<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>KAİNATA MEKTUP &#187; GÜNCE</title>
	<atom:link href="http://kainatamektup.com/index.php/category/gunce/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://kainatamektup.com</link>
	<description>yenileniyoruz... &#124; &#124; bitmeyen bir aşk yürüyüşü...</description>
	<lastBuildDate>Thu, 29 Jul 2010 09:40:51 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8.6</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>AYDIN: SEYİRCİ Mİ? IŞIK MI?</title>
		<link>http://kainatamektup.com/index.php/2010/07/aydin-seyirci-mi-isik-mi/</link>
		<comments>http://kainatamektup.com/index.php/2010/07/aydin-seyirci-mi-isik-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 02 Jul 2010 03:02:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EDİTÖR</dc:creator>
				<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[fikir]]></category>
		<category><![CDATA[SALİH FURKAN]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kainatamektup.com/?p=1552</guid>
		<description><![CDATA[SALİH FURKAN
‘İntellect’ akla dayalı olanın savunulması. ‘İntelligent’ ise zeki, akıllı adama diyorlar. Bu tarifte aklın mükemmel olması gerekir ki, başka etkenlere laf düşmesin. Entellektüel, her şeyi bilir. Bizdekiler gibi. Olur olmazı eleştirir. Aynı fikirde olmayanı taşa tutar. Reddeder. Aşağı alır. Dokusunu bilmediği insan ve toplumu yerle yeksan eder. Kendisinden başka herkes ve savunduğu her şey [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2010/07/düşünce-300x267.jpg" alt="düşünce" title="düşünce" width="300" height="267" class="alignright size-medium wp-image-1553" />SALİH FURKAN<br />
‘İntellect’ akla dayalı olanın savunulması. ‘İntelligent’ ise zeki, akıllı adama diyorlar. Bu tarifte aklın mükemmel olması gerekir ki, başka etkenlere laf düşmesin. Entellektüel, her şeyi bilir. Bizdekiler gibi. Olur olmazı eleştirir. Aynı fikirde olmayanı taşa tutar. Reddeder. Aşağı alır. Dokusunu bilmediği insan ve toplumu yerle yeksan eder. Kendisinden başka herkes ve savunduğu her şey bozuk paradır. Ederi de, ya bir kibrit ya da çiğnemlik sakızdır. Meriç’te entel ve aydın farklı ele alınmış ama biz hepsi için tek bir tarif kullanmaya çalışacağız.  </p>
<p>‘Her tarif aşağı yukarı, ya bir ön yargıya dayanır ya da belli bir döneme’ İnsanın objektifliği buraya kadar demeye getiriyor aslında Meriç. Aydın, ne yapmalı? Belirli bir dönemin çizgisini hiç bozmadan kesip yapıştırmalı mı? Yoksa ideoloji tacirliği içinde mi olmalı? Cumhuriyet dönemi aydınları bu yönden karanlıkta kalmışlar. Meriç’te aydın, topluma göbek bağıyla bağlıdır. Hür doğmak ve hür yaşamak zorundadır. Kitap ezberi olmuş teorik ideal dünyayı getirdiğine inanılan şeylerle Servet-i Fünûn yapan adamın zincirlerine şaşırmak gerekir.</p>
<p>Aydın toplumun vicdanıdır hazrette. İnsana hakikati göstermek dahası haykırmak aydının tartışmasız birincil görevidir. Türkiye gibi bir yerde sınıfların dışında hakikat vardır. Türkiye’deki bütün tabakaların üzerinde birleşmeleri gereken hakikatler…1<br />
Bizim sevgili aydınlarımız: her biri bir şeyhin müridi.2Düşünmenin kolay olduğunu söylemek haddi aşmak olur. Düşünmek, sürünmektir. İyi ama sırf ideologluk düşünce palyaçoluğu olmuyor mu? Bu yüzden bizde aydın yok. Bu yüzden düşüncelerimiz etiketleşmiş. Meriç, tarafsızlık olamaz diyor. Tarafsızlık yalandır. İnsanın tarafında olmak bir klişedir. Ama gerçektir. İnsanın tarafında olan kazanır. İnsanla kavga eden kaybeder. Hep böyle olmuştur. </p>
<p>‘Hasbi düşünce, dünyadan elini eteğini çeken, cellâtlara yaltaklanan, şerri gülücüklerle teşvik eden bir düşünce. Satrançtan daha adi bir oyun, daha adi ve daha tehlikeli. İrfanımızı felce uğratan sözde mazeret. Aydına cömertçe uzatılan bir kölelik beratı.3 ‘sanat sanat içindir’ gibi. Bombalar altında ‘Eylül’ yazmak gibi. </p>
<p>‘Herkes tarafından kabul edilen bir haksızlığa isyan etmek kolay değildir’ demiş yazar. Misyonu en ağır olan kesim kendisini ya iktidarlara ya da paranın çocuklarına teslim etmiş her daim. Aydın ama kendisine bile ışık tutmaktan aciz. Her toplumda bu kesim Suffert’in ‘Le Monde’ yazarlarını andırmış. Bunlar kendilerinde olana o kadar güvenirler ki, ‘Onlara resûlleri beyyinelerle geldiği zaman yanlarındaki ilim sebebiyle şımardılar. Ve alay etmiş oldukları şey onları kuşattı.’</p>
<p>Hayatta kırmızı çizgileri olmayanın düşüncesinden de eylemlerinden de çekinmek gerekir. Kırmızı çizgileri derken bizim oluşturduğumuz yaşam alanı. Bu yaşam alanına işi olmayan giremez…</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kainatamektup.com/index.php/2010/07/aydin-seyirci-mi-isik-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8216;İsyan Etmek ya da Etmemek&#8217;: Bütün Mesele Bu</title>
		<link>http://kainatamektup.com/index.php/2010/06/isyan-etmek-ya-da-etmemek-butun-mesele-bu/</link>
		<comments>http://kainatamektup.com/index.php/2010/06/isyan-etmek-ya-da-etmemek-butun-mesele-bu/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 25 Jun 2010 06:59:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EDİTÖR</dc:creator>
				<category><![CDATA[KİTAP]]></category>
		<category><![CDATA[Nurettin Topçu]]></category>
		<category><![CDATA[fikir]]></category>
		<category><![CDATA[SALİH FURKAN]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kainatamektup.com/?p=1543</guid>
		<description><![CDATA[SALİH FURKAN
Topçu idealinde yıkılmış bir medeniyetin önünde gözyaşı dökmek ve geçmişe hasretle kendi üzerine katlanmak yoktu. Onun aklında, tüm insanı ve toplumuyla âleme açılarak bir “iman hareketi” ve hamlesi ile yepyeni bir dünya kurma ideali vardı. (1) Bir davanın savunucusuysanız azık olarak almanız gerekenler, insan, tabiat ve iktisattır. Topçu hayalci değildi. Bu üç şeye bakarak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>SALİH FURKAN<img class="alignright size-full wp-image-1544" title="2_isyan" src="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2010/06/2_isyan.jpg" alt="2_isyan" width="300" height="289" /></p>
<p>Topçu idealinde yıkılmış bir medeniyetin önünde gözyaşı dökmek ve geçmişe hasretle kendi üzerine katlanmak yoktu. Onun aklında, tüm insanı ve toplumuyla âleme açılarak bir “iman hareketi” ve hamlesi ile yepyeni bir dünya kurma ideali vardı. (1) Bir davanın savunucusuysanız azık olarak almanız gerekenler, insan, tabiat ve iktisattır. Topçu hayalci değildi. Bu üç şeye bakarak ondaki realiteyi ve ciddiyeti anlayabilirsiniz.</p>
<p>Düşünce ve inanç harekettir. Bilgi harekettir. Çünkü öznenin objeye aktif katılımı ve onu kendisine mal etmesi anlamında açığa çıkan şey harekettir. Hareket olmadan değişim olmaz. (2) Hareketten doğacak olan değişimi kontrol altına alanlar öncelikle kendisinden başlayarak, iktidara muktedir olurlar. İman hareketi nasıl ki, nefsi kontrol altına alıp şeytanı devre dışı bırakan muhlis tavrı açığa çıkarıyorsa, dizginlenebilen toplum kontrolü de dünyayı yönetmeye aday olur.</p>
<p>Topçu, özünde iki tür isyandan dem vurur: ilki, Allahsız ferdiyetçilik anlamındaki Stirner’in anarşizmi, Rousseau’nun toplum kaynaklı her şeyi inkâr eden hastalıklı ferdiyetçiliği ve Schopenhauer’ın nihilizmde son bulan kötümser iradeciliğidir. İkincisi deist bir tavrı ortaya koyar: Allah’ın insandaki hareketi. Kısacası mutasavvıf şahsıyla söylersek; Hallac-ı Mansur’un “ene-l Hak” teması. Topçu’nun hareketi sonuca yöneliktir. Hareketin gayesi zevk, fayda gibi geçici hevesler değildir. Hareket insanı mükemmele ulaştırıcıdır. Kendini mükemmele adayan insan, hareketin temelini oluşturur. Bu kısımda Maslov’un ihtiyaçlar hiyerarşisini göz önüne getirebiliriz. Örnek aldığımız sistem uygulanmıyor ama edebiyatı çokça yapılıyor.</p>
