<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>KAİNATA MEKTUP &#187; KİTAP</title>
	<atom:link href="http://kainatamektup.com/index.php/category/kitap/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://kainatamektup.com</link>
	<description>yenileniyoruz... &#124; &#124; bitmeyen bir aşk yürüyüşü...</description>
	<lastBuildDate>Sat, 21 Jan 2012 02:28:34 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.2.1</generator>
		<item>
		<title>Çöle İnen Nur’un Ardından</title>
		<link>http://kainatamektup.com/index.php/2011/07/cole-inen-nurun-ardindan/</link>
		<comments>http://kainatamektup.com/index.php/2011/07/cole-inen-nurun-ardindan/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 14 Jul 2011 04:02:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EDİTÖR</dc:creator>
				<category><![CDATA[HAYATA DAİR]]></category>
		<category><![CDATA[KİTAP]]></category>
		<category><![CDATA[NECİP FAZIL KISAKÜREK]]></category>
		<category><![CDATA[BARIŞ İNCEPINAR]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kainatamektup.com/?p=2782</guid>
		<description><![CDATA[Bu kitapla hemhal olma zamanım Haziran 2011( Recep ayı) dünyabizim.com sitesindeki temel okunması gereken kitaplar arasındaydı. Evet çok etkilendim. Her...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignright" src="https://lh3.googleusercontent.com/-KPOEaU9EPX8/Th5oVa4TISI/AAAAAAAABOE/A03EaiOO654/images.jpg" alt="" width="181" height="278" />Bu kitapla hemhal olma zamanım Haziran 2011( Recep ayı) dünyabizim.com sitesindeki temel okunması gereken kitaplar arasındaydı. Evet çok etkilendim. Her nedende bir yanım ağlamaklı, hüzünlü bir film, sinema, hikaye, roman; doyasıya ağlamak ağlamak&#8230;</p>
<p>İnsan niçin ağlar, ağlamanın esprisi nedir? Akabinde hüzün Nur Çocuğu; Efendimizin çocukluğu, yaşayışı, masumiyeti, bolluk, bereket … Süt annesi / Annesinin kucağında ruhunu teslim etmesi, babası Abdullah’ı hiç görmemesi, evlat acıları… Dedesi Abdulmuttalip / göz kanat geren amcası Ebu Talip&#8230; Ne acı.</p>
<p>Ebu Talip gibi, bağına girdikten, asmanın üstüne titredikten, böcekleri temizledikten, suyunu verdikten, meyvesi yetiştirdikten sonra dudağının üstüne koydukları halde üzümünü yiyemeyen insanın nasibi sadece ağlatıcıdır.<br />
Hz.Ebu Bekr mağara deliği yılana karşı ayağını koyması ,ağlaması, damladan Muazzez peygamberin uyanması&#8230;<br />
Bilal-ı Habeşi, son ezanı okuması, mahvoluş&#8230;</p>
<p>Gaye-insan ve Ufuk-Peygamberim, Muazzez Peygamberin sofrası:<br />
Fatıma’nın düğün ziyafeti:  Arpa ekmeği,hurma; ayrıca yağ, yoğurt ve hurmadan yapılan bir yemek.</p>
<p>-Ben buradan ileriye geçemem!<br />
-Niçin?<br />
-Yanarım<br />
-Ya nasıl geçilir buradan ilerisine<br />
-Aşkla…</p>
<p>Rabbim senin ol demen yeterli. Senki içimizi bilensin, ellerimizi bırakma, aklımızı, ruhumuzu koru kardeşlerimizi, dostlarımızı koru.<br />
<a href="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2011/03/sir_hoca.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-2427" title="sir_hoca" src="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2011/03/sir_hoca.jpg" alt="" width="640" height="250" /></a></p>
<p>İnsan-Serüven-Hayat-Yaşam</p>
<p>Eski yıllar Konya&#8230; Sene 1999 muhtemel Fatih Işıklar&#8217;daki öğrenci evim kat 4&#8242;teki odam. Genel cerrahi dersini alttan alışım. Üzerine gitme turnam şarkısının sözleri&#8230; Nerelerdeyim içim buhran bir oh çekiyorum. Boğazım düğümleniyor. Bütün bunları yazılan kader… espri nedir? Okuyorum Mustafa İslamoğlu’nun Hac risalesi… Üç Muhammed … Şimdime göre çocukmuşum hayat… Herhalde kanın deli oluşu böyle bir şey, ah şimdiki şu halimle o yıllarımda olsam&#8230; İnsan elindekilerinin değerini bilmemesi mi, Arif bilge adamlarım, abeylerim bizi neden eğitmedi, pişirmedi. Ya da birileri pişmemişsin diye hep öteledi, ötelendik, kovulduk, kırıldık. Şarkı da geçmiyor mu seven ne yapmaz&#8230;</p>
<p>Gönül Gel Seninle Muhabbet Edelim,<br />
Araya Kimseyi Alma Sevgilim,<br />
Ya Benim Kimim Var Kime Yalvarayım,<br />
Kaldır Kalbindeki Karayı Gönül.</p>
<p>Dünya İçin Gül Benzini Soldurma<br />
Halden Bilmeyene Halin Bildirme<br />
Tabip Olmayana Yaran Sardırma<br />
Azdırırsın Bir Gün Yarayı Gönül</p>
<p>Solmazsa Dünyada Güzeller Solmaz,<br />
Bu Dünya Fanidir Kimseye Kalmaz.<br />
Yalan Dolan İle Sofuluk Olmaz,<br />
Mümin Olan Bekler Berayı Gönül.</p>
<p>Derviş Alim  Öğüt Verir Özüne,<br />
Gönül Lütfeyledi Geldi Sözüne<br />
Azrail Konarsa Göğsün Düzüne,<br />
O Zaman Görürsün Karayı Gönül.</p>
<p>Sene 1993-96 lı yıllar Konya Veteriner Meslek Lisesi okulum, pazar günlerim,  arkadaşlarım, ülke gençliğinin ekmek kavgası, bir baltaya sap olma durumu, mesut arkadaşımla gezmeler Hocacihan&#8217;da bir üniversiteli ağabeylerin evinde bol yumurtalı domates menemen ve çay. Çay bizlerin en damar içeceği. Çay ocakları Muzaffer caddesindeki dersaneler sokağı, Osmanlı camii, gençlik dersanesi, aday sistem dersaneleri oradaki çay ocakları… oraların cumartesi ve pazar günleri öğlen araları dersane öğrencileri ile doludur. Tabii cumartesi pazar 16 saatlik programa katılanların…</p>
<p>Sene 1990-93 Denizli Yeşilköy, ilk aileden ayrılışım. O yatakhanenin esrarengiz kokusu, o kokuyu adlandıramıyorum. Tanca nizamiyesi&#8230; Meltem dersanesi, Çınar. Makrube ilk tatmam. Metal bardakta çaylar 8 kişilik masalar. Meryem anamız, hurili zamanlar&#8230;</p>
<p>Mevsimlerden ilkbaharken<br />
Gönüllere aşk dolarken<br />
Sevenler hep eş ararken<br />
Neden benden kaciverdin…<br />
Seni sordum yıldızlara<br />
Seni sordum yalnızlara<br />
Seni sordum kuşlara<br />
Uçan kuşlara…</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kainatamektup.com/index.php/2011/07/cole-inen-nurun-ardindan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>BENDEN ÖNCE BİR BAŞKASI</title>
		<link>http://kainatamektup.com/index.php/2011/06/benden-once-bir-baskasi/</link>
		<comments>http://kainatamektup.com/index.php/2011/06/benden-once-bir-baskasi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 07 Jun 2011 22:08:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EDİTÖR</dc:creator>
				<category><![CDATA[KİTAP]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kainatamektup.com/?p=2698</guid>
		<description><![CDATA[”Tanpınar&#8217;ın böyle tek başına &#8220;gelenek&#8221; dışı olması hoşuma gidiyor. Kafka ile Oğuz Atay da böyledir belki. Eksikliklerinin farkındalar. Eksikliklerini bilen...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2011/06/salih_furkan_yazilari-kopya.jpg"><img src="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2011/06/salih_furkan_yazilari-kopya.jpg" alt="" title="salih_furkan_yazilari kopya" width="640" height="250" class="alignright size-full wp-image-2699" /></a><br />
