, düşünebilsinler.&#8221; Demek ki, bu örneğin ana amacı yetezekkerûndur. Bu kelime &#8220;hem düşünmek hem de öğüt almak&#8221; anlamı taşıdığından &#8220;düşünüp öğüt almak&#8221; şeklinde de manalandırılabilir.</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: medium;">Şimdi bu âyetleri hayatımıza uyarladığımızda şu neticeyi çıkartıyo­ruz: Öğretimde öğrencilere temiz, doğru, verimli ve faydalı bilgiler öğre­tilmelidir. Eğitimde de sağlam, temiz ve doğru değerler aşılanmalı ve yaşatılmalı, öğrencilere doğru ve iyi davranışlar kazandırılmalıdır. Onla­rın gönüllerine kök salacak ama, onları göklere çıkar gibi yüceltecek bilgi ve değerler ekilmelidir.</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: medium;">Ekilen bu bilgiler onların beyinlerinde düşünceye; gönüllerinde de öğüde dönüşmelidir. O bilgi ve değerlerin sentezinden yeni düşünceler üretmelidirler. Ama o düşüncelerin kökü beyin ve gönüllerde olduğu halde yemişlerini yücelerde vermelidirler.</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: medium;">Eğitim bu amacına ulaştığında, insanlığa çok büyük bir hizmet sunmuş olacak ve onlara mutluluk getirecektir. Madem ki Yüce Allah insanları düşünebilmeleri için eğitimini yapıyor, din ve genel eğitim de aynı amacı önüne koymalıdır.</span></span></p>
<p><span style="font-size: medium;"><span style="color: #000000;"><strong>3. </strong></span><span style="color: #000000;">Çirkin bir söz de, gövdesi toprağın üstünde destek bulamamış bir ağaca benzer.&#8221;</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: medium;">Yüce Allah tayyibe kelimesinin karşıtı olarak iLui- habîse kelimesine yer vermiştir. Tayyibe &#8220;güzel&#8221; dersek, habîse &#8220;çirkin&#8221;; tayyibe &#8220;temiz&#8221; dersek, habîse &#8220;pis&#8221;; tayyibe &#8220;verimli, faydalı&#8221; dersek, habîse &#8220;verimsiz, zararlı&#8221; dememiz gerekiyor.</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: medium;">Demek ki, &#8220;kötü, çirkin, verimsiz, faydasız ve doğru olmayan söz­ler, davalar, düşünceler, bilgiler&#8221;, &#8220;kökü olmayan ve o nedenle ayakta duramayan ağac&#8221;a benzemektedir. Böyle bilgilere sahip olan nesiller de köksüz olduğu için meyve de veremez, başkalarının etkisinde kalıp he­men yıkılırlar.</span></span></p>
<p><span style="font-size: medium;"><span style="color: #000000;"><strong>4. </strong></span><span style="color: #000000;">Allah, sağlam sözle iman edenleri hem dünya hayatında hem de âhirette sapasağlam tutar. Zâlimleri ise saptırır. Allah dilediğini yapar.&#8221;</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: medium;"><strong>a) </strong></span></span><span style="color: #000000;"><span style="font-size: medium;">&#8220;Sağlam sözle iman etmek&#8221; ifadesini &#8220;kelime-i tevhîd&#8221; olarak manalandırmak doğru olandır. O zaman 24. âyette geçen &#8220;temiz kelime&#8221;, &#8220;kelime-i tevhîd&#8221;i, yani tek tanrı inancını ifade etmektedir. İşte bu âyette, Yüce Allah&#8217;ın, &#8220;tek tanrı&#8221; olduğunu itiraf edip kalbi ile tasdik edenler kasdedilmektedir. Bu iman tarzının kökleri gönülde, yemişleri de ağız­dan çıkmaktadır.</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: medium;"><strong>b) </strong></span></span><span style="color: #000000;"><span style="font-size: medium;">Sağlam sözden kasıt genel anlamda &#8220;tevhîd&#8221; de olabilir.</span></span></p>
<p><span style="font-size: medium;"><span style="color: #000000;"><strong>i.</strong></span><span style="color: #000000;"> &#8220;Gevşeklik göstermeyin, ü-züntüye kapılmayın. Eğer inanıyorsanız, üstün gelecek olan sizsiniz&#8221; (Âl-İİmrân 3/139).</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: medium;">Gevşememek, üzülmemek, korkmamak ve üstün olmak dünya ha­yatında sağlam kalmanın en büyük delilidir. Gerçek imana sahip olanlar üstündürler. Onların üstün olacağının fermanını bu âyetle Yüce Allah vermektedir.</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: medium;">Bu imana sahip olan toplumların, siyasetleri, ekonomileri, nesilleri ve kültürleri konusunda hiç endişe, korku ve üzüntüleri olmayacaktır. Dünya toplumları arasında hayatın her dalında üstün olanların gelecek için endişe ve korkuları olmaz.</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: medium;">Aynı şekilde bunların âhirette de korku ve üzüntüleri olmayacaktır (Bakara 2/62).</span></span></p>