<p>Kamil insan portresi, tüm dinlerde ve ideolojilerde bulunan kadim bir hedeftir. Buda’dan İsa’ya(AS.) Hermes’ten Gandi’ye kadar tarih sayfaları hep bu insanları yazmıştır. Şöyle bir yakın çekim yaptığımızda kâmil insan olmanın diyeti hep ahlaklı isyan olmuştur. Tıpkı güzel olmanın bedelinin namuslu olmaktan geçtiği gibi. Tarih sayfalarındaki, nice erler bedellerini çok ağır ödeyerek yerlerini almışlardır. O zaman soru şu: “Bedel ödemeye hazır mıyız?”</p>
<p>Eğer bir toplumda ahlak ideali, o toplumun istekleriyle sınırlanır ve bu istekelere uymak vazife addedilirse ferdî şuurlar körleşir; sonuç olarak sosyal konformizm( uysallık) doğar. Bu durumda, vazifesini düşünüp taşınmaksızın yerine getiren “namuslu adam” iyi insandır. Gözlerini kapar, vazifesini yapar. (3) Açıkçası, toplumda bir çuval iyi insan vardır. İyi ama işe yaramaz. İyilik hakikaten iyi midir?, “faydacı bir zihniyet iyi niyetli midir?” ya da “ üç maymun kâbilinde sahnelenen oyunculuk gösterileri ne yarar sağlar?” bunların düşünülmesi gerekir.</p>
<p>Topçu, insandaki kayıtsız hürriyete (cüz’i irade) karşı olduğu kadar; determinist(nedenci) yaklaşımın da aşırısına karşıdır. “İsyan etmek ya da etmemek, harekete geçmek ya da geçmemek” birisi seçilecek. Hazret, hem uysallığı istemiyor hem de anarşizmi de bertaraf ediyor. Toplumsallık düşüncesine sövgüler yağdırırken, katı ferdiyetçiliği de çöpe atıyor. Hep irade diyor. İnsan bütünüyle iradedir.</p>
<p>Misyonu en ağı varlık insandır. Schopenhauer kötümserliği bu misyonun altında ezilmiştir. Hazcıların, hevesleri kursaklarında kalmıştır. Var olmayı kötülük olarak vehmedenler imtihan sıralarını boşaltarak emanete hıyanet etmişlerdir. Bu gibiler yokluğa bir kaçış gözüyle bakarken, bizler mutlak olana bağlılık olarak bakarız.</p>
<p>&#8212;</p>
<p>1 Nurettin Topçu, İsyan Ahlâkı, İstanbul 2010, s. 20-21.<br />
2 İsyan Ahlâkı, s. 21.<br />
3 İsyan Ahlâkı, s. 23.</p>
<p><a href="http://www.sayhadergi.com/2996/isyan-etmek-ya-da-etmemek-butun-mesele-bu" target="_blank">SALİH FURKAN /  SAYHA DERGİ</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kainatamektup.com/index.php/2010/06/isyan-etmek-ya-da-etmemek-butun-mesele-bu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>OSMANKÖY’DEN BİR MUALLİM GEÇTİ</title>
		<link>http://kainatamektup.com/index.php/2010/06/osmankoy%e2%80%99den-bir-muallim-gecti/</link>
		<comments>http://kainatamektup.com/index.php/2010/06/osmankoy%e2%80%99den-bir-muallim-gecti/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 Jun 2010 21:14:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EDİTÖR</dc:creator>
				<category><![CDATA[bir insan]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[hayata dair]]></category>
		<category><![CDATA[SALİH FURKAN]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kainatamektup.com/?p=1539</guid>
		<description><![CDATA[
SALİH FURKAN
Bir adam tanıyorum hayatı yüzüne yansımış. Acıları, gözlerden yaş akıtmış. İyiliği bir özellik saymamış. Onu, özünde olması gereken bir nitelik olarak öğrenmiş ve öğretmiş. Öğrencilerine, “Haydi çocuklar, şu tepeleri aşmalıyız, şu derin vadilerden sağlam çıkmalıyız.” diye cebindeki tüm umutları dağıtmış.
Gökyüzünü hiçbir zaman klasik tarzda mavi göstermemiş, yaprakların, iyi yeşilken bir anda sarardığını anlatmış. Hayatı, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignright size-medium wp-image-1540" title="osmanköy" src="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2010/06/osmanköy-300x190.jpg" alt="osmanköy" width="300" height="190" /><strong></strong></p>
<p>SALİH FURKAN</p>
<p><strong>Bir adam tanıyorum hayatı yüzüne yansımış.</strong> Acıları, gözlerden yaş akıtmış. İyiliği bir özellik saymamış. Onu, özünde olması gereken bir nitelik olarak öğrenmiş ve öğretmiş. Öğrencilerine, <strong>“Haydi çocuklar, şu tepeleri aşmalıyız, şu derin vadilerden sağlam çıkmalıyız.”</strong> diye cebindeki tüm umutları dağıtmış.</p>
<p><strong>Gökyüzünü hiçbir zaman klasik tarzda mavi göstermemiş, yaprakların, iyi yeşilken bir anda sarardığını anlatmış.</strong> Hayatı, kendi hayatından bakarak aynı yolun farklı yolcuları olmalarını yüzlerce kez büyük puntolarda beyân etmiş.</p>
<p><strong>Eğilmeyin demiş onlara. Parayı sevmeyin. İnsanı sevin. Farklı olun.</strong> O kadar farklı olun ki, etrafınızdakiler size gıptayla bakarken, düşmanlarınız bile hakkınızı teslim etsin. Yirmi sekiz yılının her düşüşünü ve kalkışını onların anladıkları dilleriyle yakın çekimde vermeye çalışmış. Hür düşünün, hür yaşayın. Gerçi bu sizi toplumla karşı karşıya getirir ama olsun. Sınırlarda yaşayın diye öğütlermiş hep.</p>
<p><strong>Bedelini ödeyemediğiniz fikri savunmayın. </strong>Diyeti ödenmemiş fikirler hasıraltındaki küfürlü sözlere benzer dermiş. Küfür yani örten. Örtmek namussuzluktur. Namusu olmayanın ideali de, dini de, fikri de yalandır. Hayatına yalan karıştıran adamın meslek ahlakından söz edilemez. Bu insanın toplumsal ilişkilerde de söyleyecek sözü olamaz. Yaşayın, tanıyın, anlatın ve mutlaka yazın. Tüm bunları dillendirdikçe dillendiren bu adam, kalıplardaki sarhoş şuuru değil, bütünüyle zincirlerini atan ve her hapishaneden firar etmiş mahkûmu canlandırmış aslında. Her şeye rağmen demiş hepimiz birer öğrenenizdir. Öğrenen ve öğrendikçe canı acıyan.</p>
<p><strong>Bu köy çok şey almış ondan ama çok şey de vermiş.</strong> Tozlu yollarında boya tutmayan ayakkabılarıyla çok üstünde yürümüş. Çamur deryasında toprağı atası bilip kar yağmur dinlememiş. Şükretmiş.</p>
<p><strong>Köy, yazın tozlu kışın çamurluymuş. Ortası yokmuş.</strong> Tıpkı bizim hoca gibi. Hoca da öyle. Yağarmış, esermiş, gürlermiş ama sonunda sırtını sıvazlarmış herkesin. Onu böyle kabul eden öğrencileri de aynı tarzda sevmişler kendisini.<br />
Hassasiyetiyle, şuuruyla, heyecanıyla ve pratikteki saflığıyla o köyün vazgeçilmezi olduğunun farkına bir gün oradan gitmeye karar verdiğinde anlamış. Muhterem, tayin istemiş. Önceleri, ona da, öğrencilerine de: “tayin” işte öylesine bir şey gibi gelmiş. Onun gideceğine hiç akılları kesmemiş. Kendisi de inanmamış pek aslında.</p>
<p>Bir gün, okul müdürü “altı eylül iki bin altı öğretmeninizin maceraya başladığı zaman düşmanı.” diye seremonide başlamış anlatmaya. Öğrencilerinin yüzüne şöyle bir bakmış hoca; konuşmalar esnasında tepkilerini ölçmüş. İçinden “kolay olacak bu iş” demiş. Abartılı bir ayrılık olmayacak. Yanıldığını, köyün minibüsüne bindiğinde anlamış. <strong>Tüm okul, en yaramazından en tembeline, yığılmış arabanın önüne. </strong>Bazıları hıçkıra hıçkıra ağlarken, bazıları “hocam, yeniden gel ya da gitme” sesleriyle gözyaşına karışık çarpmışlar bizim muallimi. Arkadaşları hayretle bakarken bu olaya, oranın on sekiz senelik müdürü bu köy tarihi günlerinden birini yaşıyor diye de eklemiş.</p>
<p>Araba hareket ettiğinde, <strong>Yavuz’un Mısır seferinden dönüşünü hatırlamış. Münzevî, sessiz ama müthiş gururlu.</strong> Araba, köyün dışına çıkarken, o da ağlamış. Elindeki dikenli gülleri sıkarak ve oradakilere çaktırmayarak.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kainatamektup.com/index.php/2010/06/osmankoy%e2%80%99den-bir-muallim-gecti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>AKŞAM YERDEN BİRİNİ KALDIRDIM</title>
		<link>http://kainatamektup.com/index.php/2010/06/aksam-yerden-birini-kaldirdim/</link>
		<comments>http://kainatamektup.com/index.php/2010/06/aksam-yerden-birini-kaldirdim/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 09 Jun 2010 20:15:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EDİTÖR</dc:creator>
