<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>KAİNATA MEKTUP &#187; KİTAP</title>
	<atom:link href="http://kainatamektup.com/index.php/category/kitap/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://kainatamektup.com</link>
	<description>yenileniyoruz... &#124; &#124; bitmeyen bir aşk yürüyüşü...</description>
	<lastBuildDate>Thu, 29 Jul 2010 09:40:51 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8.6</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>&#8216;İsyan Etmek ya da Etmemek&#8217;: Bütün Mesele Bu</title>
		<link>http://kainatamektup.com/index.php/2010/06/isyan-etmek-ya-da-etmemek-butun-mesele-bu/</link>
		<comments>http://kainatamektup.com/index.php/2010/06/isyan-etmek-ya-da-etmemek-butun-mesele-bu/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 25 Jun 2010 06:59:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EDİTÖR</dc:creator>
				<category><![CDATA[KİTAP]]></category>
		<category><![CDATA[Nurettin Topçu]]></category>
		<category><![CDATA[fikir]]></category>
		<category><![CDATA[SALİH FURKAN]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kainatamektup.com/?p=1543</guid>
		<description><![CDATA[SALİH FURKAN
Topçu idealinde yıkılmış bir medeniyetin önünde gözyaşı dökmek ve geçmişe hasretle kendi üzerine katlanmak yoktu. Onun aklında, tüm insanı ve toplumuyla âleme açılarak bir “iman hareketi” ve hamlesi ile yepyeni bir dünya kurma ideali vardı. (1) Bir davanın savunucusuysanız azık olarak almanız gerekenler, insan, tabiat ve iktisattır. Topçu hayalci değildi. Bu üç şeye bakarak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>SALİH FURKAN<img class="alignright size-full wp-image-1544" title="2_isyan" src="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2010/06/2_isyan.jpg" alt="2_isyan" width="300" height="289" /></p>
<p>Topçu idealinde yıkılmış bir medeniyetin önünde gözyaşı dökmek ve geçmişe hasretle kendi üzerine katlanmak yoktu. Onun aklında, tüm insanı ve toplumuyla âleme açılarak bir “iman hareketi” ve hamlesi ile yepyeni bir dünya kurma ideali vardı. (1) Bir davanın savunucusuysanız azık olarak almanız gerekenler, insan, tabiat ve iktisattır. Topçu hayalci değildi. Bu üç şeye bakarak ondaki realiteyi ve ciddiyeti anlayabilirsiniz.</p>
<p>Düşünce ve inanç harekettir. Bilgi harekettir. Çünkü öznenin objeye aktif katılımı ve onu kendisine mal etmesi anlamında açığa çıkan şey harekettir. Hareket olmadan değişim olmaz. (2) Hareketten doğacak olan değişimi kontrol altına alanlar öncelikle kendisinden başlayarak, iktidara muktedir olurlar. İman hareketi nasıl ki, nefsi kontrol altına alıp şeytanı devre dışı bırakan muhlis tavrı açığa çıkarıyorsa, dizginlenebilen toplum kontrolü de dünyayı yönetmeye aday olur.</p>
<p>Topçu, özünde iki tür isyandan dem vurur: ilki, Allahsız ferdiyetçilik anlamındaki Stirner’in anarşizmi, Rousseau’nun toplum kaynaklı her şeyi inkâr eden hastalıklı ferdiyetçiliği ve Schopenhauer’ın nihilizmde son bulan kötümser iradeciliğidir. İkincisi deist bir tavrı ortaya koyar: Allah’ın insandaki hareketi. Kısacası mutasavvıf şahsıyla söylersek; Hallac-ı Mansur’un “ene-l Hak” teması. Topçu’nun hareketi sonuca yöneliktir. Hareketin gayesi zevk, fayda gibi geçici hevesler değildir. Hareket insanı mükemmele ulaştırıcıdır. Kendini mükemmele adayan insan, hareketin temelini oluşturur. Bu kısımda Maslov’un ihtiyaçlar hiyerarşisini göz önüne getirebiliriz. Örnek aldığımız sistem uygulanmıyor ama edebiyatı çokça yapılıyor.</p>
<p>Kamil insan portresi, tüm dinlerde ve ideolojilerde bulunan kadim bir hedeftir. Buda’dan İsa’ya(AS.) Hermes’ten Gandi’ye kadar tarih sayfaları hep bu insanları yazmıştır. Şöyle bir yakın çekim yaptığımızda kâmil insan olmanın diyeti hep ahlaklı isyan olmuştur. Tıpkı güzel olmanın bedelinin namuslu olmaktan geçtiği gibi. Tarih sayfalarındaki, nice erler bedellerini çok ağır ödeyerek yerlerini almışlardır. O zaman soru şu: “Bedel ödemeye hazır mıyız?”</p>
<p>Eğer bir toplumda ahlak ideali, o toplumun istekleriyle sınırlanır ve bu istekelere uymak vazife addedilirse ferdî şuurlar körleşir; sonuç olarak sosyal konformizm( uysallık) doğar. Bu durumda, vazifesini düşünüp taşınmaksızın yerine getiren “namuslu adam” iyi insandır. Gözlerini kapar, vazifesini yapar. (3) Açıkçası, toplumda bir çuval iyi insan vardır. İyi ama işe yaramaz. İyilik hakikaten iyi midir?, “faydacı bir zihniyet iyi niyetli midir?” ya da “ üç maymun kâbilinde sahnelenen oyunculuk gösterileri ne yarar sağlar?” bunların düşünülmesi gerekir.</p>
<p>Topçu, insandaki kayıtsız hürriyete (cüz’i irade) karşı olduğu kadar; determinist(nedenci) yaklaşımın da aşırısına karşıdır. “İsyan etmek ya da etmemek, harekete geçmek ya da geçmemek” birisi seçilecek. Hazret, hem uysallığı istemiyor hem de anarşizmi de bertaraf ediyor. Toplumsallık düşüncesine sövgüler yağdırırken, katı ferdiyetçiliği de çöpe atıyor. Hep irade diyor. İnsan bütünüyle iradedir.</p>
<p>Misyonu en ağı varlık insandır. Schopenhauer kötümserliği bu misyonun altında ezilmiştir. Hazcıların, hevesleri kursaklarında kalmıştır. Var olmayı kötülük olarak vehmedenler imtihan sıralarını boşaltarak emanete hıyanet etmişlerdir. Bu gibiler yokluğa bir kaçış gözüyle bakarken, bizler mutlak olana bağlılık olarak bakarız.</p>
<p>&#8212;</p>
<p>1 Nurettin Topçu, İsyan Ahlâkı, İstanbul 2010, s. 20-21.<br />
2 İsyan Ahlâkı, s. 21.<br />
3 İsyan Ahlâkı, s. 23.</p>
<p><a href="http://www.sayhadergi.com/2996/isyan-etmek-ya-da-etmemek-butun-mesele-bu" target="_blank">SALİH FURKAN /  SAYHA DERGİ</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kainatamektup.com/index.php/2010/06/isyan-etmek-ya-da-etmemek-butun-mesele-bu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ALBERT CAMUS: ABESLE İŞTİGAL VE ŞUUR</title>
		<link>http://kainatamektup.com/index.php/2010/05/albert-camus-abesle-istigal-ve-suur/</link>
		<comments>http://kainatamektup.com/index.php/2010/05/albert-camus-abesle-istigal-ve-suur/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 09 May 2010 15:46:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EDİTÖR</dc:creator>
				<category><![CDATA[KİTAP]]></category>
		<category><![CDATA[fikir]]></category>
		<category><![CDATA[SALİH FURKAN]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kainatamektup.com/?p=1457</guid>
		<description><![CDATA[SALİH FURKAN
Umutsuzluktan yola çıkmak, sonuna dek umutsuz olmayı gerektirir mi? İnsan her şeyi kaybetmeli ki, her şeyi alabilsin. Ahlar vahlar edebiyatı yapmayan Albert Camus&#8217;a katılıyoruz. Ben, kendi hesabıma insanlığın yüz karasıyla savaşmaktan geri kalmadım, katı yürekli insanlardan tiksindiğim kadar hiçbir şeyden tiksinmedim, diyor. “zafer sabredenlerindir” elbette.
İnsanın rutini kendi saçmasını oluşturur. Saçmalamayan insan yabancılaşmaz. Örgüt toplumunu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignright size-medium wp-image-1458" title="camus" src="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2010/05/camus-249x300.jpg" alt="camus" width="249" height="300" />SALİH FURKAN</p>
<p>Umutsuzluktan yola çıkmak, sonuna dek umutsuz olmayı gerektirir mi? İnsan her şeyi kaybetmeli ki, her şeyi alabilsin. Ahlar vahlar edebiyatı yapmayan Albert Camus&#8217;a katılıyoruz. Ben, kendi hesabıma insanlığın yüz karasıyla savaşmaktan geri kalmadım, <strong>katı yürekli insanlardan tiksindiğim kadar hiçbir şeyden tiksinmedim</strong>, diyor. “zafer sabredenlerindir” elbette.</p>
<p>İnsanın rutini kendi saçmasını oluşturur. Saçmalamayan insan yabancılaşmaz. Örgüt toplumunu da içine almaz ama o toplumla bütünleşir. Camus,  bir putu anlatır “<strong>Yabancı</strong>” da.<strong> İçinde ruh olmayan adam.</strong></p>
<p>“Tersi ve Yüzü”, kendi deyimiyle yaşam üzerine yazdığı acemice söylemlerdir. <strong>“Başkaldıran İnsan”</strong>da Kierkegaard ve Dostoyevski gibi öncüllerin izini sürerken savunduğu görüşler Marksist görüşün temsilcileri ve Sartre’den büyük tepkiler almıştır.<strong> O, başkaldıran insanın bir dürtüsü olarak  özünde yer ettiğini düşünür.</strong> Fransız İhtilâli’nin eninde sonunda bir zorbalığa dönüştüğünü ifade eder. <strong>“Sisifos Söylemi”nde, dünyanın saçmalığının, yenilginin sonunun gelmeyeceğini bile bile kötülüklere karşı çıkılmasının, hayata en önemli değerini kattığını öğütler.</strong> Sisifos, kısır bir döngü değil, hayata doğal olarak entegre olmaktır. İntiharı ele alır Camus. İntihar üzerinden sorar: Hayat anlamlı mıdır? Verdiği cevaplarda intiharı reddederken, hayata hak ettiği değeri verir.</p>
<p>Egzistansiyalizmin edebî çevrelerdeki en tanınmış adamı: Albert Camus. Düşünce, bir ömrün tecrübesiyle kaynaşır ve bu tecrübeye göre biçimlenir. Abesle iştigal insanın en duyarsız yanıdır. Duyarsız ve anlamsız. Bir minibüste, banka kuyruğunda ya da sürü psikolojisinde abesi görürsünüz. <strong>Hayatta olan bitenlerle ilgilenmez abes.</strong> Hayatın anlamını da kavrama niyetinde değildir. Dahası hakikat onu rahatsız eder. <strong>Abesin zıttı şuurdur.</strong></p>
<p>Sizif Miti’nde, Anlaşmazlık’ta, Yabancı’da, cana kıyılır veya intihar edilir. Kahramanlar marazî bir keyif duyar cana kıymaktan. Kör bir kaderdir bu. Deniz kıyısında yaşamak isteyen genç kız, para için adam öldürür ve en küçük bir nedamet duymaz: sonunda intihar eder öfkesinden.<strong>(1) Kaygısı, acısı ve derdi yoktur bu insanın.</strong> Ebu Cehil’in putu gibi. Zaman gelir Yusuf’un düştüğü kuyudaki su damlası gözyaşı döker; lakin o Firavun’un haramından izler insanlığı.</p>
<p><strong>İstediğini bilen insan. Kavramak için çabalayan. Kabuğunu kıran ve fildişi kulesinde yan gelip yatmayan. İdeolojilerden ister istemez beslenecektir ama onların üstünde düşünür. Teslimiyeti yalnız Allah’adır.</strong> “Biz ancak Allah’ın teslim olmuş kullarıyız ve yine O’na dönücüleriz.”</p>
<p><strong>Anlamak isteyen insana imrenmişimdir hep.</strong> İsra 44-O&#8217;nu, yedi gök ile yer ve bunlarda bulunan akıllılar tesbih eder. Hatta hiçbir şey yoktur ki, O&#8217;nu överek tesbih etmesin, ancak siz onların tesbihlerini iyi anlamazsınız. O, gerçekten halim ve çok bağışlayandır. Tırnak büyüklüğündeki kurbağanın yavrusunu sırtında uzun bir ağacın tepesine güvenli bir bölgeye götürmesini düşünmek, anlamaya aday olmaktır bir nevi. Anlamaya çalışmak, tefekkûh etmek. Ne büyük bir hazine. Tevbe 122- Mü&#8217;minlerin tümünün öne fırlayıp çıkmaları gerekmez. Öyleyse onlardan her bir topluluktan bir grup, çıktığında (bir grup da) , dinde derin bir kavrayış edinmek (tafakkuhta bulunmak) ve kavimleri kendilerine geri döndüğünde onları uyarıp-korkutmak için (geride kalabilir) . Umulur ki onlar da kaçınıp-sakınırlar. <strong>Yanı başınızdaki madene artık inme zamanı gelmedi mi?</strong></p>
<p><!-- 		@page { size: 21.59cm 27.88cm; margin-left: 3.18cm; margin-right: 3.18cm; margin-top: 2.54cm; margin-bottom: 2.54cm } 		P { margin-bottom: 0.21cm } --></p>
<p style="margin-bottom: 0cm;"><span style="font-size: x-small;">1-Cemil Meriç<em>, Kırk Ambar-Lehçe-t-ül Hakayık</em>, Cilt II.,İstanbul 2006, s.464.</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kainatamektup.com/index.php/2010/05/albert-camus-abesle-istigal-ve-suur/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İMAM EBU HANİFE</title>
		<link>http://kainatamektup.com/index.php/2010/05/imam-ebu-hanife/</link>
		<comments>http://kainatamektup.com/index.php/2010/05/imam-ebu-hanife/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 06 May 2010 04:51:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EDİTÖR</dc:creator>
				<category><![CDATA[OKU / İKRA]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[İMAM EBU HANİFE]]></category>
		<category><![CDATA[KAİNAT]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kainatamektup.com/?p=1450</guid>
		<description><![CDATA[Doğumu :
Ebû Hanife, Kûfe&#8217;de hicrî 80 yılında doğdu.