<blockquote>”Tanpınar&#8217;ın böyle tek başına &#8220;gelenek&#8221; dışı olması hoşuma gidiyor. Kafka ile Oğuz Atay da böyledir belki. Eksikliklerinin farkındalar. Eksikliklerini bilen adamlar üretkendir. &#8220;İmkânları olsa zaaflarını kuvvet haline getirmekten kaçınmazlar.&#8221; Soruyor Tanpınar: &#8220;Neden bir yerde tıkandım kaldım?&#8221; falanca bin sayfa yazıyormuş. Filanca şu kadar karalıyormuş. &#8221;Sus olmak&#8221; iyidir diyorum. Ama öyle artistlik yaparak değil. Beni susuyor görsünler diye de değil. Üretmek için susmak. Belki Meryem gibi ya da Zekeriya gibi. eğer Meryem susarsa kundaktaki çocuk dile gelir diye. Öyle işte&#8230; Tehlikeli Oyunlar&#8217;daki Hikmet Amca&#8217;ya benzettiğim olur çocuk kalbimi. Büyüktür yaşı lakin çocuktur kalbi. Hikmet Amca der ki: &#8220;Benim içimdeki çocuk büyümedi&#8230; Yaşamadığı için büyümedi hiç, amcası,&#8221; Karar veremiyor hangisi olacağına. Büyümeye katlanamıyor insan. Ama katlanmazsak da büyümüş olmuyoruz. Büyüyüşümüz, çocukluğumuz, ailemiz, eğitimlerimiz, olanca havamız, birikimimiz ve ülkemiz hep az gelişmiş. Tuvalimiz de öyle. Boyamız hep bitik. Kendisini Araf’ta olarak tanıtanlar unutmasın ki, Araf’takilerin yüzü cennete bakar Araf’ın mecazi yükü bir yere kadar kaldırılabilir. Merak etmeyelim Raskolnikov, Jean Val Jean, Selim, Hayri İrdal ve diğerleri de kendilerini ortanın ortasında görüyorlardı.” (Salih Furkan- “Salkım Saçak Yazılar”)</p></blockquote>
<p>METİNLERARASILIK DENEYİMİ/ BENDEN ÖNCE BİR BAŞKASI- NURDAN GÜRBİLEK (1)</p>
<p>“Metinlerarasılık”, bir yazarın kendinden öncekilere şapka çıkarması, sonra o yazarın kaldığı noktadan tüm benliğiyle yoluna devam etmesi gibidir. (2) Hiç kimse koşulsuz bir şekilde şapkadan tavşan çıkaramazdı. Hatta, Kieslowski “Çalarız” diyordu. Erdemli bir hırsızlıktı bu aynı zamanda. Aynı denizlere giriyoruz, aynı ağacın gölgeliğinde oturuyoruz. Oluşturduğu kalem ve mürekkep birbirini nasıl etkilemez?</p>
<p>Kafka ile Oğuz Atay, Cemil Meriç ile Edward Said, Dosto, Tanpınar ve Walter Benjamin… Daha niceleri dönüşümlerini, hayal kırıklıklarını, hırslarını ve öç alma isteklerini hep birbirlerine borçlular. Mesela Dostoyevski ile Kafka arasındaki “Yer Altından Notlar”dan “Metamorfoz”a doğru yolculuk ederken, insan soyunun deruni boşluğunu ve temeldeki insanın böcek kadar bile değeri olmayışını beraber anlayabiliyoruz. Kafka’nın dışlanmış kahramanlarını Adorno’nun deyimiyle mecazsız anlamaya çalışınca Oğuz Atay’ın “Babam’a Mektuplar”ı el sallıyor okuyucuya. Ya da Turgut’un baba profilindeki pısırıklığıyla paralel Selim’in babasında gördüğü az gelişmişliği. Gürbilek, bunları anlatırken insanın aklına tek bir soru geliyor: “Yoksa orijinal denilen şey dağın fare doğurması hadisesi mi?”</p>
<p>Güçsüzlük hadisesi, hiçbir geleneğe yaslanmamak, mağlubiyet psikolojisi, çürümüş ve kimi yerde kokuşmuş yaşam felsefesi –Fransızlar’ın “dekadans” dedikleri kavram- çoğu yazarın tırmanmak zorunda kaldığı sarp dağlar olmuş. Avarelik (flaneur) hedefsiz kendini gütme anlayışı içerisinde murakabesizlik çoğu entelektüelin tercihiydi. Şüphesiz yalnızlık bir yere kadar iyidir de. Flaneur karşısına belki akıllı bir seyyah kültürü ve Yahya Kemal inceliği gereklidir. </p>
<p>Dekadansların kulübü kaybedenlerin giriş kartıyla girebileceği bir yer. En azından en güçlü motifleri, kaybetmek metaforu. Gogolun değersizlik mecazından Dosto’nun içinden çıkılmaz aşağılık komplekslerine kadar edebiyat hep bir yerde tıkanıyor. Kafka’nın kaçışı gibi. Benjamin’in yenilgiyi övüşü gibi. Zira yenilgi bu adamların çıkış tünelidir. “Benden Önce Bir Başkası” birinin başka birisini düşündürmesi meselesini problematik bir bakış açısıyla ele alarak okuyucuyu ziyadesiyle heyecanlandırmıştır.<br />
Ne denirdi Dosto için? “Böyle giderse her mahallede bir Dostoyevski çıkacak Olric. Dünya borsalarında Dostoyevski hisseleri düşecek. Her hafta bir Karamazov, yer altınız kadar yer altı.” (3) Yorularak ve üzülerek bakılmalı hayata. Gözyaşı ve yalnızlıkla yoğurmalı kalbi. Arkana bakmadan gidilmeli. Yönü de gökyüzü göstermeli. İnsanın üzerindeki forma numarasının her zaman “sıfır” olduğu unutulmamalı. </p>
<blockquote><p>1- Bu yazı Nurdan Gürbilek Hanım Efendi’nin “Benden Önce Bir Başkası” adlı eserinden tecelli etmiştir.<br />
2- Nurdan Gürbilek, Benden Önce Bir Başkası, İstanbul 2011<br />
3- Oğuz Atay, Tutunamayanlar, İstanbul 2009</p></blockquote>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kainatamektup.com/index.php/2011/06/benden-once-bir-baskasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>WALTER BENJAMİN: YANGIN ALARMI</title>
		<link>http://kainatamektup.com/index.php/2011/03/walter-benjamin-yangin-alarmi/</link>
		<comments>http://kainatamektup.com/index.php/2011/03/walter-benjamin-yangin-alarmi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 11 Mar 2011 18:53:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EDİTÖR</dc:creator>
				<category><![CDATA[KİTAP]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kainatamektup.com/?p=2415</guid>
		<description><![CDATA[“Tarih Kavramı Üzerine” Tezlerin Bir Okuması* “Kaderin yankılandığı bu vadideki Karanlıkları ve büyük soğuğu anımsa (Brecht, Üç Kuruşluk Opera) Walter...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2011/03/walter_benjamamin.jpg"><img src="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2011/03/walter_benjamamin.jpg" alt="" title="walter_benjamamin" width="640" height="250" class="alignright size-full wp-image-2419" /></a><strong>“Tarih Kavramı Üzerine” Tezlerin Bir Okuması*</strong></p>
<blockquote>
<p style="text-align: right;">“Kaderin yankılandığı bu vadideki<br />
Karanlıkları ve büyük soğuğu anımsa<br />
(Brecht, Üç Kuruşluk Opera)</p>
</blockquote>
<p>Walter Benjamin (1892-1940) kitaba başını eğen değil; başını veren düşünce adamıdır. Theodor W. Adorno, Ernst Bloch ve Bertolt Brecht etkilediği ve etkilendiği insanlardır. Onun için, “kendisine hediye edilen kitabı, önü ilikli açan değerli şahsiyet” demeleri herhalde boşuna değildir. 30’lu yıllar Marksizmi içine, iyiden iyiye sindirdiği yıllardır ve Benjamin dolayısıyla Almanya’yı terk edecektir. Belki Benjamin’e Marksist ideolog denmesi kabul edilebilir ama bakıldığında onun Marksizmi bir metot olarak benimsediği görülür. Frankfurt Okulu Alman idealizmi açısından çok önemli bir mihenk taşıdır. Benjamin ise alayına isyanın adıdır bir anlamda. Gerçekten de Benjamin gibi “yaşamı kendisine estetize etmiş” kişilerin Hitler tarafından es geçilmesi hayret sınırlarını aşan niteliktedir.</p>
<p>Benjamin’deki düşünsel alaşım, derin bir düşünme, kapsamlı bir araştırma ve eşsiz bir yazma tarzıyla bir arada gider. Melankolisi ve intiharı eserlerinin kenarına iliştirilecek “yaşamöyküsel” bir not değildir. Düşüncesinde geçmiş kuşakları da özgürleştiren bir devrimci kurtuluştan, unutulmuş ve gözden kaçırılmış olan şeylerin ve ezilen sınıfların öfke ve umutlarıyla beslenen geçmişin özgürleştirici anlarının belleğinin taşıdığı devrimci güçten bahsedilir.** İntiharı, bir oyun değil; “bu şekilde bitmemeliydi” dedirtecek cinsten bir tanımlamadır. Açık bir şekilde düzenin adamı olmamış, egemen olanın görüş tarzını (konformizm) benimsememiştir; lakin onda çok geniş bir inşirah esenliği görmek de mümkün olamamıştır.</p>