<p><span style="font-size: medium;"><span style="color: #000000;"><strong>ii. </strong></span><span style="color: #000000;">&#8220;Onlardan gücünün yettiği kimseleri davetinle şaşırt; süvarilerinle, yayalarında onları yaygaraya boğ; mallarına ve evlatlarına ortak ol; kendilerine vaadlerde bulun. Şeytan insanlara aldatmaktan başka bir şey vadetmez. Şurası muhakkak ki, benim kullarım üzerinde senin hiçbir ağırlığın olmayacaktır. Koruyucu olarak Rabb&#8217;in yeter&#8221; (İsrâ 17/64-65).</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: medium;">Bu âyetlerden anlıyoruz ki, şeytan insanı doğru yoldan çıkarmak için bütün ordu ve vesvese silahlarını kullanmaktadır. O, bu silahlan&#8221;</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: medium;">kullanırken sahte vaadini de öne sürmektedir. Yüce Allah, kendisine kul olan, O&#8217;nu birleyip O&#8217;nun emirlerini yerine getiren kullarını şeytana kar­şı koruyacak ve onun üstünlüğünü yok edecektir.</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: medium;">İşte dünya hayatında şeytana karşı imanını sağlam tutma budur. Bu şekilde dünyada sağlam kalan da âhirette sağlam kalacaktır.</span></span></p>
<p><span style="font-size: medium;"><span style="color: #000000;"><strong>iii. </strong></span><span style="color: #000000;">&#8220;Allah yolunda öldürülenlere gelince, Allah onların yaptıklarını boşa çıkarmaz. Allah onları muratları­na erdirecek. Gönüllerini şadedecek ve onları kendilerine tanıttığı cenne­te sokacak. Ey iman edenler! Eğer siz Allah&#8217;a yardım ederseniz, O da size yardım eder, ayaklarınızı sağlam tutar&#8221; (Muhammed 47/4-7).</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: medium;">Muradına erdirmek, gönüllerini şâdetmek, cenneti vermek ve a-dımlarını sağlam bastırmak yukarıdaki sorunun cevabı olmaktadır.</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: medium;">Genelde dünya hayatında Yüce Allah bu insanların, adım attıkları alanda sağlam basmalarını temin edecektir. Bu adım, siyasette, ekonomi­de, eğitimde ve ilim alanlarında olabilir. İleriye adım atıldığında Yüce Allah onu sağlamlaştıracaktır.</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: medium;">Dünya hayatında her attığı adımı sağlam atan, teşebbüs ettiği her faaliyetten insanlık için fayda çıkaran insanlar Allah&#8217;ın desteğine sahip­tirler. İşte bütün bunlar, gönüldeki sağlam imanın getirilen olmaktadır. Düşünen beyin ile sağlam imana sahip olan gönül bir araya gelince, dün­ya ve âhiret hayatı Allah tarafından sağlamlaştırmaktadır.</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: medium;">Bundan anlıyoruz ki, din eğitimi Yüce Allah&#8217;ın lütfunu, yardımını, desteğini yeryüzüne indirebilecek beyin ve gönülleri hazırlamalıdır. Bu alt yapı olmadan ilâhî lütuf gelmez. İnsanın sağlam imanı Arş-ı A&#8217;lâ&#8217;ya çıkma kudretine sahiptir.</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: medium;">Şeytanın sahte ve yalan sözünün peşine takılan insanların, beyin ve gönüllerinden zorları vardır. İşte bu insanları Yüce Allah zâlim ilan et­mektedir. Çünkü onlar beyin ve gönüllerinin haklarını vermeyip bu hak­ları gaspediyorlar. &#8220;Allah ise zâlimleri saptırır.&#8221; Yani bu ifade, &#8220;Allah, beyni ve gönlü sapan insanların sapkınlığını tescil eder&#8221; anlamındadır. Kul sapmadan Allah onu saptırmaz. Nasıl gönlünde sağ­lam iman olanı sağlamlaştırıyorsa, gönlünü saptıranı da saptırıyor.</span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: medium;">Diğer taraftan şu gerçek de bilinmelidir: &#8220;Allah dilediğini yapar.&#8221; Yüce Allah&#8217;ı ne yapacağı konusunda yönlendirecek bir güç yoktur; O, dilediğini yapacak sonsuz güce sahiptir. Zaten O, her an dilemekte, her an yapmakta, her an bir iştedir. O&#8217;nun için dinlenmek, yorulmak ve bıkmak diye bir şey söz konusu değildir. Ama onun en çok dikkate aldığı değer, insan beyni ve gönlünde olanlardır.<a name="_ftnref18" href="#_ftn18"></a></span></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><span style="font-size: medium;"><a name="_ftnref18" href="#_ftn18">[18]</a></span></span><span style="font-size: medium;"> Bayraktar Bayraklı, Yeni Bir Anlayışın Işığında Kur’an Tefsiri, Bayraklı Yayınları: 10/216-223.</span></p>
<p><span style="font-size: medium;">(Yeni Bir Anlayışın Işığında Kur’an Tefsiri)</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kainatamektup.com/index.php/2011/11/sonsuza-kalacak-bir-soz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cizre&#8217;de Bayram Sabahı</title>
