<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>KAİNATA MEKTUP &#187; FİKİR ERLERİ</title>
	<atom:link href="http://kainatamektup.com/index.php/category/gunce/bir-insan/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://kainatamektup.com</link>
	<description>yenileniyoruz... &#124; &#124; bitmeyen bir aşk yürüyüşü...</description>
	<lastBuildDate>Sat, 19 May 2012 16:09:34 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.2.1</generator>
		<item>
		<title>TÜRKİYE&#8217;NİN RUHU CEMİL MERİÇ / BELGESEL</title>
		<link>http://kainatamektup.com/index.php/2012/05/turkiyenin-ruhu-cemil-meric-belgesel/</link>
		<comments>http://kainatamektup.com/index.php/2012/05/turkiyenin-ruhu-cemil-meric-belgesel/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 18 May 2012 19:47:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EDİTÖR</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cemil Meriç]]></category>
		<category><![CDATA[İyi Adamlar Defteri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kainatamektup.com/?p=3186</guid>
		<description><![CDATA[beyin zincirlerimi kıran adama selam ediyorum. insanın kırılması gereken zinciri çok; fakat iki zincir var ki hayata dokunmak için mutlaka...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2010/09/cemilbaba.jpg"><img src="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2010/09/cemilbaba.jpg" alt="" title="cemilbaba" width="480" height="360" class="alignright size-full wp-image-1750" /></a>beyin zincirlerimi kıran adama selam ediyorum.<br />
insanın kırılması gereken zinciri çok; fakat iki zincir var ki hayata dokunmak için mutlaka kırılmalı: kalp ve akıl. Şöyle de diyebiliriz iki perde var ki mutlaka yırtılmalı.</p>
<p>Cemil Meriç ocu,bucu,şucu yoktur; bir yolsuzlar, bir de şahsiyet sahipleri var, diyor.<br />
biz de kırka iki merdiven kala ekliyoruz; bir kıvırttıranlar bir de samimi adamlar var.</p>
<p>belgesel sesli kitap kıvamında olmuş. Fakat biz kitaplarından Üstadı tanımayı öneririz: Bu Ülke giriş kapısı.</p>
<p>bir mücadele öyküsü.<br />
hafızamızı tazeleyecek bir imza.<br />
meriç nehri kana kana su içilecek berraklıktadır.</p>
<p><object id="VideoPlayback" style="width: 400px; height: 326px;" width="320" height="240" classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="src" value="http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=2680178788854502747&amp;hl=tr&amp;fs=true" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><param name="allowscriptaccess" value="always" /><embed id="VideoPlayback" style="width: 400px; height: 326px;" width="320" height="240" type="application/x-shockwave-flash" src="http://video.google.com/googleplayer.swf?docid=2680178788854502747&amp;hl=tr&amp;fs=true" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always" /></object></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kainatamektup.com/index.php/2012/05/turkiyenin-ruhu-cemil-meric-belgesel/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8220;ER&#8221;BAKAN HOCAMIZ</title>
		<link>http://kainatamektup.com/index.php/2012/02/erbakan-hocamiz/</link>
		<comments>http://kainatamektup.com/index.php/2012/02/erbakan-hocamiz/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 28 Feb 2012 11:07:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EDİTÖR</dc:creator>
				<category><![CDATA[BEYAZ SİYASET]]></category>
		<category><![CDATA[İyi Adamlar Defteri]]></category>
		<category><![CDATA[Necmettin Erbakan]]></category>
		<category><![CDATA[YERLİ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kainatamektup.com/?p=3024</guid>
		<description><![CDATA[Dün bugün &#8220;Er&#8221;bakan Hocamızla ilgili haber izlerken duygulandım, kalbim yumuşadı, hüzünlendim, hatta dişimi sıkmasam ağlayabilirdim. Rabbimiz mekanını cennet eylesin. O...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2009/10/erbakan.jpg"><img src="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2009/10/erbakan.jpg" alt="" title="erbakan" width="510" height="350" class="alignright size-full wp-image-2266" /></a><br />
Dün bugün &#8220;Er&#8221;bakan Hocamızla ilgili haber izlerken duygulandım, kalbim yumuşadı, hüzünlendim, hatta dişimi sıkmasam ağlayabilirdim.<br />
Rabbimiz mekanını cennet eylesin. O kendi üslubunca mücadelesini verdi, beğenelim veya beğenmeyelim bir derdi vardı ve hayatını bu hassasiyete göre yaşama gayretinde oldu. Bugün bazı insan yetiştirmiş, farklı alanlarda hizmet eden kurum ve kuruluş ismi sayabiliyorsak, bu kuruluşların marş motoru hocamızdır. Teşekkürler.</p>
<p>Bu bile tek başına yeterlidir. Ben marş yaptım sizde yaşatın deseydi bile bu fani alemde görevi yerine getirmiş olabilirdi. Bazı kurumlara birileri oturmuş yelkenleriyle oynamış olabilir; fakat her şey aslına döner.</p>
<p>Bu işler ufuk/bakış açısı işidir. Bu milletin en çok ihtiyaç duyduğu şey ufuk açacak, yeni hedefler koyacak liderlerdir.</p>
<p>Yerli ve evrensel anlamda adil bir düzen kurulacaksa bu yolda çalışanların emekleri köşe taşlarına yazılacaktır. Hocamız ismini silinemeyecek şekilde bu yola yazdırmıştır.</p>
<p>Selametle geldin, Saadetle uğurlandın.</p>
<p>daha önceki yazılar: http://kainatamektup.com/index.php/category/iyiadamlar/bir-insan/necmettin-erbakan/</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kainatamektup.com/index.php/2012/02/erbakan-hocamiz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>MEHMET AKİF ERSOY’A GÖRE İNSAN</title>
		<link>http://kainatamektup.com/index.php/2011/12/mehmet-akif-ersoya-gore-insan/</link>
		<comments>http://kainatamektup.com/index.php/2011/12/mehmet-akif-ersoya-gore-insan/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 30 Dec 2011 20:23:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EDİTÖR</dc:creator>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[HAYAT]]></category>
		<category><![CDATA[İYİ ADAM]]></category>
		<category><![CDATA[İyi Adamlar Defteri]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Akif Ersoy]]></category>
		<category><![CDATA[SIR HOCA]]></category>
		<category><![CDATA[TEFEKKÜR]]></category>
		<category><![CDATA[SIR]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kainatamektup.com/?p=2974</guid>
		<description><![CDATA[Beşer ve hayat dini islamın beşeriyetle beraber yürümesi gerektiğini ileri süren Akif ilhamı doğrudan kurandan alıp çağımızın anlayışıyle birleştirmiştir. “Doğrudan...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://sirhoca.files.wordpress.com/2011/12/m_akif_ersoy.jpg?w=620&#038;h=380&#038;crop=1" alt="" />Beşer ve hayat dini islamın beşeriyetle beraber yürümesi gerektiğini ileri süren Akif ilhamı doğrudan kurandan alıp çağımızın anlayışıyle birleştirmiştir.<br />
<span style="font-weight: bold;">“Doğrudan Doğruya Kurandan Alıp İlhamı<br />
Asrın idrakine söyletmeliyiz islamı”</span><br />
sözleriyle insanlığın beslenmesi gereken kaynağı sunmuş, insanıda böyle değerlendirmiş.</p>
<p>Mehmet Akif’e göre insan yaratılışın büyük bir örneğidir. Dolayısı ile de yapacaklarına kendi karar verebilmeli, hür bir irade sahibi olmalıdır. Allah kâinatı insan için yaratmıştır. Yine Akif’e göre Kur’an’ın “Âdem’e secde edin.” emri de insanın değerini ortaya koymaktadır. Mehmet Akif Ersoy insan meselesini, yine İnsan adlı şiirde anlatmıştır. Akif bu şiirde:</p>
<p><span style="font-weight: bold;">Haberdar olmamışsan kendi zatından da hala sen<br />
Muhakkar bir vücudum dersin ey insan, fakat bilsen<br />
Senin mahiyetin hatta meleklerden de ulvidir<br />
Esîrindir tabîat, dest-i teshîrindedir eşya;</span></p>
<p>“Kainât sana tutsak olmuş, bütün varlıklar senin emrine girmiştir. Bu dünya senin koyduğun kurallara uyup egemenliğine boyun eğmektedir., Bu yüceliğin kıymetini bilmeyene Akif şöyle sesleniyor</p>
<p><span style="font-weight: bold;">Kula kulluk etme ! Unutma ki sen de kulsun. Ve kimseye gerektiğinden fazla önem verme ! Yoksa, unutulursun..</span></p>
<p><span style="font-weight: bold;">Aldanma insanların samimiyetine, menfaatleri için gelirler vecde,<br />
Vaad etmeseydi Allah cenneti, o&#8217;na bile etmezlerdi secde.</span></p>
<p><span style="font-weight: bold;">İNSAN, İLAHİ TEKLİFLERİN EMANETGAHIDIR;</span></p>
<p>Akif’in insanın sadece şu anla değil, başlangıç (mebde) ve sonuyla da ilgilendiğini (mead) buna ilaveten şu anında insan için çözülmesi gereken bir muamma olduğunu, yine insanın hal ile müstakbel arasında hale razı, müstakbele kani olmadan uğraşıp didinmekte olmasının nedenini, ilahi emanetin taşıyıcı olmasına bağladığını belirtmiştir. Akif’e göre insan ilahi tekliflerin emanetgahı, yaratılışın nüsha-ı kübrası, [2] tecelligah-ı ilahi olması hasebiyle daima hürmete layık bir varlıktır.</p>
<p>Akif, insanın diğer canlılara üstünlüğünü bu şekilde belirtirken Allah’ın yanında insanın konumu hakkında,</p>
<p><span style="font-weight: bold;">İlahi, “Mâlike’l mülküm” diyorsun… Doğru, âmennâ<br />
Hakîkî bir tasarruf var mıdır insan için? Aslâ!</span><br />
diyerek hakiki tasarruf sahibinin yalnız Allah olduğunu belirtir.</p>
<p>Nitekim Mehmet Akif’e göre, insanı kurtaracak, onun zorlukların üstesinden gelmesini sağlayacak güç yine insanın kendindedir. Bu düşüncesini bir şiirinde:</p>
<p><span style="font-weight: bold;">Ey yolda kalan, yolcusu Yelda’yı hayatın!<br />
Göklerde değil, yerde değil, sende necâtın.</span> [7]</p>
<p><span style="font-weight: bold;">ALLAH (cc) İNSANA EDEP ÖĞRETİYOR ;</span></p>
<p>Mehmet Akif Ersoy’a göre Allah insanı terbiye etmektedir. Buna, Abese Suresi’ndeki Peygamber’i Allah’ın ihtar etmesini örnek olarak anlattığı bir vaazında sözlerine şöyle devam eder: “Cenab-ı Hak ümmete edeb öğretiyor, insanlık öğretiyor. Hem öyle bir surette ki: Eğer biz âdâbâ sarılmış olsaydık, bugün milletlerin en büyüğü olurduk.” [8]</p>
<p><span style="font-weight: bold;">TEMBELLERİ ve TEMBELLİĞİ ŞÖYLE YERİYOR;</span></p>
<p>Mehmet Akif Allah’dan utanılması gerektiğini belirtir. Bununla ilgili olarak bir şiirinde, tembellik edip yatanlara şöyle seslenir:</p>