<p>Burada teşhir ettiğimiz eser onun “Tarih Kavramı Üzerine” tezlerini içeren “Walter Benjami: Yangın Alarmı, Tarih Kavramı Üzerine, Tezlerin Bir Okuması” üzerinedir. Özellikle de VII. tez irdelenmeye değerdir.</p>
<p>Kitaptaki VII. tez tarihçi ve tarihteki galip gelenlerle ilgili. Flaubert’in Kartaca için yazdıklarıyla açığa çıkan empati ve üzüntü kavramları. Bu üzüntünün niteliğinin açıklık kazanması. Tarih yazımcının üzüntüsü galip gelenle ilgilidir Benjamin’e göre. Her kim hükmediyorsa, o her zaman galip gelenlerin mirasçısıdır. Dolayısıyla galip gelenle empati kurmak hükmedene her zaman yarar sağlar. Tarihsel maddecinin bunu görünce aslında bir anlamda utanması gerekir. Şimdiye dek zafer elde edenlerin hepsi, bugünün mağluplarının vücutları üzerinde yürüdükleri büyük zafer alaylarına katılırlar. Ganimet de doğal olarak zafer alayına katılanların olacaktır. Benjamin, tarihselciliği galip gelenlerle özdeşleşmekle itham eder. Bazılarının tarih sandığı şey, muhtereme göre “galiplerin tarihi” olsa gerektir.</p>
<p>Egemenler alayının görkemi, peşi sıra galibiyetlerle süslenen zafer takları, insanın kendisinin oluşturduğu kadir-i mutlaklığına duyduğu melankolik tavır ve ihanet (Onun?) hep galipler safına katılmasına yol açar. Bu yanlıştır! Benjamin’in tezindeki isyanın temel niteliği de budur.</p>
<p>“Galipler Felsefesi” çoğu kişi tarafından şiddetle kınanmıştır. “Genel olarak başarıda yalnızca gücün zaferini görürüz ve bir çeşit duygusal sempati bizi mağlup olana doğru çeker; her zaman bir mağlubun olması gerektiği için ve galip gelenin de her zaman olması gereken kişi olduğu için, galip gelenin medeniyete hizmet etmenin yanı sıra daha iyi, daha ahlaklı ve bu nedenle galip olduğunu ispatlamak gerektiğini gösterebilmiş olduğunu umuyorum. Böyle olmasaydı ahlakla medeniyet arasında bir çelişkinin olması gerekirdi ki bu imkânsızdır, çünkü bunlar aynı fikrin iki tarafı, birbirinden farklı fakat uyumlu iki unsurudur.” ( Victor Cousin, s.60-61.)</p>
<p>Ahlakın ve gerçeğin tarafının olması elbette insanı çileden çıkarıyor. Tarih ve tarihçinin, “başarıya karşı çıplak bir hayranlık duyması”; “olgusal olana tapması” tarih felsefesi açısından gözlemlerimizi tekrar irdelememiz açısından önemlidir. Kültür ve geleneği de zaman içerisinde egemen sınıfların aracı olarak gördüğümüzde tekasür algılarımızda kokuşma, günah anlayışımızda da bir zorbalık oluşur. İnsanlığın tıpkı bir “Çin mekaniği” gibi her şeye kafasını sallayarak “evet!” demesi mücadele azmimizi bitirmemelidir. Benjamin tarihin bu ikili oynayan alçak metoduna, ilerlemecilik, modernite ve medeniyet safsatalarına karşı direnmemizi istiyor. Bu yüzden “tarihin havını tersine taramalıyız” O zaman daha iyi anlarız galip Romalıların Kudüs tapınağından çaldıkları ganimetlerin alâmet-i fârikasını ve o zaman anlarız devasa zafer alaylarının sahtekâr ve fütursuz müsamerelerini.</p>
<p>*Michael Löwy, Walter Benjamin: Yangın Alarmı “Tarih Kavramı Üzerine” Tezlerin Bir Okuması, (Çev. U. Uraz AYDIN), İstanbul 2007</p>
<p>**Meral ÖZBEK, Walter Benjamin Okumak I, Ankara Üniversitesi, SBF Dergisi, 55-2, s. 71.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kainatamektup.com/index.php/2011/03/walter-benjamin-yangin-alarmi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>SAATLERİ AYARLAMA ENSTİTÜSÜ</title>
		<link>http://kainatamektup.com/index.php/2011/02/saatleri-ayarlama-enstitusu/</link>
		<comments>http://kainatamektup.com/index.php/2011/02/saatleri-ayarlama-enstitusu/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 23 Feb 2011 06:01:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EDİTÖR</dc:creator>
				<category><![CDATA[KİTAP]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kainatamektup.com/?p=2252</guid>
		<description><![CDATA[TÜRK ROMANININ MİHENK TAŞI: SAATLERİ AYARLAMA ENSTİTÜSÜ / Ahmet Hamdi Tanpınar Alışkanlıklarımızı ve seçkinlik diye tabir ettiğimiz yaşantımızı absürt bir...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2011/02/33kg3e0.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-2253" title="33kg3e0" src="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2011/02/33kg3e0-200x300.jpg" alt="" width="200" height="300" /></a>TÜRK ROMANININ MİHENK TAŞI: SAATLERİ AYARLAMA ENSTİTÜSÜ / Ahmet Hamdi Tanpınar</p>
<p>Alışkanlıklarımızı ve seçkinlik diye tabir ettiğimiz yaşantımızı absürt bir gözden geçirme fırsatı veren Tanpınar, geniş bir üslup. Sözün bereketi, hicvin üstadı. “Saatleri Ayarlama Enstitüsü”, yıkık bir harabe içerisinde parlayan yıldız romanlarımızdan. Dört bölümü var: Büyük Ümitler, Küçük Hakikatler, Sabaha Doğru, Her Mevsimin Bir Sonu Vardır. Roman içtimaî ve ruhî bir başkaldırı niteliğinde. <strong>Sosyoloji ilminin Türkiye şubesi</strong>.</p>
<p>Doğu ile Batı mukayesesi Türk romanının en büyük meşgalesi oldu yıllarca. Taraflar, sözlerini bir kılıç gibi salladı birbirine. Herkes penceresinden, kimi zaman alegorikçe, kimi zaman bağıra bağıra seslendi. <strong>Kör bir dövüştür Türk romanı.</strong> Kazananı yok. Hesaplaşması bol. Bunların içerisinde Tanpınar’ı oturtabileceğimiz yer de yok. Tarafsız dememiz mümkün değil ama hazret iki tarafı da yaşatmış, iki tarafı da öldürmüş.</p>
<p><img class="alignleft" src="https://lh3.googleusercontent.com/_7kefLd_arfw/TWSiCI6eu3I/AAAAAAAABCA/IdUr2-HHdi0/s144/aht.jpg" alt="aht" width="106" height="144" />İlk çıkış tarihi 1962. Eserin gerçek ve gerçek üstü tarzı, bir dönem tahlilini kahramanların –özellikle Hayri İrdal’ın- güçlü hayal dünyasıyla birleştiriyor. Tanpınar, Yakup Kadri ya da Peyami Safa gibi terazinin sadece bir kefesine yüklenmiyor: ortak bir problemi ortaya koyuyor.<strong> Arada kalan insan. Arada kalan toplum.</strong> Türk toplumunun iki yüzyıllık bocalayışını enfes bir ziyafetle sofralarımıza sunuyor. Haşim’in sembolikliği ile Kafka’nın metaforu arasında daha bonkör ve daha mümtaz.<br />
Hayri İrdal, Kafka’nın Tanpınar tarafından konuşturulmuş şekli. Kesinlikle bir yabancı. Alaycı ve yalnız. Hayri İrdal her şeydir. Köşe başındaki fırıncı, tebdili kıyafetli bir Jean Darc. Saat metaforu üzerinden yanındakileri topa tutan bir yelkovan. Bazen sığ fakat çoğu zaman derin bir adamdır. <strong>Ona göre iyi ayarlanmış bir saat bir saniyeyi bile ziyan etmez.</strong> Hâlbuki biz ne yapıyoruz? Tüm şehir ve memleket ne yapıyor? <strong>Vaktini iyi ayarlanmamış saatlerle boşa geçiriyor.</strong> Hâdiseler, hâdiseleri unutturuyor. Herkes ama herkes yaşıyordu bu hayatı. Delisi de akıllısı da. Bilgini de cahili de. Severek ya da sevmeyerek. Haz alarak ya da ıstırap doğurarak. Bu çılgınca fikir Tanpınar’ın hikâyesini genişletiyor.</p>
<p>Modern hayatın içerisinde şuursuzlaşan biz. Yaşadığını zannederek, yaşam ve ölüm düşüncesinden uzaklaşan biz. Üstünde gittiği tahta at ve elinde tuttuğu tahta kılıç ölüme giden yolda su aldıkça çürüyecek neşesiz oyuncaklar.</p>