				<category><![CDATA[fikir]]></category>
		<category><![CDATA[SALİH FURKAN]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kainatamektup.com/?p=1514</guid>
		<description><![CDATA[
SALİH FURKAN
Yaşamak ağrısı. Yaşadıkça ağrıyan, moraran ve sabah kalkınca tekrar nükseden kronik ağrı. Kanayan, sırttan hiç inmeyen bir yük, hatıralar. Çoğu zaman başarılı kılıyor sizi zaman. Haklı çıkarıyor. Yukarıların tadını çıkartmanıza izin vermeden aşağıların aşağısına indiriyor. Acıyor…
Yaz tedirginliği. Uyandığınızda kutlu güneşin karşısındaki mutlu mutsuz tebessüm. Kalkmak istemiyorsunuz. Çok şükür ki, Tevbe 54 var. Sabır var. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignright size-full wp-image-1516" title="manset_05 kopya" src="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2010/06/manset_05-kopya.jpg" alt="manset_05 kopya" width="245" height="252" /></p>
<p style="text-align: right;">SALİH FURKAN</p>
<p><strong>Yaşamak ağrısı.</strong> Yaşadıkça ağrıyan, moraran ve sabah kalkınca tekrar nükseden kronik ağrı. Kanayan, sırttan hiç inmeyen bir yük, hatıralar. Çoğu zaman başarılı kılıyor sizi zaman. Haklı çıkarıyor. Yukarıların tadını çıkartmanıza izin vermeden aşağıların aşağısına indiriyor. Acıyor…</p>
<p>Yaz tedirginliği. Uyandığınızda kutlu güneşin karşısındaki mutlu mutsuz tebessüm. Kalkmak istemiyorsunuz. <strong>Çok şükür ki, Tevbe 54 var. Sabır var.</strong> O da diyorsunuz, Allah’ın yardımıyladır.</p>
<p>Kendinize karşı yalancı olmuşsunuzdur. Bu en büyük köleliktir. Kendinizin esirisinizdir. <strong>Zincirleri bağlayan da atacak olan da sizsiniz.</strong> Nusret dilenciliği yaparak yalvarmak. İşin içinden çıkılır kılar vaziyeti. Yürürsünüz. Yürürsünüz. Dersiniz ki, Allah’tan gelecek her hayra muhtacım. Bir de bakmışsınız, Tuva’dasınız.</p>
<p>Bir hazretin dillendirdiği gibi, <strong>“üslubumun sertliği, hayatımın acısındandır.”</strong> Cesaret mi? pervasızlık mı? Yoksa kayıp bir istikamet mi? Cevapsız sorular. O, içindedir içinde.</p>
<p>Çok kavga ettim. Çok yenildim. Yendiğim zaman, yerdekini tutup kaldırmam beğenilmedi. Çok istedim. Çok isteyince olmadı. <strong>Güzel baktım. Güzel düşündüm.</strong> Şerri hayırdan bilip homurdanan trenden hiç inmedim. Hala yoldayım.<br />
<strong><br />
“Ben nefsimi temize çıkaramam.</strong> Çünkü gerçekten nefis –Rabbimin kendisini esirgediği dışında- var gücüyle kötülüğü emredendir. Şüphesiz, benim Rabbim esirgeyen ve bağışlayandır.” İnsanlar iddialı olmamalı. İhtiyat gerek bu hayata. Bazen limandan günlerce çıkılmamalı. Duamız olmasa hiçbir işe yaramayız sonuçta.</p>
<p><strong>Volter’den Nietschee’ye kadar, yaşamak ağrısı hep keskin hissettirmiş kendini.</strong> Hakikatin izini sürerken, hazretler, bazen düşmüşler; bazen el ayak öpmüşler bu yolda. Zaten hakikatin adı bile acı değil mi?  Araf diyorlar ya işte! Cennet cehennem arası bir yerlerde, vahiy ile akıl arasında, tarih ile atî arasında gidip gelmişler. Hepsi birer Raskolnikov. Suçlu da kendileri cezalandıranı da.</p>
<p>Ruskin çok sert: <strong>“düşünce mabedine avam giremez” </strong>diyor. Olsun. Yardan yuvarlananların hepsi lordlar kamarasından. Düşünce gibi nimet var mı? Bir an düşüncedeyseniz, zirvelerde uçuyorsunuz. Bizi kurtaran da bu herhalde. Yaşamak için kendinize bir dünya inşa etmelisiniz. Hep yalnızlıktan dem vuran mütecessisler gibi. Biz ikincimizin Allah olduğunun farkında olmaya çalıştık hep. Mesuduz.</p>
<p>Yalnızlık görmedim ben. Hiç evde olmadı. Acı gördüm. Hatıralarım çok kanadı. Hatıralar hep yalnızlıkla vurmaya çalıştı beni. Ama boş bir yere hep selam vererek girdim. <strong>Yalnızlığa hiç yenilmedim. </strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kainatamektup.com/index.php/2010/06/aksam-yerden-birini-kaldirdim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>HEM İSYANKÂR HEM DE UYSAL BİR MÜTEFEKKİR: NURETTİN TOPÇU</title>
		<link>http://kainatamektup.com/index.php/2010/05/hem-isyankar-hem-de-uysal-bir-mutefekkir-nurettin-topcu/</link>
		<comments>http://kainatamektup.com/index.php/2010/05/hem-isyankar-hem-de-uysal-bir-mutefekkir-nurettin-topcu/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 30 May 2010 03:23:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EDİTÖR</dc:creator>
				<category><![CDATA[Nurettin Topçu]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[fikir]]></category>
		<category><![CDATA[SALİH FURKAN]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kainatamektup.com/?p=1490</guid>
		<description><![CDATA[SALİH FURKAN
“İnanmak, ummak ve sevmek gibi saadet yoktur” bakışını idealizme dönüştüren yakın tarihimizin en aksiyoner filozofudur Nurettin Topçu. Kendisinin, Avrupa’da “Hareket Felsefesi” nin kurucusu Fransız filozofu Maurice Blondel ile tanışması onun belki de fikir hayatında dönüm noktası olmuştur. Bu felsefe kendini aşma felsefesidir. İnsana özgü hareket, aynı zamanda ona hak ettiği değeri kazandırır. Eylemi olmayanın [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: right;">SALİH FURKAN<img class="alignright size-full wp-image-1491" title="Nurettin_Topcu_01" src="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2010/05/Nurettin_Topcu_01.jpg" alt="Nurettin_Topcu_01" width="266" height="267" /></p>
<p>“İnanmak, ummak ve sevmek gibi saadet yoktur” bakışını idealizme dönüştüren yakın tarihimizin en aksiyoner filozofudur Nurettin Topçu. Kendisinin, Avrupa’da “Hareket Felsefesi” nin kurucusu Fransız filozofu Maurice Blondel ile tanışması onun belki de fikir hayatında dönüm noktası olmuştur. Bu felsefe kendini aşma felsefesidir. İnsana özgü hareket, aynı zamanda ona hak ettiği değeri kazandırır. Eylemi olmayanın imanı da, fikriyatı da, ideali de olamaz.<br />
Onun hayat felsefesi “insan için insandır.” İnsanın maksadı insanın kendisidir. Kısaca önce “kendini tanı!”. Hareket adamı, idealine gideceği yol üzerindeki her türlü fitneyi aşabilen imanlı adamdır. Topçu, duvarlar arasında konuşan teorisyen bir münevver değildi. Tam tersi hayatında idealist insanın örneklerini bizzat verendi. “Kırk sene öğretmenlik yaptım, mabede nasıl girdimse sınıfa da öyle girdim.” ifadesi ideal insanın en güzel tipi olsa gerek.<br />
Maurice Blondel, Sezgici Bergson ve müsteşrik Luis Massignon hazretin en çok etkilendiği mütefekkirler oldu. Bizde ise onu en hararetle iştahlandıran ve belki de ona hareketin ruhunu veren Mehmet Akif’tir. Akif’in yaşamı ve Safahat’ı onu derinden vurmuştur.1<br />
I. Dünya Savaşı’nın son demlerinde oluşan fikir akımlarına karşı bir tepki olarak “Anadoluculuk” hareketinin başlatıcılarından oldu. Bu belki bir öze dönüş, belki de kültürel bir izahattı. Ne olursa olsun ilk kurulan TBMM, bu açıdan bize bir fikir sağlamalıdır. Anadolu’yu anlayamayan, ülke sorunlarının kökenini de algılayamaz.<br />
Hareket, hürriyetin ve ahlâkın temelidir. Hareketi basit bir reflex ya da kaba bir içgüdüye indirerek değil sosyolojik ve faydacı bir anlayış olarak benimsemeliyiz. İnsan kendini ve eşyayı hareket ederek tanır. Hareket etmeyen insanın ahlâkından ve hürriyetinden söz etmeye kalkışırsak, nice uluları idam eden, cellatların da statüko içinde yüce ahlâkından söz etmeliyiz. Tam tersine bu hareketin içerisinde hem isyan var hem de uysallık.<br />
Eylemle hayat bulan ahlâk nedir? Ahlâk bilginin üstündedir. İyinin gerçekleşmesini sağlayan şey iyilik fikri değildir. Sırf fikir olarak vazife fikri, insanı harekete geçirmede yetersizdir. Gerçeği düşünmek eylemdir, her türlü somut amacın yetersizliğini kavrayan, bir bakıma onunla güçlenen ve bize önümüzdeki çukuru gösteren, çukuru aşma olanağını da sağlayan eylem.2<br />