<p><span style="font-weight: bold;">Ey, bütün dünya ve içindekiler ayaktayken yatan!<br />
Leş misin davranmıyorsun? Bari Allah’tan utan.</span> [9]</p>
<p><span style="font-weight: bold;">ALLAH’TAN UTANMAK NE İLE OLUR?</span></p>
<p>Yine Mehmet Akif Allah’tan hakkıyla utanmak için belli bir bilgi seviyesine gelinmesi gerektiğini belirtir. Bununla ilgili olarak bir şiirinde şöyle demiştir:<br />
<span style="font-weight: bold;"><br />
Lâkin ne demek bizleri Allah ile iskât?<br />
Allah’tan utanmak da olur ilm ile… Heyhât!</span> [10]</p>
<p><span style="font-weight: bold;">ALLAH SEVGİSİ ve DİN KARDEŞLERİMİZİ NASIL OLMALI?</span></p>
<p>Mehmet Akif’e göre Allah dediklerini fiilen yapan, işi sözde bırakmayan kullarını ve Allah’ın yolunda yekpare perçinlenmiş bir bina gibi O’nun düşmanları karşısında mücadele eden kullarını sever. [11] Esasen Akif pek çok şiir ve yazısında söz – fiil uygunluğu üzerinde durmuştur. O’na göre insan, söylediğini hatta inandığını, bizzat yaşayarak, yaparak yerine getirmelidir; bu gerçek samimiyettir ve Allah’ta kullarından bunu ister. Mehmet Akif bu düşüncesini bir yazısında şöyle izah etmiştir: “Lâkin ben Müslümanları seviyorum. Kalbimde din kardeşime karşı hiç buğz, nefret yok. İyi ama muhabbet, şefkat gibi şeyler hep umur-u batıniyedendir. Vücuduna hükm olunmak için hariçte asarı, tecelliyatı görülmek lazım. Yalnız hissiyat-ı kalbiye kâfi olsaydı, Cenab-ı Hak bu namazları, bu oruçları, bu ibadetleri emr etmezdi. Kalben beni tanıyın, bu kadar kâfi derdi. Hâlbuki böyle değil. Allah bile ahval-i kalbiyemizi, ahval-i vicdaniyemizi harici eşkâl ile görmek istiyor. O Allah ki, alimü’s sırrı ve’l hafiyyat’tır.”i[12] 24 saatden birini hakka vermeyene insan denilir mi?</p>
<p><span style="font-weight: bold;">ALLAH TEMİZLİĞİ,KİBAR OLMAYI SEVER,İSRAF VE PEJMURDELİĞİ SEVMEZ;</span></p>
<p>Mehmet Akif Ersoy, Allah’ın kullarının şık ve temiz olmasını istediğini söyler. A’raf Sûresi’ndeki “Ey âdemoğulları, her namaz yeri için temiz libasınızı giyiniz, bir de yiyiniz içiniz, yalnız israf etmeyiniz; iyi biliniz ki Allah israf edenleri sevmez.”ii[13] Ayeti ile ilgili bir konuşmasında dinimizin her türlü ifrat ve tefritten uzak olduğunu erkeklerin şıklık adına takıp takıştırması ne kadar yanlışsa zühd adına paçavralarla gezmesinin de o kadar yanlış olduğunu belirtir ve Peygamber SAV’in elbisesine itina göstermeyen bir kişiye “Allah, verdiği nimetini senin üzerinde görmek ister. sahabeden Ömer’in, eski elbiselerle dolaşan birini, “Böyle miskin tavırlarla dinimizi öldürme” diyerek azarlamasını örnek olarak anlatır. [14]</p>
<p><span style="font-weight: bold;">ALLAH IN YARDIMI KİMLEREDİR BU ÜLKE NE ZAMAN VE NASIL GELİŞİR;</span></p>
<p>Mehmet Akif, bir yazısında “Allah’ın eli cemaatin üzerindedir” Hadisine yer vermiş ve İmanın tam olabilmesi için Müslümanların birbirlerini kendi canları gibi aziz bilmeleri gerektiğini, asr-ı saadetten fedakârlık örnekleri ile izah etmiştir. 15] “Allah’ın eli” tamlamasını Allah’ın yardım ve desteği anlamında kullanmıştır. Mehmet Akif&#8217;e sormuşlar. Bu ülke ne zaman gelişir? diye O&#8217;da cevap vermiş. <span style="font-weight: bold;">Cuma Namazına gelen cemaat, Sabah Namazına da geldiği zaman.</span> demiş…</p>
<p><span style="font-weight: bold;">MÜSLÜMANLAR GÜCÜNÜ NEDEN KAYBETTİ;</span></p>
<p>Tanzimatla başlayan batı hayranlığının ve batı kaynaklı pozitivist akımların etkisi ile dinin insanları geri bıraktığı görüşünü savunanlara karşı Akif, “Din bizim için mahz-ı [safi]hayattır. Allah merhametinden dolayı insanlığa dini, İslam’ı göndermiştir.” görüşünü savunur ve “İslam ülkelerinin geri kalmışlığı dinin emirlerini gereklerini yerine getirmemelerindendir” [16] sonucuna ulaşır. Nitekim aynı düşüncesini yaptığı bir konuşmasında “Şimdiye kadar ne kadar müzmahil olan akvam-ı İslamiyye varsa hep ahkâm-ı İlahiyyeyi ifa etmemek yüzündendir.”iii[17] Şeklinde ifade etmiştir.</p>
<p>Tanzimatla birlikte başlayan, Batı hayranlığı etkisiyle “İslam gelişmeye engel oluyor; gelişebilmemiz için bu dini bırakmamız lazım” diyenleri, Hakk’ın sesleri adlı şiirinde şöyle eleştirmiştir.<br />
<span style="font-weight: bold;">Hele i’lanı zamanında şu mel’un harbin,<br />
Bize efkâr-ı umûmiyyesi [hakkında bilgi] lâzım Garb’ın<br />
O’da Allâh’ı bırakmakla olur” herzesini,<br />
Halka îman gibi telkîn ile dînin sesini<br />
Susturan aptalın idrâkine bol bol tükürün .</span> [19] diye seslenmiştir.</p>
<p>Bu konuda bir yazısında ise şöyle demiştir:<br />
“Müslümanlık, insanlığa, medeniyete aykırı bir din diyorlar… Ey cemaat-i Müslimin!<br />
Bu din, İrfan dini idi, hâlbuki biz bugün milletlerin en cahiliyiz.<br />
Bu din, akıllıca yiğitlik dini idi, gayret dini idi; biz ise şu zamanda milletlerin en miskiniyiz!” [20]</p>
<p><span style="font-weight: bold;">MÜSLÜMANLAR VE EKENOMİK GÜÇ;</span></p>
<p>Mehmet Akif Ersoy’a göre insanların çalışıp güçlü ekonomiye sahip olmaları, Allah’ın insanlığın terakkisi için gerekli kıldığı en başta gelen güçtür. Bu sebeble İslamiyet’te ekonomik güç sahibi olmak için çalışmak, ibadetlerin en faziletlisidir. Akif, bununla ilgili olarak yazdığı makalesinde ‘‘amellerin en üstünü helal kazançtır. Çoluk çocuğunu helal ile geçindirmek için uğraşanlar, Allah yolunda cihad edenler gibidir. Nefs temizliği için dünyayı talep edenler şehitler derecesindedirler” hadisine yer verir; devamında Akif, İslam’ın zenginliğe sadece teşvik ettiğini değil, zengin olabilmek için çalışmayı farz kıldığını belirtir. Bu hususta “Helali istemek her Müslüman üzerine farzdır” hadisini delil getirir. [21]<br />
Mehmet Akif; inançlı, hoşgörülü, faziletli ve Çalışkan insan istemekte, tembellik ve uyuşukluktan nefret etmektedir&#8221;</p>
<p>Gökler Uyanık, Yer Uyanıktır. Dünya Uyanıkken Uyumak En Büyük Maskaralıktır !<br />
Tarih boyunca ve günümüzde insanın, iç ve dış tezatlar ve şartlarla menfaat, hırs, kin ve bitip tükenmek bilmeyen arzularıyla huzursuz olduğunu ve bezgin bir hayat sürdüğünü söyleyen &#8220;Akif, tıpkı kendinden önce gelen Ahmet Yesevi, Hazreti Mevlana, Yunus Emre ve Süleyman Çelebi gibi, ilhamını aldığı kaynağa, yani Kur&#8217;an-ı Kerim ve Hadisi şeriflere uzanmakta, oralardan insanlık anlayışına açıklık getirmektedir. İnsanlığa huzuru getirecek olan şey, Akif&#8217;e göre; sevgidir, hoşgörüdür, çalışmaktır. Tembellik, insanın kendisiyle ve çevresiyle barışık olmamasıdır. ve aşırı kıskançlık, huzurun en büyük düşmanıdır. Bu sebepledir ki, Akif, &#8216;Yeis Yok&#8217; adlı şiirinde bunu şöyle ifade etmektedir: Allah&#8217;a dayan, sa&#8217;ye sarıl, hikmete ram ol/Yol varsa budur, bilmiyorum başka yol&#8221;. günümüzde insanın, kendisiyle ve çevresiyle barışık olup çalışmaktan huzur bulacağını sözlerine ekledi.</p>
<p><span style="font-weight: bold;">İz bırakanlarla senin aranda basit bir fark var sadece . .Onlar ömür boyu gayret ediyorlar; Sen ömür boyu hayret ediyorsun.</span></p>
<p><span style="font-weight: bold;">İki insan Çeşidi Vardır: Zaman Geçtikçe Hatalarıyla Yüzleşen, Zaman Geçtikçe Yüzsüzleşen&#8230;!</span></p>
<p><span style="font-weight: bold;">Ye&#8217;s (ümitsizlik) öyle bir bataktır ki, düşersen boğulursun.</span></p>
<p>DİPNOTLAR<br />
1] Mehmet Akif Ersoy, Safahat, Haz. İsmail Hakkı Şengüler), a.g.e., c.1, s.208<br />
2] Süleyman Hayri Bolay, “Mehmet Akif’in Düşüncesinde Felsefe Meseleleri” Ölümünün 50. Yılında Mehmet Akif’i Anma Kitabı, Ankara, 1986<br />
3] Mehmet Akif Ersoy, Safahat, (İsmail Hakkı Şengüler) , a.g.e, c.1, s.208<br />
4] Mehmet Akif Ersoy, Safahat, (Haz. İsmail Hakkı Şengüler), a.g.e. c.2, s.130<br />
5] Bkz. Vahit İmamoğlu, Mehmet Akif Ve İnanan İnsan, İstanbul, 1986, s.16<br />
6] Bkz.Bayram Dalkılıç, a.g.m.<br />
7] Bkz.Vahit İmamoğlu, a.g.m.<br />
8]Mehmet Akşf Ersoy, Sebil’ur – Reşad, 15 Mart, 1328, 9 Cemaziye’l Ahir 1330, c.8-1, sa.186-4, s.53-54<br />
9] Mehmet Akif Ersoy, Safahat (haz. M.Ertuğrul düzdağ), İstanbul, 2006, s. 25<br />
10] Mehmet Akif Ersoy, Safahat (haz.ismail Hakkı Şengüler) a.g.e., c.2, s.180<br />
11] Mehmet Akif Ersoy, Sebil’ü-Reşad, 24 Kanunsani, 1328-29 Safer 1331, c.9-2, sa. 230-248, s.373-376<br />
12]Mehmet Akif Ersoy, Sebil’ü-Reşad, 31 Kanunsani, 1328-7Rebiü’l-evvel 1331, c.9-2, sa. 231-49, s.389-395<br />
13] A’raf, 31iv[14] Mehmet Akif Ersoy, Sebil’ü-Reşad, 20 Eylül 1328, 22 Şevval 1330, c.9-2, sa.213-31, s.81-82<br />
15] Mehmet Akif Ersoy, Sebilü’r-Reşad, 3 kanun-i evvel, 1336-23rebiü’l-evvel, 1339-c.18, sa.465, s.267-271<br />
16] Mehmet Akif Ersoy, a.g.m.<br />
17] Mehmet Akif Ersoy, a.g.m.v18] Mehmet Akif Ersoy, a.g.m.<br />
19] Mehmet Akif Ersoy, Safahat, (haz. İsmail Hakkı Şengüler), c.2, s.142<br />
20] Mehmet Akif Ersoy, Sebilü’r-Reşad, 31 Kanunisani 1328-7 Rebiülevvel 1331, c.9-2, sa. 231-49<br />
[21] Mehmet Akif Ersoy, Sırat-ı Müstekim, 23 teşrinievvel, 1324, 10 Kasım 1908, c.1, sa.14</p>
<p>Sır Hoca : <a href="http://pirisir.blogspot.com/" target="_blank">pirisir.blogspot.com/</a></p>
<p><a href="http://sirhoca.wordpress.com/" target="_blank">sirhoca.wordpress.com/</a></p>
<p><a href="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2011/03/sir_hoca.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-2427" title="sir_hoca" src="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2011/03/sir_hoca.jpg" alt="" width="640" height="250" /></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kainatamektup.com/index.php/2011/12/mehmet-akif-ersoya-gore-insan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>BENİM TANIDIĞIM NECMETTİN ERBAKAN</title>
		<link>http://kainatamektup.com/index.php/2011/02/benim-tanidigim-necmettin-erbakan/</link>
		<comments>http://kainatamektup.com/index.php/2011/02/benim-tanidigim-necmettin-erbakan/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 27 Feb 2011 18:46:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EDİTÖR</dc:creator>
				<category><![CDATA[BEYAZ SİYASET]]></category>
		<category><![CDATA[FİKİR ERLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[Necmettin Erbakan]]></category>