<p><strong>Saatin kendisi mekân, yürüyüşü zaman, ayarı insandır.</strong> Bu da gösterir ki, zaman ve mekân, insanla mevcuttur. (s.31)  Roman kahramanları, hacı yatmaz yatsa da kalkmaz modunda.</p>
<p>Korku ve insan, korku ve insan talihi, insanın insana hücumu, o hiç yere düşmanlık. Fakat neyi anlatabilirdim? İnsan neyi anlatabilir? İnsan insana, hangi derdini anlatabilir? Yıldızlar birbiriyle konuşabilir, insan insanla konuşamaz.(s.109) Hayri İrdal’ın pek çok maskesi var. Korkaklık ve gerçekçilik bunlardan en önemlileri. Korktuğu şey karanlık değil elbette. Belki “keyfîlik” belki de “duyarsızlık”. Gerçekçiliği kendine. Başkasına değil. Bir tek kendine yalan söylemiyor. Bu önemli. Neticede, ne yaşadığı hayatı beğeniyordu, ne de gidebilecek kudreti kendinde buluyordu. Hayatı öğrenmekle geçti. Hemen her safhada sözlük yaparak. Kendi etinle ve kemiğinle.(s.174.) Yaparak yaşayarak öğrenmek. Hayri İrdal denilen şey bir yığın ihtiyaç, azap ve korkuydu.(s.176.)<br />
Estetikliği ve sembolik anlatımı ile sosyal ve psikolojik kaygıları birlikte canlandıran roman kendini yenileyen zeki bir organizma gibi. <strong>Hikâye öylesine dolup taşıyor ki, her an muhasebeye izin veriyor.</strong> Kendine has tarzıyla bir toplum portresi. İnsanın gözünden ve yüreğinden. <strong>”Saatleri Ayarlama Enstitüsü” insanın hep mağlup olduğu ama savaşmaktan  çekinmediği hayat skalasında, ferdî bir konsept olarak daha uzun yıllar dikkat çekeceğe benziyor.</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kainatamektup.com/index.php/2011/02/saatleri-ayarlama-enstitusu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hadis Günlüğü / Zekeriya Güler</title>
		<link>http://kainatamektup.com/index.php/2011/02/hadis-gunlugu-zekeriya-guler/</link>
		<comments>http://kainatamektup.com/index.php/2011/02/hadis-gunlugu-zekeriya-guler/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 03 Feb 2011 20:16:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EDİTÖR</dc:creator>
				<category><![CDATA[FURKAN]]></category>
		<category><![CDATA[KİTAP]]></category>
		<category><![CDATA[CİHAD MERİÇ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kainatamektup.com/?p=2198</guid>
		<description><![CDATA[Sır Hoca&#8217;nın ikramları bol ve çeşitlidir, şimdi bunları saymaya kalksak sayfalar yetmez. Bize son ikramı Hadis Günlüğü kitabı oldu. Hadis...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2011/02/hadis_kitap.jpg"><img src="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2011/02/hadis_kitap-204x300.jpg" alt="" title="hadis_kitap" width="204" height="300" class="alignright size-medium wp-image-2199" /></a>Sır Hoca&#8217;nın ikramları bol ve çeşitlidir, şimdi bunları saymaya kalksak sayfalar yetmez. Bize son ikramı Hadis Günlüğü kitabı oldu. Hadis Günlüğü kitabı farklı tarzıyla dikkatimi çekti. Hadis öğretirken bir yandan okuyucuyu akademik anlamda zorlamadan hadis üslubunu da bir sırayla belletiyor. Bir yerde gizil öğrenme de gerçekleştiriyor diyebiliriz. Değerli ilim adamı Zekeriya Güler kendi alanının hakkını vererek bu çağa seslenecek frekans yakalamış, eline ve yüreğine sağlık diyerek kendisine içten bir teşekkür göderiyoruz. Hüner Yayınevi bu güzel çalışmanın okuyucuyla buluşmasına vesile olmuş. Bizde dostlarımıza tavsiye ederek vesileyi taçlandırmak istedik.</p>
<p><strong>Arka Kapak Yazısı</strong></p>
<blockquote><p>Hadis Günlüğü adı, geçmişi hicrî üçüncü asra kadar uzanan ve klasik hadis kitâbiyâtı arasında belli bir yeri olan amelü’l-yevm ve’l-leyle’den mülhem konulmuştur. Amelü’l-yevm ve’l-leyle,Rasûl-i Ekrem’in günlük ibadet,duâ ve zikirleri ile bu konudaki tavsiye ve tatbikâtını ihtiva eden bir tür hadis kitabıdır.</p>
<p>Hadis günlüğü,yorum ve açıklamalarıyla birlikte iman,ibâdet, ahlâk ve hukuk konularına ilişkin hadisler yanında, hadis ilmiyle ilgili bazı teknik meselelere temas etmektedir.Günlük hayatın akışına uygun olarak fert ve toplumu doğrudan ilgilendiren hadislerden bir demet sunan bu eserin, hadis ve sünnetin günümüz dünyasına taşınması bâbında icra edeceği mütevazı bir hizmet, yazarı için en büyük sürur ve heyecan vesilesi olacaktır. </p></blockquote>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kainatamektup.com/index.php/2011/02/hadis-gunlugu-zekeriya-guler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>PROUST/ Samuel Beckett</title>
		<link>http://kainatamektup.com/index.php/2011/02/proust-samuel-beckett/</link>
		<comments>http://kainatamektup.com/index.php/2011/02/proust-samuel-beckett/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 02 Feb 2011 05:50:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EDİTÖR</dc:creator>
				<category><![CDATA[KİTAP]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kainatamektup.com/?p=2185</guid>
		<description><![CDATA[Aslında yalnız yaşamadığımızı, başka bir âleme ait, aramızda uçurumlar bulunan, bizi tanımayan ve bizi anlaması imkânsız bir varlığa zincirlerle bağlı...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2011/02/x10861.jpg"><img src="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2011/02/x10861-192x300.jpg" alt="" title="x10861" width="192" height="300" class="alignright size-medium wp-image-2186" /></a></p>
<blockquote><p><strong>Aslında yalnız yaşamadığımızı, başka bir âleme ait, aramızda uçurumlar bulunan, bizi tanımayan ve bizi anlaması imkânsız bir varlığa zincirlerle bağlı olduğumuzu,  hastalandığımızda farkederiz; bu varlık, bedenimizdir.</strong> (Marcel Proust)</p></blockquote>
<p>Başta dikkatlerden kaçan bu eser Beckett’i aslında sonradan belirli bir üne kavuşturacaktır. Kısaca bir Marcel Proust denemesi. Edebî bir dil ile ince ince tenkit. Özel olduğu kesin. Hücum ettiği Proust üzerinden zamanın kendisi. <strong>Alışkanlıklar, can sıkıntısı, dün ironisi yazarın gündemdeki anahtar kelimeler. </strong></p>
<p>“Kayıp Zamanın İzinde” çözümleyemediğimiz zaman gibi karışık, ağlamaklı ve hep dünde kalmış. Bergson’un edebiyattaki sözcüsü. “Yekpâre, geniş bir anın parçalanmaz akışında” yüzmekte olduğuna ikna edilmek istenen bir Proust. Bu Proust uzun sürmüştür diyor Beckett.</p>
<p>Proust negatiftir. Bilemiyoruz, silik bir tipti belki de. “Yeniden Bulunmuş Zaman” Tıpkı Suç ve Ceza’nın ne cezadan ne de suçtan bahsetmeyişi gibi çözümsüz. Daldıkça dibe vurduğumuz mercan adacıkları. Proust’un kendisiyle olan kavgasını bir yere koyarsak Tanpınar’ın alt düzeyi sanki. Dosto’ya dadanan bir akbaba.</p>
<p>Proust’un kronolojisi izlenmiyor. Makul bir sıralanışın bayağılığına karşı ince bir Dosto hoşgörüsüyle sunulan karakter ve olaylar.<br />
Beckett’in dikkat çeken başka bir saptaması ise: “Proust’un alegoriye(genelde geçmiş) yanaşmamış olması; anagojik(İnsanın belki de zincirlerini kırması, gelecekteki mutluluğa yüklenen anlamlar) takılmasıdır.” </p>
<p>“Eğer alışkanlık diye bir şey olmasaydı, yaşam da her an ölüm tehdidi altında olan herkese, başka bir deyişle bütün insan soyuna, zorunlu olarak çok lezzetli gelirdi.” İyi de hayat değişir. Değiştirilebilir. Bu süreçte rutin de olur; saçma da olur; bazen iştahsızlık da olur. </p>