		<link>http://kainatamektup.com/index.php/2011/11/cizrede-bayram-sabahi/</link>
		<comments>http://kainatamektup.com/index.php/2011/11/cizrede-bayram-sabahi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 06 Nov 2011 15:18:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EDİTÖR</dc:creator>
				<category><![CDATA[BİZ]]></category>
		<category><![CDATA[Cizre]]></category>
		<category><![CDATA[KAİNATTAN HABER]]></category>
		<category><![CDATA[MEDENİYET]]></category>
		<category><![CDATA[CİHAD MERİÇ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kainatamektup.com/?p=2930</guid>
		<description><![CDATA[Bayram namazını Ulu Cami&#8217;de kıldık. ardından Nuh Peygamber makamından başta önderimiz, sevgilimiz Hazreti Muhammed (sa) olmak üzere tüm peygamberlere selam...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="https://p.twimg.com/AY5g0HPCAAA67pB.jpg:large" alt="" />Bayram namazını Ulu Cami&#8217;de kıldık.<br />
ardından Nuh Peygamber makamından başta önderimiz, sevgilimiz Hazreti Muhammed (sa) olmak üzere tüm peygamberlere selam eyledik.<br />
Ardından Ahmed-el Cezeri makamına geçtik ve onun huzurundan tüm ilim ve hikmet ehline selam eyledik.<br />
Nuh Nebi Hazretleri&#8217;nin misafirleri kadiri Şeyhlerine selam edip tüm gönül erlerine selam gönderdik.<br />
Aynı külliye içine sırlanmış, bilim ve hikmet ehli, ilk robot teknolojisinin mucidi İsmail Ebul-iz el Cezeri&#8217;ye selam verip, bugüne kadar insanlığın hayrı için taş taş üstüne koyan tüm alimlere selam verdik.<br />
Cizre mezarlığından başta babamız, dedelerimiz, ninelerimiz olmak üzere tüm ailemiz, dostların aileleri ve tüm mümin ve müminelerin ruhlarına selam ve fatiha gönderdik.<br />
Sonra küçükler bizi, biz büyükleri aradık; aramaya ve aranmaya devam ediyoruz.<br />
Elhamdulillah.<br />
<a href="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2009/07/seyyah.jpg"><img src="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2009/07/seyyah.jpg" alt="" title="seyyah" width="640" height="250" class="alignright size-full wp-image-2517" /></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kainatamektup.com/index.php/2011/11/cizrede-bayram-sabahi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İYİ ADAMLAR ve HABERLER AJANSI</title>
		<link>http://kainatamektup.com/index.php/2011/10/iyi-adamlar-ve-haberler-ajansi/</link>
		<comments>http://kainatamektup.com/index.php/2011/10/iyi-adamlar-ve-haberler-ajansi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 26 Oct 2011 13:12:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EDİTÖR</dc:creator>
				<category><![CDATA[AHİLİK]]></category>
		<category><![CDATA[BİZ]]></category>
		<category><![CDATA[DÜNYA]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCE]]></category>
		<category><![CDATA[HABER]]></category>
		<category><![CDATA[İYİ ADAMLAR]]></category>
		<category><![CDATA[İyi Adamlar Defteri]]></category>
		<category><![CDATA[MEDENİYET]]></category>
		<category><![CDATA[MUHABBET]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kainatamektup.com/?p=2919</guid>
		<description><![CDATA[Haber olmaya değer görülmeyen güzellikler, size selam, biliyorsunuz ki sizi gören var. Bu cümle ile iyi haberlere kapı açmak adına...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Haber olmaya değer görülmeyen güzellikler, size selam, biliyorsunuz ki sizi gören var. Bu cümle ile iyi haberlere kapı açmak adına bu yazıyı kaleme alıyorum.</p>
<p>Malum olduğu üzere modern medyanın hali için: sadece bağır-saklar çalışıyor, temiz kalp dolaşımı sıfır diyebiliriz. cümlesi uygundur.</p>
<p>Aslında siteyi bir süre tatil edecektim. Site girişleri hiç umut verici değil, sözümüz bu alemde yeterince yankı bulmuyor. Eskiden arama yoluyla arşiv çalışırdı şimdi o rakamlarda düştü. Demek ki eskiye de rağbet yok. Peki diyeceksin neden kapatmadın. İşte sen değerli biricik okuyucum bir tek senin için.</p>
<p><strong>ÜMMET BİLİNCİ</strong><br />
aklı ve kalbi batıda olanların ufuk çizgileri de batıdadır. bu insanların islam birliğini ağızlarına almaları doğru değildir.<br />
hem abci hem abdci hem natocu hemde islam birlikçisi olunmaz. (bu aralar yeni trend bu galiba!)<br />
önce durman gereken yeri gör ve safını seç.</p>
<p>Eğitim sistemimizin (çevre &#8220;medya, arkadaş vb.&#8221; eğitiminide katabiliriz.) bir sonucu olarak kalbimiz ve aklımız batı fikriyatı ile dolu olduğu için doğulu gibi düşünme imkanımız sınırlı.<br />