		<category><![CDATA[CİHAD MERİÇ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kainatamektup.com/?p=2270</guid>
		<description><![CDATA[Ben doğduğumda iktidar olan ve Kıbrıs çıkarmasını yapan adam. Adım da buradan gelir. İlkokula başladığımda yasaklıydı. Liseye başladığımda yasağı kalkmıştı....]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2011/02/23.jpg"><img src="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2011/02/23-300x141.jpg" alt="" title="23" width="300" height="141" class="alignright size-medium wp-image-2272" /></a>Ben doğduğumda iktidar olan ve Kıbrıs çıkarmasını yapan adam. Adım da buradan gelir.<br />
İlkokula başladığımda yasaklıydı.<br />
Liseye başladığımda yasağı kalkmıştı.</p>
<p>Liseyi bitirdiğimde aktif siyasete dahil oldum.<br />
Belde başkanlığı ve kamplar.</p>
<p>1994&#8242;te askerdeydim.<br />
1995 yılında zafere koşarken ben askerdim.<br />
1996 Nisan ayında askerliğim bitti.<br />
Biraz gecikmelide olsa Erbakan Hoca 28 Haziran 1996&#8242;da başbakan olarak göreve başladı.</p>
<p>Ben 1997&#8242;de yeniden doğarken Hoca postmodern darbe ile karşı karşıya kalıyordu. Sakallar kesiliyor, sarıklar çıkarılıyor ve yeni bir korku ve yasak dönemi başlıyordu.<br />
Bir çok can bu süreçte yandı.</p>
<p>Ben de 1999 yılında üniversiteye başladım.<br />
O dönemde kendi var olma sancılarım her şeyin üstündeydi.<br />
Ve Hocamız yaşlanıyordu.<br />
En son 2009 yılında milli görüşün 40. yıl dönümünde karşılıklı bakıştık.<br />
O gün yazdığım bir cümle bugün daha anlamlı: &#8220;Yerinden doğrulmakta zorlanan bedenin içinde saklı duran 33 yaşında ki ruhu gördüm.&#8221;<br />
Evet, şimdi 33 yaşında bir delikanlı.</p>
<p>O görevini yaptı, kainatta derin bir iz bıraktı. Ve kaç kişilik yürüdüğünü bilmek çok zor. Liderlik bu olsa gerek.</p>
<p>Yirmi birinci yüzyıla taşıdığı miras yeni neslin omuzlarında yükselecektir.</p>
<p>Rabbim rahmet eylesin. Amin.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kainatamektup.com/index.php/2011/02/benim-tanidigim-necmettin-erbakan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>9</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Konya’da Milli Görüşün 40 Yıl Kutlaması</title>
		<link>http://kainatamektup.com/index.php/2011/02/konyada-yapilan-milli-gorusun-40-yil-kutlamasi/</link>
		<comments>http://kainatamektup.com/index.php/2011/02/konyada-yapilan-milli-gorusun-40-yil-kutlamasi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 27 Feb 2011 06:53:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EDİTÖR</dc:creator>
				<category><![CDATA[BEYAZ SİYASET]]></category>
		<category><![CDATA[ETKİNLİK]]></category>
		<category><![CDATA[Necmettin Erbakan]]></category>
		<category><![CDATA[CİHAD MERİÇ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kainatamektup.com/?p=677</guid>
		<description><![CDATA[Konya&#8217;da 16 Ekim 2009 yapılan Milli Görüşün 40 yıl kutlamalarından Saat 01:00&#8242;da eve dönebildik. Bazen aktif bazen pasif her zaman...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2009/10/erbakan.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-2266" title="erbakan" src="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2009/10/erbakan.jpg" alt="" width="510" height="350" /></a>Konya&#8217;da 16 Ekim 2009 yapılan Milli Görüşün 40 yıl kutlamalarından Saat 01:00&#8242;da eve dönebildik. Bazen aktif bazen pasif her zaman bir milli duruşumuz oldu. İnsan duygulanıyor; birde o eski marşlar çalmaya başlayınca, Hoca&#8217;nın gözlerinin içine bakınca&#8230; bir yaşlı amca&#8217;nın yerinden heyecanla zıplamasıyla&#8230; elinde bayrak sallayan sade giyimli kadını görünce&#8230; bir genç sahanın ortasına inince&#8230;</p>
<p>Evet heyecanlanıyoruz, Hoca&#8217;da bize yeniden heyecan lazım dedi. Çok bakıştık Hoca ile bir an şu benim gözlerimin içine bakan adamı tutun getirin diyecek sandım. Fakat ben ısrarla onun gözlerine baktım. Yerinden doğrulmakta zorlanan bedenin içinde saklı duran 33 yaşında ki ruhu gördüm. Rabbim hayırlı ömür versin.</p>
<p>Milli duruş/görüş kökü mazide bir davadır. Eksiğiyle fazlasıyla bu davaya herkes bir şekilde hizmet etti. Erbakan Hoca kadar herkes görevini yapsa bu dava ne olurdu?</p>
<p>Eleştirilerimizi saklı tutarak Milli Görüşün 40. yılını kutluyoruz. Hiç kimse kalkıp ilk üyeyi kayıt yapacağım diyerek Malazgirt&#8217;e gitmez; fakat Hoca gitmiş.</p>
<p>Zaman bayrağı daha ilerilere taşıma vaktidir. Bu da insana yatırımla olacaktır. Protokol bölümünde orta kuşak eksikti, genç yoktu, bayrak teslim edilemiyorsa bizimle ahirete intikal eder. Bir dava yetiştirdiği kuşaklarla var olabilir.</p>
<p>16 Ekim 2009 Tarihinde yazılmıştır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kainatamektup.com/index.php/2011/02/konyada-yapilan-milli-gorusun-40-yil-kutlamasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>E R B A K A N S I Z   D E V R İ M   O L U R   M U ?</title>
		<link>http://kainatamektup.com/index.php/2011/02/e-r-b-a-k-a-n-s-i-z-d-e-v-r-i-m-o-l-u-r-m-u/</link>
		<comments>http://kainatamektup.com/index.php/2011/02/e-r-b-a-k-a-n-s-i-z-d-e-v-r-i-m-o-l-u-r-m-u/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 27 Feb 2011 05:47:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EDİTÖR</dc:creator>
				<category><![CDATA[Necmettin Erbakan]]></category>
		<category><![CDATA[YERLİ]]></category>
		<category><![CDATA[Misafir Yazar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kainatamektup.com/?p=1423</guid>
		<description><![CDATA[16 Haziran 1961. Cumhurbaşkanlığı konutunda verilen davette işadamları, gazeteciler ve bürokratlar ülke kalkınmasını tartışırlar. Bir ara Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel sinirlenip...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignright size-medium wp-image-1424" title="devrim" src="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2010/04/devrim-300x225.jpg" alt="devrim" width="300" height="225" />16 Haziran 1961. Cumhurbaşkanlığı konutunda verilen davette işadamları, gazeteciler ve bürokratlar ülke kalkınmasını tartışırlar. Bir ara Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel sinirlenip bu ülkenin otomobil bile üretebileceğini söyler. Bu iddia giderek bir ciddiyet kazanır. Gürsel, emrini verir. “Yaklaşmakta olan Cumhuriyet Bayramı’na ilk yerli otomobil yetiştirilecektir” der. Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel’in bu hızlı çıkışının ardında yatan isim ise, Teknik Üniversitesi Motorlar kürsüsü Doçenti Necmettin Erbakan’dan başkası değildi. Erbakan o dönemde, konferans salonlarında boy göstererek, çivi ve toplu iğne üretmekten dahi mahrum olan yapıyı eleştirerek bunun son bulması gerektiğini aksi takdirde dışa bağımlı olan durumun devam edeceğini ve ülke ekonomisinin de düzeltilemez boyuta geleceğini vurguluyordu. İşte Erbakan, o süreçten itibaren konuşmalarında “yerli otomobil” vurgusunu sürekli belirtti. Cumhurbaşkanı Cemal Gürselin bu çıkışında da, Erbakan’ın Cumhurbaşkanına bu yönde ifade ettiği bilgilendirmeler yer alıyordu. Projeyle başka bir kuruluşun değil de TCDD’nin görevlendirilmiş olması, o tarihlerde TCDD’nin onarım amacıyla kurulmuş fakat geniş ölçüde, teknik donanımı bulunması ve iyi bir mühendis kadrosunun bulunması etkendi. Yüksek Mühendis Emin BOZOĞLU yönetim grubunun (Erbakan&#8217;da gruptadır) başı olarak 20 kadar mühendisin olağanüstü bir tempoyla fakat gönül rahatlığı içinde çalışmasını sağlayıp yönetmek suretiyle ekibin başındaydı. Zamana karşı yapılan yarışın kazanılmasında ikinci etken, görev alan mühendislerin, proje süresince hafta sonları da dâhil her gün, en az 12’şer saat, gerektiğinde bazı geceleri atölyede kalıyorlardı. Bir yandan bu ilk otomobilin yol tecrübeleri sürdürülürken bir yandan da ikinci otomobilin yetiştirilmesine çalışılıyordu. Siyah renkteki bu iki numaralı Devrim’in son kat boyası ancak 28 Ekim akşamı vurulabilmişti. Pasta ve cilası Ankara’ya sevk edilmek üzere yüklendiği trende, gece yol alırken yapıldı. Buharlı lokomotiflerde, çekilen trende bacadan sıçraması olası kıvılcımlardan ötürü güvenlik önlemi olarak benzin depoları boşaltılmıştı. Cemal Gürsel Meclis’in önüne gelmiş ve Anıtkabir’e gitmek üzere iki numaralı Devrim otomobiline binmişti. Yola çıkıldı fakat 100 metre kadar sonra motor durdu. Benzinin bittiğini öğrenen Cemal Gürsel de o meşhur sözünü sarf etti; “Batı kafasıyla otomobili yaptınız ama doğu kafasıyla yakıt ikmali unuttunuz.”<br />
Ertesi gün bütün gazetelerin sözbirliği etmişçesine “100 metre gidip bozuldu” başlığını attıkları 2 numaralı Devrim aynı gün Hipodrom’daki geçit törenine katılıyor, basınımız ne bunu, ne de Cemal Gürsel’in Anıtkabir’e bir başka Devrim otomobili ile gittiğini yazmıyor. Hafızalarda 100 metre gidip duran araç olarak kazındı. Acaba bugüne kadar basınımızdan olumlu yazılar almamış olan Devrim Otomobilleri yapılmasaydı, Türkiye’de bir otomotiv sanayi diye bir sanayiden söz edilebilir miydi? Çünkü Devrim Otomobillerinin ortaya çıkmasıyla “Türkiye’de otomobil ve motor yapılamaz” görüşü yıkılmış, tartışmaların yönü değişmişti.<br />
İki adet Devrim&#8217;in Ankara&#8217;daki Cumhuriyet Bayramı törenlerinde görücüye çıkmasından iki gün sonrasına ait bir gazete haberi:<br />