<p>Proust, Ruskin’in şakirti aslında. Cemil Meriç için Balzac ne ise onun için Ruskin odur bir nevi. Neyse ki, Beckett eserinde uzlaşmaz ve keskin. Etkilendikleriyle değil; etkiledikleriyle uğraşıyor. </p>
<p>Eserin tarzı, derin bir nefes alarak tekrar teneffüs edilmeden yazılan vasiyetnâmeleri andırıyor. Birilerinin posta kutusuna bırakılan daimi mektuplar gibi. Dramı trajediye dönüştüren bir üslup. Her şey ve herkes gibi o da yarım. Şahsa indirgenmeden dizilen cümleler ilgi çekici. Beckett, kendi hayatında olduğu gibi burada kötümser değil. Okuyana aldığı kadarıyla, hayrı da dokunur şerri de.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kainatamektup.com/index.php/2011/02/proust-samuel-beckett/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>BİR ENTELEKTÜEL TEDİRGİN: CEMİL MERİÇ/ HECE DERGİSİ</title>
		<link>http://kainatamektup.com/index.php/2011/01/bir-entelektuel-tedirgin-cemil-meric-hece-dergisi/</link>
		<comments>http://kainatamektup.com/index.php/2011/01/bir-entelektuel-tedirgin-cemil-meric-hece-dergisi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 12 Jan 2011 09:28:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EDİTÖR</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cemil Meriç]]></category>
		<category><![CDATA[DERGİLERİMİZ]]></category>
		<category><![CDATA[KİTAP]]></category>
		<category><![CDATA[TEFEKKÜR]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kainatamektup.com/?p=2123</guid>
		<description><![CDATA[Cemil Meriç. “Kırkambar”. “Yüz bin kitaplı bir kütüphane”. Kitaplara ve fikirlere başını vermiş mütecessis kurban. Böyle bir adam geçti topraklarımızdan....]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2011/01/images.jpg"><img src="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2011/01/images.jpg" alt="" title="images" width="262" height="192" class="alignright size-full wp-image-2124" /></a>Cemil Meriç. “Kırkambar”. “Yüz bin kitaplı bir kütüphane”. Kitaplara ve fikirlere başını vermiş mütecessis kurban. Böyle bir adam geçti topraklarımızdan. Hece’nin 157. Sayısı ona ayrılmış. Çok geniş bir literatür kültürüne sahip eser kalıcı olacağa benziyor. Bir sene sonra biz yine de hatırlatalım dedik. </p>
<p>Cemil Meriç, yaralı bir bilince sahipti. Peygamber değildi. Havari olmayı zaten kabul etmezdi. Kimseden olmadı. Ama içkinlikleriyle bir taraftı. Belki istikametini bulamamıştı. Hep arayandı. Ortaya koyduğu fikirlerinin arkasına sonsuz cesaretiyle kuşkusunu da koyardı. Kelimelere âşıktı. Sevdiği kadar bu aşk korkuturdu da onu. Bir değer ortaya koyarsa, bin defa eleştirirdi. Yaşamın bir yara olduğunu bilirdi. Zamanın en büyük düşmanı olduğunu. Hiç kimse onun kadar yaşamını gözler önüne sermede bu derece samimi olamadı. Egosu yüksekti; lakin o bu egoyu da yerin dibine vurmasını bilirdi. Kirayla kitap okuyan, karanlıkta kalemini kılıç edasıyla kullanan, pırlanta ustası. Zemine saygısı var ama tarihin karşısında İbni Haldun kesiliverirdi. Marksistim dediği zaman tek işçinin elini sıkmamıştı. Sadece namuslu olmak, korktuğu için sustu dedirtmemek istiyordu. (1)</p>
<p>Her kesime hitap etme kaygısı onu bütün kesimleri de benimsememesine yol açtı; kendi arafını kendisi inşa etti. (2) Ama yaşamak için kendisine bir dünya inşa etmek zorundaydı. Bunun için gevezelik yapmadı. Doğu da batı da sorundu onda. “Doğudan kopmuştuk, Batıyı tanımıyorduk” demişti. (3) “İmkansızı istemenin ironisi. Kendi ruhunuzun inşa etmediği bir akılla var olamaya çalışmak! Bizim tecrübemizi travmatik kılan da budur aslında; Ne yardan vazgeçebildik ne de serden.” Doğu doğuydu; Batı da Batı. Bu ikisi hiçbir zaman bir araya gelmeyecekti.( East is East and West is West, and never the twain shall meet.)</p>
<p><img src="http://picasaweb.google.com/lh/photo/SaFESdmAX5bLKuxH2DrQEO7Hqy5dhu6-lUAdWPdGCGI?feat=directlink" alt="cemil_meric" />Sağa okumuyor diye vuruyordu; sola ise konuşmaktan kaçtığı için kızıyordu. Her mabetten kovuldu. Kendi mabedine de kimseyi sokmadı. Başlıca işi düşünmek olan ve düşündüğünü de söylemek gibi bir fiili özelliğe sahip herkes için bu dünya dardı.<br />
Kendisine kaptırıp gittiğinizde inkârlarınızı ve imanlarınızı sorgulamak imkânı verir. Bu yönüyle tehlikelidir. Herkese tavsiye edilmez. “Sevgili kardeşim siz bu işe bulaşmadan Bu Ülke’yi okusanız yeter dersiniz. </p>
<p>Bazıları onun için kaostur diyor. Katılmıyor değiliz ama üzerinde yaşadığımız dünya da kaostan sonra kurulmuştur.<br />
Üstatta inanmak sorunu yoktur. Kısaca inanmak istememektedir. Lakin çoğuna göre bu konuda dürüsttür. Dürüstlüğü onu kurtarmaya yetecektir. Sonuçta hepimiz dürüst olmasak da dürüst insanlara bir helallik vermekten çekinmeyiz.<br />
Cemil Meriç’in 1964’te sevgiliye yazdığı gibi; ” Bu eski bir hikâye my darling. Hangi hikâye eski değil ki? Veya hangi hikâye eski?” İnsanın hikâyesi mi eski? Yoksa insanlığın hikâyesi mi? Karar okuyan ve düşünenin.</p>
<p>Savaştı. Ama barışmadı. Susuzdu ama hiçbir pınarın başını tutmadı. Aydınım diyene de cahilim diyene de acımadı. En çok kızdığı ise kendini bilmemekti. Yahya Kemal’in de dediği gibi, “ Derler: İnsanda derin bir yaradır köksüzlük; Budur âlemde hudutsuz ve hâzin öksüzlük.”</p>
<p>1- Cemil MERİÇ, Mağaradakiler, İstanbul 2004, s.279-280.<br />
2- Akif EMRE, “Öteki Seyyare Ne Yöne Düşer?”, Hece dergisi, S. 157, s.30.<br />
3- Vefa TAŞDELEN, “Cemil Meriç’te Yabancılaşma Sorunu”, Hece Dergisi, S.157., s. 92.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kainatamektup.com/index.php/2011/01/bir-entelektuel-tedirgin-cemil-meric-hece-dergisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cennete Otostop Çekmeye Var Mısınız?</title>
		<link>http://kainatamektup.com/index.php/2010/12/cennete-otostop-cekmeye-var-misiniz/</link>
		<comments>http://kainatamektup.com/index.php/2010/12/cennete-otostop-cekmeye-var-misiniz/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 07 Dec 2010 06:12:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EDİTÖR</dc:creator>
				<category><![CDATA[KİTAP]]></category>
		<category><![CDATA[RÖPORTAJ]]></category>
		<category><![CDATA[CİHAD MERİÇ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kainatamektup.com/?p=1876</guid>
		<description><![CDATA[Adem Özköse&#8217;nin hakikati bulanlarla gerçekleştirdiği röportajlardan oluşan &#8220;Cennete Otostop&#8221; kitabı, bizleri bulunduğumuz çevre vesilesiyle kolay bulduğumuz; ve fakat hakiki anlamda...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2010/12/cennete-otostop-adem_ozkose.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-1877" title="cennete-otostop-adem_ozkose" src="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2010/12/cennete-otostop-adem_ozkose.jpg" alt="" width="183" height="275" /></a>Adem Özköse&#8217;nin hakikati bulanlarla gerçekleştirdiği röportajlardan oluşan &#8220;Cennete Otostop&#8221; kitabı, bizleri bulunduğumuz çevre vesilesiyle kolay bulduğumuz; ve fakat hakiki anlamda farkında olmadığımız dinimizi tekrar öğrenmeye davet ediyor. Hazıra konanlarla arayıp bulanlar arasında fark olmalı. Belki kitap vesilesiyle içinde oturduğumuz sarayın farkına varabiliriz.</p>