ey insan! önce aklını ve kalbini temizle.</p>
<p>vicdan ve adalet sahibi ol zalim ile asla poz verme.</p>
<p>öfkenin doruğunda bile adaletten ayrılmayanlara selam olsun.<br />
evet öfkeyi büyüttüğün oranda adaletini de büyüt</p>
<p>cemaat, tarikat, cemiyet doğuya yakışıyor.<br />
bu ülkemizin doğusu için söylenmiştir.<br />
bu konuyu anlatmak için uzun bir yazı gerekir.</p>
<p><strong>DÜNYA GÜNCEL</strong><br />
<strong>TUNUS</strong><br />
Raşid Gannuşi liderliğindeki nahda hareketi Tunus&#8217;taki seçimleri kazandı.<br />
Harekete gönül verenleri tebrik ediyoruz.<br />
Ayrıca yaşından dolayı aday olmayarak gençlere yol veren sayın Gannuşi özel bir tebriği de hak ediyor.</p>
<p>Sayın Raşid Gunnuşi&#8217;ye acizane bir tavsiye, sakın akp&#8217;yi örnek alma, eski mücadele çizgini sürdür.</p>
<p>Tunus&#8217;un bir şansı stratejik ve jeopolitik öneminin libya, mısır kadar önemli olmaması (Petrol olmaması bir şans.). Belki diğer ülkelere göre biraz daha rahat bu çetin süreci atlatır.</p>
<p>Tüm baharların halkın baharı olmasını temenni ediyoruz; sakın ha safı bozup araya kaynak yaptırmayın.</p>
<p><strong>MORO</strong><br />
Moro&#8217;lu müslümanların Allah yardımcısı olsun. </p>
<p>haber kaynaklarına göre<br />
son zamanlarında artan çatışmalar nedeniyle işgal altındaki Moro&#8217;dan kaçan insan sayısı 16000&#8242;e ulaştığı söyleniyor.<br />
<strong>TÜRKİYE GÜNCEL</strong><br />
<strong>Van Depremi</strong><br />
Vefat edenlere Rabbimiz rahmet eylesin. Deprem bir kaç saniye; fakat ardındaki yıkım yıllarca devam ediyor. Rabbim kardeşlerimizin yarasını saracak güç ve imkan versin. Vakıf geleneğimiz ihya edilmeli ki bu tarz yaralar daha çabuk sarılsın.</p>
<p>Hayatın içinden tek cümle: İki yastık bir battaniye ile yardım aracına yürüyen amca sana selam olsun.</p>
<p><strong>ETKİNLİK</strong><br />
İki yıldır kış dönemlerinde düzenlenen Konevi Sohbetleri dün akşam yatsı namazını müteakip Konevi Camii yanındaki Konevi Kütüphanesi’nde Prof. Dr. Ali Osman Koçkuzu’nun verdiği dersle başladı. <a href="http://www.memleket.com.tr/news_detail.php?id=117518"tag="blank">kaynak</a><br />
&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;<br />
 Malatya’nın Akçadağ ilçesine bağlı Kürecik köyün kurulma süreci devam eden nato füze kalkanı projesini protesto ediyoruz.</p>
<p><strong>AHİBABAZADE&#8217;NİN NOT DEFTERİ</strong><br />
Geleceğin sistemi ahilik, hollandalı anlamış bizde anlayacağız inşaallah.<br />
&#8220;Van Bommel ahiliğin , cehalete karşı ilmi, tembelliğe karşı çalışmayı, miskinliğe karşı üretmeyi ve ayrılığa karşı da birliği savunduğunu aktardı. Abdulwahid Van Bomme; &#8221; Ahilik insana hizmet, toplumu korumak ve onun gelişip kalkınmasını sağlamak gibi yüce bir mefkurenin eseridir&#8221; dedi.&#8221;<br />
‎&#8221;Geçtiğimiz aylarda Konya Kriterleri adıyla başlattığımız tartışmaların üçüncüsünü oluşturan Ahilik Sempozyumu&#8221; cümlesi ayrıca önemli. konya kriterlerine çoooook ihtiyaç var. <a href="http://www.haberyolcusu.com/kultur-sanat/avrupa-ahilik-gelenegini-tartisti.htm"tag="blank">kaynak</a></p>
<p><strong>Bu maddeler çağın hastalıklarına şifa değil mi?</strong></p>
<p>1 _ Ahinin emeğini değerlendirecek bir işi, özellikle bir sanatı olmalıdır.<br />
2 _Ahi, birkaç iş veya birkaç sanatla değil, yeteneklerine en uygun olan<br />
bir iş veya bir sanatla uğraşmalıdır.<br />
3 _Ahi, doğru olmalı, emeğiyle hak ettiğinden fazlasını kazanma yoluna<br />
sapmamalıdır.<br />
4 _Ahi, işinin veya sanatının geleneksel pirlerinden kendi üstadına<br />
kadar bütün büyüklere, içten bağlanmalı, sanatında ve davranışlarında onları<br />
örnek almalıdır.<br />
5 _Ahi, kazancının geçiminden arta kalanının tümüyle yoksullara ve<br />
işsizlere yardımda bulunmalıdır.<br />
<a href="http://www.turkiyat.selcuk.edu.tr/pdfdergi/s15/demirpolat.pdf"tag="blank">kaynak makale</a><br />
<strong><br />
İyi diyorsunda dostum bugün bu kapital sistemle bu dediklerin olur mu diyenlere bir kaç kısa kelam:</strong><br />
şişman kapital egolar bunu anlayacak kalp ve akıl seviyesine sahip değil. zaten o günde değildi.<br />
zengin ve karaborsacı büyük tüccar o günde ahi teşkilatına alınmıyordu bugünde bu hak yiyerek semirmiş kapital gemi kaptanları alınmaz.<br />
bu öğreti orta halli esnaf için geçerlidir.<br />
ay sonu iki yakasını zar zor bir araya getiren.<br />
bugün kapital sistem altında inim inim inleyen esnaf için geçerlidir, diyebiliriz.</p>