“İlk Türk otomobilinin, Devlet Başkanı Cemal Gürsel&#8217;in arzusuna uyularak kuvveden fiile çıkması, bu imalata taraftar ve muhalif olan iki zümre arasında geniş akisler husule getirmiştir. / Gürsel&#8217;in &#8216;Bir aşağılık duygusu ile bizde otomobil yapılamaz diyenler utansın&#8217; sözünden utanması icap edenler Türk otomobilinin imalatını kendi menfaatlerini düşünerek baltalamak isteyenlerdir&#8230; Devrim adı verilen otomobilin seri olarak imalinin mümkün olup olamayacağı hakkında dün Teknik Üniversitesi Motorlar kürsüsü Doçenti Necmettin Erbakan&#8217;ın malumatına müracaat ettik. / Devlet Başkanı Gürsel&#8217;in yakından tanıdığı ve Türk otomobilini gerçekleştirecek çalışmaları sebebi ile kendisine geniş itimat beslediği hatta bu vazifeyi bir devlet bakanlığı payesinde yürütmesini arzu ettiği Erbakan şunları söyledi: / “Eskişehir Cer Atölyesinin üç ay insanüstü gayret sarf ederek meydana getirdiği iki otomobil, iki özellik taşımaktadır. Birincisi, bizde otomobil yapılamaz diyenlere güzel bir cevaptır. İkincisi, bu işi yapacaklara cesaret vermiştir. Fakat otomobil, Teknik Üniversitesi Motorlar Enstitüsüne sorulmadan yapılmıştır. Üzerinde çalışan arkadaşların otomobil ihtisası yoktur. Cer Atölyesi 1946&#8242;da üç dizel motor yapmış, fakat asıl işi Devlet Demiryollarına hizmet olduğundan seri imalata geçememişti. Eskişehir&#8217;deki hareket bizim davamız için atılmış adımdır. Üç ayda bir otomobil motoru imaline imkan yoktur. Teknik birçok hataları olduğunu kabul etmek lazımdır. Zira otomobil süt sağma makinesi veya dikiş makinesi değil, can makinesidir. Emniyet ister. Bizim on aydır üzerinde çalıştığımız dava başkadır. Biz binanın maketini yaparak övünmek yerine aslını meydana getirmek gayretinde idik. Aslı dediğim şey seri imalattır. Eskişehir&#8217;de arkadaşların yapmağa muvaffak oldukları otomobili tetkik ettikten sonra bunun bizim planlarımıza göre seri şekilde imal edilip edilmeyeceğini söyleyebilirim. Bu maksatla biliyorsunuz 9 firma oto sanayii için birleşmeğe hazırdır. İlerideki iltihaklarla bu rakamın 36&#8242;ya yükseleceğini tahmin ediyorum. Cer Atölyesi ilk adımı atmıştır. Şimdi iş memleket sanayiine bilhassa bunu yapmağa muktedir firmalara düşmektedir.”<br />
(Yeni Sabah, 31 Ekim 1961)</p>
<p>Bünyamin Karabaş</p>
<p>İlk ve son yerli Devrim Otomobili ile ilgili daha fazla bilgi için: <a href="http://www.devrimotomobil.com/" target="_blank">devrimotomobil</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kainatamektup.com/index.php/2011/02/e-r-b-a-k-a-n-s-i-z-d-e-v-r-i-m-o-l-u-r-m-u/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>CUMA GÜNÜNÜ YAŞA(T)MAK</title>
		<link>http://kainatamektup.com/index.php/2011/02/cuma-gununu-yasatmak/</link>
		<comments>http://kainatamektup.com/index.php/2011/02/cuma-gununu-yasatmak/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 25 Feb 2011 04:44:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EDİTÖR</dc:creator>
				<category><![CDATA[AİLE]]></category>
		<category><![CDATA[CUMA YAZILARI]]></category>
		<category><![CDATA[FİKİR ERLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[HAYATIN İÇİ-NDEN]]></category>
		<category><![CDATA[MUHABBET]]></category>
		<category><![CDATA[SAYFA NO:1-3436]]></category>
		<category><![CDATA[Seher Kültürü]]></category>
		<category><![CDATA[Şehir Kültürü]]></category>
		<category><![CDATA[CİHAD MERİÇ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kainatamektup.com/?p=2258</guid>
		<description><![CDATA[Selamun Aleyküm Dostlar diyerek güne başlamak her gün gereklidir; fakat cuma günü için daha özel bir anlam taşır. Mesela sabah...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2011/02/cuma_2011.jpg"><img src="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2011/02/cuma_2011-300x200.jpg" alt="" title="cuma_2011" width="300" height="200" class="alignright size-medium wp-image-2259" /></a>Selamun Aleyküm Dostlar diyerek güne başlamak her gün gereklidir; fakat cuma günü için daha özel bir anlam taşır.</p>
<p>Mesela sabah namazı için cemaate koşarak güne başlayabiliriz.</p>
<p>Cami dönüşü ekmek alırken aile fertlerine simit alabiliriz. Eğer her  sabah aldığımız bir şey değilse cuma günü sabah sabah simitleri gören ev halkı bugün  cuma diyebilir. Veya ailemizle birlikte bol muhabbetli özel bir kahvaltı yapabiliriz. Günü bayrama  çevirmenin bir çok yöntemi var. En kısa yoldan ifade etmek gerekirse aile halkının sevdiği şeyleri bugüne  taşıyabiliriz.</p>
<p>İşe giderken iş arkadaşlarımıza şeker götürebiliriz veya öğretmen olanlar öğrencilerine çikolata götürebilir.</p>
<p>Her zaman dediğimiz gibi iyi adamlar defterimizi aralayıp dostlarımızı arayabiliriz.</p>
<p>Günün dizgini bizim elimizdeyse zamanı biraz daha farklı yaşayabiliriz.  Kadim bir camide cuma namazı kılmak ve ardından ziyaretler. Kabristanda derin  tefekkürlü bir yürüyüş yapabiliriz.</p>
<p>Sır Hocamızı okuyabiliriz: <a href="http://pirisir.blogspot.com/" target="_blank">www.pirisir.blogspot.com</a></p>
<p>Hayırlı cumalar dostlar.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kainatamektup.com/index.php/2011/02/cuma-gununu-yasatmak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>CİHAD MERİÇ&#8217;İ YETİŞTİREN ÇEVRE</title>
		<link>http://kainatamektup.com/index.php/2010/02/cihad-merici-yetistiren-cevre/</link>
		<comments>http://kainatamektup.com/index.php/2010/02/cihad-merici-yetistiren-cevre/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 20 Feb 2010 06:46:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EDİTÖR</dc:creator>
				<category><![CDATA[FİKİR ERLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[KAİNAT]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kainatamektup.com/?p=1191</guid>
		<description><![CDATA[Kuran&#8217;ı Kerim hayat yolunu değiştirdi. Hasan El Benna, kardeşlik üzerine ilk adımı attıktan sonra nerelere ulaşabileceğimizi gösterdi. Cemil Meriç beyin...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-medium wp-image-1329" title="Resim 009" src="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2010/02/Resim-009-227x300.jpg" alt="Resim 009" width="227" height="300" />Kuran&#8217;ı Kerim hayat yolunu değiştirdi.</p>
<p>Hasan El Benna, kardeşlik üzerine ilk adımı attıktan sonra nerelere ulaşabileceğimizi gösterdi.</p>
<p>Cemil Meriç beyin zincirlerini kırdı.</p>
<p>Somuncu Baba ve bir vesile hayatına dokunan diğer erenler kalp zincirlerini kırdı.</p>
<p>Ahi Evran, İslam dinini hayat tarzı haline getirmenin yolunu gösterdi. Hayır üzerine nasıl teşkilatlanabileceğimizin ipuçlarını verdi.</p>
<p>Atasoy Müftüoğlu yerelden genele seslenmenin ve bu zamanda gençlere yaklaşımın usulünü gösterdi</p>
<p>Nuri Pakdil; ahlak,  emek ve edebiyatı birleştirmenin ve geleneği yeni cümlelerle tekrar kurmanın yolunu öğretti.</p>
<p>Fethi Gemuhluoğlu hayatın hangi kademesinde olursak olalım halveti yaşamanın yolunu öğretti ve insan fatihi olmanın dostluk üzerinden tercümesini yaptı.</p>
<p>Sır Hoca&#8217;dan dini ilimleri tahsil ettik, dine bakış açısı kazandık, üslup öğrendik.</p>
<p>Öğrenmeye devam ediyoruz. Oldum demek meyve misali çürümeye düşmektir. İnsan son nefeste oldum diyebilirse toprak onu bağrına basar.</p>
<p><strong>Bir dost biraz fazlasıyla bizi anlatmış, yukarıdaki satırları bu yazıyı okuyunca not etmiştim. Aslında bu konuların üzerine uzun uzun düşünülmeli. Kişiyi yetiştiren çevresidir. Üslup ve yol önemli, belki bizim şimdilik verecek bir şeyimiz yok; ancak bulduğumuz berrak suları paylaşabiliriz. Bu sitenin yayın amacıda bu. Kainatın farkında olmak, insanı farkında ve farklı kılmak.<br />
</strong></p>
<blockquote><p>Konya’da yıllardır bitmek bilmeyen bir yürüyüşün merkezindeki isim Cihad Meriç.</p>
<p>Konya’da yıllardır bitmek bilmeyen bir yürüyüşün merkezindeki isim Cihad Meriç. Nuri Pakdil’in Bağlanma’sını başucundan eksik etmeyen, takipçisi olduğu Cemil Meriç gibi ışığın doğudan geldiğine inanan biri o.</p>
<p>Konya’da Rampalı Çarşıdaki yazıhanesinde hayatın koşuşturmacasından arta kalan zamanları, kadim geleneğimizin ayrıntılarıyla dolduruyor.</p>
<p>Atasoy Müftüoğlu’nu kendine örnek edinen Cihad Meriç, Fethi Gemuhluoğluoğlu’nun ifadesiyle bel evladı değil, yol evladı olacaklara kimi zaman bir arkadaş, kimi zaman bir sırdaş ve her zaman yoldaş olmak için hazır kıta bekleyişini sürdürüyor. Varlığıyla; bulanların değil, arayanların değerine atıf yapıyor.</p>
<p>Hem Militan Hem Mürid</p>
<p>Küresel düşünüp yerel hareket etmenin tüm klas yanlarını onda buluyor insan. Bir yanı Niğde’de bir yanı Somali’de. Bir yanı Diyarbakır’da, bir yanı Patani’de.</p>
<p>İttihad-ı İslam’a inandığı kadar, hakiki bir mürid olmanın kıymetini es geçmiyor. O yüzden onunla birlikteyken hem en militan duygularınız kabarıyor hem de Allah’a dost olabilmek kaygısını güdüyorsunuz.</p>
<p>İnanarak yaşamanın bazı şeylerden feragat ederek gerçekleşebileceğini bizzat yaşayarak söylüyor.</p>
<p>O’nun hayatında itikafa girmek neyse, Filistin davasına inanmak da aynı  şeyi ifade ediyor. Filistin için ayağa kalkan ümmetin hep en ön safında duruyor.</p>
<p>Adalet ve Emek Hareketi</p>
<p>Çalışmanın ahlaka yaslandığı zaman bir erdem olduğuna inandığı için, ahilik geleneği önemsiyor. Her ortamda bu realiteyi dile getirip, iş hayatındaki asıl gündemimizin bu olması gerektiğini telkin ediyor.</p>
<p>Sanayi ve şiiri aynı cümle içinde kullanan kaç kişi var derseniz, aklıma bu modern çağda tek isim geliyor. O da Cihad Meriç. On yıldır her sabah namazı sonrası güncellediği kültür-sanat-eylem-meslek sitesi www.kainatamektup.com adresinde frezeci ilanıyla, güzel bir naat’ı yan yana görmek, hayatı kuşatmanın ne kadar önemli bir hareket olduğunu bizlere gösteriyor.</p>
<p>İnsanlara, kurucusu olduğu Adalet ve Emek Hareketi’yle İslam’ın paylaşım esaslarına geniş bir perspektiften bakabilmenin ipuçlarını veriyor.</p>
<p>Diz Dizeydik</p>
<p>Cihad Meriç’le Piri Mehmet Paşa Medresesi’nde, Nasip Çay Evi’nde, Endülüs Kitap Kafe’de diz dize oturup uzunca vakitler geçirme fırsatını yakalamış biri olarak söyleyeceğim şu: Eğer Konya’daysanız ve Modern dünyanın yegane ahisi Cihad Meriç’le henüz tanışmamış iseniz hala bir şansınız var.</p>
<p>Özel not:</p>
<p>Cihad Meriç ve Kurtuba’dan Süleyman Gökmen’le geçen yıl, terör şebekesi İsrail’in Gazze’ye yaptığı saldırı üzerine, İsrailli pilotların idman yaptıkları Konya’daki NATO üssüne eyleme gitmiştik. Filistin bayrağım Cihad Meriç’te kalmıştı. Emanetim ondadır.</p>
<p>SELMAN MALTAŞ / <a href="http://www.haberkultur.net/haberoku-822-Konyada_bir_guzel_insan_.html" target="blank">WWW.HABERKULTUR.NET</a></p></blockquote>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kainatamektup.com/index.php/2010/02/cihad-merici-yetistiren-cevre/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>BİR ALİM ÜÇ GÜZEL ADAMI ANLATIRSA&#8230;</title>