Eğitimi :
İslâm&#8217;in hâkim olduğu bir ortamda yetişen Numân b. Sâbit küçük yasta Kur&#8217;ân-i Kerîm&#8217;i hıfzetti.
Hocasi Hammâd b. Ebî Süleyman, Ibrahim en-Nehaî ve Sa&#8217;bî gibi iki büyük âlimden fıkıh okudu.
Numân, babasıyla on altı yaşında hacca gittiğinde ortada tâbiînden Atâ b. Ebî Rebâh, Abdullah Ibn Ömer ile tanışarak onlardan hadis [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><img class="alignright size-full wp-image-1451" title="hanife" src="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2010/05/hanife.png" alt="hanife" width="256" height="378" />Doğumu :</strong></p>
<p>Ebû Hanife, Kûfe&#8217;de hicrî 80 yılında doğdu.</p>
<p><strong>Eğitimi :</strong></p>
<p>İslâm&#8217;in hâkim olduğu bir ortamda yetişen Numân b. Sâbit küçük yasta Kur&#8217;ân-i Kerîm&#8217;i hıfzetti.</p>
<p>Hocasi Hammâd b. Ebî Süleyman, Ibrahim en-Nehaî ve Sa&#8217;bî gibi iki büyük âlimden fıkıh okudu.</p>
<p>Numân, babasıyla on altı yaşında hacca gittiğinde ortada tâbiînden Atâ b. Ebî Rebâh, Abdullah Ibn Ömer ile tanışarak onlardan hadis dinlediği, rivâyet edilir.</p>
<p>Ebû Hanife, Sa&#8217;bî&#8217;nin kendisini ilme teşvikini söyle anlatmaktadır: &#8220;Günün birinde Sa&#8217;bî&#8217;nin yanından geçiyordum. Beni çağırdı ve bana, &#8216;Nereye devam ediyorsun?&#8217; dedi. Ben de, &#8216;Çarsı pazara&#8217; dedim. O, &#8216;Maksadım o değil, ulemâdan kimin dersine devam ediyorsun?&#8217; dedi. Ben, &#8216;Hiçbirinin&#8217; diye cevap verince Sa&#8217;bî, &#8216;İlmi ve ulemâ ile görüşmeyi sakın ihmal etme. Ben senin uyanık ve aktif bir genç olduğunu görüyorum&#8217; dedi.</p>
<p>Onun bu sözü benim içimde iyi bir etki yaptı. Ticareti bıraktım, ilim yolunu tuttum. Allah&#8217;ın inâyetiyle Sa&#8217;bî&#8217;nin sözünün bana çok faydası oldu.&#8221; Kendisinin de belirttiği gibi Sa&#8217;bî&#8217;nin bu tavsiyesi onun için bir dönüm noktası olmuştur. Bundan böyle ticaret işini ortağı Hafs b. Abdurrahman&#8217;a devredecek, ara-sıra dükkânına uğrayacak, asıl işi ilim meclislerine devam etmek olacaktır. O zaman Numan henüz yirmi iki yaşındadır.</p>
<p>[Biz çocuklarımıza ne tavsiye ediyoruz veya dersine gönderebileceğimiz ilim ehli kaldı mı?]</p>
<p><strong>O iyi bir esnaftı:</strong></p>
<p>Ebû Hanife İlimle uğraşırken ticareti de bütünüyle bırakmadı. Bu, onun helâl rızık kazanmasını sağladığı gibi, ticarî kazancını ve talebelerinin ihtiyaçlarının karşılanmasını, bağımsız bir ilim meclisi kurmasını da sağladı.</p>
<p>Ebû Yûsuf&#8217;un parasının bittiğini söylemesine ihtiyaç bırakmadan o Ebû Yusuf&#8217;u murâkabe eder, yardımda bulunurdu.</p>
<p>Gücü yetmeyen talebelerinin de evlenmesini sağlardı.</p>
<p>Bir çokları ticarette Ebû Hanife&#8217;yi Ebû Bekir&#8217;e benzetirdi; çünkü o bir malı satın alırken, sattığı zamanki gibi emânet kâidesine uyar, kötü malı üste, iyisini alta koyardı, muhtaç satıcıyı sömürmezdi.</p>
<p>Bir defasında bir kadın, satmak üzere ona bir ipek elbise getirdi. O, fiyatını sordu. Kadın yüz dirhem istedi. Ebû Hanife, değerinin yüz dirhemden fazla ettiğini söyledi. Kadın yüzer yüzer artırarak dört yüze çıktığında Ebû Hanife, daha fazla edeceğini söyleyince kadın, &#8220;Benimle eğleniyor musun?&#8221; demişti. Ebû Hanife de, &#8220;Ne münasebet, bir adam getirin de fiyat takdir ettirelim&#8221; dedi. Adam çağrıldı ve fiyatı takdir etti: Ebu Hanife o malı bes yüz dirheme satın aldı. Bu olay o zamandan beri halk arasında günümüze kadar anlatılarak, ticarette dürüstlüğe dâir bir darb-i mesel haline gelmiştir.</p>
<p><strong>O iyi bir öğreticiydi:</strong><br />
Ebû Hanife&#8217;nin binlerce talebesi olmuş, bunların kırk kadarı müçtehid mertebesine ulaşmıştır.</p>
<p>Ebû Hanife&#8217;nin fıkıh okulu, talebelerine verdiği dersler ile ondan fetvâ istemeye gelen halk için verdiği fetvâlardan meydana gelmiştir.</p>
<p>Ders verme usûlü eski filozofların diyalektik akademi derslerini andırmaktadır. Bir mesele ortaya atılır; bu, talebeleri tarafından tartışılır ve herkes görüşünü söyler; en son olarak İmam, delil ve istinbat ile bir karara ulaşılmasını sağlar ve kararı delillerden ayırarak veciz cümleler halinde yazdırırdı. Bu sözleri en yakin müctehid talebeleri tarafından sonradan mezhebin fıkıh kaideleri haline getirilirdi. Onun ilim meclisi bir istişâre, bir diyalog merkezi, bir hür düşünce okulu idi.</p>
<p><strong>O iyi bir fakihti:</strong></p>
<p>Fıkhı sistematik hale getirip bütün dünyevî meselelerin leh ve aleyhteki biçimlerini ortaya koyarak ve sağlam bir akîde esası çıkararak doktrinini meydana getirmiştir.</p>
<p>Ebû Hanife, meseleleri olmuş gibi farz ederek takdîrî fıkıh hükümleri ortaya koymuş, örfü ve istihsani sık sık kullanmış, ticârî akidlerdeki ictihadlarında ilk defa ortaya hükümler çıkarmıştır.</p>
<p>Bilgiyi yordama gücü ve ileri görüşlülüğü sayesinde çağından sonra oluşacak pek çok olayın çözümü için ilim ehline yol gösterici olmuştur.</p>
<p><strong>O halk adamıydı:</strong></p>
<p>Ebû Hanife&#8217;nin halkın sevgi ve saygısını kazanmasında; fetvâlarının her yerde haklı olarak tutulmasında; ilmi, ihtilaflardan arındırıp halka selefin yaptığı gibi bilgi aktarması, fitnelere bulaşmaması ve takvası etkili olmuştur.</p>
<p><strong>O eylem adamıydı, her zaman hakkın ve adaletin yanında oldu:</strong></p>
<p>İmam, takvâsı, firâseti, ilmî dürüstlüğü ve görüşlerini iktidara karşı kullanması ile halkın büyük sevgisini kazandı. Emevi ve Abbâsi yönetimi ile hiçbir zaman uyuşmadı, uzlaşmadı.</p>
<p>Ebû Hanife alenen halkı ehl-i beyt&#8217;e yardıma çağırdığı için hapsedildi ve her gün kırbaçlatıldı.</p>
<p><strong>O iyi bir liderdi:</strong></p>
<p>Allah&#8217;tan başka hiç bir otoriteye boyun eğmeden hakk bildiği yolda adalet ehline öncülük etmiştir.</p>
<p><strong>O tam anlamıyla bir imamdı / halifeydi:</strong></p>
<p>Ebû Hanife yetmiş yıllık ömrünü fetvâ vermek, ders halkasında talebe yetiştirmek, ilmî seyahatlerde bulunmak ve ibadet etmekle geçiren, İslâm âleminin yetiştirdiği büyük müctehidlerden biridir.</p>
<p>Kısaca ömrünü Allah&#8217;a adamış ve Yüce Yaratıcı&#8217;nın istediği istikamette yaşamıştır.</p>
<p><strong>Kaynak:</strong></p>
<p>1- Muhammed Ebû Zehra, Ebû Hanife, Çev.: Osman Keskioglu. Ankara 2002, Diyanet İ. B. Yayınları.</p>
<p>2- <a href="http://www.enfal.de/i-azam.htm" target="_blank">http://www.enfal.de/i-azam.htm</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kainatamektup.com/index.php/2010/05/imam-ebu-hanife/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>OSMANLI İMPARATORLUĞU’NDA ASKERÎ İSYANLAR VE DARBELER</title>
		<link>http://kainatamektup.com/index.php/2010/05/osmanli-imparatorlugu%e2%80%99nda-askeri-isyanlar-ve-darbeler/</link>
		<comments>http://kainatamektup.com/index.php/2010/05/osmanli-imparatorlugu%e2%80%99nda-askeri-isyanlar-ve-darbeler/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 04 May 2010 05:43:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EDİTÖR</dc:creator>
				<category><![CDATA[KİTAP]]></category>
		<category><![CDATA[doğru tarih]]></category>
		<category><![CDATA[SALİH FURKAN]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kainatamektup.com/?p=1446</guid>
		<description><![CDATA[SALİH FURKAN
Derdi kronoloji olan eser, herhalde Erhan Afyoncu’nun popülaritesine dayanarak su götürme iddiasında. Aceleyle yazılıp, biran önce okuyucuyla buluşturulma telaşı içerisinde gibi geldi bize.
Eser, adından da anlaşılacağı üzere Osmanlı tarihinde özellikle yeniçeriler ve sipahilerin isyanlarını kronolojik bir veri tarzında sunmuş. Bunu yaparken ses getirebilirliği yüksek olanları ayrıştırmış.