<p>işin ilginç tarafı ülke ve ülke dışı büyük yardımlarında alt yapısı bu esnafın omuzlarındadır.</p>
<p>bu kitleye evinin ihtiyacını zar zor karşılayıp ucundan yardım derdinde olan çalışan kesimi de ekleyelim.</p>
<p>zira ahilik çatısı geniş bir kesimi kucaklıyordu. ahilik deyince sadece esnafı anlamakta haksızlık olur.</p>
<p>bugün etiketi ahi olarak tanımlanmamış olsa da ben böyle insanlar tanıyorum. şükür diyorum. Rabbim sayılarını çoğaltsın. amin.<br />
&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</p>
<p>helalinden evinin geçimini kazanmak için çalışan tüm yiğitlere selam olsun.<br />
helalinden evini geçindirmek için bir iş kapısı açmış tüm esnafa selam olsun.</p>
<p>ahilik şuuruyla elele vererek yeniden çağın hastalıklarını tedavi edebiliriz.<br />
başta Ahi Evran olmak üzere bugüne kadar bu bayrağı taşıyanlara Allah (cc) rahmet eylesin. amin.</p>
<p><strong>MUHABBET DEFTERİ</strong><br />
<strong>soru ilmin yarısıdır, muhabbet tamamı.</strong><br />
cuma namazını 1200 tarihli cizre ulu camisinde kılmak, sekiz yüz yıllık cemaate omuz vermek gibi bir şey.<br />
&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p>güzel insanlardan ve iyi adamlardan nasiplenmeli,<br />
kalbimizde ve aklımızda onlar için yer açmalı.</p>
<p>sır hocayı soran konyalı dostumuz için kurulan cümle.<br />
&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-<br />
Hazreti Nuh&#8217;un adının geçtiği ayetleri cudi dağı&#8217;nın yamacında okumak feyzi doruklara çıkarıyor.<br />
&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-<br />
<strong>Pazar Muhabbetleri</strong><br />
Bu hafta dostlarla gerçekleştirdiğimiz pazar toplantımızda köy ziyareti gerçekleştirdik.</p>
<p>Cizre&#8217;nin şirin köyünden notlar:</p>
<p>ne güzel insanlar var.<br />
ne güzel köy.<br />
ne güzel bahçe.<br />
narı dalından yemek ayrı bir lezzet.<br />
önce sofra kuruldu.<br />
çayı bahçede içtik.<br />
çerezimiz yöre geleneğine uygun olarak, karpuz çekirdeği.</p>
<p>bir güzel adam mis kokan gül uzattı, salavat çek tavsiyesiyle.<br />
eli gül tutanlar hakim olsa hayata, her daim gül uzatsak birbirimize.</p>
<p>gördüğüm kadarıyla nar en güzel cizre&#8217;de yetişiyor.<br />
nar için;<br />
nar gibi olsam<br />
nar gibi yansam<br />
aşkla kalbimin zarı çatlasa,<br />
muhabbetle doysam<br />
nar gibi dizilsek ve kardeşçe sarılsak.<br />
&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;<br />
hey dostum!<br />
burada olacak her şey<br />
Rabbimiz ne diyor:<br />
&#8220;sizin aranızda iyileri seçebilmek için dünyayı yarattım&#8221; diyor.<br />
düşmekte insana yakışıyor, çıkmakta,<br />
kasvette,<br />
aylaklıkta,<br />
çalışmada,<br />
gece ve gündüz gibi.<br />
iki rekat namaz kıl, nehrin kenarında yürü.<br />
dur bir çay iç.<br />
ve tekrar yürü.<br />
tefekkür et ve kendinle yüzleş.<br />
bir sayfa kuran oku<br />
bir sayfa hadis.<br />
şimdi daha iyisin sanırım.<br />
&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-<br />
bu dünyada perdeler kalksa da hiç yorulmasak; ama perdeler kalkmıyor ve kalkmayacak.<br />
En azından Rabbimiz basiretimizi açsın da kenarlardan sızan hakikat pırıltılarını görelim.<br />
Elhamdulillah.</p>
<p>Bana o pırıltıları gösteren bir velim/dostum var uzaklarda&#8230;<br />
konya&#8217;dan kiminle görüşsem o dostu görünce benim içinde sarıl diyorum. şükür.</p>
<p><strong>İYİ ADAMLAR DEFTERİ</strong><br />
diyanetin sayfasından bir aylık bulunduğun şehrinin namaz vakitlerini alıyorsun.<br />
sonra excel sayfasına yapıştırıyorsun.<br />
bir sayfaya sığacak şekilde genişletiyorsun.<br />
işte bir aylık namazlı plan çizelgesi oluşuyor.</p>
<p>kenarına çevrendeki iyi adamların isimlerini yazıyorsun, aradıkça kendine iki dünya için artı yazabilirsin.<br />
&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;-<br />
Nuri Pakdil&#8217;in en sevdiğim kavramları:<br />
kara siyaset,<br />
kirli mülkiyet.</p>
<p>iki kavram günümüzü de dünümüzü de anlatmaya yeter. Nuri Pakdil sözünü söylemiş, sükutu hak ediyor.<br />
&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;<br />
bu dünyada perdeler kalksa da hiç yorulmasak; ama perdeler kalkmıyor ve kalkmayacak.<br />
En azından Rabbimiz basiretimizi açsın da kenarlardan sızan hakikat pırıltılarını görelim.<br />
Elhamdulillah.</p>
<p>Bana o pırıltıları gösteren bir velim/dostum var uzaklarda&#8230;<br />
konya&#8217;dan kiminle görüşsem o dostu görünce benim içinde sarıl diyorum. şükür.</p>
<p><strong>HAFTANIN DİZİSİ</strong><br />
