<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>KAİNATA MEKTUP &#187; FİKİR ERLERİ</title>
	<atom:link href="http://kainatamektup.com/index.php/category/gunce/bir-insan/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://kainatamektup.com</link>
	<description>yenileniyoruz... &#124; &#124; bitmeyen bir aşk yürüyüşü...</description>
	<lastBuildDate>Sat, 21 Jan 2012 02:28:34 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.2.1</generator>
		<item>
		<title>MEHMET AKİF ERSOY’A GÖRE İNSAN</title>
		<link>http://kainatamektup.com/index.php/2011/12/mehmet-akif-ersoya-gore-insan/</link>
		<comments>http://kainatamektup.com/index.php/2011/12/mehmet-akif-ersoya-gore-insan/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 30 Dec 2011 20:23:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EDİTÖR</dc:creator>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[İYİ ADAMLAR]]></category>
		<category><![CDATA[İyi Adamlar Defteri]]></category>
		<category><![CDATA[MEDENİYET]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Akif Ersoy]]></category>
		<category><![CDATA[SIR HOCA]]></category>
		<category><![CDATA[TEFEKKÜR]]></category>
		<category><![CDATA[SIR]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kainatamektup.com/?p=2974</guid>
		<description><![CDATA[Beşer ve hayat dini islamın beşeriyetle beraber yürümesi gerektiğini ileri süren Akif ilhamı doğrudan kurandan alıp çağımızın anlayışıyle birleştirmiştir. “Doğrudan...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://sirhoca.files.wordpress.com/2011/12/m_akif_ersoy.jpg?w=620&#038;h=380&#038;crop=1" alt="" />Beşer ve hayat dini islamın beşeriyetle beraber yürümesi gerektiğini ileri süren Akif ilhamı doğrudan kurandan alıp çağımızın anlayışıyle birleştirmiştir.<br />
<span style="font-weight: bold;">“Doğrudan Doğruya Kurandan Alıp İlhamı<br />
Asrın idrakine söyletmeliyiz islamı”</span><br />
sözleriyle insanlığın beslenmesi gereken kaynağı sunmuş, insanıda böyle değerlendirmiş.</p>
<p>Mehmet Akif’e göre insan yaratılışın büyük bir örneğidir. Dolayısı ile de yapacaklarına kendi karar verebilmeli, hür bir irade sahibi olmalıdır. Allah kâinatı insan için yaratmıştır. Yine Akif’e göre Kur’an’ın “Âdem’e secde edin.” emri de insanın değerini ortaya koymaktadır. Mehmet Akif Ersoy insan meselesini, yine İnsan adlı şiirde anlatmıştır. Akif bu şiirde:</p>
<p><span style="font-weight: bold;">Haberdar olmamışsan kendi zatından da hala sen<br />
Muhakkar bir vücudum dersin ey insan, fakat bilsen<br />
Senin mahiyetin hatta meleklerden de ulvidir<br />
Esîrindir tabîat, dest-i teshîrindedir eşya;</span></p>
<p>“Kainât sana tutsak olmuş, bütün varlıklar senin emrine girmiştir. Bu dünya senin koyduğun kurallara uyup egemenliğine boyun eğmektedir., Bu yüceliğin kıymetini bilmeyene Akif şöyle sesleniyor</p>
<p><span style="font-weight: bold;">Kula kulluk etme ! Unutma ki sen de kulsun. Ve kimseye gerektiğinden fazla önem verme ! Yoksa, unutulursun..</span></p>
<p><span style="font-weight: bold;">Aldanma insanların samimiyetine, menfaatleri için gelirler vecde,<br />