Osmanlı darbeleri tarihi Fatih Sultan Mehmed ile başlıyor. 1446 [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: right;"><img class="alignright size-full wp-image-1447" title="162203" src="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2010/05/162203.jpg" alt="162203" width="255" height="397" />SALİH FURKAN</p>
<p>Derdi kronoloji olan eser, herhalde Erhan Afyoncu’nun popülaritesine dayanarak su götürme iddiasında. Aceleyle yazılıp, biran önce okuyucuyla buluşturulma telaşı içerisinde gibi geldi bize.</p>
<p>Eser, adından da anlaşılacağı üzere Osmanlı tarihinde özellikle yeniçeriler ve sipahilerin isyanlarını kronolojik bir veri tarzında sunmuş. Bunu yaparken ses getirebilirliği yüksek olanları ayrıştırmış.</p>
<p>Osmanlı darbeleri tarihi Fatih Sultan Mehmed ile başlıyor. 1446 Buçuktepe isyanıyla. 1913 Bâbıâli baskınıyla sona eriyor. Fatih Sultan Mehmed’den sonra bu gerçekle yüzleşmeyen az sayıda padişah olduğu belirtiliyor. <strong>36 padişahın 12 tanesi tahtını bu şekilde kaybetmiş. Yüz kızartıcı bir istatistik. </strong></p>
<p>Sorun şu ki, isyan edenler de, isyanı bastırmaya çalışanlar da devletin bekası ve adaletin temini hareket noktasını kullanmış. Aynı hedef üzerine olup da birbirinin tezi ve anti tezi olmak bizim kadim tarihimizin azizliği.</p>
<p><strong>Ortada merkezî bir ordu varsa otoritenin isyanlarla karşılaşması olağan dışı gelmemeli.</strong> Bunu Hitler’de de gördük. Merkezî koruyanlar, taşıdıkları bu hususiyeti en iyi şekilde kullanmışlar.</p>
<p>Machiavelli, Prens adlı eserinde, “Türk prenslerini bunlara dahil etmiyorum çünkü onun çevresinde her zaman 12 bin piyade ve 15 bin de süvari vardır ve krallığın güvenliği ve gücü bunlara bağlıdır, bu nedenle ve halk her açıdan itaatkâr olduğu için prens bu askerleriyle iyi geçinmelidir….”</p>
<p>Askerin devlet içindeki nüfuzundan Koçi Bey de söz etmiştir. Askerliğin gittikçe yeniçeri ve sipahilerin merkezinde dönen kısır döngüsü onları nüfuzlu kılmaya yetmiştir. Eser girişini daha geniş tutup, bu kadar adamın darbe sonucunda soyut manadaki devlet üzerinde köklü değişiklik yapmak istememelerini irdeleyebilirdi.</p>
<p>Mantık çerçevesinde, isyan edenler açısından başarının sırrı, biraz da yeniçeriler ve sipahiler isyan ettiğinde şehrin ve sarayın güvenliğini sağlayacak başka garnizon olmamasıydı. Esnafa da zorla kepenk kapattırılırdı. -Bu kepenk işi doğu’da da hat safhadadır!-</p>
<p>II.Bayezid ve Cem Sultan meselesinde olsun, II. Selim’in iktidara gelişinde olsun temel etken gücün yeniçeriler olduğu düşünülürse bu güce mukavemet etmek zordur. <strong>Bu güce, karşı koymak yerine, onu arkanıza almayı tercih edersiniz. Arkanıza alırsınız ama aynı güç bir gün sizin de otağınızı yakmaya kalkacaktır. </strong>Enerji büyüdükçe ele avuca sığmaz olur. Bir yerde hapsedemezseniz kellenizden olabilirsiniz.</p>
<p>Eser bir yerde, 1589 itibariyle isyancıların dîvanı basıp, istediklerini yaptırma geleneğinden bahsediyor. Bunun vahameti tabiidir ki, ileriki süreçte olumsuz sonuçlar doğurmuştur. Parayı seven adam devletini sevmez. <strong>Klasik cülus bahşişi meselelerinden bir sürü isyanın çıktığını okuyunca insan ister istemez bu kanaatsizliğe içerliyor.</strong></p>
<p>Bu isyanlara birkaç çapulcu meselesi üzerinden mi bakmak gerekir? Yoksa hak ettiği kadar ciddiyetle mi irdelemek gerekir? Bu sorunun cevabını nice sadrazamlar ve padişahlar yeterince verememişe benziyor. Kontrolsüz güç hakikaten güç değildir diyesi geliyor insanın. Fatih Sultan Mehmed gibi Kanunî Sultan Süleyman gibi sağlam otoritelerin ancak başa çıkabildiği bu isyanların içerisinde farklı dokuların bulunması sanıyoruz ki, tarihin seyrini değiştirebilirdi.</p>
<p>Yeniçerisiyle, sipahisiyle, ittihat ve terakki üyeleriyle her çeşme başını tutan diğer muhteremleriyle 600 yüz yıl boyunca iyi dayanan bu çınara saygı duymak boynumuzun borcu. Osmanlı Tarihini Koçi Bey’in idrakiyle görmek, Gedik Ahmet Paşa gibi az zamanda çok iş için misal almak gerekli. Tarihe ideolojik baktığımız sürece bu idraklerden yoksunuz. <strong>Genç Osman’ın acısını paylaşmadan, II. Abdülhamid Han’ı sessiz de olsa takdir edemeden oluşturduğumuz tarih bilinci sokak ağzı olur. </strong></p>
<p>Hayatımız hep yarım sucuktur. Yarım sucuğun hikâyesi bizim insanımızın hikâyesidir. Bakkala giden bir öğrenci ya da memur tam sucuk alamadığında sucuğu ikiye böldürür. Bunun gibi tarihimiz, sporumuz, yabancı dilimiz hep yarımdır bizim. Tarihçi oluşturduğu yaralı bilinçle çalıştırdığı ideolojik teraziden bakar olaylara. Bizde bir futbolcu her yerde oynar. Her mevkinin adamıdır ama her mevkisi yarım kalır. Akademik unvan sahibi muhteremlerimiz dil sınavlarından seksen doksan alır, iş bildiri yayımlamaya ya da iki üç kelam etmeye geldi mi yarım kalırlar yine. “Ülkemizde her şeyden biraz var ama hiçbir şey tam değil demiş” birisi. Nasıl hak vermeyelim. <strong>On iki yıl boyunca sıralara hapsedilen gençlerimiz düşünmeyi öğrenmeden hayat trenine binerler. Yine yarım sucuk, hep yarım sucuk….</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kainatamektup.com/index.php/2010/05/osmanli-imparatorlugu%e2%80%99nda-askeri-isyanlar-ve-darbeler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İSMET ÖZEL – KIRK HADİS</title>
		<link>http://kainatamektup.com/index.php/2010/04/ismet-ozel-%e2%80%93-kirk-hadis/</link>
		<comments>http://kainatamektup.com/index.php/2010/04/ismet-ozel-%e2%80%93-kirk-hadis/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 18 Apr 2010 05:47:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EDİTÖR</dc:creator>
				<category><![CDATA[KİTAP]]></category>
		<category><![CDATA[Misafir Yazar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kainatamektup.com/?p=1420</guid>
		<description><![CDATA[“İnsanlar altın ve maden gümüşleri gibi madenlerdir. Cahiliye devrindeki hayırlılarınız İslam devrinde de hayırlılarınızdır.”
Buhari, Enbiya, 19; Menakıb, 1; Müslim, Fezâilü’s Sahâbe, 199; Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 257, 260, 391.
Bizim Müslümanlığımız asırları aşıp, çağları geride bırakıp bize kadar ulaştıysa bunun temelinde asrı saadetteki müşriklerin şecaati yatar. Bu hükmün size çok şaşırtıcı görüneceğini biliyorum. Açıklayayım: İslamiyet’in [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignright size-full wp-image-1421" title="176920090208064808545" src="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2010/04/176920090208064808545.jpg" alt="176920090208064808545" width="182" height="300" />“İnsanlar altın ve maden gümüşleri gibi madenlerdir. Cahiliye devrindeki hayırlılarınız İslam devrinde de hayırlılarınızdır.”<br />
Buhari, Enbiya, 19; Menakıb, 1; Müslim, Fezâilü’s Sahâbe, 199; Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 257, 260, 391.<br />
Bizim Müslümanlığımız asırları aşıp, çağları geride bırakıp bize kadar ulaştıysa bunun temelinde asrı saadetteki müşriklerin şecaati yatar. Bu hükmün size çok şaşırtıcı görüneceğini biliyorum. Açıklayayım: İslamiyet’in neşet ettiği sırada müşrikler kalitesiz ve ucuz adamlar olsalardı putların uluhiyetine yapılan bu tecavüzü, yani “La ilahe illallah Muhammedün Rasulullah” sözünü kaale bile almazlardır. Halbuki insanlar putları aleyhine söylenen bir söz üzerine kılıçlarına davranıyor. Demek ki bu adamlar sahip oldukları değerler karşısındaki duyarlılıkları itibariyle çok kaliteli adamlar. Değerlerine önem vererek yaşayan insanlar. Bu insanlar Müslüman oldukları zaman aynı derecede İslamiyet’e önem verdiler. İyi (altın) müşrik, iyi (altın) Müslüman oldu sonuçta. Ve onlar şirk içindeyken dinlerine gösterdikleri özeni İslam’a gösterdiler. Bu bağlamda Hz. Ömer, hepinizin bildiği gibi, çok çarpıcı bir örnektir. Hz. Ömer’in Müslüman oluşuyla sonuçlanan olay onun Rasulullah’ı öldürmek niyetiyle yola çıkışıyla başlar. Ve, Ömer, Ömer ül-Faruk diyoruz ona, bir kabile reisi olması hasebiyle Müslüman olduğu zaman içinde bulunduğu kabileyi parçalamıştır. Kendi kabilesi içinde Ömer Müslüman olduğu için Müslüman olmayı tereddütsüz kabul eden insanlar çıkmıştır. Fakat benim Hz. Ömer denince anlatmadan edemediğim bir şey var: Onun hicret etmesi. Bildiğiniz gibi Rasulullah da dahil bir çok insan Mekke’den Medine’ye kaçak yolla yani müşrikler fark etmesin diye tedbir alarak gitti. Hatta Hz. Ali Rasulullah’ın yatağında, onu hala yatıyor sansınlar diye ona ulaşacak bir tehlikenin kendisine gelmesini üzerine alarak yattığını, Hz. Ebubekir ile Rasulullah’ın bir mağaraya gizlenmek zorunda kaldığını biliyoruz. İşte böyle bir durumda, kayıtlardan öğreniyoruz ki Hz. Ömer hicretini şu şekilde gerçekleştirmiş: Mekkeli müşriklerin ileri gelenlerinin de aralarında bulunduğu bir grup insan oturduğu yerin yakınından geçip Kâbe’yi tavaf etmiş ve sonra müşriklerin yanına, yanılmıyorsam at üzerinde, yaklaşmış ve şöyle demiş. “Ben Medine’ye hicret ediyorum. Eğer karısını dul, çocuklarını yetim bırakmak isteyen biri varsa ileriki tepenin arkasında onu bekliyorum.”</p>
<p>Ve atını sürüp gitmiş. İşte bu zat, cahiliye devrindeki hayırlı vasfını İslam’da da aynen göstermiş bir kişi olarak hafızalarımızda hiçbir zaman silinmeyecek.<br />
Bunun kendi çapında yansımalarını günlük sosyal hayatımızda hâlâ görebiliriz. Türkiye’nin bugün içinde bulunduğu şartlarda insanların madenler gibi oluşları ve cahiliye devrindeki iyi niyetlerini İslam’da da devam ettirdikleri gerçeği çok önemli, aydınlatıcı bir gerçek. Günümüzde her zamankinden çok daha işimize yarayan bir bilgi. Özellikle Türkiye’nin akıbeti söz konusu olduğunda Müslümanlardan neler beklenebilir sorusunu biz bu hadis-i şerifin ışığında değerlendirmeliyiz. Yani Müslümanlar Cennete gidebilirler. Çünkü biz bugün hayatta, bu dünya hayatında kimin cennete kimin cehenneme gideceği konusunda karar verme yetkisine sahip yaratıklar değiliz. Ama gözlemlerimiz şu noktayı tebarüz ettirmeyi gerektiriyor: Türkiye’de Müslüman kimliğine sahip çıkan insanlar aynı zamanda Türkiye’nin kaderi konusunda da sorumluluk alma kapasitesinde insanlar olmak zorundadır. Bu kapasiteyi taşımamaları halinde bu insanların birer maden olarak çok değersiz maden sırasında satıldıklarını, ucuz maden olmakla da onlara para saymış birilerinin elinde ne şekle girdiklerini söyleyebiliriz. Şunu söylemek de mümkündür, Müslüman vasfımızı itikadımızın hakkını verecek derecelere ulaştırmak da yükümlü insanlar olmak zorundayız. Bizim ne cins madenler olduğumuz konusunda bir değişiklik yapma şansımız yoktur; ama en azından o madenin ne işe yarayacağı konusunda, işe yarayıp yaramayacağı konusunda bir iradi seçimimiz olabilir. Bu anlamda Türkiye’de yaşayan Müslümanlara bakıp bunların altın, gümüş, krom, bakır vb. hangisinden olduğunu hesaba katmamız lazım ve eğer bir şey bekliyorsak, o madenlerden bekleneni, ancak onların verebileceğini de bilmemiz lazım. Acaba gümüşken altın, altınken bakır olabilir miyiz? Hadis-i şeriften öğrendiğimiz kadarıyla bu mümkün değil! En doğrusu ne cins madenler olduğumuzu fark edebilmiş isek o madenin ne işe yarayacağı, o madenin en iyi nasıl kullanılacağı konusunda kendimize yer seçmemiz gerekir. Bakır olduğu halde altınmış gibi hareket etmek doğrudan doğruya kalpazanlık olur. Onun için ayağımızı denk alışımız bu hadis-i şerifin bize kazandırdığı duygular sayesinde olması lazım.</p>
<p><strong>Bünyamin Karabaş Kırk Hadis kitabından aşkla hazırladı</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kainatamektup.com/index.php/2010/04/ismet-ozel-%e2%80%93-kirk-hadis/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İSRAİL, MİTLER VE TERÖR / Roger Garaudy</title>
		<link>http://kainatamektup.com/index.php/2010/04/israil-mitler-ve-teror-roger-garaudy/</link>
		<comments>http://kainatamektup.com/index.php/2010/04/israil-mitler-ve-teror-roger-garaudy/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 11 Apr 2010 18:52:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EDİTÖR</dc:creator>
				<category><![CDATA[KİTAP]]></category>
		<category><![CDATA[SALİH FURKAN]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kainatamektup.com/?p=1398</guid>
		<description><![CDATA[
SALİH FURKAN
Üzerinde durduğumuz eser; Siyonizm, CIA ve MOSAD gibi havalı kavramların üzerinde yıllarca durulduğu popülist bir yaklaşımın ürünü değildir. İnsanlığın içinde bulunduğu bu korku tünelinin, 1948’den beri dünyaya saplanan hançerine, nasıl çaresiz kalındığının bir göstergesidir.