Topçu’nun savunduğu sosyalizm zamanın yanlış tasavvuru bir kenara bırakıldığında, ahlâkî açıdan herkesin sorumlu olduğu bir anlayışın ürünüdür. Burada pozitivist (Marksçı) bir sosyalizmden söz etmiyoruz. Hal böyle olunca hazreti en çok din adamları ve zenginler tenkit etmiştir. O cebinde üç şey barındırdı: Hürmet, merhamet ve hizmet. Ondan korkulmasının belki de en büyük nedeni kucağındaki toplumu Anadolucu bir tarzda anlamaya çalışırken, üst kesimin sözcülüğünü yapmamasıydı. Çünkü böyle bir adamın üniversitede ders vermesine set koyulmasını başka türlü anlayamayız.<br />
İslâm da Allah’a teslimiyetin soylu bir uysallığını taşırken, aynı zamanda her türlü zincire isyan hareketinin oluşturulmasıdır. Bu açıdan İslâm, Batının çok kafa yorarak ele aldığı konuları içinde barındıran en yüce idealdir. Gerçekten de, en büyük anarşist Müslümanlar, olmalıdır.<br />
Bazılarının işaret ettiği küllî irade ve cüz’i irade kavramları yeniden ele alınmalıdır. Ele alınırken de Topçu’nun işaret ettiği izden gidilebilir. İnsanlığın yükselişi, ilahi iradeye iştirake götüren yolda ilerleyiştir. Hakikat yolunda ilerlemek harekettir. Olduğu yerde beklemenin meşru bir eylem olduğunu savunsaydık,  Allah’ın sözünde işaretini bulan “öyle bir azaptan korkun ki içinizden yalnızca zulmedenlere dokunmakla kalmaz…” ifadesini yok saymamız gerekirdi. Allah’a şükürde, tevekkülde, tevbede ve her türlü sığınmada eylemin izlerini görürüz. Sabır cilası harekete sürülen en parlak ciladır. Tevbe ederken yanlış yaptığının farkında oluş ve olumsuzu tekrar etmeme hem uysallık kanadını hem de kişinin kendi ahlak nizamını oluşturur. Dahası kişi tevekkülden önce kavgasını vermiştir. Dolayısıyla, İslâm zamana ve mekâna sığdırılamaz, kişinin her hücresinde hissettiği, tüm kâinatın hareket alanıdır.<br />
Hani derler ya “bana ahlâk dersi mi veriyorsun?” Tam adresi Nurettin Topçu olmuştur. Hayatında öğretmenlik rütbesi dışında bir unvanı kabul etmeyen bu insanı selamlıyoruz. Bu hareketin üzerinden kendine ve yanı başındaki her şeye ahlâk mayasıyla isyan edenlerden olmayı kaderimiz kabul ediyoruz.</p>
<p>1- Hüseyin KARAMAN, Nurettin Topçu, İstanbul 2010, s. 39-41.<br />
2- Fırat Mollaer, Anadolu Sosyalizmine Bir Katkı: Nurettin Topçu Üzerine Yazılar, İstanbul 2007, s. 39.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kainatamektup.com/index.php/2010/05/hem-isyankar-hem-de-uysal-bir-mutefekkir-nurettin-topcu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>oğlum iki yaşında</title>
		<link>http://kainatamektup.com/index.php/2010/05/oglum-iki-yasinda/</link>
		<comments>http://kainatamektup.com/index.php/2010/05/oglum-iki-yasinda/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 28 May 2010 03:38:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EDİTÖR</dc:creator>
				<category><![CDATA[vasiyetler]]></category>
		<category><![CDATA[şiir gibi]]></category>
		<category><![CDATA[CİHAD MERİÇ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kainatamektup.com/?p=1484</guid>
		<description><![CDATA[minicik ellerin, yumuşak tenin
cennet kokusu bedenin
hala miniksin bebeğim
fakat yaşı ikiledin
şeker, çikolata en büyük zevkin
ah o göğsüne vurup ben deyişin
işte adam oldun bebeğim
paylaşmayı seversin
topun ve kamyonun hariç
taşları avuçlaman, toprağı okşaman
bana ilk yaratılışı hatırlatıyor
insan temiz, sen öğrettin
zamanla kirleniyoruz
basamaktan inerken izledim
sağ ayağını sağlam atıyorsun
biz hiç öğretmedik
en doğru sende saklı
dostum ne yapalım bozmamak için
insanı insandan korumak gerek
oysa önce hayvanlardan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>m<img class="alignright size-medium wp-image-1485" title="huseyin2yasında5" src="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2010/05/huseyin2yasında5-300x270.jpg" alt="huseyin2yasında5" width="300" height="270" />inicik ellerin, yumuşak tenin<br />
cennet kokusu bedenin<br />
hala miniksin bebeğim<br />
fakat yaşı ikiledin<br />
şeker, çikolata en büyük zevkin<br />
ah o göğsüne vurup ben deyişin<br />
işte adam oldun bebeğim</p>
<p>paylaşmayı seversin<br />
topun ve kamyonun hariç<br />
taşları avuçlaman, toprağı okşaman<br />
bana ilk yaratılışı hatırlatıyor<br />
insan temiz, sen öğrettin<br />
zamanla kirleniyoruz<br />
basamaktan inerken izledim<br />
sağ ayağını sağlam atıyorsun<br />
biz hiç öğretmedik<br />
en doğru sende saklı<br />
dostum ne yapalım bozmamak için<br />
insanı insandan korumak gerek<br />
oysa önce hayvanlardan korunduk<br />
insan insanın imtihanı dostum<br />
şeytan mı<br />
ahir zamanda görevi terk etmiş<br />
toprak gibi ol diyenlere dikkat et<br />
işte sonsuz yürüyüş budur<br />
kavuşulamayan her zaman büyüktür<br />
en çok buldum diyenlerden kork<br />
insan ancak mezarını bulur<br />
hani ben olda bil der ya<br />
yine de tam bilinmez ancak onun kadar bilirsin<br />
aşk bilinmez olandır<br />
ben buldum diyenin peşine düşme<br />
fakat aramaktan da vazgeçme<br />
işte hayat bulmadan arayanlara<br />
yorulunca yeniden başlayanlara<br />
her sabah mezarından dirilenlere<br />
yeni bir müjdedir</p>
<p>bak dostum nasıl da ilham veriyorsun<br />
bu satırlar sana babandan mektup<br />
oğlum bir kaç mektup bırakıyorum<br />
başka mirasım olur mu bilemiyorum<br />
fakat unutma bizim zenginliğimiz mektuplar<br />
Allah&#8217;ın mektuplarını iyi oku<br />
Sevgili elçinin mektubuna dikkat et<br />
Ve O&#8217;na adanmış tüm mektuplara</p>
<p>rehber iyi ise bataklık bile yol olur<br />
herkesi, her varlığı rehber bil<br />
insan dediğin eksiktir<br />
fakat bozuk değildir, yalancı olmaz<br />
maddeye tapan adam değildir<br />
sabit fikirli yol arkadaşı olmaz<br />
gönlü kapalı olan da dost olmaz<br />
alaycı, kibirli, şikayetçi bizden değildir<br />
Allah&#8217;ın mektubunda hepsi var</p>
<p>sonsuz bir hayat için<br />
sonlu hayatımızı kıskanıyoruz<br />
çünkü böyle yaratıldık<br />
aciz ve cahiliz<br />
unutkan ve sabırsız<br />
evet bunlarda hakiki mektuptan</p>
<p>üç bin sayfalık mektubumu özetleyemem<br />
hayatı da tam olarak anlatamam<br />
dostum işte ikinci yaş günü armağanın<br />
ister on beşte ister yirmide anla<br />
sadece düşün ve yaklaş<br />
derdimiz hakikat<br />
işimiz muhabbet<br />
azığımız huzur<br />
yolumuz rıza<br />
durağımız vuslat<br />
adil ol<br />
halis ol<br />
ol<br />
.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kainatamektup.com/index.php/2010/05/oglum-iki-yasinda/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>VARLIKTA DA DARLIKTA DA İNFAK EKONOMİSİ</title>
		<link>http://kainatamektup.com/index.php/2010/05/varlikta-da-darlikta-da-infak-ekonomisi/</link>
		<comments>http://kainatamektup.com/index.php/2010/05/varlikta-da-darlikta-da-infak-ekonomisi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 26 May 2010 08:42:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EDİTÖR</dc:creator>
				<category><![CDATA[ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[fikir]]></category>
		<category><![CDATA[SALİH FURKAN]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kainatamektup.com/?p=1477</guid>
		<description><![CDATA[SALİH FURKAN
Hayat için kavga yerine yardımlaşma prensibini getiren İslâm, sosyal tencereyi yerle bir etmiştir. İslâm’ın ayrı mutfakları vardır. Emeksiz ücret, işsiz gelir bu dinin sınırları dışındadır.(1) Allah bir şehri yok etmek istediğinde, onun nimet ve refahtan şımarmış elebaşlarına emir gönderir. Yoldan çıkan şehir yok olmayı da hak etmiştir.