Vaad etmeseydi Allah cenneti, o&#8217;na bile etmezlerdi secde.</span></p>
<p><span style="font-weight: bold;">İNSAN, İLAHİ TEKLİFLERİN EMANETGAHIDIR;</span></p>
<p>Akif’in insanın sadece şu anla değil, başlangıç (mebde) ve sonuyla da ilgilendiğini (mead) buna ilaveten şu anında insan için çözülmesi gereken bir muamma olduğunu, yine insanın hal ile müstakbel arasında hale razı, müstakbele kani olmadan uğraşıp didinmekte olmasının nedenini, ilahi emanetin taşıyıcı olmasına bağladığını belirtmiştir. Akif’e göre insan ilahi tekliflerin emanetgahı, yaratılışın nüsha-ı kübrası, [2] tecelligah-ı ilahi olması hasebiyle daima hürmete layık bir varlıktır.</p>
<p>Akif, insanın diğer canlılara üstünlüğünü bu şekilde belirtirken Allah’ın yanında insanın konumu hakkında,</p>
<p><span style="font-weight: bold;">İlahi, “Mâlike’l mülküm” diyorsun… Doğru, âmennâ<br />
Hakîkî bir tasarruf var mıdır insan için? Aslâ!</span><br />
diyerek hakiki tasarruf sahibinin yalnız Allah olduğunu belirtir.</p>
<p>Nitekim Mehmet Akif’e göre, insanı kurtaracak, onun zorlukların üstesinden gelmesini sağlayacak güç yine insanın kendindedir. Bu düşüncesini bir şiirinde:</p>
<p><span style="font-weight: bold;">Ey yolda kalan, yolcusu Yelda’yı hayatın!<br />
Göklerde değil, yerde değil, sende necâtın.</span> [7]</p>
<p><span style="font-weight: bold;">ALLAH (cc) İNSANA EDEP ÖĞRETİYOR ;</span></p>
<p>Mehmet Akif Ersoy’a göre Allah insanı terbiye etmektedir. Buna, Abese Suresi’ndeki Peygamber’i Allah’ın ihtar etmesini örnek olarak anlattığı bir vaazında sözlerine şöyle devam eder: “Cenab-ı Hak ümmete edeb öğretiyor, insanlık öğretiyor. Hem öyle bir surette ki: Eğer biz âdâbâ sarılmış olsaydık, bugün milletlerin en büyüğü olurduk.” [8]</p>
<p><span style="font-weight: bold;">TEMBELLERİ ve TEMBELLİĞİ ŞÖYLE YERİYOR;</span></p>
<p>Mehmet Akif Allah’dan utanılması gerektiğini belirtir. Bununla ilgili olarak bir şiirinde, tembellik edip yatanlara şöyle seslenir:</p>
<p><span style="font-weight: bold;">Ey, bütün dünya ve içindekiler ayaktayken yatan!<br />
Leş misin davranmıyorsun? Bari Allah’tan utan.</span> [9]</p>
<p><span style="font-weight: bold;">ALLAH’TAN UTANMAK NE İLE OLUR?</span></p>
<p>Yine Mehmet Akif Allah’tan hakkıyla utanmak için belli bir bilgi seviyesine gelinmesi gerektiğini belirtir. Bununla ilgili olarak bir şiirinde şöyle demiştir:<br />
<span style="font-weight: bold;"><br />
Lâkin ne demek bizleri Allah ile iskât?<br />
Allah’tan utanmak da olur ilm ile… Heyhât!</span> [10]</p>
<p><span style="font-weight: bold;">ALLAH SEVGİSİ ve DİN KARDEŞLERİMİZİ NASIL OLMALI?</span></p>
<p>Mehmet Akif’e göre Allah dediklerini fiilen yapan, işi sözde bırakmayan kullarını ve Allah’ın yolunda yekpare perçinlenmiş bir bina gibi O’nun düşmanları karşısında mücadele eden kullarını sever. [11] Esasen Akif pek çok şiir ve yazısında söz – fiil uygunluğu üzerinde durmuştur. O’na göre insan, söylediğini hatta inandığını, bizzat yaşayarak, yaparak yerine getirmelidir; bu gerçek samimiyettir ve Allah’ta kullarından bunu ister. Mehmet Akif bu düşüncesini bir yazısında şöyle izah etmiştir: “Lâkin ben Müslümanları seviyorum. Kalbimde din