Yazar, yıllarca Fransız Üniversitesi’nde öğretim görevliliği, çeşitli kademelerde politika ile uğraşmış bir düşünürdür. Özellikle Marksizm, İslamiyet ve Siyonizm üzerine eserler yazmış [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" src="http://lh5.ggpht.com/_7kefLd_arfw/S8IZtcpZHwI/AAAAAAAAAwU/3DTQYdJJv80/s800/images.jpg" alt="roger_garaudy" width="83" height="125" /></p>
<p style="text-align: right;"><strong>SALİH FURKAN</strong></p>
<p>Üzerinde durduğumuz eser; Siyonizm, CIA ve MOSAD gibi havalı kavramların üzerinde yıllarca durulduğu popülist bir yaklaşımın ürünü değildir. İnsanlığın içinde bulunduğu bu korku tünelinin, 1948’den beri dünyaya saplanan hançerine, nasıl çaresiz kalındığının bir göstergesidir.</p>
<p>Yazar, yıllarca Fransız Üniversitesi’nde öğretim görevliliği, çeşitli kademelerde politika ile uğraşmış bir düşünürdür. Özellikle Marksizm, İslamiyet ve Siyonizm üzerine eserler yazmış aklı başında Fransızlardandır. Roger Garaudy, bu kitabı bastırmak için “insan hakları ve özgürlükleri merkezi!” Paris’te bir tek cesaretli yayınevi bulamamış, sonunda kitabını kendi bastırmak zorunda kalmıştır. “Bu eseri okumakta ne mahsur var?” diyen saygın din adamı ve liyakat nişanı sahibi Rahip Pierre basında maskara edilerek taşlanmıştır.</p>
<p>Eser, “Siyonizm, tüm mirasını “dinen” haklılığa dayandırarak elde eder.” derken, Siyonistlerin, efsaneleri tarihe dönüştürmede usta olduklarını izah etmeye çalışmıştır. Vaat edilmiş toprak mitinin, doların arkasındaki “in God we trust” (Tanrıya itimat ederiz!) yazısı kadar yalan ve boş bir iddia olduğunu ifadeye çalışmıştır.</p>
<p>Girişte, “Bu kitap bir sapıklığın tarihidir.” derken herkesten ellerini vicdanlarına koymalarını beklemektedir. Altı milyon Yahudi’nin katledildiği efsanesi ortaya atılarak “tarihin en büyük soykırımı” hikâyesi öyle şiddetle savunulmuştur ki, Amerika’da 60 milyon yerlinin katledildiği, Afrikalı 100 milyon siyahînin öldürülmüş olduğu unutturulmuştur.</p>
<p>Siyonist ideoloji, “Pavlus’un Mesih’i Hz. İsa değildir” çıkarımını doğrulayan, “İslamın(İslamcılığın!), odalara hapsedilmesi ya da teröre dayandırılarak sıradan bir “izm” haline getirilmesi” tiyatrosundan farksız değildir.</p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-1399" title="untitled" src="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2010/04/untitled.bmp" alt="untitled" />Herkes biliyor ki, “Siyonizm” 1896’dan itibaren Thedore Herzl tarafından kurulmuş bir siyasî hareketin adıdır. Gerçekten de bu olay dinî değil siyasîdir. Herzl’in hatıralarında bir agnostik(bilinmezci) olduğu yazılıdır. Dolayısıyla, İsrail’in kurulması tezi, -ister Madagaskar, ister Arjantin- mekân ayırt etmeksizin gerçekleşmesi istenen bir tezdi. Sonunda Amerika ve Avrupalı sömürge güçlerinin bu topraklardaki Truva atı İsrail için uygun olan yer bulundu. Kılıfı da safsatadan ibaret olan dinî gerekçeler oldu.<br />
Siyonizm, insanları öyle etki altına almaktadır ki, İzak Rabin’in katili Yigal Amir bile, ne bir serseridir ne de bir deli, aksine Siyonist eğitimin katıksız bir ürünüdür. “İsrail seçkin millettir” anlayışı öylesine dogmatik bir hale sokulmuştur ki, bu cazibe destan ve mitolojik neşriyatlarda yerini çoktan almıştır. Oysa ne ortada bir seçkinlik ne de lanetlilik vardır.</p>
<p>Yüce yaratıcının renklere, suretlere ve ümmetlere göre karar vereceği inancı öylesine ciddiyetsiz hale sokulmuştur ki, içi boş milliyetçi hikâyeler Avrupa’da ve Orta Doğu’da çığrından çıkan savaşlara neden olmuştur. Gerçek temelinden saptırılmış Tevrat, Kabala ve diğer kaynakların azizliklerine iman eden insanlar bu kör zihniyeti hala sürdürmektedirler.</p>
<p>Meşhur, Nürnberg mahkemelerinde meşruluk kazandırılan, adına da “holokost”(altı milyon efsanesi) dedikleri soykırım süreci işlenirken, davalılar arasında ne Churchill, ne Stalin, ne de Truman’ı görürüz. Gördüğümüz bir tiyatronun trajik ve kaypak perdesidir. Oysa, bu mahkemede insanlığı yok eden savaş suçlularının esamesini göremezsiniz. Belki de Hitler’in ölümü bir kurtuluştu. Peki diğer savaş suçluları için ne yapıldı? Hiç. Tarihî Siyaset, yenenlerin, ezenlerin ve sömürenlerin tarihi oldu. Mahkemeler, sanıklar, yargıçlar, yasalar, savaşlar ve barışlar Avrupa’nın ve yaramaz çocuğu İsrail’in yaptıklarına göre programlanan “den den” ler haline getirildi.</p>
<p>Sonuç olarak, eser Siyonizm’e tersten ve ilmî bakışı yansıtırken, Katolik kilisesinin egemenlik teolojisinin, Hz. İsa’ya sadık bir teoloji olmadığını, İslâmcı ideolojinin de İslâm’a ihanet ettiğini düşündürmektedir. İbrahim AS.’nin uzun boylu hicreti vaat edilmiş bir toprak yalanı üzerinde değil; “sırat-î müstakim” üzerinde olduğu anlaşılıncaya kadar sesimizi düzeyli bir üslupla çıkarmaya devam etmeliyiz. Garaudy, sessizliğin sesi olurken, terör ateşinin sönmesi için küçük bir su damlası olmuştur.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kainatamektup.com/index.php/2010/04/israil-mitler-ve-teror-roger-garaudy/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>GÜNAHIN NORMALLEŞMESİ</title>
		<link>http://kainatamektup.com/index.php/2010/04/gunahin-normallesmesi/</link>
		<comments>http://kainatamektup.com/index.php/2010/04/gunahin-normallesmesi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 06 Apr 2010 07:23:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EDİTÖR</dc:creator>
				<category><![CDATA[OKU / İKRA]]></category>
		<category><![CDATA[SALİH FURKAN]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kainatamektup.com/?p=1394</guid>
		<description><![CDATA[
“İnandım” iddiasının içinin doldurulması gerek. Bu büyük iddia, sorumluluğu beraberinde getirirken, bize Ankebut 2’yi hatırlatmalıdır. “Ankebut 2- İnsanlar, (yalnızca) &#8220;İman ettik&#8221; diyerek, sınanmadan bırakılıvereceklerini mi sandılar?” İnancının sosyolojik olarak bir mecburiyet şeklinde kalmaması için vahye yönelmek kaçınılmazdır. “İnandım” söyleminin havada kalmaması adına, yeterli done elimizdedir. Ankebut 2 “dine zum yapmaktır.” Hayata vahyi mercekle bakmaktır. 