Büyük Osmanlı Devletinde mutfak çevresinde esnaf yaşantısını yansıtmaya çalışan: <a href="http://tvarsivi.com/player.php?y=20&#038;z=2011-10-18+15%3A30%3A00">yamak ahmet</a> </p>
<p><a href="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2011/03/dosta.jpg"><img src="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2011/03/dosta.jpg" alt="" title="dosta" width="640" height="250" class="alignright size-full wp-image-2456" /></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kainatamektup.com/index.php/2011/10/iyi-adamlar-ve-haberler-ajansi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kendini Lider/Adam Yetiştirmek</title>
		<link>http://kainatamektup.com/index.php/2011/10/kendini-lideradam-yetistirmek/</link>
		<comments>http://kainatamektup.com/index.php/2011/10/kendini-lideradam-yetistirmek/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 22 Oct 2011 14:21:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EDİTÖR</dc:creator>
				<category><![CDATA[ADALET ve EMEK]]></category>
		<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[KÜLLİYE EĞİTİM MODELİ]]></category>
		<category><![CDATA[TEFEKKÜR]]></category>
		<category><![CDATA[CİHAD MERİÇ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kainatamektup.com/?p=2914</guid>
		<description><![CDATA[Hayalini kurduğum ahşap eve benzeyen mimari yapının terasında çayımı içiyorum. Bahçedeki havuzda yapay çağlayanlar var, bu havuzu diğerlerinden ayıran özelliği...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2009/12/gunce.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-2642" title="gunce" src="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2009/12/gunce.jpg" alt="" width="640" height="250" /></a>Hayalini kurduğum ahşap eve benzeyen mimari yapının terasında çayımı içiyorum. Bahçedeki havuzda yapay çağlayanlar var, bu havuzu diğerlerinden ayıran özelliği ortasında üç ney ve bir kamış kalem figürü olması. Ben elime kalemi aldım. Müziği severim; fakat bu konuda yeteneğim yok. Müzik, Beden, Resim hocaların ikramıyla geçtiğim derslerdi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Şimdi düşünüyorum da hangi dersimiz pekiyi idi. Türkçe en sevmediğim dersti. Bu nedenle ilk yazıma ben bile yazabiliyorsam diye başlamıştım. Bugünde Türkçe konusunda iyi olduğumu söyleyemem, dil bilgisi anlamında zorlanarak yazıyorum. Edebi anlamda bir yazar olmak gibi bir derdim de yok; sadece kendi alanımda derdimi anlatacak yetkinliğim olsun yeter. Edebiyat yapmıyoruz, yaşayarak yazıyoruz. Evet hem edebiyat yapıp hem de yaşayarak yazabilseydik daha güzel olurdu, yeteneksiz olduğum bu alanda elimden gelenin en iyisini yapmak için mücadele ediyorum. İnsan önce kendi yetkin olduğu alanları tanımalı ve sonra yetenek sahibi olmadığı ama bir miktar kendini geliştireceği alanları bilmelidir. Eğer muhabbet diye bir ders olsaydı her zaman on numara alırdım. Bende bu özelliğimin üzerine gittim ve mesleki rehberlik alanında çalışmalarımı sürdürüyorum.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu yazı son yılların popüler ve klasik kişisel gelişim yazılarından biri değildir. Başlık böyle bir çağrışım yapabilir. Aslında başlığı kendini ADAM yetiştirmekte koyabilirdim; fakat böyle bir başlık derdimi anlatmaya yetmeyebilirdi. Kişisel gelişim kitaplarını da külliyen atacak değiliz. Gelişim önemlidir, sadece gelişimin süreç olduğu unutulmamalıdır. Hayatın içindeki doğal rehberlik kanalları tıkandığı için bu tarz kitaplar gün geçtikçe daha çok gündeme gelecektir. Ya bu kitaplara teslim olacağız veya yeniden doğal rehberlik kanallarımızı ihya edeceğiz. Bizim en güzel doğal rehberlik kanalımız muhabbettir. Bu yazı karşılıklı muhabbet yapabilelim diye kaleme alınmıştır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“<a href="http://kainatamektup.com/index.php/category/kainata_mektup/kulliye-egitim-modeli/">Külliye Eğitim Modeli</a>” yazımızın devamı niteliğinde bir yazı kaleme almaya çalışacağım. O yazımızda genel olarak ip uçlarını verdiğimiz konuların detaylarına doğru ilerleyeceğiz. Külliye bütünsel bir eğitimin adıdır. O eğitimden geçen adam olur. Adam olan lider olur. Herkesin lider olduğu bir ortamda kim tabi olacak sorusu akla gelebilir. Liderlikte mertebe mertebedir. Herkes mizacının izin verdiği kadar liderdir. Lider kendini iyi tanıdığı için liyakat sahibi kişiye tabi olmasını da bilir. Aslında liderliği “kaliteli bağlılık” olarak tanımlayabiliriz. Son döneme ait okuduğum en kaliteli “Bağlanma” Nuri Pakdil&#8217;in Fethi