		<link>http://kainatamektup.com/index.php/2010/01/bir-alim-uc-guzel-adami-anlatirsa/</link>
		<comments>http://kainatamektup.com/index.php/2010/01/bir-alim-uc-guzel-adami-anlatirsa/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 24 Jan 2010 20:41:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EDİTÖR</dc:creator>
				<category><![CDATA[FİKİR ERLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[GÖNÜL ERLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[SİTELERİMİZ]]></category>
		<category><![CDATA[KAİNAT]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kainatamektup.com/?p=1143</guid>
		<description><![CDATA[[Kainatın notu: Haberkültür yayın hayatına yeni başlayan, güzel haberler veren, kültür haber sitesi. Beğenerek okuduğumuz bu yazıyı kainat okuyucularıyla paylaşarak...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-1151" title="nurettin_topçu" src="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2010/01/nurettin_topçu.jpg" alt="nurettin_topçu" width="270" height="390" />[Kainatın notu: <a href="http://www.haberkultur.net" target="_blank">Haberkültür</a> yayın hayatına yeni başlayan, güzel haberler veren, kültür haber sitesi. Beğenerek okuduğumuz bu yazıyı kainat okuyucularıyla paylaşarak hem siteyi tanıtalım hem de hayatlarını tanımamız gereken dört güzel insana ve onları besleyen damarlara dikkat çekelim istedik. Bize yürüyebilecek izler bırakan insanları tanıma ve tanıtma derdinde olmamız gerekiyor. "<strong>Maaşını aldı mı mutlaka kırkta birini zekât olarak ayırır. Hemen verir." </strong> Mahir İz Efendi'nin bu davranışını uygulamaya çalışan bir kişi olarak dostlarıma ve kainat okuyucularına şiddetle tavsiye ediyorum. <strong> </strong>]</p>
<p><strong>Sadettin Ökten Hoca’ya üç büyük devrimciyi sorduk: Fethi Gemuhluoğlu, Nurettin Topçu ve Mahir İz… / MAHMUT BIYIKLI </strong></p>
<p>Sadettin Ökten Hocamızla ne zaman hayırlı bir tesadüf üzere karşılaşsak kendisinin vahiyle mücehhez aklının zırhıyla gezinen o derviş yüreğinden, ruhumuzun önünde yürüyen örnek hayat abidelerine dair birkaç tatlı hatıra dinlemeden ayrılmamak artık bizim sünnetimiz haline geldi. Hoca’ya ayak üstü sıcağı sıcağına üç büyük devrimciyi sorduk: Fethi Gemuhluoğlu, Nurettin Topçu ve Mahir İz… Özlü, hayatî cümleler kaldı hafızamızda.</p>
<p>Bu önemli tarih kaydıyla sizleri başbaşa bırakmadan önce 1. Ahlak Şurası’nda</p>
<p>“Topçu hakkında Abdülaziz Efendi&#8217;ye intisap ettikten sonra kafasındaki dini meseleleri çözdüğü bilgisi biraz menakıp gibi geliyor bana. Bu yaygın ve yanlış bilginin tashih edilmesi gerekiyor. Abdülaziz Bekine Hazretleriyle tanışmadan yazdığı İsyan ahlâkında çok güçlü tasavvufi yönü olduğunu görüyoruz.&#8221;</p>
<p>diyen İsmail Kara’nın beyanlarıyla Topçu’yu yakından tanıyan Sadettin Ökten Hoca’nın ifadelerinin birlikte mütalaa edilmesinde fayda bulunduğu yönündeki düşüncemizi ileterek yorumu tercihlerinize arz ediyoruz.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>FETHİ GEMUHLUOĞLU</strong> <strong> </strong></p>
<p><strong>Ehli beyit muhabbeti muhteşemdi</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Üniversiteyi iyi bir dereceyle bitirdim. Biraz da hakkım yenmeseydi birincilikle bitirebilirdim. Sonra asistanlık için bir teklif geldi. Anneme sordum. Annem tabiî ki ol dedi. Lisan imtihanına gireceksin dediler. Lisan bilmiyoruz. Nasıl öğreneceğiz dedim. Bunun en kolay yolu Marmara’da bir adam var. Lisanı çok iyi bilir. Eğer kabul ederse onun talebesi olursun, dediler. O kişi Mustafa Seçkin ağabeydi. Biz Mustafa ağabeyle lisan çalışmaya başladık. Bir ara ağabey işe girdi. Pekiyi ben ne yapacağım? dedim. Sen de işe gelirsin, dedi. Ben de Taksim de işe yanına gitmeye başladım.  İşyeri Taksimde Fatin Rüştü Zorlu apartmanın altıncı katında bir yerdeydi. Bir masa bir patron bir Mustafa ağabey vardı. İşte orada oturan Patron Fethi Gemuhluoğlu idi.</p>
<p>Spor sergi sarayından emekli, olmuş.  Odalar ve Borsalar Birliğinde sekreterlik yapıyor. Fethi Ağabey beni orada dört kollu çengi ile oynattılar, dedi. İşte orada Fethi ağabeyi tanıdık. Daha doğrusu kendimizi tanıdık. Orada başlayan bir maceramız oldu.</p>
<p>Yurtdışına gitmeye karar verdiğimde Bir çocuk var bizim hanıma bırakıp gidiyorum aklım burada kalacak. Bana dedi ki ‘hiç endişe etme, Allah onları korur, seni de korur. Ancak hava meydanına inerken üç ihlâs bir Fatihayı bol bol oku’’ dedi. Kimin ruhuna yollayayım, Diye sordum. Sen kime yollayacağını iyi bilirsin, dedi. Biz kenediy havalanına indik. Başladık okumaya. Sonra da nereye girsem çıksam sürekli okuyordum.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Dostluk üzerine konuşurken oradaydım</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Orada sohbete muazzam bir selamlamayla girmişti. O konuşması aslında bir veda konuşmasıymış. Orada ben otuz sene söz orucu tuttum demişti. Tabii biz onu tam anlamamışız. O zaman. Ayette cenabı Meryem’in söz orucunu okuyunca anladık. Fethi Bey’in konuşması herkesi sarsardı. İnsanları esir alırdı. Cenabı Allah ona sen konuşma buyurdu. Emre uyuyor ve konuşmuyordu.</p>
<p><strong>Oku emri var yaz emri yok der gülerdi</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Niye yazmıyorsun denilince “Oku emri var yaz emri yok” der gülerdi. İlginç bir adamdı merhum. Mesela beni zaman zaman methederdi. Aman ağabey ben de buyurduğunuz hal yok deyince biliyorum Sadettinciğim ‘olasın’ diye söylüyorum, derdi. Kırmızı bir defteri vardı. Sevdiği şiirleri oraya yazardı. Ehli beyit muhabbeti muhteşemdi. O defterinden Hz Ali’den özdeyişler okurken ağlardı. Muharrem ayı geldi mi zaten bir aşk fırtınası olurdu yakardı ortalığı. Muharrem geldi mi üç aylar girdi mi kimse tutamazdı onu. Ağlamaktan utanır ama kendini tutamaz yine ağlardı. O ayrı bir deniz ayrı bir okyanustu. Efendilerine sarsılmaz bir aşkla bağlıydı Ahmet Tahir Efendi Türbedar Ahmet Amiş Efendi, Özeren Efendi. Bir gün dedi ki biz Cuma günü Fatih Caminde sabah namazında buluşuyoruz Rahman Suresini okuyoruz sonra kahvaltı yapıp pehlivan tefrikası okuyoruz abdestini al gel dedi.</p>
<p><strong>NURETTİN TOPÇU </strong></p>
<p><strong>Mülkiyeye ve üniversiteye üç dört gömlek fazla bir adamdı </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Topçu’yu ben çocukluğumda tanıdım. Haftada bir akşam muhakkak bizim eve gelirdi. Babamın İstanbul Sultanisinden talebesiydi. Sonra Fransa’ya gitmiş, malum süreçten geçmiş. Bütün müktesebatı değişmiş. Nurettin Hoca, bir derdi olan bir insan. Şimdiden dönüp oraya baktığım zaman bir medeniyet sorunsalının onun zihnimde ve gönlünde iyice tekerrüm ettiğini görmekteyim. Tabi o zaman insanların bunu pek anlayacak bir halleri yok. Ama onda o var. Mesela Hareketin ilk sayılarında bir Rönesanstan bahseder. Medeniyetimizin tekrar hayat bulması gibi bir sorunsalı vardı.</p>
<p>Bana Ömer derdi. Ömer benim birinci adım. Ömer Saduddin. Bu Saadeddin’den de çok çektim. Seküler dünya bir türlü adımızı benimsemedi. Sadullah dediler Sabahattin dediler. Asıl söylenişi Sadeddin. Ama seküler dünya bunu demedi. Kısaca Sadi dediler. Topçu ise farklı bir hassasiyetle bana hep Ömer derdi. Cenabı Ömer’e çok sağlam bir bağlılığı vardı.</p>
<p>Liseden sonra bana nereye gideceksin, dedi. Ben Teknik Üniversiteye dedim. Yok dedi. Sen doktor ol. İnsanların derdine deva ol. İnsanların yaralarını şifaya kavuştur.</p>
<p>Babam vefat ettikten sonra ‘bu vakte kadar ben size geldim bundan sonra sen bize geleceksin’ dedi. Ben de her zaman gitmeye çalıştım. Her gittiğimde de bana hep Aziz Efendiyi anlatırdı. Hem de hep aynı şeyleri anlatırdı. Biz de her seferinde sanki ilk defa dinliyormuş gibi muhabbetle aşkla dinlerdik.</p>
<p><strong>İlmim var kariyerim var ama huzurum yok</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Sırrı Bey vardı okuldan arkadaşı. Ona benim ruhum itminana kavuşmuyor, diyor. İlmim var kariyerim var ama huzurum yok, diyor. Sırrı Bey benim bir hocam var,  seni Ona götüreyim, diyor. Hoca efendi o zaman Zeyrek camiinde. Yatsıdan sonra kış gecesi gidiyorlar. Hoca efendi çok tatlı bir tebessümle karşılıyor. Çay yapıyor. O zamanın zor şartları içersinde ateşi üfleye üfleye çayı hazırlıyor. Sonra buyur evladım anlat derdini diyor. Topçu anlatmaya başlıyor saatlerce anlatıyor, efendi dinliyor. Gayet tebessüm halinde hiç yorgunluk belirtisi göstermeden dinliyor dinliyor. Arada bir söze karıştığı da oluyor. Vakit sabaha yaklaşınca Sırrı Bey haydi kalkalım diyor. Ayakkabıları giydikleri sırada Topçu demiş ki bir rüya daha geldi aklıma onu da anlatayım. Sırrı Bey onu da haftaya anlatırsın, diyor. Topçu diyor ki Sırrı öyle demeseydi ben tekrar kapıyı çalsam nerde kaldınız çocuğum diyerek aynı mütebessüm bir halle karşılayacağına emindim…  İşte buradan yakalıyor. Bir sene anlattıkça anlatıyor. Efendi anlattırıyor ki boşalsın boşalsın. Tekrar doldursun…</p>
<p>Topçu Mülkiyeye ve üniversiteye üç dört gömlek fazla bir adamdı. Zaten üniversiteden de irtibatını kesiyorlar doçent olduğu halde. Onunla Fransa’ya giden birisi hocayı görünce ya Nuri sen hala ahlakla mı uğraşıyorsun, diyor. Bunların modası geçti bunları bırak diyor.</p>
<p><strong>O benim babama her gün Fatiha okurdu</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Ben bir ara Mühendislikte asistanken sıkıldım. Beni sarmıyor. İçimden diyorum ki tarih okusam daha iyi olur. Evimizde tam Edebiyat Fakültesi’nin karşısında. Biz de o zamanlar Soğanağadayız. Zaten oradan Ali Nihat hocayı tanıyorum. Yanına sürekli gidip geliyorum. Kendisi Divan Edebiyatında bir derya. Babamın da yakın arkadaşı. İmzalı kitapları var. Kaplan’ı biraz tanıyorum. Orhan Okay’ı tanıyorum. Gönlüm oraya kayıyor.</p>
<p>Bir gün telefon geldi seni Nurettin Topçu seni arıyor dediler… Yanına gittim. Bana mühendisliği bir övdü bir övdü. Asistanlığın önemini bir anlattı. Öğretim üyeliğinden bahsetti. Ondan sonra içimde edebiyata ilgi falan kayboldu. Hedefime odaklandım.</p>