İnsan, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><!-- 		@page { margin: 2cm } 		P { margin-bottom: 0.21cm } --></p>
<p style="text-indent: 1.5cm; margin-bottom: 0cm; line-height: 150%;" align="JUSTIFY"><img class="alignleft size-medium wp-image-1395" title="mevlana_mezar_taşları" src="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2010/04/mevlana_mezar_taşları-225x300.jpg" alt="mevlana_mezar_taşları" width="225" height="300" />“<span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">İnandım” iddiasının içinin doldurulması gerek. Bu büyük iddia, sorumluluğu beraberinde getirirken, bize Ankebut 2’yi hatırlatmalıdır. “</span></span><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;"><strong>Ankebut 2- İnsanlar, (yalnızca) &#8220;İman ettik&#8221; diyerek, sınanmadan bırakılıvereceklerini mi sandılar?” </strong></span></span><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">İnancının sosyolojik olarak bir mecburiyet şeklinde kalmaması için vahye yönelmek kaçınılmazdır. “İnandım” söyleminin havada kalmaması adına, yeterli done elimizdedir. Ankebut 2 “dine zum yapmaktır.” Hayata vahyi mercekle bakmaktır. </span></span></p>
<p style="text-indent: 1.5cm; margin-bottom: 0cm; line-height: 150%;" align="JUSTIFY"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">İnsan, Zümer 8’i üzerinde barındıran karmaşık bir varlıktır.. </span></span><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;"><strong>Zümer 8- İnsana bir zarar dokunduğu zaman, gönülden katıksızca yönelmiş olarak Rabbine dua eder. Sonra ona kendinden bir nimet verdiği zaman, daha önce O&#8217;na dua ettiğini unutur ve O&#8217;nun yolundan saptırmak amacıyla Allah&#8217;a eşler koşmaya başlar. De ki: &#8220;Küfrünle biraz metalanıp-yararlan; çünkü sen, ateşin halkındansın.&#8221; </strong></span></span><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">İnsanın sıkıntı anında Rabbine dua edip niyazda bulunmasıyla ilgili bir problem yoktur aslında. Kaldı ki, duamız olmasa ne işe yarardık? </span></span></p>
<p style="text-indent: 1.5cm; margin-bottom: 0cm; line-height: 150%;" align="JUSTIFY"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Oysa sorun şu ki,</span></span><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;"><strong> </strong></span></span><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Allah’ın dini mi? Heva ve heves dini mi? İşler iyi giderken, sorun çıkarmayan insan, işler kötü gittiğinde neden şirk dinini seçer. Ayetin başında normal olan dua eylemini şirke dönüştüren duruş nedir? Bu çıkarcı eğilimi sorunsuz bir yaşantı tarzının olmasını isteyen ve bu dinin sınırlarını ben çizerim diyen insan formunda aramalıyız. </span></span></p>
<p style="text-indent: 1.5cm; margin-bottom: 0cm; line-height: 150%;" align="JUSTIFY"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Fitne, iyi ile kötünün birbirinden ayrılmasıdır. İmtihanın insan üzerindeki gösteri parçacıklarıdır. İmanölçerdir. Fitne sağanağından sağ çıkmayı başaran yüksek ahlaklı insan, vahyin insanıdır. Dua-fitne ve imtihan zinciri kopuk insan, Alak 6-7’nin işaret ettiğine dönüşür. </span></span><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;"><strong>Alak</strong></span></span><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;"> </span></span><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;"><strong>6- Hayır; gerçekten insan, azar.</strong></span></span><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;"> </span></span><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;"><strong>7- Kendini müstağni gördüğünden. 8- Şüphesiz, dönüş yalnızca Rabbinedir.</strong></span></span><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;"> İki dünyalı düşünmek, yarınını düşünmektir. Adımlarken tutulduğu her fitnede “Allah var!” demektir. Acizim demektir. Haddini bilmektir. Cenab-ı Allah tarafından ciddiye alınmaktır. Allah’ı ve gönderdiği resulleri gerektiği gibi takdir etmektir. </span></span></p>
<p style="text-indent: 1.5cm; margin-bottom: 0cm; line-height: 150%;" align="JUSTIFY"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Din gününe bakış, “bir bakıp çıkayım” tarzı olursa Bakara 80–81 olur. </span></span><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;"><strong>Bakara 80- Derler ki: &#8220;Sayılı günlerin dışında, ateş bize değmeyecektir.&#8221; De ki: &#8220;Allah katından bir ahid mi aldınız? ki Allah asla va&#8217;dinden dönmez- Yoksa Allah&#8217;a karşı bilmediğinizi mi söylüyorsunuz?&#8221; Bakara 81- Hayır; kim bir kötülük işler de günahı kendisini kuşatırsa, (artık) onlar, ateşin halkıdırlar, orada temelli kalıcıdırlar.</strong></span></span><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;"> </span></span></p>
<p style="text-indent: 1.5cm; margin-bottom: 0cm; line-height: 150%;" align="JUSTIFY">“<span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Biraz yanarız, sonra da affediliriz.” Günahın normaliteye dönüşmesi, Allah varmış gibi yapmaktır. Bir arkadaşımızın cebinden beş liranın düştüğünü gördük, diyelim. Gördük ve ona haber vermedik. Beş lirayı kendi cebimize attık. Hayat kaldığı yerden devam edecektir. Dünya standartları ölçüsünde beş lira kardayız. İki dünyalı düşündüğümüzde ise kaybettiklerimize paha biçilemez. </span></span></p>
<p style="text-indent: 1.5cm; margin-bottom: 0cm; line-height: 150%;" align="JUSTIFY"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Toplumsal Müslüman, toplum tarafından kendisine biçilen dini kıyasıya savunur.  Düşünmez ve sorgulamaz. Onun yerine nasıl olsa düşünen birileri vardır. Düşünen ve sorgulayanı reddeder. Çok köşeye sıkışırsa onu taşa tutar. Onun için Allah’ın izahatı önemli değildir. İzahat ve içtihat yapacak hep birilerini bulur. </span></span></p>
<p style="text-indent: 1.5cm; margin-bottom: 0cm; line-height: 150%;" align="JUSTIFY"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;"><strong>Al-i İmran 135- Ve &#8216;çirkin bir hayasızlık&#8217; işledikleri ya da nefislerine zulmettikleri zaman, Allah&#8217;ı hatırlayıp hemen günahlarından dolayı bağışlanma isteyenlerdir. Allah&#8217;tan başka günahları bağışlayan kimdir? Bir de onlar yaptıkları üzerinde bildikleri halde ısrarla durmayanlardır. </strong></span></span><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">“ Negatiflik taşıyan unsurlar üzerinde” bile bile ısrar etmeyenler ise bağışlanma dileyen ve kendine çeki düzen verenlerdir. İki farklı duruş ve ahval. Günahı normaliteye çevirmeden aklına başına almak Al-i İmran 135’tir. Bu toplumun sorunu bireylerin günahları normalleştirmesidir. Bu tipi uyarması beklenen tavrı sergileyecekler ise ana-baba dininin ürünü olmuş temsilcilerdir. Bu noktada Enfal 25 bizi kendimize getirmelidir</span></span><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;"><strong>. Enfal 25- Ve sizlerden yalnızca zulmedenlere isabet etmekle kalmayan bir fitneden korkup-sakının. Bilin ki, gerçekten Allah, (ceza ile) sonuçlandırması pek şiddetli olandır. </strong></span></span></p>
<p style="text-indent: 1.5cm; margin-bottom: 0cm; line-height: 150%;" align="JUSTIFY"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Asırlar önce Cenab-ı Allah’ın kullarına bıraktığı mektubu açıp okumak için ve kendimizden başlayarak diri olanları uyarmak için geç kalmış değiliz. Peygamber ASV. bir şair değildi. Musa AS. Tur dönüşü gayet sağlıklıydı. İbrahim AS. oğlunu boğazlamak için eylemde bulunduğunda aklı selimdi. Vahiy fark yaratır. Normali, sıradanlığı ve toplum dinini yere çarpar. Almaya açık kalplerin mutmainliğini sağlayan Allah’a hamd olsun.</span></span></p>
<p style="text-indent: 1.5cm; margin-bottom: 0cm; line-height: 150%; text-align: right;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;"><strong>SALİH FURKAN</strong><br />
</span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kainatamektup.com/index.php/2010/04/gunahin-normallesmesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>SİZİ RAHATSIZ ETMEYE GELDİM!</title>
		<link>http://kainatamektup.com/index.php/2010/03/sizi-rahatsiz-etmeye-geldim/</link>
		<comments>http://kainatamektup.com/index.php/2010/03/sizi-rahatsiz-etmeye-geldim/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 29 Mar 2010 17:57:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EDİTÖR</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ali Şeriati]]></category>
		<category><![CDATA[KİTAP]]></category>
		<category><![CDATA[fikir]]></category>
		<category><![CDATA[İran]]></category>
		<category><![CDATA[SALİH FURKAN]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kainatamektup.com/?p=1377</guid>
		<description><![CDATA[
SALİHFURKAN
Alışık değildir insanlık böyle mütefekkirlere. Dayanamaz söylediklerine. Taşa tutarak alaşağı ederler bu insanları. Farklı bir frekanstı muhterem. Çizgi dışı şeyler söyledi. Geleneği zorladı. Denildiği gibi, “göller bölgesinde bir adaydı” Ali Şeriati. Onda bulduğumuz engin tecessüse, çağdaş İslam mütefekkirlerinde rastlamadık, diyor Cemil Meriç. Biraz iddialı olmakla birlikte, haksız da değil. Yüksek bir kültür, samimi bir kalp [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><!-- 		@page { margin: 2cm } 		P.sdfootnote { margin-left: 0.5cm; text-indent: -0.5cm; margin-bottom: 0cm; font-size: 10pt } 		P { margin-bottom: 0.21cm } 		A.sdfootnoteanc { font-size: 57% } --></p>
<p style="text-indent: 1.5cm; margin-bottom: 0cm; line-height: 200%;" align="RIGHT"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: x-small;"><strong>SALİHFURKAN</strong></span></span></p>
<p style="text-indent: 1.5cm; margin-bottom: 0cm; line-height: 150%;" align="JUSTIFY"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;"><img class="alignleft size-medium wp-image-1378" title="ali-seriati" src="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2010/03/ali-seriati-300x225.jpg" alt="ali-seriati" width="300" height="225" />Alışık değildir insanlık böyle mütefekkirlere. Dayanamaz söylediklerine. Taşa tutarak alaşağı ederler bu insanları. Farklı bir frekanstı muhterem. Çizgi dışı şeyler söyledi. Geleneği zorladı. Denildiği gibi, <strong>“göller bölgesinde bir adaydı” Ali Şeriati. </strong>Onda bulduğumuz engin tecessüse, çağdaş İslam mütefekkirlerinde rastlamadık, diyor Cemil Meriç. Biraz iddialı olmakla birlikte, haksız da değil. Yüksek bir kültür, samimi bir kalp ve yol gösterdikçe kendisini eritmekten kıvanç duyan mum gibi bir irfan. Hepsini üzerinde toplamayı başarmış zengin kişilik örnekleri. Yüksek İslamî çıkarımlarıyla bilimsel-sosyolojik metodu harmanlayan kabiliyetin, kalbinde ve zihninde kısa bir de biz yolculuk yapmaya karar verdik. </span></span></p>
<p style="text-indent: 1.5cm; margin-bottom: 0cm; line-height: 150%;" align="JUSTIFY">“<span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Ali” de insanı ele alırken, egsiztansiyalistlerin insan öğretisini Allahlı bakış tarzıyla izaha çalışmış, insanın ihtiyaçsız özelliğinden dem vurmalarına karşı çıkmıştır. İnsanı tabiattan soyutlayarak,  Allah’a bile ihtiyacı olmayacak kadar görkemli sunan Sartre, Heidegger ve Marcel’e aslında Âdem kıssasındaki insandan bile aşağı derecede önem verdikleri için eleştirmiştir. Allah’ın yarattığı insanlığa emanetleri sımsıkı tutacağı için söz vermesini <strong>“fıtrat ve içgüdü” </strong>kavramlarıyla psikolojik bir zeminde izahat getirmiştir. “Fıtrat, insanın yapısını ifade eder: ama içgüdü, insanın fıtratına konmuş haller, özellikler ve güçlerdir. İçgüdüler, insanı bilinç dışı olarak bir yerlere çekmektedir. Ama din böyle değildir. Din, insandaki bilinçsiz ve kör bir içgüdü değildir. (Din içgüdü değildir). Din, fıtrîdir, yani insanın zatına bilinçli bir şekilde yerleştirilmiştir. Bu vesileyle insan, o kurtuluşa ermek için bir yol bulup onda ilerlemelidir. Kurtuluşa ulaşmak için, neresi olduğunu bilmediği o mükemmel yere ulaşmak için bir yol tutturmalıdır. Zira burası nakıstır. İnsan burada yoksunluk hissetmektedir. İnsan öteki âleme aittir. Vatanı da orasıdır, burası onun için gurbettir. İnsan için gurbet olan bu âlemde, biz bu iniltiyi, birbiriyle hiçbir benzerliği olmayan insanların dilinden ve hançeresinden işitmekteyiz.”</span></span><a name="sdfootnote1anc" href="#sdfootnote1sym"><sup>1</sup></a><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;"> Emanet “iradedir”. İnsana verilen boyun eğme ve isyan etme hürriyeti. Bu yüksek değeri oluşturan kokuşmuş balçık ve kadim ruhtur. Ne yapmalı? Bırakın Peygamber üzerinizdeki ağır zincirleri ve murdarı atsın.(Araf 157) Zincirleri attıran resuller hakkın ve eşitliğin en büyük kandilleri oldular. </span></span></p>