Gemuhluoğlu için yazdığı eserdir. Bugün işbirlikçi eğitimde gündemde olan değişimli liderlik kavramı sanırım derdimizi daha iyi anlatır. Örnek olarak Mimar Sinan mimarlık alanında liderdi; fakat aynı zamanda Sultan Süleyman&#8217;ı yönetici olarak lideri sayıyordu. Sultana kendi alanında yeri geldiğinde karşı çıkmaktan da çekinmemiştir. Fakat ben liderim diyerek devleti de yönetmeye kalkmamıştır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kendi alanında lider olmuş kişilerin bir kaç alanda eser verdiğini ve ellerinde birkaç meslekleri olduğunu görebiliriz. İyi bir yöneticinin aynı zamanda marangoz ve şair olması bizi şaşırtmamalı. Çocuklarınızı gelecek çağa göre yetiştirin diyen Büyük Önderin ümmetiyiz.Bizler bugün bırakın geleceği, günümüz şartlarına göre bile çocuklarımızı yetiştiremiyoruz. Çocuklar için düşündüğümüz eğitim bütünsel bir yaklaşımdan çok kendi değer yargılarımıza göre öne çıkan bir alanda yetişmesidir. Bugün eğitim hayatımızda öne çıkanlar sadece bazı popüler mesleklerdir ve onlar dışında hiçbir mesleği yeterince önemsemiyoruz. Örnek olarak çiftçi olmasa herkes aç kalır; fakat bir genç çiftçilik yapıyorsa çoğu zaman işsizim diyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ben kendimin farkına vardığımda yirmi üç yaşındaydım. Daha erken kendimi tanısaydım hayat serüvenim en azından yirmi üç yaşına kadar daha kaliteli geçebilirdi. Ne fırsatlar gözümüzün önünden geçti gitti de fark edemedik. Bugün bunları söylemek daha kolay, inanıyorum ki o geçen zaman diliminde hayatım az bir dokunuşla daha zengin olabilirdi. Şimdi bu yazıyı hazırlamam da o günlerin acısına bir merhemdir; çünkü genç bir kardeşim on beşinde hayatın farkına varırsa bana göre fersah fersah yol alabilir. Çevremde bu farkındalığı yakalayıp hayatını dönüştüren çok insan gördüm. Onların nasıl bir dönüşüm geçirdiklerini kelimeler anlatmaya yetmez. En kısa tarifle bir gün önce bir kelime konuşamayacağın adam ile bir gün sonra sabahlara kadar muhabbet edebilirsin, diyebiliriz. Demiştim ya ben muhabbet fedaisiyim. Lise yıllarında Bursa şehrinde gurbette okurken tanımadığım kişiyle saatlerce muhabbet ederdim. Bir gün aradığımı da yine muhabbette buldum. Üniversite okumaya karar vermem doğru rehberlik edilmediği için bana tam yedi yıl kaybettirdi. Bir bakış açısına göre kaybetmiş değilim; çünkü o dönem yaşadıklarım kendi kendime öğrenme yolunu açtı. Fakat her zaman bir kıvılcım gerekir. Karşınızda meal okuyan bir adam, sizi şaşırtacak sorular soran bir adam&#8230; insanoğluna bir vesile şarttır. Hayatıma dokunan radikal bir ilahiyat öğrencisi sorularıyla beni sarstı. Bir tv. programında ramazan akşamları meal okuyan adam benim Furkan ile tanışmama vesile oldu. Sonra gelişim süreci başladı, insan önce la/hayır dediğinde sabırsız oluyor. Rabbim bir gün hayatı/furkanı okumanın üslubunu öğretecek Sır Hocam ile tanışmamı sağladı; hayır, evet ile buluştu hayatın dengesi kuruldu.  Benim bu noktadan yola çıkarak birilerine vesile olmak gibi bir derdim olduğu söylenebilir. Ey! kabuğunu kırmayı bekleyen ben, var gücünle zincirlerine bir yumruk at.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İnsan özü itibariyle doğal bir liderdir. Rabbi onu seçti ve en büyük sorumluluğu üzerine yükledi. Yeryüzünde insanı halife ilan etti. Zaten bu yükü dağlar bile kabul etmemişti. İnsanda imtihanın büyüklüğünü görseydi kabul etmeyebilirdi; fakat ilahi kurgu burada insana seçim şansı bırakmamış. Donanımı incelendiğinde insan özellik bakımından üstün yaratılışını fark eder.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Peki neden lider yetiştirmekte zorlanıyoruz? Belki de sormamız gereken ilk soru lider insan yetiştirmek gibi bir derdimiz var mı? Aslında istediğimiz sadece birilerine veya bize teslim olacak insan modelleri midir? Akıllı ol, tabi ol, soru sorma, itiraz etme, her denileni sorgusuz kabul et&#8230; ve benzeri emirleri sıraladığımızda yetişen kişi hiç bir zaman lider olamayacaktır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bizim edepli sorguculara ihtiyacımız var. Kendini bilen, çevresinin farkında sadece hakikate teslim olmuş, tefekkür edebilen, aklı ve kalbi birlikte çalışan ahlaklı adamlara ihtiyacımız var.