Allah’ın verdiği maldan harcayıp ahiret yurdunu arayanlar ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: right;"><img class="alignright size-medium wp-image-1478" title="infak" src="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2010/05/infak-300x195.jpg" alt="infak" width="300" height="195" />SALİH FURKAN</p>
<p style="text-align: left;"><strong>Hayat için kavga yerine yardımlaşma prensibini getiren İslâm</strong>, sosyal tencereyi yerle bir etmiştir. İslâm’ın ayrı mutfakları vardır. Emeksiz ücret, işsiz gelir bu dinin sınırları dışındadır.(1) Allah bir şehri yok etmek istediğinde, onun nimet ve refahtan şımarmış elebaşlarına emir gönderir. Yoldan çıkan şehir yok olmayı da hak etmiştir.</p>
<p style="text-align: left;"><strong><br />
Allah’ın verdiği maldan harcayıp ahiret yurdunu arayanlar ve dünyadan da nasibini unutmayanlar</strong> Allah’ın ihsan ettiği gibi sen de ihsan da bulun ki, “Muhsin” olmayı hak edesin. Arz ve arş insanın hizmetindeyken kendini müstağni görmeyerek varlıkta da ve darlıkta da infak etmek… “Ey Allah’ın resûlü sana verecek bir şey bulamıyorum.” diyen duruş sahibi modeller… İşte darlıkta infak tipolojisi. İslam, çok ince bir çizgi üzerinde giden kullarına doğru yolu gösterendir.</p>
<p style="text-align: left;">
Temel faktör her şeyde insandır. Ve her şey ondan sonra gelir. Tüm idealler, fikirler, teknikler hep onun eseridir. Kendi eserine de esir olunmaz. Hangi düzeni, fikri alt yapıyı, şuuru ve kanunu getirirsek getirelim insanın üstünde değildir. Görmediğine teslim olan insan bütün bunları bertaraf etme yetki ve argümanına sahiptir. <strong>İnfak ekonomisi varlıkta ve darlıkta çarkın dönmesini sağlayan temel yasadır.</strong></p>
<p style="text-align: left;">Müslüman’ın ayrıca bir hürriyete sahip olmasına gerek yoktur. Naturalizm, radikalizm, liberalizm ve hatta demokrasi -“fert ve menfaat” dini( Durkheim’in dayanışmacılığı) (2)– tüm bunlar masmavi bir denizi turuncu gösteren burjuva oyuncaklarıdır. <strong>Belirli bir sınıfa özgürlük veren bu edebiyatları nasıl olur da İslam ile örtüştürebiliriz?</strong> “Hakikati tanımaya ulaşmak için mi yaşamak?” yoksa “ tüketim için hayat” sloganı mı? Bu karar cennet ile cehennemin ölçüsüdür.</p>
<p style="text-align: left;">
<strong>Cenab-ı Hakkın buyurduğu “sıkıntılı geçim” lafzını dikkate almak zorundayız.</strong> Sıkıntılı geçimden kasıt salt taşınır ve taşınmazlar değildir. Kapitali elinde tutan Batı bu sıkıntılı geçimi yakinen yaşamaktadır. Afganistan, Filistin, Doğu Türkistan ve nice yerler bunların ordularına dar gelmektedir. Bir kere rahat değillerdir. İnsanın büyüklük psikolojisinden kaynaklanan sıkıntılı geçimi… Ortaya çıkan manzaradan kendileri de rahatsız olurken, bir de ülkelerinde yaşayan vatandaşlarını bir düşünün! Bir damla petrol için varillerce akan gözyaşlarını sıkıntılı geçimin içine koymak zorundayız. “Zulmetmekte olanlar, yakında nasıl bir İnkılâba uğrayacaklarını bileceklerdir.”</p>
<p style="text-align: left;">
Güzel bir tebessüm, yolda giderken hiç tanımadığın bir muhtereme esenlik dileği,<strong> bulunduğu çevreyi “güzellikle” şaşırtma ve karşındakinin ruhuna dokunma</strong>, Allah yolunda koyulan köşe taşlarıdır. Varlıkta infak edemeyenin darlığını Allah’ın boyasıyla boyayan en geniş pencerelerdir. İyilik bir adım ötede değil içimizde.</p>
<p><!-- 		@page { size: 21.59cm 27.88cm; margin-left: 3.18cm; margin-right: 3.18cm; margin-top: 2.54cm; margin-bottom: 2.54cm } 		P { margin-bottom: 0.21cm } --></p>
<p style="margin-bottom: 0cm;">
<p style="margin-bottom: 0cm;">1-<span style="font-size: x-small;">Ali ŞERİATİ, <em>Kapitalizm Uyanıyor mu?, </em>İstanbul 1992. s. 12-13.</span></p>
<p><!-- 		@page { size: 21.59cm 27.88cm; margin-left: 3.18cm; margin-right: 3.18cm; margin-top: 2.54cm; margin-bottom: 2.54cm } 		P { margin-bottom: 0.21cm } --></p>
<p style="margin-bottom: 0cm;">2-<span style="font-size: x-small;">Ali ŞERİATİ, <em>ideallerin Yenilgisi</em>, İstanbul 1999, s. 31-32.</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kainatamektup.com/index.php/2010/05/varlikta-da-darlikta-da-infak-ekonomisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ALBERT CAMUS: ABESLE İŞTİGAL VE ŞUUR</title>
		<link>http://kainatamektup.com/index.php/2010/05/albert-camus-abesle-istigal-ve-suur/</link>
		<comments>http://kainatamektup.com/index.php/2010/05/albert-camus-abesle-istigal-ve-suur/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 09 May 2010 15:46:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EDİTÖR</dc:creator>
				<category><![CDATA[KİTAP]]></category>
		<category><![CDATA[fikir]]></category>
		<category><![CDATA[SALİH FURKAN]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kainatamektup.com/?p=1457</guid>
		<description><![CDATA[SALİH FURKAN
Umutsuzluktan yola çıkmak, sonuna dek umutsuz olmayı gerektirir mi? İnsan her şeyi kaybetmeli ki, her şeyi alabilsin. Ahlar vahlar edebiyatı yapmayan Albert Camus&#8217;a katılıyoruz. Ben, kendi hesabıma insanlığın yüz karasıyla savaşmaktan geri kalmadım, katı yürekli insanlardan tiksindiğim kadar hiçbir şeyden tiksinmedim, diyor. “zafer sabredenlerindir” elbette.
İnsanın rutini kendi saçmasını oluşturur. Saçmalamayan insan yabancılaşmaz. Örgüt toplumunu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignright size-medium wp-image-1458" title="camus" src="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2010/05/camus-249x300.jpg" alt="camus" width="249" height="300" />SALİH FURKAN</p>
<p>Umutsuzluktan yola çıkmak, sonuna dek umutsuz olmayı gerektirir mi? İnsan her şeyi kaybetmeli ki, her şeyi alabilsin. Ahlar vahlar edebiyatı yapmayan Albert Camus&#8217;a katılıyoruz. Ben, kendi hesabıma insanlığın yüz karasıyla savaşmaktan geri kalmadım, <strong>katı yürekli insanlardan tiksindiğim kadar hiçbir şeyden tiksinmedim</strong>, diyor. “zafer sabredenlerindir” elbette.</p>
<p>İnsanın rutini kendi saçmasını oluşturur. Saçmalamayan insan yabancılaşmaz. Örgüt toplumunu da içine almaz ama o toplumla bütünleşir. Camus,  bir putu anlatır “<strong>Yabancı</strong>” da.<strong> İçinde ruh olmayan adam.</strong></p>
<p>“Tersi ve Yüzü”, kendi deyimiyle yaşam üzerine yazdığı acemice söylemlerdir. <strong>“Başkaldıran İnsan”</strong>da Kierkegaard ve Dostoyevski gibi öncüllerin izini sürerken savunduğu görüşler Marksist görüşün temsilcileri ve Sartre’den büyük tepkiler almıştır.<strong> O, başkaldıran insanın bir dürtüsü olarak  özünde yer ettiğini düşünür.</strong> Fransız İhtilâli’nin eninde sonunda bir zorbalığa dönüştüğünü ifade eder. <strong>“Sisifos Söylemi”nde, dünyanın saçmalığının, yenilginin sonunun gelmeyeceğini bile bile kötülüklere karşı çıkılmasının, hayata en önemli değerini kattığını öğütler.</strong> Sisifos, kısır bir döngü değil, hayata doğal olarak entegre olmaktır. İntiharı ele alır Camus. İntihar üzerinden sorar: Hayat anlamlı mıdır? Verdiği cevaplarda intiharı reddederken, hayata hak ettiği değeri verir.</p>
<p>Egzistansiyalizmin edebî çevrelerdeki en tanınmış adamı: Albert Camus. Düşünce, bir ömrün tecrübesiyle kaynaşır ve bu tecrübeye göre biçimlenir. Abesle iştigal insanın en duyarsız yanıdır. Duyarsız ve anlamsız. Bir minibüste, banka kuyruğunda ya da sürü psikolojisinde abesi görürsünüz. <strong>Hayatta olan bitenlerle ilgilenmez abes.</strong> Hayatın anlamını da kavrama niyetinde değildir. Dahası hakikat onu rahatsız eder. <strong>Abesin zıttı şuurdur.</strong></p>
<p>Sizif Miti’nde, Anlaşmazlık’ta, Yabancı’da, cana kıyılır veya intihar edilir. Kahramanlar marazî bir keyif duyar cana kıymaktan. Kör bir kaderdir bu. Deniz kıyısında yaşamak isteyen genç kız, para için adam öldürür ve en küçük bir nedamet duymaz: sonunda intihar eder öfkesinden.<strong>(1) Kaygısı, acısı ve derdi yoktur bu insanın.</strong> Ebu Cehil’in putu gibi. Zaman gelir Yusuf’un düştüğü kuyudaki su damlası gözyaşı döker; lakin o Firavun’un haramından izler insanlığı.</p>