kardeşime karşı hiç buğz, nefret yok. İyi ama muhabbet, şefkat gibi şeyler hep umur-u batıniyedendir. Vücuduna hükm olunmak için hariçte asarı, tecelliyatı görülmek lazım. Yalnız hissiyat-ı kalbiye kâfi olsaydı, Cenab-ı Hak bu namazları, bu oruçları, bu ibadetleri emr etmezdi. Kalben beni tanıyın, bu kadar kâfi derdi. Hâlbuki böyle değil. Allah bile ahval-i kalbiyemizi, ahval-i vicdaniyemizi harici eşkâl ile görmek istiyor. O Allah ki, alimü’s sırrı ve’l hafiyyat’tır.”i[12] 24 saatden birini hakka vermeyene insan denilir mi?</p>
<p><span style="font-weight: bold;">ALLAH TEMİZLİĞİ,KİBAR OLMAYI SEVER,İSRAF VE PEJMURDELİĞİ SEVMEZ;</span></p>
<p>Mehmet Akif Ersoy, Allah’ın kullarının şık ve temiz olmasını istediğini söyler. A’raf Sûresi’ndeki “Ey âdemoğulları, her namaz yeri için temiz libasınızı giyiniz, bir de yiyiniz içiniz, yalnız israf etmeyiniz; iyi biliniz ki Allah israf edenleri sevmez.”ii[13] Ayeti ile ilgili bir konuşmasında dinimizin her türlü ifrat ve tefritten uzak olduğunu erkeklerin şıklık adına takıp takıştırması ne kadar yanlışsa zühd adına paçavralarla gezmesinin de o kadar yanlış olduğunu belirtir ve Peygamber SAV’in elbisesine itina göstermeyen bir kişiye “Allah, verdiği nimetini senin üzerinde görmek ister. sahabeden Ömer’in, eski elbiselerle dolaşan birini, “Böyle miskin tavırlarla dinimizi öldürme” diyerek azarlamasını örnek olarak anlatır. [14]</p>
<p><span style="font-weight: bold;">ALLAH IN YARDIMI KİMLEREDİR BU ÜLKE NE ZAMAN VE NASIL GELİŞİR;</span></p>
<p>Mehmet Akif, bir yazısında “Allah’ın eli cemaatin üzerindedir” Hadisine yer vermiş ve İmanın tam olabilmesi için Müslümanların birbirlerini kendi canları gibi aziz bilmeleri gerektiğini, asr-ı saadetten fedakârlık örnekleri ile izah etmiştir. 15] “Allah’ın eli” tamlamasını Allah’ın yardım ve desteği anlamında kullanmıştır. Mehmet Akif&#8217;e sormuşlar. Bu ülke ne zaman gelişir? diye O&#8217;da cevap vermiş. <span style="font-weight: bold;">Cuma Namazına gelen cemaat, Sabah Namazına da geldiği zaman.</span> demiş…</p>
<p><span style="font-weight: bold;">MÜSLÜMANLAR GÜCÜNÜ NEDEN KAYBETTİ;</span></p>
<p>Tanzimatla başlayan batı hayranlığının ve batı kaynaklı pozitivist akımların etkisi ile dinin insanları geri bıraktığı görüşünü savunanlara karşı Akif, “Din bizim için mahz-ı [safi]hayattır. Allah merhametinden dolayı insanlığa dini, İslam’ı göndermiştir.” görüşünü savunur ve “İslam ülkelerinin geri kalmışlığı dinin emirlerini gereklerini yerine getirmemelerindendir” [16] sonucuna ulaşır. Nitekim aynı düşüncesini yaptığı bir konuşmasında “Şimdiye kadar ne kadar müzmahil olan akvam-ı İslamiyye varsa hep ahkâm-ı İlahiyyeyi ifa etmemek yüzündendir.”iii[17] Şeklinde ifade etmiştir.</p>
<p>Tanzimatla birlikte başlayan, Batı hayranlığı etkisiyle “İslam gelişmeye engel oluyor; gelişebilmemiz için bu dini bırakmamız lazım” diyenleri, Hakk’ın sesleri adlı şiirinde şöyle eleştirmiştir.<br />
<span style="font-weight: bold;">Hele i’lanı zamanında şu mel’un harbin,<br />
Bize efkâr-ı umûmiyyesi [hakkında bilgi] lâzım Garb’ın<br />
O’da Allâh’ı bırakmakla olur” herzesini,<br />