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kurtarıcılıktan çok vesileyi kendine şiar edinmiş, toplumsal sorumluluk sahibi adamlara ihtiyacımız var. Sayın Esed&#8217;in mealinde takva kelimesini “sorumluluk bilinci” olarak ifade etmesi anlatmak istediğimizi daha iyi ifade eder. Aslında Rabbimize yakınlığımızda aldığımız sorumlulukla doğru orantılıdır. İdrakimiz artıkça sorumlulukta artar, böylece kendine ve Rabbine bir adım daha yaklaşırsın. Bugün eğitim sistemimizde kişiye kazandırılması gereken en önemli haslet sorumluluk bilincidir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Aşağılamadan eleştiren bilgelere ihtiyacımız var. Ezmeden öğreten; kalpleri ezmeden yukarılara taşıyan, yanlış bir dokunuşla kalbin ritminin bozulacağını bilen kalp ustalarına ihtiyacımız var. Ancak manevi bir terbiye ile kişi kalp ustası olabilir. Kendi kalbinin farkında olmayan birine bu bilinç verilemez. Bir alimin yanında ezilip, büzülüyorsak; ona rahat yaklaşamıyorsak bilgisinden de yeterince istifade edemeyiz.İşte bu noktada insanların sadece akıllarını geliştirmemizin hiç faydası olmadığı hatta bir zaman sonra kontrolsüz aklın zararınında olduğunu görebiliriz. Akıl ve kalp birlikte gelişmeli burada kalpten kast ettiğimiz şeyin et parçası olmadığı anlaşılıyordur. Bugün batının duyuşsal alan olarak tanımlamaya çalıştığı aslında en geniş adıyla manevi eğitim yani kalp eğitimidir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ey Dostum! Lider ol. Bir gruba kuyruk olacak akıl, kalp, ahlak yaşını çoktan geçtin. Dostum nerede hayır varsa orada bulun ancak yapılanın ve yaptığının esiri olma, yeri geldiğinde kendini dışarı çekmesini bil. Sorgulanmayan yer sadece hakikat meclisidir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Dostum arayış son nefeste vuslata ram olur. Sakın ölmeden oldum deme! İnsanın kendini tamamlaması ancak son nefeste olur. Erken davranıp son nefes halini bilmeden kendini farklı yerlerde görme ve görenlere de inanma. Bir adam kendini cennetlik olarak görüyorsa ziyandadır, cehenlemlik olarak görmekte problemdir. İnsan bu iki uç arasında gidip geldiğinin bilicinde olmalıdır. Kısaca iyi ve kötü arasında yoğrula yoğrula temizleniyoruz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İlim oturduğun yerde seni bulmaz. Sen ancak onu ararsan sana aradığın ölçüde nasibin kadar verilir. İnsanın derdi olmalı ki arayışı olsun. Hasta olmayan ilaç veya doktor arar mı? Eskinin güzel adamları bir şey öğreneceklerinde o ilim nerede en kaliteli veriliyorsa arar bulurlarmış. Bu bir zanaatta olabilir bir sanatta veya bunların dışında kalan bir ilimde. Aslında ilim büyük bir yolculuğun adıdır ki buna irfan da denmiştir. İl il dolaşmadan, gönül gönüle dokunmadan, akıl akılla güreşmeden bilginin kazanılması zordur. Günümüzde bilgiye fiziki olarak ulaşmak kolaylaştı; ancak bu bir şey ifade etmiş olsaydı önümüze kitap yüklü merkep benzetmesi çıkırılmazdı. Bugünün akıllı adamları da artık bilgi önemli değil, önemli olan onu kullanacak, kendine faydalı bilgiyi seçecek ve o bilgiyi yeniden üretecek adamdır, diyor. Ortak aklın geldiği ve gittiği nokta amel edilen yani uygulanılan/yaşanılan bilgi faydalıdır, önermesidir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Unutma! Her zaman iyiler kötü, kötülerde iyi olabilir. Açık , şeffaf olmayan örtüler altında iş çevrilen yerde bulunma. Velev ki bu örtü yeşil olsun, isterse üzerine ilahi metin yazılsın. Bil ki insan acizdir, en çok kendisini kandırır. Bir şey aşırı şekilde ağza düşmüşse arkasında gizlenen bir şeyler olabilir. Unutma yaşamak ağızla değil akıl ve kalpledir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Hangi kisvede olursa olsun yalancı ve hırsızla aynı yolda yürüme. Zulmedene yardım etme her zaman mazlumdan yana ol. Fakat unutma bazen mazlum görünen en zalim olabilir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Tövbe eden, kalbinin ve nefsinin ıslahı için dua eden, kurutulmuş et yiyen, peygamberlikten öncede emin olan bir Önderin olduğunu unutma. Sadece rıza için hayır yolunda koşturmayı dene, yapabilirsen huzur bulabilirsin.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sonuç olarak kendini lider yetiştirmek; kendini gerçekleştirmek için çalışmak veya insanı kamil olma yolunda yürümektir, diyebiliriz. Sahih kaynaklardan ve iyi adamlardan beslenen, derdi olan herkes bu yolu yürüyebilir. Uzun ve zor gözüken; ancak bir anlamda da hem kısa hem de kolay olan bu yolculuk ilk adımla başlar ve mezara atılan son adımla biter. Erişebildiğin son nokta sonsuz yaşamda başlangıç rütben olacaktır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kainatamektup.com/index.php/2011/10/kendini-lideradam-yetistirmek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