<p><strong>İstediğini bilen insan. Kavramak için çabalayan. Kabuğunu kıran ve fildişi kulesinde yan gelip yatmayan. İdeolojilerden ister istemez beslenecektir ama onların üstünde düşünür. Teslimiyeti yalnız Allah’adır.</strong> “Biz ancak Allah’ın teslim olmuş kullarıyız ve yine O’na dönücüleriz.”</p>
<p><strong>Anlamak isteyen insana imrenmişimdir hep.</strong> İsra 44-O&#8217;nu, yedi gök ile yer ve bunlarda bulunan akıllılar tesbih eder. Hatta hiçbir şey yoktur ki, O&#8217;nu överek tesbih etmesin, ancak siz onların tesbihlerini iyi anlamazsınız. O, gerçekten halim ve çok bağışlayandır. Tırnak büyüklüğündeki kurbağanın yavrusunu sırtında uzun bir ağacın tepesine güvenli bir bölgeye götürmesini düşünmek, anlamaya aday olmaktır bir nevi. Anlamaya çalışmak, tefekkûh etmek. Ne büyük bir hazine. Tevbe 122- Mü&#8217;minlerin tümünün öne fırlayıp çıkmaları gerekmez. Öyleyse onlardan her bir topluluktan bir grup, çıktığında (bir grup da) , dinde derin bir kavrayış edinmek (tafakkuhta bulunmak) ve kavimleri kendilerine geri döndüğünde onları uyarıp-korkutmak için (geride kalabilir) . Umulur ki onlar da kaçınıp-sakınırlar. <strong>Yanı başınızdaki madene artık inme zamanı gelmedi mi?</strong></p>
<p><!-- 		@page { size: 21.59cm 27.88cm; margin-left: 3.18cm; margin-right: 3.18cm; margin-top: 2.54cm; margin-bottom: 2.54cm } 		P { margin-bottom: 0.21cm } --></p>
<p style="margin-bottom: 0cm;"><span style="font-size: x-small;">1-Cemil Meriç<em>, Kırk Ambar-Lehçe-t-ül Hakayık</em>, Cilt II.,İstanbul 2006, s.464.</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kainatamektup.com/index.php/2010/05/albert-camus-abesle-istigal-ve-suur/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İMAM EBU HANİFE</title>
		<link>http://kainatamektup.com/index.php/2010/05/imam-ebu-hanife/</link>
		<comments>http://kainatamektup.com/index.php/2010/05/imam-ebu-hanife/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 06 May 2010 04:51:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EDİTÖR</dc:creator>
				<category><![CDATA[OKU / İKRA]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[İMAM EBU HANİFE]]></category>
		<category><![CDATA[KAİNAT]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kainatamektup.com/?p=1450</guid>
		<description><![CDATA[Doğumu :
Ebû Hanife, Kûfe&#8217;de hicrî 80 yılında doğdu.
Eğitimi :
İslâm&#8217;in hâkim olduğu bir ortamda yetişen Numân b. Sâbit küçük yasta Kur&#8217;ân-i Kerîm&#8217;i hıfzetti.
Hocasi Hammâd b. Ebî Süleyman, Ibrahim en-Nehaî ve Sa&#8217;bî gibi iki büyük âlimden fıkıh okudu.
Numân, babasıyla on altı yaşında hacca gittiğinde ortada tâbiînden Atâ b. Ebî Rebâh, Abdullah Ibn Ömer ile tanışarak onlardan hadis [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><img class="alignright size-full wp-image-1451" title="hanife" src="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2010/05/hanife.png" alt="hanife" width="256" height="378" />Doğumu :</strong></p>
<p>Ebû Hanife, Kûfe&#8217;de hicrî 80 yılında doğdu.</p>
<p><strong>Eğitimi :</strong></p>
<p>İslâm&#8217;in hâkim olduğu bir ortamda yetişen Numân b. Sâbit küçük yasta Kur&#8217;ân-i Kerîm&#8217;i hıfzetti.</p>
<p>Hocasi Hammâd b. Ebî Süleyman, Ibrahim en-Nehaî ve Sa&#8217;bî gibi iki büyük âlimden fıkıh okudu.</p>
<p>Numân, babasıyla on altı yaşında hacca gittiğinde ortada tâbiînden Atâ b. Ebî Rebâh, Abdullah Ibn Ömer ile tanışarak onlardan hadis dinlediği, rivâyet edilir.</p>
<p>Ebû Hanife, Sa&#8217;bî&#8217;nin kendisini ilme teşvikini söyle anlatmaktadır: &#8220;Günün birinde Sa&#8217;bî&#8217;nin yanından geçiyordum. Beni çağırdı ve bana, &#8216;Nereye devam ediyorsun?&#8217; dedi. Ben de, &#8216;Çarsı pazara&#8217; dedim. O, &#8216;Maksadım o değil, ulemâdan kimin dersine devam ediyorsun?&#8217; dedi. Ben, &#8216;Hiçbirinin&#8217; diye cevap verince Sa&#8217;bî, &#8216;İlmi ve ulemâ ile görüşmeyi sakın ihmal etme. Ben senin uyanık ve aktif bir genç olduğunu görüyorum&#8217; dedi.</p>
<p>Onun bu sözü benim içimde iyi bir etki yaptı. Ticareti bıraktım, ilim yolunu tuttum. Allah&#8217;ın inâyetiyle Sa&#8217;bî&#8217;nin sözünün bana çok faydası oldu.&#8221; Kendisinin de belirttiği gibi Sa&#8217;bî&#8217;nin bu tavsiyesi onun için bir dönüm noktası olmuştur. Bundan böyle ticaret işini ortağı Hafs b. Abdurrahman&#8217;a devredecek, ara-sıra dükkânına uğrayacak, asıl işi ilim meclislerine devam etmek olacaktır. O zaman Numan henüz yirmi iki yaşındadır.</p>
<p>[Biz çocuklarımıza ne tavsiye ediyoruz veya dersine gönderebileceğimiz ilim ehli kaldı mı?]</p>
<p><strong>O iyi bir esnaftı:</strong></p>
<p>Ebû Hanife İlimle uğraşırken ticareti de bütünüyle bırakmadı. Bu, onun helâl rızık kazanmasını sağladığı gibi, ticarî kazancını ve talebelerinin ihtiyaçlarının karşılanmasını, bağımsız bir ilim meclisi kurmasını da sağladı.</p>
<p>Ebû Yûsuf&#8217;un parasının bittiğini söylemesine ihtiyaç bırakmadan o Ebû Yusuf&#8217;u murâkabe eder, yardımda bulunurdu.</p>
<p>Gücü yetmeyen talebelerinin de evlenmesini sağlardı.</p>
<p>Bir çokları ticarette Ebû Hanife&#8217;yi Ebû Bekir&#8217;e benzetirdi; çünkü o bir malı satın alırken, sattığı zamanki gibi emânet kâidesine uyar, kötü malı üste, iyisini alta koyardı, muhtaç satıcıyı sömürmezdi.</p>
<p>Bir defasında bir kadın, satmak üzere ona bir ipek elbise getirdi. O, fiyatını sordu. Kadın yüz dirhem istedi. Ebû Hanife, değerinin yüz dirhemden fazla ettiğini söyledi. Kadın yüzer yüzer artırarak dört yüze çıktığında Ebû Hanife, daha fazla edeceğini söyleyince kadın, &#8220;Benimle eğleniyor musun?&#8221; demişti. Ebû Hanife de, &#8220;Ne münasebet, bir adam getirin de fiyat takdir ettirelim&#8221; dedi. Adam çağrıldı ve fiyatı takdir etti: Ebu Hanife o malı bes yüz dirheme satın aldı. Bu olay o zamandan beri halk arasında günümüze kadar anlatılarak, ticarette dürüstlüğe dâir bir darb-i mesel haline gelmiştir.</p>
<p><strong>O iyi bir öğreticiydi:</strong><br />
Ebû Hanife&#8217;nin binlerce talebesi olmuş, bunların kırk kadarı müçtehid mertebesine ulaşmıştır.</p>
<p>Ebû Hanife&#8217;nin fıkıh okulu, talebelerine verdiği dersler ile ondan fetvâ istemeye gelen halk için verdiği fetvâlardan meydana gelmiştir.</p>
<p>Ders verme usûlü eski filozofların diyalektik akademi derslerini andırmaktadır. Bir mesele ortaya atılır; bu, talebeleri tarafından tartışılır ve herkes görüşünü söyler; en son olarak İmam, delil ve istinbat ile bir karara ulaşılmasını sağlar ve kararı delillerden ayırarak veciz cümleler halinde yazdırırdı. Bu sözleri en yakin müctehid talebeleri tarafından sonradan mezhebin fıkıh kaideleri haline getirilirdi. Onun ilim meclisi bir istişâre, bir diyalog merkezi, bir hür düşünce okulu idi.</p>
<p><strong>O iyi bir fakihti:</strong></p>
<p>Fıkhı sistematik hale getirip bütün dünyevî meselelerin leh ve aleyhteki biçimlerini ortaya koyarak ve sağlam bir akîde esası çıkararak doktrinini meydana getirmiştir.</p>
<p>Ebû Hanife, meseleleri olmuş gibi farz ederek takdîrî fıkıh hükümleri ortaya koymuş, örfü ve istihsani sık sık kullanmış, ticârî akidlerdeki ictihadlarında ilk defa ortaya hükümler çıkarmıştır.</p>
<p>Bilgiyi yordama gücü ve ileri görüşlülüğü sayesinde çağından sonra oluşacak pek çok olayın çözümü için ilim ehline yol gösterici olmuştur.</p>
<p><strong>O halk adamıydı:</strong></p>
<p>Ebû Hanife&#8217;nin halkın sevgi ve saygısını kazanmasında; fetvâlarının her yerde haklı olarak tutulmasında; ilmi, ihtilaflardan arındırıp halka selefin yaptığı gibi bilgi aktarması, fitnelere bulaşmaması ve takvası etkili olmuştur.</p>