<p style="text-indent: 1.5cm; margin-bottom: 0cm; line-height: 150%;" align="JUSTIFY"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Önce savaşırsınız hep. Yıkarsınız ve yeniden inşa edersiniz neşetinizi. Devrim ve inkılâp. İnsanın kalbi de beyni de böyle çalışmalıdır. Tevhidi böyle açıklıyor Şeriati. “Kurtuluşa ulaştıran tevhit, tüm şirk putlarının reddedilmesinden sonra gerçekleşir. <strong>Zira önce yıkmak (Lâ), sonra inşa etmek (İlla) gerekir. &#8220;İlla&#8217;sız &#8220;Lâ&#8221; yıkıcılıktır, anarşizmdir. &#8220;Lâ &#8220;sız &#8220;illâ&#8221; da hayalperestlik, Medine-yi Fazıla yaratıcılığı ve idealizmdir.</strong>”</span></span><a name="sdfootnote2anc" href="#sdfootnote2sym"><sup>2</sup></a></p>
<p style="text-indent: 1.5cm; margin-bottom: 0cm; line-height: 150%;" align="JUSTIFY"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;"><strong>İslam azınlıkların zaferidir. Ezilmişliğe bir darbedir.</strong> Şirk dinini yerle bir eder. Karun iktisadına korku salan müthiş teslimiyet. “Çoğunluğuna uysan seni yoldan çıkarırlar” delilini dillendirmiştir kendisi. Bu noktada hayatı boyunca iki cephede savaşacaktır: Bir; aşırı gelenekçilerle. Taassup erbabı, medrese veya cami köşesine çekilip, bir örümcek ağı kurmuş, İslam’ı toplumdan ayırmıştı; her düşünce hamlesine karşı koyuyordu. İki; köksüz ve taklitçi aydınlarla. Bunlar da, yeni ve çok tehlikeli bir skolastiğin kurbanıydılar. Avrupa’dan gelen skolastik. </span></span><a name="sdfootnote3anc" href="#sdfootnote3sym"><sup>3</sup></a></p>
<p style="text-indent: 1.5cm; margin-bottom: 0cm; line-height: 150%;" align="JUSTIFY"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">O, azınlığın servet sahibi olarak birtakım kelime oyunlarıyla insanlığa yaptıklarını meşru kılmalarını sağlayan statükolarının devamı için yeni bir din uydurulduğunu haykırır. Böylece din halk kitlelerinin gözünde afyonlaşarak yıllar yılı kendisini değiştirmeyen insanın alın yazısı olacaktır. Bu alın yazıya karşı çıkıştır Ali Şeriati. Şirk dini denilen bu dinin sınırlarını Firavunlar ve Kayserler çizmiştir ama İslamiyet de bu dine karşı dindir. </span></span></p>
<p style="text-indent: 1.5cm; margin-bottom: 0cm; line-height: 150%;" align="JUSTIFY"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;"><strong>Şeriati’ye göre doğru düşünce doğru bilginin başlangıcıdır.</strong> Doğru bilgi de imanın. Yalınkat ve şuursuz bir inanç çok geçmeden fanatizme ve hurafeye dönüşür; sosyal inşa için engel olur.</span></span><a name="sdfootnote4anc" href="#sdfootnote4sym"><sup>4</sup></a><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;"> İslamî devrim ama her gün ve her alanda. Kalpte ve beyinde. Nasıl ki, Allah mekana ve zamana sığmaz; işte O’nun dini İslam da böyledir. Zamana ve mekana bağlı bir ideoloji değildir. İnsanlık tarihinin bütününü kucaklar. Örneklerini somut tarihî olaylardan alır. Bunun “Allah’ın dini eskimez ve sözleri tükenmez” yüce beyanından rahatlıkla çıkarabilirsiniz.(Rum 30) </span></span></p>
<p style="text-indent: 1.5cm; margin-bottom: 0cm; line-height: 150%;" align="JUSTIFY"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;"><strong>Şeriati, Habil ve Kabil meselesini bütünüyle ekonomik ve sosyal bir çehrede açıklamıştır. </strong>Habil çobandır. Özel mülkiyetten bir önceki dönemin ve düzenin adamıdır. Kabil ise tarımın, ferdî ve tekelci mülkiyetin temsilcisidir. Ortaya çıkan sonuç zıddiyet. Toplumun iki sınıfı kılıcını çekmiştir. Ya kendisinin efendisi bir toplum ya da başkalarının kölesi ezilmiş toplum. Ona göre dünyevisi olmayanın uhrevisi olmaz. Ümmet bütünüyle ekonomisini sağlama almalıdır. Sınıfsız bir ümmet anlayışı bir amaç değil bir ilke olmalıdır. Sınıfsız toplum deyince akla tabiî ki Ebu Zer gelecektir. Ebu Zer’i mutluluk ve coşkuyla anan Şeriati, ondan güzel örnekler de sunmuştur; “Evinde ekmek bulamayanın toplumdan zorla almaya kalkışmayışına şaşarım…”</span></span></p>
<p style="text-indent: 1.5cm; margin-bottom: 0cm; line-height: 150%;" align="JUSTIFY"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;"><strong>İnsan-ı kâmili ifadelendirirken, ideal insanın tabiata karşı kalbinin açık olması gerektiğini belirtmiştir.</strong> İdeal insanın elinde Sezar’ın kılıcı vardır, göğsünde Hz. İsa’nın kalbi. Sokrates’in kafasıyla düşünür ve Hallac gibi sever. Hem Descartes’e hem de Pascal’a kulak verir. Buda gibi halkın içindedir. Spartaküs gibi kölecilere başkaldırır. Hz. Musa gibi cihat ve kurtuluş mesajı verir.</span></span><a name="sdfootnote5anc" href="#sdfootnote5sym"><sup>5</sup></a><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;"> Doğruluk, iyilik güzellik ideal insan için bir lüks olmamalıdır. </span></span></p>
<p style="text-indent: 1.5cm; margin-bottom: 0cm; line-height: 150%;" align="JUSTIFY"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;"><strong>Farklı şarkıların bestekârı Ali Şeriati, ön yargısız ve bilinçli bir şekilde yeniden okunmalıdır.</strong> Eleştirel ve yapıcı tarzla bu topluma tanıtılmalıdır. Allah’ın dinini tekeli altına almaya çalışanlara yeniden bir darbe vurulacaksa, bu darbenin şiddetini Ali Şeriati üzerinden görmek gerekir. İnzivayı da eylemi de kantarın topuzunu kaçırmadan yönetebilmek iştahını sağlayan muhtereme, borçluyuz. Felsefenin “ne?” sorusu ve türevlerini sorduğu kısır döngü içinde, “Ne yapmalı?” sorusunu soran Şeriati’yi vitrinin üst katlarına koymak gerektiğine inanıyoruz. Kimleri ne kadar rahatsız etti bilinmez ama bizi hakkıyla tedebbüre zorlayan münevvere teşekkür ediyoruz. </span></span></p>
<p style="text-indent: 1.5cm; margin-bottom: 0cm; line-height: 150%;" align="JUSTIFY">
<p style="margin-bottom: 0cm; line-height: 100%; page-break-before: always;" align="JUSTIFY"><a name="sdfootnote1sym" href="#sdfootnote1anc">1</a><sup></sup> <span style="font-family: Times New Roman,serif;">Ali ŞERİATİ, </span><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><em>Ali,</em></span><span style="font-family: Times New Roman,serif;">(çev. 	Alptekin Dursunoğlu), s. 33. </span></p>
<div id="sdfootnote1">
<p style="margin-bottom: 0cm; page-break-before: always;"><span style="font-size: x-small;"><a name="sdfootnote2sym" href="#sdfootnote2anc">2</a><sup></sup> ŞERİATİ, a.g.e., s. 210.</span></p>
</div>
<div id="sdfootnote2">
<p style="margin-bottom: 0cm; page-break-before: always;"><span style="font-size: x-small;"><a name="sdfootnote3sym" href="#sdfootnote3anc">3</a><sup></sup> Cemil MERİÇ, Kırk Ambar, İstanbul 2006, cilt 2 Lehçe-t-ül 	Hakayık, s. 207.</span></p>
</div>
<div id="sdfootnote3">
<p style="margin-bottom: 0cm; page-break-before: always;"><span style="font-size: x-small;"><a name="sdfootnote4sym" href="#sdfootnote4anc">4</a><sup></sup> C. MERİÇ, a.g.e., s.207.</span></p>
</div>
<div id="sdfootnote4">
<p style="margin-bottom: 0cm; page-break-before: always;"><span style="font-size: x-small;"><a name="sdfootnote5sym" href="#sdfootnote5anc">5</a><sup></sup> C. MERİÇ, a.g.e., s.224.</span></p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kainatamektup.com/index.php/2010/03/sizi-rahatsiz-etmeye-geldim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>VAHYİ MANİFESTO</title>
		<link>http://kainatamektup.com/index.php/2010/02/vahyi-manifesto/</link>
		<comments>http://kainatamektup.com/index.php/2010/02/vahyi-manifesto/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 17 Feb 2010 07:58:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EDİTÖR</dc:creator>
				<category><![CDATA[OKU / İKRA]]></category>
		<category><![CDATA[SALİH FURKAN]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kainatamektup.com/?p=1320</guid>
		<description><![CDATA[
Bir kitap düşünün, geleli asırlar olmuş. Tüm zamanlardan ve mekânlardan kâinata sesleniyor. İçeriğiyle her çağa ve zamana hükmediyor. Mükemmel ölçülerde üstün bir yaşayış tarzı sunuyor. Oysa şaşırmıştı insanlık. İçlerinden Allah’ın ayetlerini okuyan birisinin gelmesini yadırgamıştı. “İçlerinden birine, insanları uyarması için vahyetmemiz insanların tuhafına mı gitti? İspatlarını hem makro ölçütlerde hem de mikro ölçütlerde görünebilir bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-medium wp-image-1322" title="hasan_aycın_40_hadis" src="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2010/02/40h11-216x300.jpg" alt="hasan_aycın_40_hadis" width="216" height="300" /></p>
<p style="text-indent: 1.59cm; margin-bottom: 0cm; line-height: 150%;" align="JUSTIFY"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Bir kitap düşünün, geleli asırlar olmuş. Tüm zamanlardan ve mekânlardan kâinata sesleniyor. İçeriğiyle her çağa ve zamana hükmediyor. Mükemmel ölçülerde üstün bir yaşayış tarzı sunuyor. Oysa şaşırmıştı insanlık. İçlerinden Allah’ın ayetlerini okuyan birisinin gelmesini yadırgamıştı. </span></span><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;"><em>“İçlerinden birine, insanları uyarması için vahyetmemiz insanların tuhafına mı gitti?</em></span></span><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;"> İspatlarını hem makro ölçütlerde hem de mikro ölçütlerde görünebilir bir şekilde kullarına sunarken, </span></span><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;"><em>“ben batanları sevmem” </em></span></span><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">kapasitesi ve tevhidini aynı oranda yaşanabilir kılıyordu</span></span><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;"><em>.</em></span></span><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;"> </span></span></p>
<p style="text-indent: 1.59cm; margin-bottom: 0cm; line-height: 150%;" align="JUSTIFY">“<span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;"><em>Mülkümde ortak tanımam” </em></span></span><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">ayetiyle insanlığın tamamının mülkünün emanetçisi olduğunu, arzına Salih kullarının varis olduğunu müjdeledi. Bu “halife” değerini hazmetmek insana düşmüştü. Her insan değerlidir. </span></span><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;"><em>“Bir insanı öldüren tüm insanlığı öldürmüş gibidir”</em></span></span><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;"> Her insan bir dünyadır derken felsefî değil, çok üstün bir anlayışın ürünü ile bunu ortaya koymuştur. Yine </span></span><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;"><em>“Bir insanı yaşatan tüm insanlığı yaşatmış gibi olur”</em></span></span><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;"> beyanı raflarda duran tozlu bir kitapmışçasına ele alınıp okunmayı bekleyen insanı tarif eder. Vahiy insanı okumaktır. Böylesine Rabbaniyyun meselesine önem vermesi, insanı o kadar değerli ve muktedir kılması şaşılacak bir şey değildir. En güzel biçimde yaratılan bu insan kendi mukadderatını tayin ederken </span></span><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;"><em>“esfeli safilin; </em></span></span><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">aşağıların aşağısı” olmayı da seçebilir. Biz buna Hududullah’ın içerisinde özgürlük diyoruz. “insanız” derken bir düşünelim, hangimizin garantisi vardır bu dünyada? Yaratılmayı ne kadarımız değerli bilmiştir? Allah’ın kadrini bilen üstün nitelikli insan mı? Yoksa aşağıların aşağısı mı? Çok adil bir seçimdir bu.</span></span></p>
<p style="text-indent: 1.59cm; margin-bottom: 0cm; line-height: 150%;" align="JUSTIFY"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">İmran’ın hanımı kendisini muharrer bir şekilde Rabbine adarken ortada insan hakları yoktu. Bu bireysellik o kadar geniş perspektifte düşünme ve tedebbür sağlıyor ki, Allah aşkı bu olsa gerektir. İyiliği emredip kötülükten sakındırmak eylemini afyonmuşçasına düşünmemeyi sağlayan işte bu geniş etkinlik biçimidir. İman temizliktir. Kalp temizliği. İman kalbi eğitir. Görmediğine iman eden hür kulların arınmış kalpleri.</span></span></p>
<p style="text-indent: 1.59cm; margin-bottom: 0cm; line-height: 150%;" align="JUSTIFY"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Tüm ideolojileri, söz dalaşlarını, kısır mezhep tartışmalarını ve sonunda küllisini bir kenara atıp “Sahi! Bize oku! Denmişti ama biz bu emri gerektiği gibi takdir edemedik” düşüncesini sindirmeliyiz. 18. yüzyıl pozitivist olguculuğu ve ateizm üzerine bina edilmiş son dönem psikoloji, felsefe ve sosyoloji ürünleri vahyin yanında sıraları boşalmış, camları kırılmış kimsesiz kalan Aristocu Akademisini andırır. Bunların Allah’ı inkâr noktasında izan aldıkları şeyleri Kuran, Allah’ın varlığını bir ispat olarak almıştır. Mümin bir çırpı parçasında O’nu görür. Bal arısına vahyettiğinde ya da karıncanın hayat döngüsünde. İnsan öncelikle kendini ispat etmiş midir ki, Allah’ı ispat noktasında konuşmaya kürsüsü olsun? </span></span><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;"><em>“Oysa insanın yaratılışı evrenin yaratılışı yanında küçük bir şeydir!” </em></span></span><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">İnsanlık bu kısmı maalesef bir türlü atlatamamıştır. Din adına yapılmış bütün polemikleri, tefrikaları, anlayışları, din savaşlarını, kısır tartışmaları artık bir yere koymanın zamanı gelmedi mi? Bu böyle sürdükçe bizler Rad 11’i nereye koyabiliriz? </span></span><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;"><em>“Bir toplum kendi içlerinde olanı değiştirmedikçe Allah da o toplumun durumunu değiştirmez.”</em></span></span><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;"> Dinin tek sahibi olan Allah’tan insanları uzaklaştırma politikasına daha ne kadar sessiz kalacağız? Önce zihniyet değişikliğini sindirebilen, vahyi inkılâba açık olan kullar haline ne zaman geleceğiz?  Hiç deniz olmadığı halde ne zaman Nuh AS. gibi gemi yapmayı içimize sindireceğiz? Ya da Bir çırpıda İsmail’i boğazlamayı; ya tüm putları devirebilme basiretini nereye kadar geciktireceğiz? </span></span></p>