<p>Ne güzel haslet rıza için birbirini sevmek. Biz hidayete erenlerin hepsini çok sevdik; özellikle güney amerikalı Hacı İsmail&#8217;in gayretine hayran kaldık.</p>
<p>Hayır yolda yarışanları, Rabbimiz bakara suresi 148. ayette bir araya toplayacağını vaad ediyor. İşte bu kitapta da hayır yoluna koşanlar bir araya toplanmış. Bizimde buraya yazabilecek bir hikayemiz olmalı.</p>
<p>Renkleri, ırkları farklı bu insanların hikayeleri insanı yeniden diriltecek öğreticiliğe sahip. Satır aralarında nasıl müslüman olmamız gerektiğinin ip uçlarını da bulabiliriz. Kendi dinimizin en güzel hasletlerine dışarıdan bir gözle bakabiliriz. Farkında olmadığımız, bize göre küçük iyiliklerimizin aslında nasılda büyük olduğunu idrak edebiliriz.</p>
<p>Hidayet öyküleri hakikati arayan, muhabbete aç olan insanlara neyi sunmamız gerektiğini de bizlere en güzel şekilde anlatan kaynak niteliğinde. Bence tebliğ çalışmalarına yol haritası çizecek nitelikte bir eser. Neleri ön plana çıkaralım, hangi yanlışlarımızı terk edelim? Kitabı iyi analiz ettiğimizde bu tarz sorulara da cevap buluyoruz.</p>
<p>Kainat islama koşuyor, bizler vesile olmak için elimizden gelen gayreti göstermeliyiz.</p>
<p>Bu kitap bizleri dil bilmenin önemi ve dil bilenlerin sorumluluğu konusunda düşünmeye davet ediyor.</p>
<p>Dili Allah yolunda kullanmak, bir insanın hakikatle tanışmasına vesile olmak bu dünyanın en harika ödülü olsa gerek. Rabbim bu düşüncede olmayı cümlemize nasip eylesin. Amin.</p>
<p>Kitaptan bir öykü okumak için: <a href="http://www.ozgundurus.com/Haber/Soylesi/29082009/Eski-papaz-davetci-oldu.php" target="_blank">Hacı İsmail</a></p>
<p>Kitabın Yayıncısı: <a href="http://www.pinaryayinlari.com/cennete-otostop-p362198.html" target="_blank">Pınar Yayınları</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kainatamektup.com/index.php/2010/12/cennete-otostop-cekmeye-var-misiniz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>TUTUNAMAYANLAR YA DA RAZI OLANLAR</title>
		<link>http://kainatamektup.com/index.php/2010/11/tutunamayanlar-ya-da-razi-olanlar/</link>
		<comments>http://kainatamektup.com/index.php/2010/11/tutunamayanlar-ya-da-razi-olanlar/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 25 Nov 2010 06:15:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EDİTÖR</dc:creator>
				<category><![CDATA[KİTAP]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kainatamektup.com/?p=1846</guid>
		<description><![CDATA[Tutunanlar ile tutunamayanlar arasındaki fark büyük ölçüde Kafka ile Camus arasındaki fark kadardır. Nietzsche’nin Deccali. Aziz Pavlus’un İsası. Belli ki,...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2010/11/tutunamayanlar.jpg"><img src="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2010/11/tutunamayanlar-300x199.jpg" alt="" title="tutunamayanlar" width="300" height="199" class="alignright size-medium wp-image-1847" /></a>Tutunanlar ile tutunamayanlar arasındaki fark büyük ölçüde Kafka ile Camus arasındaki fark kadardır. Nietzsche’nin Deccali. Aziz Pavlus’un İsası. Belli ki, tedirginlik iyidir. Ama ondan iyi olan ihtiyattır. Hayatla dalga geçmek hızla sonuçlanacak pek çok kader manzumesi içerir.En iyi Vatandaşlık dersini tutunduğunu zannedenler anlatır. Selim’i anlamamak kendi ruhumuzun abesle iştigaliyeti olur.</p>
<p>Sonucu ne olursa olsun dediğimiz birçok şeye sahip de değilizdir. Sahip olamadıklarımız ise bizi korkutur. Aslında bir ileri aşamada “vazgeçeyim mi? Evet vazgeçeyim!”duruyordur. Olmadı mı olmaz elbette. Maalesef, daha da boşanırsınız ipinizden. Bu bazen iyidir de. Yolun sonuna geldiğinizi düşündüğünüz bir yerde ise yine mutsuzluk, umutsuzluk gibi fakr-u zaruretler içerisine gireceksiniz. </p>
<p>Turgut gibi nicelerinde hep bir yükseliş, ilerleyiş ve yine düşüş bir aradadır. Selim tüm bunların arasında sorgular benliğini ve sizi. Bunda bir şey yok. İnsan doğasının karnesi de istatistiksel bir veri olarak bunu içerir. Bu karnede eleştiri sıfır, düşünme sıfırdır. Bir dersten daha kalırsanız. Hayattan kalırsınız. İnsanın sepeti huzursuzluk hastalığının obsesif konçertolarıyla inler durur. Sabah kalkıldı. Kahvaltı edildi. İşe gidildi. İşteki diyaloglarında büyük laflar etti. Bazen karşıya geçti. Ara sıra da bu tarafta süründüğü oldu. Hiç üzülmedi. Bir an için istedi; lakin tepesi üstü geri döndü. Biz ondan da vazgeçtik. Biraz şirazesini bozarsanız aslan kesilecek besbelli. Bırak da tutunsun garibim.</p>
<p>Yanıma biri yaklaştı ve dedi ki; “Bu hayatı yakalayamadık. Sadece peşinden koştuk. Baktık bir şey olmuyor, yel değirmenlerine saldırdık. Kaybedilmiş bir idealin peşinden koştuk. Ama dava adamıydık. Kaybettiğimiz yerde kazanacaktık. Soren’i, Nietzsche’yi, Kafkayı ve diğerlerini birbirine düşürdük. Olmadı…” Olmayacaktır diye ekleyerek devam ettik; “Bırak elindeki bu reddiyeci zihniyeti; çok zeki olmak da geri zekâlı olmak da bir işine yaramaz. Yel değirmenleriyle, kılıç ve kalkanla savaşamazsın. Onlarla ilgili yokmuş gibi de davranamazsın. Kafka gibilerine uyarsan Kaf dağının berisinde kalacaksın zirâ. Ey mutsuz arkadaş, sen Deccal’i öldüremezsin. Kapıdan içeri sokmasan yeter.” Şimdi bakıyorum, hâlâ dinlemiyor beni. Gülüyorum. “Ne yapalım öz benliğini korusun da. Bu da bir şeydir”</p>
<p>Bir gün Kafka ile otururken, “Dava”ndan memnun musun?” demiştim. Ona da karşıyım dedi. Kafam karışık şu anda. “Bu bir ayrılık noktası farkında mısın?” diye çıkıştım: “sen de memursun ben de. Yalnız ikimiz de kendi ruhumuzun memuruna amir olmak istiyoruz. Sen gel şu “Tutunamayanlar”ı bir oku. “Bakarsın yine rastlaşırız. Kır kahvesinde çay içerken Dosto’nun muzdaripliğinin Epikuros gibi fiziksel acılarından kaynaklandığından falan bahsederiz. Nietzsche’nin öldürdüğü Tanrı’nın aslı astarı olmadığınla ilgili iki lafın belini kırarız. Biz de çok çektik tutunanlardan. Korkma benden. Teoloji diye başlayacaksın biliyorum. Ben yaratıcıyı bilim malzemesi yapmıyorum, haberin olsun. ”  </p>
<p>  Araf da bir taraftır. Taraf, hırslı olur. Hele bir de hakikat menşeiniz varsa, hayata pamuk ipliğiyle bağlananlardan tekmeyi yiyeceksiniz. “Arkadaşım bak tarih şeridi diye bir şey yok! Cilalı taş devrinde sadece taşlar cilalanmadı. Bir de buradan bak şu olaya. Siz yokken biz taşlanıyorduk. Şimdi sen bizi suçluyorsun. Ben senin bildiğin tutunamayanlara benzemem. Açtırma şimdi pandoranın kutusunu. Nasıl bir çizgisel hayat bu. Kim yazdı bu “daily routine”yi. Gel sana “pi”den ve girdaplardan dem vurayım. İnanmazsan Pisagor ile Horatiu’ya sor. Şimdi sen Kelam-ı Kadim’e inanmazsın. Çünkü sen Süleyman’ı görmedin; Kuşların dilini nereden bileceksin. Sühreverdi kısaca sırrını da verdi.”  İbn Arabî’nin zaman mefhumunu çalıştırdım ben de. “Git! Başıma bela olma.” </p>