<p>Yıllar sonra ziyaretine gittiğimde bana hani seni çağırmıştım ya dedi. Onda annen beni aradı. Aman Nureddin Bey bu sağda solda okuyacağım falan diyor bir nasihatta bulunsanız. Sizin sözünüzü dinler. Ben de o zaman sana o sebeple mühendisliği methetmiştim. Ben de aman efendim Allah razı olsun verin elinizi ayağınızı öpeyim teşekkür ederim, dedim.</p>
<p>O benim babama her gün Fatiha okurdu ben de hala onun ruhuna her gün bir Fatiha okurum. Hani ahlak dedik ya. Ahlak üzerinizde görünmezse o lafta kalır. Ahlak üzerinizde görülmesi gerekir. Bu çağda ahlak denen şeyin heykelini yapsalar bence O Nurettin Topçudur..</p>
<p><strong>MAHİR İZ HOCA</strong></p>
<p><strong>Osmanlının bütün zevkini yaşamıştı</strong></p>
<p>Mahir Bey renkli bir adamdı. Ele avuca sığmazdı. Osmanlının bütün zevkini yaşamıştı.</p>
<p>Coşkulu bir adamdı. Aklına düşer bir yere gider. Gittiği yerlerde şiirler okunur. Sohbetler olur. Tabi evin nafakasını bırakıp gider. Giyimine çok dikkat ederdi. Hocayı yeni bir kat elbiseyle görürdük pırıl pırıl giyinirdi. Sonradan öğrendik. Yaz başında bir takım alır. Sonbahar geldi mi onu bir fakire verir. Yenisini alır. Böyle yapar.</p>
<p><strong>Maaşını aldı mı mutlaka kırkta birini zekât olarak ayırır. Hemen verir. </strong>Beklemek yok. Hal adamıydı. Gökyüzünü anlatsa farklı anlatır, denizi anlatsa farklı anlatırdı. Bir seferinde yanındaki gençlere haydi Zeynel’i ziyarete gidelim diyor. Bir arkadaş da türbeye gidilecek sanıyor. Zeynel bir muhallebecinin ismi. Sonra haydi ikindi namazını edaya, diyor. Böyle alem bir adamdı. Benim edebiyat zevkini aldığım insanlardan biriydi. Küçücük torununa Cenab Şehabettin’in Elhan-ı Şita’sını ezberletmişti. Bir akşam gittiğimizde okutmuş coşkuyla dinlemişti. Çocuğa ‘söyle bakim ne demek murgan’diyor; çocuk&#8217; kuşlar diye cevap veriyor… Muallimlik kanına işlemişti.</p>
<p>MAHMUT BIYIKLI / <a href=" http://www.haberkultur.net/haberoku-733-Topcu_Mulkiyeye_uc_dort_gomlek_fazlaydi_.html" target=" blank">HABERKULTUR.NET</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kainatamektup.com/index.php/2010/01/bir-alim-uc-guzel-adami-anlatirsa/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>HAYATIN İÇİNDE BİR TEFEKKÜR KALESİ</title>
		<link>http://kainatamektup.com/index.php/2010/01/hayatin-icinde-bir-tefekkur-kalesi/</link>
		<comments>http://kainatamektup.com/index.php/2010/01/hayatin-icinde-bir-tefekkur-kalesi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 14 Jan 2010 04:24:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EDİTÖR</dc:creator>
				<category><![CDATA[Atasoy Müftüoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[FİKİR ERLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[HAYATIN İÇİ-NDEN]]></category>
		<category><![CDATA[RÖPORTAJ]]></category>
		<category><![CDATA[Misafir Yazar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kainatamektup.com/?p=1092</guid>
		<description><![CDATA[[Cihad Meriç'in Notu: Biz onu severiz, o gençleri sever, kapısı her daim açık bir gönül eridir. Mektuplarımla kendisini ziyaret etmiştim....]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-1093 aligncenter" title="atasoy müftüoğlu" src="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2010/01/atasoy-müftüoğlu.jpg" alt="atasoy müftüoğlu" width="515" height="410" /></p>
<p style="text-align: center;">
<p style="text-align: left;"><strong>[</strong><em><strong>Cihad Meriç'in Notu:</strong> Biz onu severiz, o gençleri sever, kapısı her daim açık bir gönül eridir. Mektuplarımla kendisini ziyaret etmiştim. Şimdiye kadar kapısını tıklamak nasip olmadı; fakat en kısa zamanda bu da olacak inşallah. Bir dost "Yarın Eskişehir'e Atasoy Ağabey'i ziyarete gidelim." diye boşuna dememiş. Büyük ihtimal dünyabizim'den Adem Bey'in hazırladığı yazıyı okumuştur.</em><strong>]</strong></p>
<p>Atasoy Müftüoğlu…  Yeryüzü coğrafyasının büyük üstadı. “Firak”la başlayan yolculuğuna daha nice eserler ekleyerek yürüyen Büyük Doğu yolcusu. Eskişehir’de yaşıyor ama yüreği ve aklı bir bakmışsınız Somali’de, bir bakmışsınız Çeçenistan’da Keşmir’de, Kudüs’te, Kandahar’da, Halep’te, Moro’da, Lion&#8217;da, Heidelberg&#8217;de, Pekin&#8217;de yürüyüşüne devam ediyor. Soluğu hiç kesilmeyen bir atlıdır O; “Önden Giden Atlılar”ın en en soylu olanlarından…</p>
<p>Kendisiyle ufak fakat minvali kainatı ve içimize doğru giden yolları kapsayan bir söyleşi gerçekleştirdik.</p>
<p><strong>1- Atasoy Müftüoğlu güne nasıl başlıyor?</strong></p>
<p><strong>Her sabah yeni başlangıçlara, yeni ufuklara, yeni dostluklara uyanırım</strong></p>
<p>Her sabah; hiç aksatmadan, sabah namazından yarım saat önce hayata uyanırım. Bu saatler benim için son derece heyecanlı saatlerdir. Yeni bir sabaha sağlık ve esenlik içerisinde uyanmak; yeni başlangıçlara, yeni ufuklara, yeni ilişkilere, yeni çalışmalara, yeni dostluklara uyanmaktır. Sabah namazından sonra kitaplığımda eski kitapları karıştırmak, eski kitaplardan kimi bölümler okumak bana büyük bir haz verir. Bu saatler benim için şiirsel saatlerdir, şiirsel vakitlerdir. Bu vakitler içsel ve içten inşalar için insana büyük imkanlar kazandırır.</p>
<p>Her sabah evden mümkün olan en erken saatte ayrılırım. Yeni ve güzel haberler alırım umuduyla neredeyse koşarak büroya giderim. Eskişehir’de hayatım evim ile bürom arasında geçiyor. Evden büro’ya yürüyerek gidip geliyorum. Eskişehir’de her yere yürüyerek gider gelirim. Ev ile büro arası 40 dakika sürüyor. Büro’ya gelirken günlük gazeteleri alır, gazetelerde yalnızca kimi köşe yazılarını okurum. Güncelliğe boğulup kalmaktan korkarım. Sabahleyin genellikle Eskişehir dışından misafirlerim olur. Ziyaretçilerim daha çok gençler, öğrencilerdir.</p>
<p><strong>Gençlerle iç içe olmak hayatın dinamiği olmalı</strong></p>
<p><strong>Gençlerle protokolsüz ilişkilerimiz var.</strong> Büro’ya gelmek için randevuya ihtiyaç yok. Eskişehir’de bulunduğum günlerde bütün saatlerde büromuz ziyaretçilere açık. Bu öğretim yılında, geçen yıl başlattığımız bir programı sürdürüyoruz. Programımızın adı: “Yeni başlayanlar için yeni bir çerçeve” adını taşıyor. Bu yeni çerçeve, <strong>Muhammed Esed’in Kur’an Mesajı (İşaret Yayınları), Mevlana Mevdudi’nin Tercümanül- Kur’an’ı (İnkılab Yayınları), İsmail Raci Faruki’nin Tevhid’i (İnsan Yayınları) yine İsmail Raci Faruki’nin İslam Kültür Atlası (İnkılab Yayınları)</strong> gibi kitaplardan oluşuyor.</p>
<p>Gençler’in; bu kitapları özümseyerek, bir ahlaka/bilince/tavra/tarza dönüştürerek, bu kitaplardaki çerçeveleri yaşanılır kılıncaya kadar okumalarını istiyoruz. Bu kitaplar hakkında kendileriyle konuşuyoruz. Bu öğretim yılında 100 civarında arkadaşımıza bu kitapları kazandırdık.</p>
<p>Bu programın dışında son birkaç yıldır sürdürdüğümüz<strong> tarih felsefesi okumaları</strong>nı bu yıl da sürdürmeyi planlıyoruz. Günümüz dünyasını yakından izlemeye çalışıyoruz. Entelektüel dünyanın nabzını tutalım istiyoruz. Gençlerin kültürel yerelliklerle, dinî yerelliklerle kendilerini sınırlandırmamaları gerektiğini düşünüyoruz. Bu çalışmalarla gençlerin entelektüel düzeylerini yükseltmeyi amaçlıyoruz.</p>
<p><strong>2- Öğle aralığında Atasoy Müftüoğlu hangi kapıları  aralıyor?</strong></p>
<p>Misafirlerime imkanım ölçüsünde kitaplar armağan ediyorum</p>
<p>Öğle saatlerini de büroda geçiriyorum, öğle namazını büroda kılıyorum. Hangi saatte olursa olsun misafirlerimize, özellikle de Eskişehir dışından gelen misafirlerimize taze <strong>simit ve çay ikram ediyorum. Her misafirin bir elma istihkakı da var. </strong>Kitap konusunda, okuma konusunda hassasiyetlerini bildiğim ya da öğrendiğim arkadaşlara imkanım ölçüsünde kitaplar armağan ediyorum. Şimdiye kadar evimize ya da büroya gelen misafirlere kitaplığımın neredeyse yarısını armağan ettiğimi söyleyebilirim. Kuşkusuz ben de armağan kitaplar alıyorum, bekliyorum.</p>
<p>10406Yazı çalışmalarımı büroda sürdürüyorum. Yazılarımı ziyaretçilerin bulunmadığı saatlerde yazmaya çalışıyorum. Benden yazı talep eden herkese olumlu yanıt vermeye çalışıyorum. Şimdiye kadar kendi arzumla her hangi bir yerde yazı yazmadım. Birbirinin devamı sayılabilecek yazılar ve kitaplar yazıyorum.<strong> Profesyonel değilim, usta değilim, iddialı değilim. </strong>Bir sorumluluğu yerine getirmek üzere yazıyorum. Kendime özgü bir tarzım var. Her konuda yazabilecek bir yeteneğim yok.</p>
<p>Verimli bir sohbet yazmağa değer noktalara götürür</p>
<p>Pek çok yazı bürodaki sohbetler sırasında kendiliğinden biçimlenir. Ayrıntılara yer vermeyen özet yazılar, özet kitaplar yazdım, yazıyorum. Yazarken teknik bir hazırlık yapmam. Genellikle öğle saatlerinde postacı gelir, kargocu gelir. Postadan mektuplar çıkar, kargodan dergiler ve kitaplar çıkar. Gelen mektupları aynı gün yanıtlamaya çalışırım. <strong>Her gün mutlaka birkaç mektup yazarım.</strong> Mektup günümüz insanının gündeminden çıkıyor artık. Dolayısıyle mektup yazanlar da azalıyor.</p>
<p><strong>Mektuplaşma birebir yakınlaşmanın yöntemi</strong></p>
<p>Gençlerle mektuplar aracılığıyla konuşuyoruz, görüş alışverişinde bulunuyoruz. Kimi zaman tartışıyoruz. Dostluklar ve dayanışmalar tükeniyor. Eski arkadaşlarımızla ilişkilerimiz protokol ilişkilerine dönüşüyor. Kimi arkadaşlarımız politikacı oldular, kimi arkadaşlarımız iş adamı oldular, kimi arkadaşlarımız bürokrat oldular, kimi arkadaşlarımız farklı cemaat tercihleri yaptılar.</p>
<p>Kimi arkadaşlarımız kendi adlarıyla anılan cemaatler kurdular. Kendi gündemleriyle, yöntemleriyle, çevreleriyle, ilişki biçimleriyle, konumlarıyla büyülenen arkadaşlarımız, kendi dünyalarına kapandılar ve bizimle ilişkilerini kestiler. Bu nedenle ben şimdi kiminle sorumluluk alışverişi yapabileceğimi, kiminle hangi konuları paylaşabileceğimi, kiminle hangi tarzda/bağlamda konuşabileceğimi kestiremiyorum. Kimi eski arkadaşlarıma ofislerindeki sekreterya duvarları sebebiyle ulaşmayı başaramıyorum.</p>