<p style="text-indent: 1.59cm; margin-bottom: 0cm; line-height: 150%;" align="JUSTIFY">“<span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;"><em>Onlar mü&#8217;min olmayacaklar diye neredeyse kendini kahredeceksin (öyle mi?)”</em></span></span><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;"> İlk bakışta bir psikologa gösterseniz, kendisi gibi düşünmeyen her insan için yaşama hakkı tanımayan birinin sözleri gibi algılaması muhtemel bu yüce beyanda, ümmeti -ki aynı zamanda milleti kastediyoruz.- hakkında bu kadar endişeye kapılmış Resûlûllah ASV ile tanışıyoruz. Kendisinin yanında başkası için gözyaşı dökebilecek bir iman ferahlığı ve düşünme kapasitesini hangi değer yargısıyla ölçebiliriz?</span></span></p>
<p style="text-indent: 1.59cm; margin-bottom: 0cm; line-height: 150%;" align="JUSTIFY"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Vahyi tefekkür, tedebbür, hayatı vahiy programıyla ayarlamak, onun farziyetini yaşamak ve yaymak, ilim tahsil etmek ve kalbi eğitmek insanın yanında olan bir hazinedir. Zamanla savaşta zamana galebe çalabilmek ancak bu şekilde mümkündür. Zamanın karşısında Firavun’un karşında duran Musa gibi durmak elimizde. Tur dönüşü tüm benliğinde Rabbinin nusretini soluyan nefes bir saniye ötemizde. Hem inzivayı hem de eylemi kimyevî bir formülmüşçesine hazırlamak imkânını artık oluşturma zamanımız gelmiştir.</span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kainatamektup.com/index.php/2010/02/vahyi-manifesto/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>BERNARD LEWIS- MODERN TÜRKİYE’NİN DOĞUŞU</title>
		<link>http://kainatamektup.com/index.php/2010/01/bernard-lewis-modern-turkiye%e2%80%99nin-dogusu/</link>
		<comments>http://kainatamektup.com/index.php/2010/01/bernard-lewis-modern-turkiye%e2%80%99nin-dogusu/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 28 Jan 2010 20:41:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EDİTÖR</dc:creator>
				<category><![CDATA[KİTAP]]></category>
		<category><![CDATA[SALİH FURKAN]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kainatamektup.com/?p=1166</guid>
		<description><![CDATA[

Bernard Lewis, İslam Tarihi ve özellikle Ortadoğu alanında uzmandır. Şimdiden klasikler içindeki yerini almış, hiçbir yere sığdırılamayan eserine geçmeden önce onun ne kadar ilginç birisi olduğu ile ilgili ifadelendirmeyi Edward Said’e bırakalım: “Lewis peşi hemen bırakılacak birisi değil, çok ilginç birisi. Anglo Amerikan Ortadoğu Kurumu’nun siyasî atmosferinde o, bilgili Oryantalisttir ve yazdığı her şey bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;"><!-- 		@page { margin: 2cm } 		P.sdfootnote { margin-left: 0.5cm; text-indent: -0.5cm; margin-bottom: 0cm; font-size: 10pt } 		P { margin-bottom: 0.21cm } 		A.sdfootnoteanc { font-size: 57% } --></p>
<p style="text-indent: 1.5cm; margin-bottom: 0cm; line-height: 150%; text-align: left;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: medium;"><strong><img class="alignleft size-full wp-image-1165" title="BERNARD LEWIS" src="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2010/01/BERNARD-LEWIS.jpg" alt="BERNARD LEWIS" width="280" height="433" /></strong></span></span></p>
<p style="text-indent: 1.5cm; margin-bottom: 0cm; line-height: 150%; text-align: left;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Bernard Lewis, İslam Tarihi ve özellikle Ortadoğu alanında uzmandır. Şimdiden klasikler içindeki yerini almış, hiçbir yere sığdırılamayan eserine geçmeden önce onun ne kadar ilginç birisi olduğu ile ilgili ifadelendirmeyi Edward Said’e bırakalım: “Lewis peşi hemen bırakılacak birisi değil, çok ilginç birisi. Anglo Amerikan Ortadoğu Kurumu’nun siyasî atmosferinde o, bilgili Oryantalisttir ve yazdığı her şey bu sahanın otoritesini taşımaktadır. On beş yıl boyunca verdiği eserler, kurnaz ve amaç taşır olmaya çalışmasına rağmen, son derece ideolojiktir. Yaptığı son çalışmalar, ‘liberal, objektif, ilmi’, eserler verdiğini iddia ederken, yalnızca ele aldığı konuya ‘karşı’ propaganda yapan bilim adamına yakışır türden… Ama Oryantalizm’in tarihini az çok bilenler için sürpriz olmasa gerekir. Skandalların sadece sonuncusu (ve Batı’da en az tenkide uğrayanıdır.)…</span></span><a name="sdfootnote1anc" href="#sdfootnote1sym"><sup>1</sup></a><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;"> Lewis, aslında şarkiyatçılar içinde en bilimsel olanı. Ama bu bilimselliğini birtakım terminolojik izahlarla süsleyerek Doğu toplumuna (bilimsel!) alaycı bir yığın göndermeleri olan muhteremlerden sadece biridir.  Bu kısmı geçerek, klasikleşmiş başvuru kaynakları arasındaki değişmez yerini alan hacimli eserine -“</span></span><em>The Emergence of Modern Turkey- Modern Türkiye’nin Doğuşu”- </em>gelelim.<em> </em></p>
<p style="text-indent: 1.5cm; margin-bottom: 0cm; line-height: 150%; text-align: left;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Kitap, konusunun eski Türkiye’nin yıkılmasından sonra yeni Türkiye olduğunu belirtiyor. Türk uygarlığının kökenleriyle ilgili kısa bir girişten sonra kendini ikiye ayırıyor: birinci bölümde, başlıca olaylar ve süreçler kronolojik bir atmosferde sunuluyor. Değişimin izini sürdüğünü ifadelendiriyor. İkinci kısım, Türklerdeki ortak kimlik ve bağlılık duyusunun biçim değiştirmesi, egemen din ve kültürel yaşam ile ekonomik ve toplumsal düzenin biçim değiştirmesi üzerinedir. Son noktada birtakım genel sonuçlar çıkarılmıştır. Eseri okumamızın en önemli nedeni, “Avrupa bizi nasıl biliyor?” demekten çok, “Biz bu üslup ve değerlendirmelere ne kadar duyarlıyız?” sorusuna muhatap olabilmektir. Eserde orijinal fikir ve değerlendirmeler olduğu gibi yakın tarih adına da sağlam temelli konular yer almıştır. </span></span></p>
<p style="text-indent: 1.5cm; margin-bottom: 0cm; line-height: 150%; text-align: left;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">İçeriğinin sağlamlığından çok eserin ismi bize biraz yabancı. “Modern” ve “medeniyet(civilization)”  kavramları bu coğrafyayı anlatmaya hem yetersiz hem de uygun olmayan kavramlardır. Batı normlarına göre bir medeniyet ölçüsü çıkarmaya kalkmak yanlış bir birimi seçmek olur. Bir kere bu norm mükemmel midir ki, onun haricindekileri kendi kıstaslarıyla izaha çalışsın. Bunların münakaşası yıllardır yapılmakla birlikte üstadımız Cemil Meriç sanırız en güzelini ifade etmiş: Bütün Kuranları yaksak, bütün camileri yıksak, Avrupalının gözünde Osmanlıyız; Osmanlı yani İslâm. Karanlık, tehlikeli, düşman bir yığın! Avrupa kafasındaki Rasyonalite kapitalizmin hem yaratıcısı hem eseri. Kapitalizmin ve bürokrasinin. İnsanlık bir köleler topluluğu olmak tehlikesiyle karşı karşıya. </span></span><a name="sdfootnote2anc" href="#sdfootnote2sym"><sup>2</sup></a><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;"> Avrupalılaşmak suni çağdaşlık ve yok oluş. Bu temelde tüm düşüncelerimizi gözden geçirmeliyiz. </span></span></p>
<p style="text-indent: 1.5cm; margin-bottom: 0cm; line-height: 150%; text-align: left;"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Her topluluk kendisinin modern binasını kurmuştur. Binasının sağlam kalabilmesi özündeki mirasını geliştirerek korumasına bağlıdır. Bu bilinen gerçekten hareket ederek, eser geniş perspektifte değerlendirilerek incelenmeye muhtaçtır. Özelikle yakın tarihi araştırma konusu seçmiş arkadaşlarımızın muhteviyatını bilmesi gereken kaynaklardandır. </span></span></p>
<p style="text-indent: 1.5cm; margin-bottom: 0cm; line-height: 150%; text-align: left;">
<p style="margin-bottom: 0cm; line-height: 100%; page-break-before: always; text-align: left;"><a name="sdfootnote1sym" href="#sdfootnote1anc">1</a> Edward SAİD, <em>Oryantalizm: Sömürgeciliğin Keşif Kolu,(çev. 	Nezih Uzel), </em>İstanbul 1998,s. 426.<em> </em></p>
<div id="sdfootnote1" style="text-align: left;">
<p style="margin-bottom: 0cm; page-break-before: always;"><span style="font-size: x-small;"><a name="sdfootnote2sym" href="#sdfootnote2anc">2</a> Cemil Meriç, Umrandan Uygarlığa, İstanbul 2001,s. 9-18.</span></p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kainatamektup.com/index.php/2010/01/bernard-lewis-modern-turkiye%e2%80%99nin-dogusu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İMAN-TEVEKKÜL MESELESİ</title>
		<link>http://kainatamektup.com/index.php/2009/12/iman-tevekkul-meselesi/</link>
		<comments>http://kainatamektup.com/index.php/2009/12/iman-tevekkul-meselesi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 21 Dec 2009 19:08:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EDİTÖR</dc:creator>
				<category><![CDATA[OKU / İKRA]]></category>
		<category><![CDATA[SALİH FURKAN]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kainatamektup.com/?p=1027</guid>
		<description><![CDATA[

Rahman ve Rahim Olan Allah’ın Adıyla
Bir mümin karşılaştığı bütün durumlarda Allah’a dayanmalıdır. Çünkü Allah’a itimat etmek, her işte O’na dayanmak ve kısaca Allah’ı her şeyde vekil tutmak iman enerjisinin zindeliği için de önemlidir. Tevekkül derken emri ve kararı Allah’a bırakmayı kastediyoruz. Yoksa görev ve sorumluluk bilinci tüm motivasyonuyla mümine aittir. İsrailoğullarının şu duruşu tarif etmeye [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;"><strong><img class="alignleft size-full wp-image-1030" title="tevekkül" src="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2009/12/tevekkül.jpg" alt="tevekkül" width="320" height="320" /></strong></p>
<p style="text-align: left;"><!-- 		@page { margin: 2cm } 		P { margin-bottom: 0.21cm } --></p>
<p style="text-indent: 1.5cm; margin-bottom: 0cm; line-height: 150%; text-align: left;"><strong><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: medium;">Rahman ve Rahim Olan Allah’ın Adıyla</span></span></strong></p>
<p style="text-indent: 1.59cm; margin-bottom: 0cm; line-height: 150%; text-align: left;"><strong><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Bir mümin karşılaştığı bütün durumlarda Allah’a dayanmalıdır. Çünkü Allah’a itimat etmek, her işte O’na dayanmak ve kısaca Allah’ı her şeyde vekil tutmak iman enerjisinin zindeliği için de önemlidir. Tevekkül derken emri ve kararı Allah’a bırakmayı kastediyoruz. Yoksa görev ve sorumluluk bilinci tüm motivasyonuyla mümine aittir. İsrailoğullarının şu duruşu tarif etmeye çalıştığımız tevekkülün zıttıdır. </span></span><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;"><em>Maide 24- Dediler ki: &#8220;Ey Musa, biz, orda onlar durduğu sürece hiç bir zaman oraya girmeyeceğiz. Sen ve Rabbin git, ikiniz savaşın. Biz burada duracağız.&#8221;</em></span></span><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;"> Verilen ne olursa olsun ifadan kaçış mümine yakışmaz. Tevekkül hali aynı zamanda eylem halidir.</span></span><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;"><em> </em></span></span><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Çünkü hesap din günü için yapılmalı, Allah ile her zaman rabıtada kalınmalıdır. Tevekkül bu rabıtayı sağlar. </span></span></strong></p>