Halka îman gibi telkîn ile dînin sesini<br />
Susturan aptalın idrâkine bol bol tükürün .</span> [19] diye seslenmiştir.</p>
<p>Bu konuda bir yazısında ise şöyle demiştir:<br />
“Müslümanlık, insanlığa, medeniyete aykırı bir din diyorlar… Ey cemaat-i Müslimin!<br />
Bu din, İrfan dini idi, hâlbuki biz bugün milletlerin en cahiliyiz.<br />
Bu din, akıllıca yiğitlik dini idi, gayret dini idi; biz ise şu zamanda milletlerin en miskiniyiz!” [20]</p>
<p><span style="font-weight: bold;">MÜSLÜMANLAR VE EKENOMİK GÜÇ;</span></p>
<p>Mehmet Akif Ersoy’a göre insanların çalışıp güçlü ekonomiye sahip olmaları, Allah’ın insanlığın terakkisi için gerekli kıldığı en başta gelen güçtür. Bu sebeble İslamiyet’te ekonomik güç sahibi olmak için çalışmak, ibadetlerin en faziletlisidir. Akif, bununla ilgili olarak yazdığı makalesinde ‘‘amellerin en üstünü helal kazançtır. Çoluk çocuğunu helal ile geçindirmek için uğraşanlar, Allah yolunda cihad edenler gibidir. Nefs temizliği için dünyayı talep edenler şehitler derecesindedirler” hadisine yer verir; devamında Akif, İslam’ın zenginliğe sadece teşvik ettiğini değil, zengin olabilmek için çalışmayı farz kıldığını belirtir. Bu hususta “Helali istemek her Müslüman üzerine farzdır” hadisini delil getirir. [21]<br />
Mehmet Akif; inançlı, hoşgörülü, faziletli ve Çalışkan insan istemekte, tembellik ve uyuşukluktan nefret etmektedir&#8221;</p>
<p>Gökler Uyanık, Yer Uyanıktır. Dünya Uyanıkken Uyumak En Büyük Maskaralıktır !<br />
Tarih boyunca ve günümüzde insanın, iç ve dış tezatlar ve şartlarla menfaat, hırs, kin ve bitip tükenmek bilmeyen arzularıyla huzursuz olduğunu ve bezgin bir hayat sürdüğünü söyleyen &#8220;Akif, tıpkı kendinden önce gelen Ahmet Yesevi, Hazreti Mevlana, Yunus Emre ve Süleyman Çelebi gibi, ilhamını aldığı kaynağa, yani Kur&#8217;an-ı Kerim ve Hadisi şeriflere uzanmakta, oralardan insanlık anlayışına açıklık getirmektedir. İnsanlığa huzuru getirecek olan şey, Akif&#8217;e göre; sevgidir, hoşgörüdür, çalışmaktır. Tembellik, insanın kendisiyle ve çevresiyle barışık olmamasıdır. ve aşırı kıskançlık, huzurun en büyük düşmanıdır. Bu sebepledir ki, Akif, &#8216;Yeis Yok&#8217; adlı şiirinde bunu şöyle ifade etmektedir: Allah&#8217;a dayan, sa&#8217;ye sarıl, hikmete ram ol/Yol varsa budur, bilmiyorum başka yol&#8221;. günümüzde insanın, kendisiyle ve çevresiyle barışık olup çalışmaktan huzur bulacağını sözlerine ekledi.</p>
<p><span style="font-weight: bold;">İz bırakanlarla senin aranda basit bir fark var sadece . .Onlar ömür boyu gayret ediyorlar; Sen ömür boyu hayret ediyorsun.</span></p>
<p><span style="font-weight: bold;">İki insan Çeşidi Vardır: Zaman Geçtikçe Hatalarıyla Yüzleşen, Zaman Geçtikçe Yüzsüzleşen&#8230;!</span></p>
<p><span style="font-weight: bold;">Ye&#8217;s (ümitsizlik) öyle bir bataktır ki, düşersen boğulursun.</span></p>
<p>DİPNOTLAR<br />
1] Mehmet Akif Ersoy, Safahat, Haz. İsmail Hakkı Şengüler), a.g.e., c.1, s.208<br />
2] Süleyman Hayri Bolay, “Mehmet Akif’in Düşüncesinde Felsefe Meseleleri” Ölümünün 50. Yılında Mehmet Akif’i Anma Kitabı, Ankara, 1986<br />
3] Mehmet Akif Ersoy, Safahat, (İsmail Hakkı Şengüler) , a.g.e, c.1, s.208<br />