<p><strong>3- Atasoy Müftüoğlu ikindi vakti dünyanın neresindedir?</strong></p>
<p>Medyatik ilgilerin gündemimizi belirlemesinden çok korkarım</p>
<p>Sabahları hayata çok heyecanlı bir şekilde başladığımı söylemiştim. Bu heyecanı bütün bir gün sürdürdüğümü söyleyemem. Büro’ya gelen arkadaşlara ne pahasına olursa olsun temel sorular ve temel sorunlar üzerinde yoğunlaşmak zorunda olduğumuzu anlatmaya çalışırım. Bilgimizi, bilincimizi çoğaltarak bağımsızlığımızı da çoğaltabileceğimizi söylerim. Kaba, ucuz, düzeysiz hamasete karşı arkadaşları uyarırım. Hayatımızın içeriğini yoğunlaştırmamız, derinleştirmemiz konusunda hassas olmamız gerektiğini söylerim. Entelektüel hareketsizliğin mazur görülemeyeceğini, algılarımızın kendimiz tarafından yönetilmesi gerektiğini, her türlü manipülasyona karşı bilincimizi tahkim etmemiz gerektiğini konuşuruz.</p>
<p>Yeni keşifler için, yeni boyutlar için, yeni ufuklar için bir açlık, bir merak içerisinde bulunmamız gerektiğini; üstadlarımızı/ağabeylerimizi izlerken eleştirel bir dikkat içerisinde bulunmamız gerektiğini, üstadlarımızın/ağabeylerimizin de yanlışlar yapabileceklerini, yanlışlar yaptıklarını örnekler vererek gençlere anlatırım. Bu nedenlerle gençlerin bizleri aşmaları gerektiğini onlara telkin ederim. Her kuşağın kendi dönemine özgü bir dili/söylemi/sorumluluğu olması gerektiğine inanırım.</p>
<p>Bu nedenle gençlerin bizim kuşakları taklit etmelerinin çok yanlış olduğunu belirtirim. Gençlere İslam ailesine ait ortak renkleri, ortak hassasiyetleri, ortak kaygıları temsil etmelerini, hizip adamı olmamalarını, hiç kimsenin adamı olamamalarını, her durumda Allah’a ait olmalarını, namımız yürüsün diye hiç bir şey yapmamaları gerektiğini, İslami bir kültür devrimini başarmak için evrensel ufuklara, dayanışmalara, üretkenliklere sahip olmamız gerektiğini anlatmaya çalışırım.</p>
<p><strong>4- Akşamları  hangi minval üzeredir?</strong></p>
<p>Aile içinde karşılıklı paylaşımın saatleri başlar</p>
<p>Akşam yemekleri evimizde erken yenir. Kimi zaman sofranın hazırlanması konusunda eşime yardım ederim. Evde eşimle bir araya geldiğimizde kendisine günün özetini anlatırım. İlgili günün haberleri/yazıları/yorumları konusunda karşılıklı değerlendirmeler yaparız. Eşim çok dikkatli bir gazete okuyucusudur. Bilmediğim konuları eşime, çocuklarıma danışırım. Merhum babam benden her hangi bir şey öğrenmek istemezdi. Ben çocuklarımdan yararlanıyorum. Onların dünyaya bakışı kuşkusuz bizim bakışımızdan daha genç. Onlar küresel dönemin bütün iletişim-etkileşim imkanlarını çok güzel bir şekilde kullanıyor.</p>
<p>Ben bilgisayar-internet-ceptelefonu vb kullanmıyorum. Bütün bunların beni kitapla ilgili yoğunluklarımdan uzaklaştırabileceğini düşünüyorum. İnternete taşınan arkadaşlarım kitap okumayı bıraktılar. Televizyon seyretmiyorum. Çok nitelikli sinema filmleri olduğunda eşim beni haberdar ediyor, birlikte seyrediyoruz. Vakitlerini televizyon’a ayıran arkadaşlarımızın da kitapla ilgili hassasiyetleri yok oluyor. Akşam namazlarından sonra eşimle birlikte bir çay mola’mız oluyor. Çayları genellikle ben hazırlıyorum.</p>
<p>Sadece insan ilişkileri değil kitap ilişkileri de o denli mühim</p>
<p>Hiç kimseye benim kitaplarımı okuyup okumadıklarını sormam, merak etmem. Ancak kitapla ilişkilerini sorarım. Eşim ve çocuklarım da benim kitaplarımı okumadılar, ancak kendi tercihleri doğrultusunda okuyorlar. Hepsi İstanbul’da yaşayan üç oğlum var onların sağladıkları imkanlarla son birkaç yıldır Türkiye dışına kültür gezileri yapıyoruz. Geçen yıl hep birlikte Endülüs’e gitmiştik. Hepimiz çok etkilendik, çok sarsıldık, çok büyük bir hüzne garkolduk. Sizin, bu söyleşi için beni aradığınızda da Portekizdeydik, orada, Lizbonda İslam sanatları sergisini gezdik. 11 nci yüzyılda Lizbonda İslami yoğunluklar olduğunu öğrendik. Akşamları, akşamdan sonraları evde daha çok yeni yayınları okuyarak vaktimi değerlendiririm. Pek çok kitabı birlikte okurum. Her yeni kitabı piyasaya çıktığı gün almak için çok çaba harcarım. Kimi kitapların piyasaya çıkışını büyük bir merakla beklerim. Kimi akşamları eşimle birlikte kitapçıları dolaştığımız olur. Şu günlerde yeni çıkan pek çok kitabı eleştirel bir dikkatle okumaya çalışıyorum.</p>
<p><strong>5- Atasoy Müftüoğlu geceyi/geceleri nasıl yaşıyor?</strong></p>
<p><strong>Kalabalıklardan, kalabalık ilgilerden uzakta yaşıyorum</strong></p>
<p>Ben, içerisinde yaşadığımız dönemde ahlaki bir ses, sorumlu bir ses olmaya çalışıyorum. Hepimizi derinden yaralayan rahatsız eden gelişmelere karşı duyarlı  bir çevre oluşturmaya çalışıyorum. Kendi ismimle anılan her hangi bir şey yapmak istemiyorum. Ahlaki sorgulamalar yaparak, ahlaki duruşu bir eyleme dönüştürelim istiyorum. Bilinçli çabaların süreklilik gösteren çabalar olduğuna inanıyorum.</p>
<p>Kültürel bir çürüme döneminde, kültürel yoksullaşma döneminde, ayrıntı kalabalıklarından kurtularak, bütün bilinç kapılarını genç kuşaklar için sonuna kadar açmamız gerektiğini düşünüyorum. Bütün bu nedenlerle Rabbimizin bize katından lütfettiği, içerisine doğduğumuz bütün vakitleri; sınırlarımızın ve sorumluluklarımızın bilincinde olarak; hiç bir aşırılığa, bencilliğe, narsisizme, bağnazlığa düşmeden değerlendirmeye çalışıyorum.</p>
<p><strong>Güncel olan hayattır, kalıplarla ve imgelemelerle tamamını göremezsiniz</strong></p>
<p>Kalıpçı yaklaşımlara; moda ilgilere, moda konulara, moda kitaplara itibar etmiyorum. Hayatı bir bütünlük içerisinde yaşamaya gayret ediyorum. Dışlanma ve yalnızlaşma korkusu taşımadan farklı olmaya cesaret etmemiz gerektiğini düşünüyorum. 43 yıldır Eskişehir’de yaşadığım halde, bugün gelmiş kadar bu kente yabancı olduğum için, her hangi bir gece etkinliğine katılmıyorum.</p>
<p>Kalabalıklardan, kalabalık ilgilerden uzakta yaşıyorum. Kalabalıkların ilgisini çekecek bir dile, söyleme, tarzı ihtiyaç duymuyorum, saygı da duymuyorum. Sayılara değil, niteliklere önem vermemiz gerektiğini düşünüyorum. Sabahları çok erken kalktığım için, geceleri en geç saat 23’de yatıyorum.</p>
<p>Sizin için, hepimiz için aziz vakitler, aziz uğraşlar, aziz dostluklar, aziz ilgiler, aziz bir ömür ve aziz bir gelecek dua ediyorum.</p>
<p><strong>Adem Turan ne güzel bir &#8216;adam&#8217;a sordu.</strong></p>
<p>kaynak: <a href="http://www.dunyabizim.com/news_detail.php?id=2662">dunyabizim.com</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kainatamektup.com/index.php/2010/01/hayatin-icinde-bir-tefekkur-kalesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>GERÇEK BİR VATANPERVER</title>
		<link>http://kainatamektup.com/index.php/2009/11/gercek-bir-vatan-perver/</link>
		<comments>http://kainatamektup.com/index.php/2009/11/gercek-bir-vatan-perver/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 10 Nov 2009 08:17:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EDİTÖR</dc:creator>
				<category><![CDATA[FİKİR ERLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[Misafir Yazar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kainatamektup.com/?p=762</guid>
		<description><![CDATA[Ali Şükrü Bey, ilk meclisin meşhur kahramanlarından. Musul meselesine koyduğu tepki sonucu topal osman tarafından imha edilmiş münevver bir kişilik....]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-763" title="ali şükrü bey_son" src="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2009/11/ali-şükrü-bey_son.jpg" alt="ali şükrü bey_son" width="600" height="373" />Ali Şükrü Bey, ilk meclisin meşhur kahramanlarından. Musul meselesine koyduğu tepki sonucu topal osman tarafından imha edilmiş münevver bir kişilik. Sadık Bey&#8217;in, Said Nursi&#8217;nin hayatını anlattığı <strong>Dem</strong> romanında bahsettiği o günleri, Avni ÖZGÜREL radikal&#8217;de kaleme almış.</p>
<p>Mevzunun Gerisini Avni Bey&#8217;den dinleyelim.</p>
<p>Lozan&#8217;da, Musul&#8217;un bize kalmayacağı anlaşılmıştı. Atatürk&#8217;le muhalefetin sözcüsü Ali Şükrü Bey kavga halindeydi. Sahneye çıkan Topal Osman Ağa, Ali Şükrü&#8217;yü bir bağ evinde öldürdü.</p>
<p>Ne zaman gündeme gelse &#8216;İslamcılık, gericilik&#8217; etiketi yapıştırılarak göz ardı edilen bir vaka bu hafta konumuz. Aradan tastamam 80 yıl geçti. Artık bugün bizler gecikmeyle de olsa bazı şeyleri olayın gerçeklik çerçevesi dışına taşırmadan konuşabilir hale geldik.<br />
Ankara&#8217;da 1920 Mayısı&#8217;nda, yani Meclis&#8217;in açılmasından bir ay sonra,<br />
&#8216;İkinci Grup&#8217; adı altında muhalefet hareketi ortaya çıktı. Grubun lideri ve sözcüsü son Osmanlı Meclis-i Mebusanı&#8217;nda Trabzon milletvekili olarak görev yapan Ali Şükrü Bey&#8217;di.</p>
<p>Atatürk&#8217;ün daveti<br />
Deniz subayıydı Ali Şükrü Bey. Yüzbaşı rütbesindeyken askerlikten istifa ederek siyasete atılmış, İttihat Terakki&#8217;ye karşı adeta bayrak açmıştı. İngiliz işgal kuvvetleri tarafından basılmadan önce Meclis-i Mebusan&#8217;ın &#8216;Misak-ı Milli&#8217; kararını almasında rol oynamış, ardından Mustafa Kemal&#8217;in çağrısına uyarak Ankara&#8217;ya gelmişti.<br />
Dini hassasiyeti ve karşı çıktığı konularda sözünü sakınmamasıyla dikkati çeken Ali Şükrü Bey, bu özellikleri dolayısıyla Mustafa Kemal&#8217;e kuşkuyla bakan milletvekillerinin çevresinde kümelendiği kişi olmakta gecikmedi. Mustafa Kemal&#8217;in &#8216;Hâkimiyeti Milliye&#8217;sine karşılık o da &#8216;Tan&#8217;ı neşretmeye başladı. İngilizceye hâkimiyeti sayesinde Ankara&#8217;nın izlediği siyasetin uluslararası alandaki yansımalarını dış basından takip ediyor,<br />
özellikle Lozan müzakerelerinin gidişatıyla ilgili olarak zaman zaman TBMM&#8217;ye verilen resmi bilgiyle dış kaynaklı haberler arasında çelişkileri gündeme getiriyordu.</p>
<p>&#8216;Zarar veriyorsunuz&#8230;&#8217;<br />
Ali Şükrü Bey, İsmet İnönü&#8217;nün Lozan&#8217;da, &#8216;hariciyeci olmaması sebebiyle&#8217; acemice davrandığı, daha ötesi TBMM&#8217;nin verdiği yetki sınırlarının dışına çıkarak müzakereleri yürüttüğü kanısındaydı.<br />