<p style="text-indent: 1.59cm; margin-bottom: 0cm; line-height: 150%; text-align: left;"><strong><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Allah her şeyin üzerinde bir vekildir. Tebliğ ettikten sonra, sonuç kısmı Allah’a aittir. Tevekkül akıldan çıkmayacak ki bu anlamdaki marifetin Rabbimizden olduğu bilinsin. Cenab-ı Hakkın gönderdiği insanlığın zirve şahsiyetleri olan peygamberler bile sonuca etki edemez iken bizim durup düşünmemiz gerekir.  Birilerini din adına uyarma davranışı bittiği andan itibaren tevekkül başlar. Tevekkül ve uyarma bağlamında şöyle buyrulmuştur. </span></span><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;"><em>Araf 89- &#8220;Allah bizi ondan kurtardıktan sonra, bizim tekrar sizin dininize dönmemiz Allah&#8217;a karşı yalan yere iftira düzmemiz olur. Rabbimiz olan Allah&#8217;ın dilemesi dışında, ona geri dönmemiz bizim için olacak iş değildir. Rabbimiz, ilim bakımından her şeyi kuşatmıştır. Biz Allah&#8217;a tevekkül ettik. Rabbimiz, bizimle kavmimiz arasında &#8216;Sen hak ile hüküm ver,&#8217; Sen &#8216;hüküm verenlerin&#8217; en hayırlısısın.&#8221;</em></span></span><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;"> </span></span><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;"><em>Furkan 43- Kendi istek ve tutkularını (hevasını) ilah edineni gördün mü? Şimdi ona karşı sen mi vekil olacaksın? </em></span></span><span style="font-family: Tahoma;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: medium;">اَرَاَيْتَ مَنِ اتَّخَذَ</span></span></span><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: medium;">=gördün mü yapan kimseyi, </span></span><span style="font-family: Tahoma;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: medium;">اِلَهَهُ</span></span></span><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: medium;">=ilahını, </span></span><span style="font-family: Tahoma;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: medium;">هَوَيهُ</span></span></span><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: medium;">=gönlünün isteği, </span></span><span style="font-family: Tahoma;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: medium;">اَفَاَنْتَ</span></span></span><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: medium;">= sen mi, </span></span><span style="font-family: Tahoma;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: medium;">تَكُونُ </span></span></span><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: medium;">=olacaksın, </span></span><span style="font-family: Tahoma;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: medium;">عَلَيْهِ وَكِيلًا</span></span></span><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: medium;">=onun üzerine vekil </span></span><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;"><em>Neml </em></span></span><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;"><em>79- Sen, artık Allah&#8217;a tevekkül et; çünkü sen apaçık olan hak üzerindesin.</em></span></span><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: medium;"> </span></span><span style="font-family: Tahoma;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: medium;">فَتَوَكَّلْ</span></span></span><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: medium;">= o halde vekil tut, </span></span><span style="font-family: Tahoma;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: medium;">عَلَى اللَّهِ</span></span></span><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: medium;">=Allah’a, </span></span><span style="font-family: Tahoma;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: medium;">اِنَّكَ عَلَى الْحَقِّ الْمُبِينِ</span></span></span><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: medium;">=şüphesiz sen açık bir hak üzerindesin</span></span><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;"><em> 80- Çünkü gerçekten sen, ölülere (söz) dinletemezsin ve arkasını dönüp kaçmakta olan sağırlara da çağrıyı işittiremezsin. İsra 54- Sizi en iyi Rabbiniz bilir; dilerse size merhamet eder, dilerse sizi azablandırır. Biz seni onların üzerine bir vekil olarak göndermedik. </em></span></span><span style="font-family: Tahoma;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: medium;">رَبُّكُمْ</span></span></span><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: medium;">=rabbiniz, </span></span><span style="font-family: Tahoma;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: medium;">اَعْلَمُ بِكُمْ</span></span></span><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: medium;">=sizi daha iyi bilir, </span></span><span style="font-family: Tahoma;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: medium;">اِنْ يَشَأْ</span></span></span><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: medium;">=dilerse, </span></span><span style="font-family: Tahoma;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: medium;">يَرْحَمْكُمْ</span></span></span><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: medium;">=size merhamet buyurur, </span></span><span style="font-family: Tahoma;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: medium;">اَوْ اِنْ يَشَأْ</span></span></span><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: medium;">=veya dilerse, </span></span><span style="font-family: Tahoma;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: medium;">يُعَذِّبْكُمْ</span></span></span><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: medium;">=azap eder, </span></span><span style="font-family: Tahoma;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: medium;">وَمَا اَرْسَلْنَاكَ</span></span></span><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: medium;">=seni de göndermedik, </span></span><span style="font-family: Tahoma;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: medium;">عَلَيْهِمْ وَكِيلًا</span></span></span><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: medium;">=üzerlerine vekil</span></span><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;"><em> İsra 86- Andolsun, eğer dilersek, sana vahyettiklerimizi gerçekten gideriveririz, sonra bunun için bize karşı bir vekil bulamazsın. </em></span></span><span style="font-family: Tahoma;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: medium;">وَلَئِنْ شِئْنَا</span></span></span><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: medium;">= dilersek, </span></span><span style="font-family: Tahoma;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: medium;">لَنَذْهَبَنَّ</span></span></span><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: medium;">= tamamen gideriveririz, </span></span><span style="font-family: Tahoma;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: medium;">بِالَّذِى اَوْحَيْنَا</span></span></span><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: medium;">=vahyettiğimizi, </span></span><span style="font-family: Tahoma;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: medium;">اِلَيْكَ</span></span></span><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: medium;">=sana, </span></span><span style="font-family: Tahoma;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: medium;">ثُمَّ</span></span></span><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: medium;">= sonra, </span></span><span style="font-family: Tahoma;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: medium;">لَا تَجِدُ</span></span></span><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: medium;">=bulamazsın, </span></span><span style="font-family: Tahoma;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: medium;">لَكَ بِهِ</span></span></span><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: medium;">=kendine döndürecek,</span></span><span style="font-size: medium;"> </span><span style="font-family: Tahoma;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="font-size: medium;">عَلَيْنَا وَكِيلًا </span></span></span><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: medium;">= bize karşı bir vekil </span></span><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Vahyin Peygamberimiz ASV tarafından uydurulduğu iddiasına karşı kısa ve öz bir cevap. Şöyle düşünelim: Rabbimiz bir anda her şeyi vahyi manada çekip aldı. Nereye müracaat edebiliriz? Al-i İmran 160’ı buradan bağımsız göremeyiz: </span></span><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;"><em>Al-i İmran </em></span></span><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;"><em>160- Eğer Allah size yardım ederse, artık sizi yenilgiye uğratacak yoktur ve eğer sizi &#8216;yapayalnız ve yardımsız&#8217; bırakacak olursa, ondan sonra size yardım edecek kimdir? Öyleyse müminler, yalnızca Allah&#8217;a tevekkül etsinler.</em></span></span><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;"> Tevekkül birçok çevre tarafından maniple edilen hadiselerdendir.  Tevekkül hali aksiyon halidir. Tevekkül diriliş ve ayağa kalkmadır. Özellikle din adına, iman önceliği adına tevekkül etmek zaten bir emirdir. </span></span></strong></p>
<p style="text-indent: 1.5cm; margin-bottom: 0cm; line-height: 150%; text-align: left;">
<p style="margin-bottom: 0cm; text-align: left;">
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kainatamektup.com/index.php/2009/12/iman-tevekkul-meselesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>TALEB</title>
		<link>http://kainatamektup.com/index.php/2009/11/taleb/</link>
		<comments>http://kainatamektup.com/index.php/2009/11/taleb/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 23 Nov 2009 06:18:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EDİTÖR</dc:creator>
				<category><![CDATA[MAKALAT VE MAKAMLAR]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[CİHAD MERİÇ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kainatamektup.com/?p=826</guid>
		<description><![CDATA[
Bir nefes çektim,
Sen geldin.
Sen geldin,
Her şey geldi.
Bir yaşlı amcanın mırıldanan dudakları, gençliğinde göz yaşı ile işlediği beyaz tülbendini başına örtmüş o tatlı ninenin gözleri, çocuğun minik elleri, genç bir insanın dalgalanan yüreği: DUA.
“Duanız, ibadetiniz yoksa Allah sizi ne yapsın.” Rabbimiz bir işaretinde bizlere böyle sesleniyor. İstemesini bilmeyeni, kulluğunun gereğini yerine getirmeyeni bir hiç olarak görüyor, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="size-full wp-image-828" title="atifefendi" src="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2009/11/atifefendi.jpg" alt="atıf efendi kütüphanesi" width="512" height="384" /></p>
<p>Bir nefes çektim,<br />
Sen geldin.</p>
<p>Sen geldin,<br />
Her şey geldi.</p>
<p>Bir yaşlı amcanın mırıldanan dudakları, gençliğinde göz yaşı ile işlediği beyaz tülbendini başına örtmüş o tatlı ninenin gözleri, çocuğun minik elleri, genç bir insanın dalgalanan yüreği: DUA.</p>
<p><strong>“Duanız, ibadetiniz yoksa Allah sizi ne yapsın.” </strong>Rabbimiz bir işaretinde bizlere böyle sesleniyor. İstemesini bilmeyeni, kulluğunun gereğini yerine getirmeyeni bir hiç olarak görüyor, Yüce Yaratıcı. Varlığımızın kanıtı olarak talep etmemiz gerekiyor. Neyi talep edeceğiz? Herkes kendi ihtiyaç duyduğunu isteyecek. Neyini eksik olduğunu düşünüyorsa onu isteyecek.<br />
“Sen hiç istemedin ki dostum , isteseydin her şey olurdu” diyor bir gönül insanı. Bizler çoğu zaman istediğimizi sanıyoruz.;fakat gerçekten isteyen adamın hali üzerimizde olmuyor. Dudaklardaki mırıltı kalbe inmedikçe, tüm zerrelerde harekete geçmedikçe , istemenin faydasız bir eylem olduğunu gösteriyor bize hayat. Şunu çok istiyorum &#8230; cümleleri eksik kalıyor.</p>
<p><strong>İstemek bedel ödemektir.</strong> Hiçbir bir şeyden vazgeçmeden talebimize ulaşmamız kolay görünmüyor. Kolay bulunan her şeyin kaybetmenin başlangıcı olduğu hakikat olarak karşımızda. Zorluğun yanında ki kolaylık ise mücadeleye verilen esenlik.<br />
Öğrencilerime her zaman talebe olmayı tavsiye ederim. Öğrenci olmak ile talebeden olmak arasındaki fark büyük bir dağın adı. Bugün yeterli eğitim verilemediğinden bahsediliyor. Talep yoksa öğrenmenin de olması düşünülemez. Bir öğretici önce öğrencilerini talebeden/dua yapan/ isteyen insanlar haline getirmeli. Karşınızdaki öğrenmek istemiyorsa ne yapabilirsiniz ki! Tek çareniz onda bir istek uyandırabilmeniz.</p>
<p><strong>Zorla istemeden verilen her şey israf edilmiş olur.</strong> Cennet bile bize bedelsiz verilseydi ne değeri kalırdı. İsteksizin elinde ne varsa değersizleşir. Duasız her ne varsa bir hiçten ibarettir. Müşterisiz bir satıcının çok malı olsa da o müflistir.<br />
İsteyen bir kul olmak için; edep ile kapıdan geçip kainattaki ayetleri okuyacağız, kalemin mürekkebi dolduğunda yazacağız, denge yol göstericimiz olacak. Talebe cevap ancak dosttan gelir.yürekten dua edeceğiz. Saygı ile eğileceğiz. Şafak duanın özel vakti. Akıl vicdan hürriyeti olmadan talebe olmak zor. İnsan olmak gerekli. Vakar ne istediğini bilen kişi.</p>
<p>Ne olmak istiyorsan sen osun. Hayattan neyi talep ediyorsan sana o verilecek. Duaların kadar hak edeceksin. O zaman neyi istediğimize dikkat etmeliyiz. Hayattaki önceliklerimiz bizi hemen ele veriyor. Fırsatı bulduğunda önce Paris&#8217;e gitmek isteyecek olan ile Mekke&#8217;ye gitmek isteyen arasında fark olmalı. Sabah vaktinde küçük köpeğini parkta gezdiren kişi ile çocuğunun minik ellerinden tutarak onunla kuşluk vaktini adımlayan İnsan, bir baba bir anne, arasında fark olmalı. Minik ellerinde koca bir dünya gibi simit tepsisini taşıyan çocuğun hayattan istekleri farklı olmalı.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kainatamektup.com/index.php/2009/11/taleb/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