4] Mehmet Akif Ersoy, Safahat, (Haz. İsmail Hakkı Şengüler), a.g.e. c.2, s.130<br />
5] Bkz. Vahit İmamoğlu, Mehmet Akif Ve İnanan İnsan, İstanbul, 1986, s.16<br />
6] Bkz.Bayram Dalkılıç, a.g.m.<br />
7] Bkz.Vahit İmamoğlu, a.g.m.<br />
8]Mehmet Akşf Ersoy, Sebil’ur – Reşad, 15 Mart, 1328, 9 Cemaziye’l Ahir 1330, c.8-1, sa.186-4, s.53-54<br />
9] Mehmet Akif Ersoy, Safahat (haz. M.Ertuğrul düzdağ), İstanbul, 2006, s. 25<br />
10] Mehmet Akif Ersoy, Safahat (haz.ismail Hakkı Şengüler) a.g.e., c.2, s.180<br />
11] Mehmet Akif Ersoy, Sebil’ü-Reşad, 24 Kanunsani, 1328-29 Safer 1331, c.9-2, sa. 230-248, s.373-376<br />
12]Mehmet Akif Ersoy, Sebil’ü-Reşad, 31 Kanunsani, 1328-7Rebiü’l-evvel 1331, c.9-2, sa. 231-49, s.389-395<br />
13] A’raf, 31iv[14] Mehmet Akif Ersoy, Sebil’ü-Reşad, 20 Eylül 1328, 22 Şevval 1330, c.9-2, sa.213-31, s.81-82<br />
15] Mehmet Akif Ersoy, Sebilü’r-Reşad, 3 kanun-i evvel, 1336-23rebiü’l-evvel, 1339-c.18, sa.465, s.267-271<br />
16] Mehmet Akif Ersoy, a.g.m.<br />
17] Mehmet Akif Ersoy, a.g.m.v18] Mehmet Akif Ersoy, a.g.m.<br />
19] Mehmet Akif Ersoy, Safahat, (haz. İsmail Hakkı Şengüler), c.2, s.142<br />
20] Mehmet Akif Ersoy, Sebilü’r-Reşad, 31 Kanunisani 1328-7 Rebiülevvel 1331, c.9-2, sa. 231-49<br />
[21] Mehmet Akif Ersoy, Sırat-ı Müstekim, 23 teşrinievvel, 1324, 10 Kasım 1908, c.1, sa.14</p>
<p>Sır Hoca : <a href="http://pirisir.blogspot.com/" target="_blank">pirisir.blogspot.com/</a></p>
<p><a href="http://sirhoca.wordpress.com/" target="_blank">sirhoca.wordpress.com/</a></p>
<p><a href="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2011/03/sir_hoca.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-2427" title="sir_hoca" src="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2011/03/sir_hoca.jpg" alt="" width="640" height="250" /></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kainatamektup.com/index.php/2011/12/mehmet-akif-ersoya-gore-insan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>BENİM TANIDIĞIM NECMETTİN ERBAKAN</title>
		<link>http://kainatamektup.com/index.php/2011/02/benim-tanidigim-necmettin-erbakan/</link>
		<comments>http://kainatamektup.com/index.php/2011/02/benim-tanidigim-necmettin-erbakan/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 27 Feb 2011 18:46:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EDİTÖR</dc:creator>
				<category><![CDATA[BEYAZ SİYASET]]></category>
		<category><![CDATA[FİKİR ERLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[Necmettin Erbakan]]></category>
		<category><![CDATA[CİHAD MERİÇ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kainatamektup.com/?p=2270</guid>
		<description><![CDATA[Ben doğduğumda iktidar olan ve Kıbrıs çıkarmasını yapan adam. Adım da buradan gelir. İlkokula başladığımda yasaklıydı. Liseye başladığımda yasağı kalkmıştı....]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2011/02/23.jpg"><img src="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2011/02/23-300x141.jpg" alt="" title="23" width="300" height="141" class="alignright size-medium wp-image-2272" /></a>Ben doğduğumda iktidar olan ve Kıbrıs çıkarmasını yapan adam. Adım da buradan gelir.<br />