<p>Arkadaşım dedi ki, “Abi çay demleyelim mi?” Dedim ki,”oğlum sağ olasın!” Şaşırdı, “Hayırdır?” Dedi. Dedim ki, “Sayende hiç olmazsa hayata bir kez daha tutunabildim.” Ah benim Disconnectus erectusum. Biz size tutunanların en kaba softalarını tersten gösterdik. </p>
<p>Tutunamayanlar cennetle müjdelendiklerini zannedenlerin hikâyesi. Yanı başındakilerin feryatlarından habersiz. Süleyman’ın asası düşmese öldüğünün farkına varmazlar. Bir kere sorgulamadılar kendilerini. Biz de girmedik mabetlerine. Biz zaten her meclisten kovulduk. Buna tutunanların meclisi de dahil. İstemedik biz. Müdahil olmadık. Ortada iki tarafı da rahatsız eden hakikat var. Hırslarından ölsünler. Biz arkadan geliyoruz…</p>
<p><a href="http://www.sayhadergi.com/3052/tutunamayanlar-ya-da-razi-olanlar">Sayha Dergi&#8217;</a>de yayınlanmıştır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kainatamektup.com/index.php/2010/11/tutunamayanlar-ya-da-razi-olanlar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>RUSKİN HATIRLATTI BİZ DE YAZDIK</title>
		<link>http://kainatamektup.com/index.php/2010/11/ruskin-hatirlatti-biz-de-yazdik/</link>
		<comments>http://kainatamektup.com/index.php/2010/11/ruskin-hatirlatti-biz-de-yazdik/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 15 Nov 2010 05:19:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EDİTÖR</dc:creator>
				<category><![CDATA[KİTAP]]></category>
		<category><![CDATA[TEFEKKÜR]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kainatamektup.com/?p=1819</guid>
		<description><![CDATA[“Susam ve Zambaklar” yazarın konferanslarından oluşan bir bütün aslında. Susam ile kitapları; Zambaklar ile de kadınları anlatmış. Ruskin&#8217;in en çok...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2010/11/KB_9789756360385.jpg"><img src="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2010/11/KB_9789756360385.jpg" alt="" title="KB_9789756360385" width="200" height="351" class="alignright size-full wp-image-1820" /></a>“Susam ve Zambaklar” yazarın konferanslarından oluşan bir bütün aslında. Susam ile kitapları; Zambaklar ile de kadınları anlatmış. Ruskin&#8217;in en çok sevilen, en çok okunan kitabı. Şöyle diyor Ruskin: &#8220;Kendimize dost seçeceğiz. En iyilerini seçmek istiyoruz, ama nerede bulacağız o dostları? Kaç kişiyi tanıyoruz? Her istediğimizle tanışabilir miyiz? Talihimiz yâr olursa, uzaktan görebiliriz büyük bir şairi, sesini duyabilirsek ne devlet&#8230; Bir bakanın odasında on dakika kalmak, bir kraliçenin bakışlarını bir saniye üzerimize çekmek, ümit edeceğimiz bahtiyarlıkların en büyüğü. Ama hep buna benzer mesut tesadüfler peşindeyizdir. Yıllarımızı, duygularımızı, kabiliyetlerimizi harcarız bu uğurda. Sayısız zilletlere katlanırız. Bize her an kollarını açan bir dostlar topluluğundan habersiz yaşarız. İçlerinde hükümdarlar da vardır, devlet adamları da. Günlerce şikâyet etmeden iltifatlarımızı beklerler. Ağız açmalarına izin vermeyiz. Filhakika seçiş hürriyetimizin hudutsuz olduğu tek dünya: kitaplar dünyası.&#8221;</p>
<p>Ruskin keskin bir üslup. Nereye dokundurduğunun farkında. Sanayileşmeye mi karşı; insanın kendi eliyle kendisini öldürmesine mi? Bu fikri kırıp dökmek size kalmış. Kadınlar hakkında söyledikleri kitaplar hakkında söylediklerinden daha da net. Zaten kişilik sahibi bir yaratılana hakkını vermeye niyetli. Örneklendiriyor, bunları. Çağa damga vuran adamlardan örnekler vererek. Shakespeare önemli eserlerinde hep kadını tercih etmiş. Gerçek bu kadınlar. Olgun ve kararlılar. Romeo ve Juliet’i sonuçlandıramayan sabırsız erkek imajıydı. Rabbim Musa AS. da bir kadına emanet etmemiş miydi?</p>
<p>“Ruskin Hall” cemiyetine üye değiliz; ama çağı karşısında hiç olmazsa utangaçlık bezine sarılan adamları es geçemeyiz. “İnançsız ve bencil bir gençlik karşısında hırstan kendisini yiyip bitiren birinin ruh hali” vardı onda. İnsanlığın ahmaklıkları karşısında nutku tutulan bir adamın kalbine sahipti.</p>
<p>Hayatta ilerleme nedir? Para kazanmak ve bunun başkaları tarafından bilinmesini istemek. Büyük bir gayenin gerçekleşmesini istemek değil; aynı zamanda bu gayenin gerçekleşmiş olduğunu başkalarının da bilmesini istemek. Hayatta ilerlemek. Alkışlanmak. Bir denizci gemi kaptanı olmak ister; yalnızca “kaptan” diye çağrılmak için. Kral olmak mühim değil; “kral hazretleri” diye çağrılmak mühim. “Mideleri uğruna, ağıla girmek için sürünenleri, itişip kakışanları ve tırmananları” seyrediyoruz. Hoş durmuyor, söyleyeyim.</p>
<p>Namuslu insanlara akıl öğreten henüz ıslah olmuş kürek mahkûmları; hayatını eblehçe bir uyuşukluk içerisinde geçiren basiret yoksunları; bir (Tanrı!) varlığına kıyısından ulaşan din dersi öğretmenleri, hayatta her zaman başkalarının hata yaptığını söyleyen doğrucu Davutlar, bulunduğu ortama hep puslu bir hava getiren ama hiçbir zaman yağmur yağdıramamış maharet budalaları: </p>
<p>“Rüzgârdır şişiren karınlarını, hava da pistir üstelik!”</p>
<p>“Kangren olmuş yaralar lavanta suyuyla temizlenmez.” Kangren yarası (mortification) insandan belki bir parça koparır. Geriye haysiyet kalacaksa eğer varsın koparsın.</p>
<p>Ne bırakılacak geriye. Yazı! Yoksa bizler de yiyeceğiz, içeceğiz, nefret edeceğiz, uyuyacağız. Uçup giden bir rüzgâr. Var mı bir eserin? Hiç kimse okumasa da kendinin okuduğu.</p>
<p>Bir dil mi öğrenmek istediğin. Bu çok zaman alır. Tüm hayatı hatta. Kendi dilini iyi kullanırsan elbet kalıcı olacaksın. Ses etme.<br />
Başkalarının susuzluğunu giderenler, aynı zamanda kendi susuzluklarını gidermek imkânı bulacaklardır.” Susuz kaldığını düşünen var mı?</p>
<p>İnsanların anlatmak istediklerini çoğu zaman kavrayamayacaksınız. Bazıları için “hüküm” denilen şey rastgele sıralanmış ezberci sözcükler, orayı burayı sarmış hiçbir işe yaramayan yabanî otlar ve karmaşıklık. Heyecan yapmayın. Bunların hepsi girift düşünceler. </p>
<p>Her çeşit adiliğin temeli duygusuzluğa dayanır. Eğil olmamış ruhlar, terbiye yoksunu uzuvlar hep duygu noksanlığından.<br />
Mimoza: Allah’ın yarattığı iyi şeyleri kavramak adına iyi bir kalbin olması gerekir. Bir dokunuşla yaprakları kapanan insan. Yanındakinden haberi var bu insanın. </p>
<p>Tecessüs. Tehlikeyi göze alırsan çöllerin ötesindeki Nil seni bekleyecek. Cennetin büyüklüğünü melekler bilemez. Yalnız sen bileceksin engin tecessüs. </p>
<p>“Susam ve Zambaklar”ın susamı bir tutam. Zambaklar ise hakikaten zarif.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kainatamektup.com/index.php/2010/11/ruskin-hatirlatti-biz-de-yazdik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>CANDİDE YA DA İYİMSERLİK/ VOLTAİRE*</title>
		<link>http://kainatamektup.com/index.php/2010/11/candide-ya-da-iyimserlik-voltaire/</link>
		<comments>http://kainatamektup.com/index.php/2010/11/candide-ya-da-iyimserlik-voltaire/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 04 Nov 2010 06:25:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EDİTÖR</dc:creator>
				<category><![CDATA[KİTAP]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kainatamektup.com/?p=1807</guid>