<p><strong>O eylem adamıydı, her zaman hakkın ve adaletin yanında oldu:</strong></p>
<p>İmam, takvâsı, firâseti, ilmî dürüstlüğü ve görüşlerini iktidara karşı kullanması ile halkın büyük sevgisini kazandı. Emevi ve Abbâsi yönetimi ile hiçbir zaman uyuşmadı, uzlaşmadı.</p>
<p>Ebû Hanife alenen halkı ehl-i beyt&#8217;e yardıma çağırdığı için hapsedildi ve her gün kırbaçlatıldı.</p>
<p><strong>O iyi bir liderdi:</strong></p>
<p>Allah&#8217;tan başka hiç bir otoriteye boyun eğmeden hakk bildiği yolda adalet ehline öncülük etmiştir.</p>
<p><strong>O tam anlamıyla bir imamdı / halifeydi:</strong></p>
<p>Ebû Hanife yetmiş yıllık ömrünü fetvâ vermek, ders halkasında talebe yetiştirmek, ilmî seyahatlerde bulunmak ve ibadet etmekle geçiren, İslâm âleminin yetiştirdiği büyük müctehidlerden biridir.</p>
<p>Kısaca ömrünü Allah&#8217;a adamış ve Yüce Yaratıcı&#8217;nın istediği istikamette yaşamıştır.</p>
<p><strong>Kaynak:</strong></p>
<p>1- Muhammed Ebû Zehra, Ebû Hanife, Çev.: Osman Keskioglu. Ankara 2002, Diyanet İ. B. Yayınları.</p>
<p>2- <a href="http://www.enfal.de/i-azam.htm" target="_blank">http://www.enfal.de/i-azam.htm</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kainatamektup.com/index.php/2010/05/imam-ebu-hanife/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>DEĞİŞİM VE HİCRET</title>
		<link>http://kainatamektup.com/index.php/2010/04/degisim-ve-hicret/</link>
		<comments>http://kainatamektup.com/index.php/2010/04/degisim-ve-hicret/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 24 Apr 2010 19:37:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EDİTÖR</dc:creator>
				<category><![CDATA[fikir]]></category>
		<category><![CDATA[SALİH FURKAN]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kainatamektup.com/?p=1433</guid>
		<description><![CDATA[
SALİH FURKAN
2009 muhasebesi zor ve meşakkatli bir yıldı. Eminiz ki, sorgusu da zor olacaktır. Bu, bir yıl insana neler katar? Ne kadarımızı doldurur? Metamorfozumuzu ne kadarı anlayabilir?  Kolayca felsefesi yapılabilecek bir yıl geçti, aslında. Geç bir muhasebe farkındayız; lakin üstümüzden geçtiği için ancak toparlayabildik. 
Üstadın birisi diyor ki, “Bana gelince, sizlerin yarı yarıya yürütme [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><!-- 		@page { margin: 2cm } 		P { margin-bottom: 0.21cm } --><img class="size-full wp-image-1434 alignleft" title="kirazbank" src="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2010/04/kirazbank.jpg" alt="kirazbank" width="105" height="467" /></p>
<p style="text-indent: 1.5cm; margin-bottom: 0cm; line-height: 150%; text-align: right;"><em><strong>SALİH FURKAN</strong></em></p>
<p style="text-indent: 1.5cm; margin-bottom: 0cm; line-height: 150%;" align="JUSTIFY"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">2009 muhasebesi zor ve meşakkatli bir yıldı. Eminiz ki, sorgusu da zor olacaktır. Bu, bir yıl insana neler katar? Ne kadarımızı doldurur? Metamorfozumuzu ne kadarı anlayabilir?  Kolayca felsefesi yapılabilecek bir yıl geçti, aslında. Geç bir muhasebe farkındayız; lakin üstümüzden geçtiği için ancak toparlayabildik. </span></span></p>
<p style="text-indent: 1.5cm; margin-bottom: 0cm; line-height: 150%;" align="JUSTIFY"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Üstadın birisi diyor ki, “Bana gelince, sizlerin yarı yarıya yürütme yürekliliğini gösterdiğiniz şeyleri, ben kendi yaşamımda sonuna dek götürdüm.” Götürüyoruz. Çünkü hayatı seviyoruz. Hayatımızı kaybetmekten değil, onun anlamını kaybetmekten korkuyoruz. Belki Fatır 45 olmasaydı, bizi üzenlere isyan ederdik. Unuturduk insan olduklarını. Yanlışlarını onlara yedirmeye kalkardık. Oysa, </span></span><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;"><em>“Eğer Allah, kazanmakta oldukları dolayısıyla insanları (azab ile) yakalayıverecek olsaydı, (yerin) sırtı üzerinde hiç bir canlıyı bırakmazdı,…”</em></span></span><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;"> </span></span></p>
<p style="text-indent: 1.5cm; margin-bottom: 0cm; line-height: 150%;" align="JUSTIFY"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Kendine eziyet, kendine yabancılaşma bu yüzyılın en büyük negatif olgusu oldu. Bu süreç devam ediyor. Mutsuzluk hastalığının ardında da sanıyoruz ki, Camus’un “yabancısı” var. Kendini yitiren insanın üç kuruşluk zevkler uğruna benliğini satması ne kadar ironik geliyor insana. </span></span></p>
<p style="text-indent: 1.5cm; margin-bottom: 0cm; line-height: 150%;" align="JUSTIFY"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Yaşamı boyunca hastalıklarla cebelleşen Dostoyevski, bu konuda bize bir misal sağlayacaktır. İlkellik, bayağılık ve cesurca unsurları eserlerinde bir arada gösteren yazar, aslında çaktırmadan kendisini anlatmıştı. “Sefilim!” diyordu insanlığa. Biraz fazla bilmekten kaynaklanan bir huzursuzluğu vardı muhteremin. Biliyordu ama en dibe düşmüştü. Son bir direnişle şöyle demişti bize: “ Acı çekmek, bilinçliliğin tek kaynağıdır.” Bilinç iyidir ama:  Acı ve vicdan muhasebesi sonucunda oluşan endişe. İnsanın başını başka ne yiyebilir ki?</span></span></p>
<p style="text-indent: 1.5cm; margin-bottom: 0cm; line-height: 150%;" align="JUSTIFY"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Narsistin hikâyesi, Antik Yunan felsefesinin dikili taşlarındandır. Şu kendisini suyun aksinde görüp de âşık olan Narkissos Efendi. Sağlıksızlığın temeli biraz da budur. Mitolojik bir öyküdür ama her şeye sahip olma hırsından, bir gün sıranın kendisine geleceğinden habersiz yaşaması açısından önemlidir. Bu insanın en büyük belası kendi benliğidir. “insan kendi yaşadığının dışında bir şey değildir.” diyor Sartre. Çok sıksanız padişah olursunuz. Ne bu telaşınız.</span></span></p>
<p style="text-indent: 1.5cm; margin-bottom: 0cm; line-height: 150%;" align="JUSTIFY"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Jean Valjean olmak bizim işimiz olmalıdır. Oliver Twist’in sırtını sıvazlayıp, Marie Antoinette’ye lanetler yağdırmalıyız. Mustafa Kutlu’nun münzevi bir hikâyesinden bu toplumu görürken, ayaklarımız yere sağlam basmalıdır. Yoksulluğu, aymazlığı ve had sınırlarını ezberlemeliyiz. Üç kuruşa tamah etmek istemiyorsak, bunu yapmalıyız. </span></span><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;"><em>“Bizim Allah katındaki ücretimiz dışında bir isteğimiz olamaz”</em></span></span><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;"> tavrını, peygamberlerin mikro ve makro kosmos âlemini açık etme karşılığında söylediklerini unutmamalıyız. Açık etme yani tebliğ. </span></span></p>
<p style="text-indent: 1.5cm; margin-bottom: 0cm; line-height: 150%;" align="JUSTIFY">“<span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Körler onları görmese de yıldızlar vardır.” Diyen Hayyam’a katılmamak elde mi? Nasıl sesleniyordu Hac 46? </span></span><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;"><em>“ Yeryüzünde gezip dolaşmıyorlar mı, böylece onların kendisiyle akledebilecek kalpleri ve kendisiyle işitebilecek kulakları oluversin? Çünkü gerçek şu ki, gözler kör olmaz, ancak sinelerdeki kalpler körelir.“</em></span></span><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;"> Göz paradigması. Ne ilginçtir ki, bu ayet karşısında eriyip tuz buz oluyor. Gözüne değil kalbine hitap ediyorum. Lakin sende biraz kalmışsa. </span></span></p>
<p style="text-indent: 1.5cm; margin-bottom: 0cm; line-height: 150%;" align="JUSTIFY"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Hayata bilgeliğin en dibi olan, hayret etmekten başlayalı bir yıl oldu. Bu bir yıl çok şey kattı bize. Aldıkları ve götürdükleri dışında gerçekten de azizliği büyük oldu. </span></span><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;"><em>“Benim ölümüm, yaşamım ve tüm kulluğum Âlemlerin Rabbi olan Allah’adır”</em></span></span><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;"> etiketi boynunda gezen, Nasuh tövbesini cebinde nasihat edasıyla taşıyan, kalbi muti kullardan olmak en büyük dileğimiz. Çok yorulduk. Polemik istediğimiz en son şey oldu artık. Melankoli, şarkılarda kaldı. Hicret ederken değişenlerden olduk. Biliyoruz ki, “her hicret bir inkılaptır.”</span></span></p>