Daha ötesi tekzip mekanizması gibiydi. Mustafa Kemal, &#8220;Görüşmeler devam etmektedir&#8221; diyor; ama o &#8220;Hayır, müzakereler kesilmiştir&#8221; diye ısrar ediyordu. Meclis görüşmelerini yöneten Ali Fuat Paşa&#8217;nın anlatımıyla ipler gerildikçe geriliyordu:<br />
&#8220;&#8230; Gazi Paşa konuşurken Meclis&#8217;e sinirli bir hava hâkimdi. Mustafa Kemal Paşa kürsüyü terk etmiyor, sualleri cevaplandırıyordu. Mebuslardan bir kısmı bulundukları yerlerden ayağa kalkmış konuşuyorlar, bir kısmı kürsünün etrafına gelip Gazi&#8217;ye cevap yetiştiriyorlardı. Bunların arasında Ali Şükrü Bey de vardı. Paşa, sözlerini tamamladıktan sonra Ali Şükrü Bey&#8217;in, &#8216;Ben de konuşacağım&#8217; demesi üzerine hiddetli bir tavırla, &#8216;Bir haftadır konuşmalarınızla memleketi zarardide ediyorsunuz&#8217; diyerek elleri cebinde, asabi bir halde kürsüden indi ve &#8216;Maksadınız ne?&#8217; diye bağırarak Ali Şükrü Bey&#8217;in üzerine yürüdü. Bu sırada birinci ve ikinci gruba mensup mebuslardan bazıları Meclis salonun ortasında biribirlerine bağırmaktaydı. Gürültüler şiddetliydi, asabi hareketler oluyordu. Ali Şükrü Bey, &#8216;Kimseyi ithama hakkınız yoktur&#8217; diye bağırıyor, Sinop Mebusu Hakkı Hilmi Bey, &#8216;Meclis&#8217;te emniyet yok mudur?&#8217; diyordu. İki grup biribirine hasım cephe teşkil etmişlerdi. Bu durum biraz daha devam ederse müessif hadiselerin olması kaçınılmazdı. İş tabanca ve saire kullanmaya kadar varabilirdi. Güvenliği sağlamak için görevlileri içeri çağıramıyordum zira gizli celse yapılmaktaydı.&#8221;<br />
Bu oturumda hükümet için güvenoyuna gidildiği, sayıları 60&#8242;ı bulan muhalefetteki &#8216;ikinci grup&#8217; üyelerinin Genel Kurul Salonu&#8217;ndan çıkıp oy kullanmadıkları biliniyor.</p>
<p>Ermeni çeteciler ve Koçgiri<br />
Ankara&#8217;da Atatürk&#8217;ün çevresinde muhafız bulunmamasının mahzurları Çerkez Ethem hadisesi sırasında görülünce, Karadenizli milislerin başında olan Topal Osman Ağa adamlarıyla birlikte bu görevi üstlenmiş, o günün şartlarında buna kimse itiraz etmemişti. Silah ve cephane yokluğundan kıvranıldığı günlerde Osman Ağa&#8217;nın Rum çetelere verdiği baskınlar sırasında ele geçirdiği mühimatla soluk almıştı Ankara.<br />
Doğuda Ermeni çetelere karşı verilen mücadelede de ön safta görev almış bir kişiydi Osman Ağa. 1920 sonunda adamlarıyla birlikte Ankara&#8217;ya gelmiş ve &#8216;Giresun Gönüllü Laz Müfrezesi&#8217; adı altında Mustafa Kemal&#8217;in adeta gölgesi olmuştu. Atatürk başlangıçta onun ikinci bir Çerkez Ethem olması ihtimalinden kuşkulanmış ama giderek güven duymaya başlamıştı.<br />
Mustafa Kemal&#8217;in emriyle Koçgiri isyanının bastırılmasında en ön safta görev alıp neticede isyanın elebaşlarının yakalanmasını sağladıktan sonra ise Ankara&#8217;da ondan habersiz kuş uçmamaya başlamıştı. Osman Ağa sadakatle bağlı olduğu Mustafa Kemal&#8217;in zaferden sonra saf dışı edilmek istenmesine öfkeleniyor, seçim kanunu değişikliği teklifi görüşülürken verilen önergeyle Türkiye hudutları dışında doğan kişilerin aday olmalarını<br />
engelleme girişimiyle Mustafa Kemal&#8217;in hedef alındığını öğrendiğinde milletvekillerine, &#8220;Paşa&#8217;ya bir şey olursa topunuzu kendi elimle teker teker öldürürüm, bilesiniz&#8221; tehditlerini savuruyordu.</p>
<p>&#8216;Ağa seninle görüşmek istiyor&#8217;<br />
Ali Şükrü Bey, Osman Ağa&#8217;nın gözünde muhalefetin direğiydi. Musul&#8217;un Türkiye&#8217;de kalmasının zora girmiş olmasına o da üzülüyor ama Mustafa Kemal&#8217;in bu konuda verdiği bilgiye itimat edilmemesini içine sindiremiyordu. Meclis&#8217;te son derece sert müzakerelerin yaşandığı bir günün ertesinde Ali Şükrü Bey&#8217;e adamlarını yolladı.<br />
&#8220;Osman Ağa seninle görüşmek istiyor, buyur gidelim&#8221; diyenlerin tavrı &#8216;Gelmezsen senin için kötü olur&#8217;u da ima ediyordu. Mustafa Kemal, Osman Ağa&#8217;ya Ankara&#8217;da Papazın Bağı olarak bilinen yere yakın bir ev tahsis ettirmişti ama o vaktinin çoğunu Samanpazarı&#8217;nda çete efradının kaldığı evde geçiriyordu. Ali Şükrü Bey, Laz muhafızlarla beraber Samanpazarı&#8217;na gitti ama girdiği evden sağ çıkamadı&#8230;</p>
<p>Halide Edip&#8217;e öfke<br />
Osman Ağa, Şükrü Bey&#8217;e Giresun&#8217;dan Trabzon&#8217;a geldiğinde kendisini, &#8220;Ben yıkıldım mı ki sana kaldı Trabzon&#8217;un asayişi?&#8221; diyerek kentten kovan Kayıkçılar Kâhyası Yahya&#8217;dan yana çıkması dolayısıyla da kızgındı zaten. Tan gazetesinde aleyhine yazılar yayımlandığını öğrendikçe kızgınlığı daha da artıyordu. Ama Mustafa Kemal&#8217;e muhalefet bütün bunların üzerine tuz biber ekmişti. Halide Edip&#8217;in Paşa&#8217;yı eleştirdiğini duyduğunda, &#8220;Bana verecekler o karıyı da karşı çıkmak nasıl olurmuş göstereceğim&#8221; diyen adamdı bu. Hasmı eve girer girmez, &#8220;Hesabımızı görelim&#8221; diyerek adamlarıyla birlikte yüklendi Ali Şükrü Bey&#8217;in üzerine.<br />
Bileği kuvvetli bir adamdı Ali Şükrü. Ancak onca insanın çullanmasına dayanması imkânsızdı. Nitekim sonunda çöktü kaldı. Osman Ağa yaptığının yaranmak istediği Mustafa Kemal tarafından dahi tasvip edilmeyeceğinin farkındaydı. Ali Şükrü&#8217;nün naaşını bir at arabasına yükleyip ağzı sıkı<br />
adamlarıyla Mühye Köyü&#8217;ne gönderip gece yarısı gizlice gömdürdü. Sonra bir şey olmamış gibi Papazın Bağı&#8217;ndaki evine döndü.</p>
<p>&#8216;Suç cezasız kalmaz&#8217;<br />
İki gün kimse Ali Şükrü Bey&#8217;i merak etmedi. Üçüncü gün ondan haber alamayan milletvekilleri Meclis&#8217;te konuşmaya başladı. Kardeşi Bakanlar Kurulu&#8217;na başvurdu ağabeyinin bulunması için. Rauf Orbay jandarma marifetiyle arama başlattı. Günler sonra bir çobanın ihbarıyla ceset bulundu.<br />
Koyunlarını o çevrede otlatan çoban bir noktada sineklerin bulut halinde kümelendiklerini görüp meraklanmış, gidip ne olduğuna bakınca bunun bir erkek ayağı olduğunu fark etmişti. Üstünkörü soruşturmayla dahi işin Osman Ağa&#8217;nın başının altından çıktığı anlaşıldı. Bakanlar Çankaya&#8217;ya çağrıldı, Mustafa Kemal&#8217;in başkanlığında yapılan toplantıdan Osman Ağa&#8217;nın yakalanması ve müfrezenin tasfiye edilmesi kararı çıktı. Ancak bu kararı uygulamak kolay değildi. Tedbir olarak Mustafa Kemal ve eşi Latife Hanım gece yarısı sessizce Çankaya&#8217;dan İstasyon Binası&#8217;na taşındı, onları koruma görevi yeni teşkil edilen Meclis Muhafaza Taburu&#8217;na verildi. Bir bölük asker Gazi&#8217;nin yakın koruması için bırakıldı,<br />
diğerleri planlanan operasyon için Milli Müdafa Vekili&#8217;nin komutasında Osman Ağa&#8217;nın Papazın Bağı&#8217;ndaki evini kuşattı.</p>
<p>Teslim olmayı reddetti<br />
Topal Osman Ağa teslim olmayı kabul etmedi. 1923 yılının 1 Nisanı&#8217;nı 2 Nisan&#8217;a bağlayan gece sabaha kadar sürdü çatışma.<br />
Askerler ancak gün aydılanırken girebildiler bağ evine. Osman Ağa ağır yaralıydı, hastaneye götürülürken yolda öldü. Adamlarının çoğu da çatışmada ölmüştü. Sonrası trajik sahneler&#8230; Osman Ağa&#8217;nın başı kesildi ve öyle gömüldü. Ancak Meclis daha önce Ali Şükrü Bey&#8217;in katili yakalandığında idam edilmesi, üstelik infazın Ulus Meydanı&#8217;nda asılarak yapılması kararını aldığı için Osman Ağa&#8217;nın başsız cesedi mezarından çıkarılıp ayağından darağacına asıldı.</p>
<p>kaynak: <a href="http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=81346" target="_blank">radikal</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kainatamektup.com/index.php/2009/11/gercek-bir-vatan-perver/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gerçek Hayat Dergisi Yazı İşleri Müdürü Faruk Yücel Hakka Yürüdü.</title>
		<link>http://kainatamektup.com/index.php/2009/06/gercek-hayat-dergisi-yazi-isleri-muduru-faruk-yucel-hakka-yurudu/</link>
		<comments>http://kainatamektup.com/index.php/2009/06/gercek-hayat-dergisi-yazi-isleri-muduru-faruk-yucel-hakka-yurudu/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 09 Jun 2009 11:36:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EDİTÖR</dc:creator>
				<category><![CDATA[FİKİR ERLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[KAİNAT]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kainatamektup.com/?p=322</guid>
		<description><![CDATA[Sözü bitirir ölüm. ruh genç yaşta bedeni terk ederse daha çok dokunur. evet herkes ölecek ama; yakına geldiyse azrail daha...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2009/06/faruk_yucel.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-323" title="faruk_yucel" src="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2009/06/faruk_yucel-300x174.jpg" alt="" width="300" height="174" /></a>Sözü bitirir ölüm.<br />
ruh genç yaşta bedeni terk ederse daha çok dokunur.<br />
evet herkes ölecek ama;<br />
yakına geldiyse azrail daha çok tesir eder.</p>
<p>Allah rahmetiyle muamele eylesin. Amin</p>
<p><a href="http://www.yazihane.org/#/2009/05/11/haydi-hayirlisi"target="blank">son yazısı</a><br />
&#8212;*&#8212;&#8211;<br />
salı &#8211; çarşamba akşamı izmir’deyim. inşallah bu sefer olacak. he bir de zaten izmir’in kızları güzelmiş, gitmişken bi bakalım. caiz midir ibrahim?</p>
<p>“Başına ne gelirse gelsin, karamsarlığa kapılma. Bütün kapılar kapansa bile, sonunda O sana kimsenin bilmediği bir patika açar. Sen şu anda göremesen de, dar geçitler arasında nice cennet bahçeleri var: Şükret! İstediğini elde edince şükretmek kolaydır. İş, dileği gerçekleşmediğinde de şükredebilmektir.”<br />
&#8212;*&#8212;&#8211;<br />
Tabi ki dileğini bilmiyoruz; fakat sen zaten her hale şükretmişsin.</p>
<p>Bir gün bizimde son yazımızı alacaklar ve rahmet dileyecekler. Bu satırlardan sonra kaç soluk alacağımızı kim biliyor. İşte ölüm bu kadar yakın.</p>
<p>Dostlar dualarınıza onuda ekleyin.<br />
Ruhuna bir fatiha gönderin, ona arkadaşlık yapsın.</p>
<p>Allah&#8217;tan geldik yine O&#8217;na döneceğiz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kainatamektup.com/index.php/2009/06/gercek-hayat-dergisi-yazi-isleri-muduru-faruk-yucel-hakka-yurudu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