		<description><![CDATA[“Aydınlıklar Yüzyılı” nın bir yıldızı olarak tarihteki yerini alan Voltaire (21Kasım 1694-30 Mayıs 1778) özgürlükten ve hürriyetten sürekli beylik cümleleri olan bir...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2010/11/150px-Candide1759.jpg"><img src="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2010/11/150px-Candide1759.jpg" alt="" title="150px-Candide1759" width="150" height="300" class="alignright size-full wp-image-1812" /></a>“Aydınlıklar Yüzyılı” nın bir yıldızı olarak tarihteki yerini alan Voltaire (21Kasım 1694-30 Mayıs 1778) özgürlükten ve hürriyetten sürekli beylik cümleleri olan bir filozoftur. Kavgası da yıllarca vicdanın ve düşüncenin aşağılandığı bu toplum katmanları olmuştur.<br />
Alman düşünür Leibniz: “Olabilecek dünyaların en yetkininde yaşıyoruz; dünyamızda her şey iyidir” dediği yerde aslında Candide ve onun absürd hikâyesi başlar. Bu tür bir iyimserlikle alay eder Voltaire. Zaten Candide diye “safderun”, budalımsı delikanlılara deniliyor.</p>
<p>Candide bütün dünyayı dolaşır. Voltaire kahramanına bütün acıları çektirir. Tüm acılar ise düzenin kötülüklerinden kaynaklanır. Hakikaten çağını çok iyi hicveder üstat. Sosyoloji dersini alaycı bir üslupla vermesini bilmiştir. </p>
<p>Açıkçası Voltaire, çağını hep çelmelemeye çalışan biri olmuş. Bağnazlığa karşı çıkmış. “görece bir iyimserlikten kötümserliğe doğru hafif şiddetle ortamına ayna tutmuş. Yalnız bunu yaparken hep sözüm ona “Tanrısı”nı sorumlu tutmuş. Bu sorumlu tuttuğu Tanrı herhalde kilisenin yıllarca kendisinin karikatürize ettiği kusurlu Tanrısı’dır. </p>
<p>Kitap, yeryüzünde “kötülüğün kökeni ve anlamı” üstüne tartışmalara, büyük bir olaylar birikimi ile yanıt verir. Hakikaten, eserde her bölüm, kötülüğün yeni bir biçimiyle karşılaştırır bizi: insanlardan, onların şiddetinden gelen kötülükler yanında, hile ve dolaplarından gelen kötülükler…</p>
<p>Candide, yalın bir zekâya sahiptir ama iyiyi kötüden ayırt edebilir. Bu hayattaki kötülükleri görmek için zaten sivri bir zekâya gerek yoktur. Sıradan her kişi buna vakıf olabilir. En güzel kısmı da: her şeyin boş ve anlamsız metafizik tartışmalar ile yoğrulduğu bir anda, Candide’nin “Bunlar güzel sözler, ama bahçemize de bakmamız gerek!” deyişidir. Pratik akıl elbette realisttir. Yaşadığı dünya her şeyden evvel gerçek dünyadır. Candide’nin yolu bir gün İstanbul’a düşer ve bir Türk köylüsü ona şöyle der: “Çalışmak bizde üç büyük kusuru, can sıkıntısını, kötü alışkanlıkları ve yoksulluğu uzaklaştırır.” Yani çok eskilerden ve mekan olarak da Anadolu’dan emeğin ve çalışma erdeminin öneminden dem vurur Voltaire. </p>
<p>Herkes hep iyi bir dünya istemiştir. Eser, bu dünyanın iyi olmadığını ifşa etme açısından görevini yaparken aptallıklara ne kadar prim verildiğini de gözler önüne seriyor. Kısacası Voltaire bize şu fikri edindirir: “Her şeyin iyi olduğunu söyleyenler yalan söylüyorlar o kadar…”</p>
<p>*Çev. Server TANİLLİ                                              </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kainatamektup.com/index.php/2010/11/candide-ya-da-iyimserlik-voltaire/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>PROTESTAN AHLÂKI VE KAPİTALİZMİN</title>
		<link>http://kainatamektup.com/index.php/2010/10/protestan-ahlaki-ve-kapitalizmin/</link>
		<comments>http://kainatamektup.com/index.php/2010/10/protestan-ahlaki-ve-kapitalizmin/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 03 Oct 2010 19:09:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EDİTÖR</dc:creator>
				<category><![CDATA[KİTAP]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kainatamektup.com/?p=1784</guid>
		<description><![CDATA[PROTESTAN AHLÂKI VE KAPİTALİZMİN RUHU ÜZERİNE BİR ÇALIŞMA Max Weber tarafından 1900’lü yılların başlarında yazılan eser, toplayıp yığan bir iktisat...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>  <img src="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2010/10/weber.jpg" alt="weber" title="weber" width="214" height="320" class="alignright size-full wp-image-1785" />                         PROTESTAN AHLÂKI VE KAPİTALİZMİN RUHU ÜZERİNE BİR ÇALIŞMA</p>
<p>            Max Weber tarafından 1900’lü yılların başlarında yazılan eser, toplayıp yığan bir iktisat anlayışının ürünü olan kapitalizmin Protestan kılıf çerçevesinde nasıl işletildiğinle ilgilidir.</p>
<p>           “Sınırsız kazanma açlığı hiçbir biçimde, kapitalizmle aynı şey değildir; ne de onun ruhu ile aynıdır. Kapitalizm olsa olsa bu akıldışı duygunun dizginlenmesi, en azından mantıkî olarak dengelenmesiyle özdeş bir kavram olabilir. Kapitalizm kazanç çabası ile özdeştir yine de: Sürekli, mantıkî, kapitalist işletmenin peşinde; hep yenilenen kazancın peşinde aslında -verimlilik- peşindedir. Bütün bir ekonomik sistemin kapitalist düzeni içinde verimliliğe ulaşma olanağı taşımayan bir işletme batmaya mahkûmdur.” gibi kompleks bir açıklamayla pozitif ve negatifi aynı yerde barındırmış Weber. İnsan bu dünyada çalışıp Tanrı’nın şanına hizmet etmek zorundadır ama dünya zevklerinin her türlüsü de haramdır. Ne olacak öyleyse? İşte tam bu noktada üretim araçları ve sermaye belirli ellerin elinde toplanıp palazlanacak. Zira zamanı boşa harcamak günahtır. Lüks ve uyku burada olmaması gereken iki özelliktir.</p>
<p>             Protestan ahlâkında çok kazanmak( Allah’ın bir emridir) Daha doğrusu bu kazanç itikadî bir özellik olarak göze çarpıyor. Sermaye sahipleri ve işverenler, hatta işçi sınıfının eğitim görmüş yüksek tabakası, özellikle çağdaş işkollarında yüksek düzeyde teknik ya da ticarî eğitim görmüş personel, Protestan özellikleri taşır.</p>
<p>           Çıkış noktası olarak Protestanlık, Calvencilik ve Luther’in öğretileri kapitalizme ister istemez hizmet ederken sonradan kapitalizm Protestanlık ruhunu şekillendirmiştir. Gerçekten de kısa sürede canavarlaşan kapitalizm için şöyle denecektir: “Sığırdan donyağı yaparlar, insandan da para.” Bu hırs felsefesi kısa zamanda özel bir ahlâkın doğmasına yol açmıştır.   </p>
<p>           Kapitalizmin sosyo-ekonomik düzen olarak vücuda gelmesi, her şeyden önce; ideolojik bir etmenin varlığını gerektirir. Weber&#8217; e göre modern kapitalizmin ideolojik etmeni Protestan Ahlâktır. Protestanlığın belirli bir yorumu, kapitalist rejimin oluşumunu kolaylaştıran bazı güdülenmeler yaratmıştır. (1)</p>
<p>          Özetle, bu öğretide az tüketilecek, çok üretilecek ama hep yatırım yapılacaktır. Kelime anlamı olarak da hep bir isyan içeren “Protestanlık” aşırı kaderci anlayışa sahip olan Katolikliğin anti tezi olarak sosyal yaşamdaki yerini almıştır. </p>
<p>          Çok çalış dostum çok fazla çalış! Tanrı zaten belirli bir azınlığı cennetine alacak. Hiç olmazsa bu şekilde insanlığın mutlularından biri de sen ol!</p>
<p>1-İshak TORUN, Kapitalizmin Zorunlu Şartı, C.Ü. İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi, Cilt 3, Sayı 2, s.91.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kainatamektup.com/index.php/2010/10/protestan-ahlaki-ve-kapitalizmin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