<p style="text-indent: 1.5cm; margin-bottom: 0cm; line-height: 150%;" align="JUSTIFY"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Geçtiğimiz yılın muhasebesini böylece kayıtlardan düşmüş olduk. İçeriği biraz hayıflanma, biraz erkeklik, biraz da tebessümle. Tıpkı Dosto gibi. </span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kainatamektup.com/index.php/2010/04/degisim-ve-hicret/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>NE OLUR SIRTINI DÖNME</title>
		<link>http://kainatamektup.com/index.php/2010/04/ne-olur-sirtini-donme/</link>
		<comments>http://kainatamektup.com/index.php/2010/04/ne-olur-sirtini-donme/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 14 Apr 2010 12:39:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EDİTÖR</dc:creator>
				<category><![CDATA[şiir gibi]]></category>
		<category><![CDATA[CİHAD MERİÇ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kainatamektup.com/?p=1415</guid>
		<description><![CDATA[adını anamam dilim kirlenmiş
gözler kör, kulaklar sağır
getirdiğin nizam ayaklar altında
adaletsizlik kol geziyor
masum yavrular kırılıyor
anaların mahremi korumasız
insanlık aciz ve sessiz
satılmış insan suretleri
kaç paha desen sivrisinek kanadı
tecavüzcüme hoşgörü
namlu ucunda barış
ödlek oldum kendi evimde
nerede ölüm yatağına uzanan Ali
var mı Ömer gibisi
kim göğsünü siper ediyorsa
kahpe kurşunlara, ölüm uçaklarına
kim rıza için adalet için
namus için bende varım diyorsa
kutlu bir doğumu onlara [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignright size-full wp-image-1416" title="dikenligul4" src="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2010/04/dikenligul4.jpg" alt="dikenligul4" width="205" height="296" />adını anamam dilim kirlenmiş<br />
gözler kör, kulaklar sağır<br />
getirdiğin nizam ayaklar altında<br />
adaletsizlik kol geziyor<br />
masum yavrular kırılıyor<br />
anaların mahremi korumasız<br />
insanlık aciz ve sessiz</p>
<p>satılmış insan suretleri<br />
kaç paha desen sivrisinek kanadı<br />
tecavüzcüme hoşgörü<br />
namlu ucunda barış</p>
<p>ödlek oldum kendi evimde<br />
nerede ölüm yatağına uzanan Ali<br />
var mı Ömer gibisi</p>
<p>kim göğsünü siper ediyorsa<br />
kahpe kurşunlara, ölüm uçaklarına<br />
kim rıza için adalet için<br />
namus için bende varım diyorsa<br />
kutlu bir doğumu onlara müjdele</p>
<p>ben miskin uzanıyorum yatağıma<br />
yastıktan boynum ağrıyor<br />
göbeğim şişince rahatlıyorum<br />
benim acziyetim nisanda artıyor<br />
nisanda adınla kendimi avutuyorum</p>
<p>cihad fetvalarını tartışıyorum<br />
celladım daha rahat olsun<br />
tecavüzcüm zorlanmasın<br />
sömürücüler zaman kaybetmesin<br />
hırsızlar korkmasın diye</p>
<p>benim adım cihad<br />
fakat benden korkmayın<br />
siz mutlu olun adımı değiştireyim<br />
isterseniz ölümün de adını değiştirin<br />
ve tabi ki işgalin, tecavüzün, hırsızlığın da<br />
hepsine demokrasi deyiverin<br />
moğollar mı haçlılar mı daha şerefliydi<br />
ABD mi AB mi daha şerefli<br />
yoksa Çin mi Hindistan mı Rusya mı?<br />
hepsinin &#8230; alnında gelişmiş zulüm lekesi</p>
<p>Sevgili Önderim bir gün geleceğim ayak ucuna<br />
sırtını dönme olur mu?<br />
Dilim varmıyor ama şimdi aylardan NİSAN<br />
güller verilecek, ismini anacak birileri<br />
coşkun kalabalıklar mest olacak<br />
dikenler de bana kaldı<br />
affet.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kainatamektup.com/index.php/2010/04/ne-olur-sirtini-donme/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Azmin Yönetmeni Ahmet Uluçay</title>
		<link>http://kainatamektup.com/index.php/2010/04/azmin-yonetmeni-ahmet-ulucay/</link>
		<comments>http://kainatamektup.com/index.php/2010/04/azmin-yonetmeni-ahmet-ulucay/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 03 Apr 2010 19:32:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EDİTÖR</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ahmet Uluçay]]></category>
		<category><![CDATA[sinema]]></category>
		<category><![CDATA[Misafir Yazar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kainatamektup.com/?p=1391</guid>
		<description><![CDATA[ 1954’de Kütahya’da (Tavşanlı-Tepecik köyü) doğan senarist ve yönetmen Ahmet Uluçay, 1960 yılında, ilkokuldayken köye gelen bir seyyar sinemacı sayesinde sinemayı tanıdı ve sevdi. Her gece yatağa girişinde giderek büyüyen sinema tutkusunu hiçbir zaman kaybetmedi. 12 yaşında bir arkadaşıyla sinema makinesi yapmak için üç yıl uğraştı.  Sonra bir ahırda köylülere film göstermeye başladı; sinema [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-medium wp-image-1392" title="ahmetulucay" src="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2010/04/ahmetulucay-300x225.jpg" alt="ahmetulucay" width="300" height="225" /> 1954’de Kütahya’da (Tavşanlı-Tepecik köyü) doğan senarist ve yönetmen Ahmet Uluçay, 1960 yılında, ilkokuldayken köye gelen bir seyyar sinemacı sayesinde sinemayı tanıdı ve sevdi. Her gece yatağa girişinde giderek büyüyen sinema tutkusunu hiçbir zaman kaybetmedi. 12 yaşında bir arkadaşıyla sinema makinesi yapmak için üç yıl uğraştı.  Sonra bir ahırda köylülere film göstermeye başladı; sinema çöplüklerinden film toplayıp, kareleri birbirine ekler, bir kaç saniyelik görüntüler elde ederek, deniz ve ormanı seyrederlerdi.   Ailesi bu sinema uğraşının zengin insanlara mahsus bir durum olduğunu, uğraşmaması gerektiğini anlattı.</p>
<p>Kamyon şoförlüğü, Tabutçuluk, İnşaat işçiliği hatta ilk uzun metrajlı filminin masrafını çıkarmak için yem fabrikasında çalıştı.   Uluçay tüm bu zor şartlara rağmen sinema sevdasından vazgeçmedi. Almanya da yaşayan bir gurbetçiden aldıkları VHS Kamera ile ilk kısa film çekimlerine başladı, kameranın aküsü olmadığından sadece elektrik bulunan ortamlarda çekim yapabiliyordu. Filmde çekilmesi gereken mezarlık sahnesini de köy odasına kurdukları dekorla gerçekleştirmişlerdi. İlk kısa filmini de böylece çekti. Filmin kurgusunu ise, tavukçuluk yapan arkadaşı İsmail Mutlu’ya yaptırmıştı. Filmi birilerinin izlemesi gerekti tabi. Anadolu Üniversitesine bağlı sinema bölümlerine yolladılar.  İzleyenler tarafından çok beğenildi, Uluçay’ın filmi.   Bu süreçten sonra kısa film çekimlerine devam etti ve birçok ödülün sahibi oldu.</p>
<p>İlk uzun metrajlı filmi ise, 2004 yapımlı Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak filmidir. Yönetmen bu filmde, azmin ve aşkın hikâyesini olağan bir sadelikle anlatır bize. Türk sinemasının unutamayacağı ve eskitemeyeceği bir film olarak yerini aldı, Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak.    Ahmet Ulaçay bu filmle bizlere farklı birilerinin hikâyesini anlatmadı, tam da kendi hikâyesini anlattı aslında. Ve bu hikâyeye şahit olanlar herkes de, kendi payına düşen bir şeyler aldı bu filmde. Belki de bu yüzdendir filmin bağlayıcılığı.        Uluçay bu filmle, neler yapabileceğini göstermişti bizlere. Ama ömrü yetmedi, senelerdir atlamadığı hastalığı onu 30 Kasım 2009’da yakaladı    Hayata giremiyorum, bir uyumsuzluğum var, demişti bir söyleşisinde. İşte bu uyumsuzluğu baki kaldı. Belki de Uluçay’ı bize özetleyen de bu cümlesidir.</p>
<h1 id="profile_name">Bünyamin Karabaş</h1>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kainatamektup.com/index.php/2010/04/azmin-yonetmeni-ahmet-ulucay/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