İlkokula başladığımda yasaklıydı.<br />
Liseye başladığımda yasağı kalkmıştı.</p>
<p>Liseyi bitirdiğimde aktif siyasete dahil oldum.<br />
Belde başkanlığı ve kamplar.</p>
<p>1994&#8242;te askerdeydim.<br />
1995 yılında zafere koşarken ben askerdim.<br />
1996 Nisan ayında askerliğim bitti.<br />
Biraz gecikmelide olsa Erbakan Hoca 28 Haziran 1996&#8242;da başbakan olarak göreve başladı.</p>
<p>Ben 1997&#8242;de yeniden doğarken Hoca postmodern darbe ile karşı karşıya kalıyordu. Sakallar kesiliyor, sarıklar çıkarılıyor ve yeni bir korku ve yasak dönemi başlıyordu.<br />
Bir çok can bu süreçte yandı.</p>
<p>Ben de 1999 yılında üniversiteye başladım.<br />
O dönemde kendi var olma sancılarım her şeyin üstündeydi.<br />
Ve Hocamız yaşlanıyordu.<br />
En son 2009 yılında milli görüşün 40. yıl dönümünde karşılıklı bakıştık.<br />
O gün yazdığım bir cümle bugün daha anlamlı: &#8220;Yerinden doğrulmakta zorlanan bedenin içinde saklı duran 33 yaşında ki ruhu gördüm.&#8221;<br />
Evet, şimdi 33 yaşında bir delikanlı.</p>
<p>O görevini yaptı, kainatta derin bir iz bıraktı. Ve kaç kişilik yürüdüğünü bilmek çok zor. Liderlik bu olsa gerek.</p>
<p>Yirmi birinci yüzyıla taşıdığı miras yeni neslin omuzlarında yükselecektir.</p>
<p>Rabbim rahmet eylesin. Amin.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kainatamektup.com/index.php/2011/02/benim-tanidigim-necmettin-erbakan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>9</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Konya’da Milli Görüşün 40 Yıl Kutlaması</title>
		<link>http://kainatamektup.com/index.php/2011/02/konyada-yapilan-milli-gorusun-40-yil-kutlamasi/</link>
		<comments>http://kainatamektup.com/index.php/2011/02/konyada-yapilan-milli-gorusun-40-yil-kutlamasi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 27 Feb 2011 06:53:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EDİTÖR</dc:creator>
				<category><![CDATA[BEYAZ SİYASET]]></category>
		<category><![CDATA[ETKİNLİK]]></category>
		<category><![CDATA[Necmettin Erbakan]]></category>
		<category><![CDATA[CİHAD MERİÇ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kainatamektup.com/?p=677</guid>
		<description><![CDATA[Konya&#8217;da 16 Ekim 2009 yapılan Milli Görüşün 40 yıl kutlamalarından Saat 01:00&#8242;da eve dönebildik. Bazen aktif bazen pasif her zaman...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2009/10/erbakan.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-2266" title="erbakan" src="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2009/10/erbakan.jpg" alt="" width="510" height="350" /></a>Konya&#8217;da 16 Ekim 2009 yapılan Milli Görüşün 40 yıl kutlamalarından Saat 01:00&#8242;da eve dönebildik. Bazen aktif bazen pasif her zaman bir milli duruşumuz oldu. İnsan duygulanıyor; birde o eski marşlar çalmaya başlayınca, Hoca&#8217;nın gözlerinin içine bakınca&#8230; bir yaşlı amca&#8217;nın yerinden heyecanla zıplamasıyla&#8230; elinde bayrak sallayan sade giyimli kadını görünce&#8230; bir genç sahanın ortasına inince&#8230;</p>
<p>Evet heyecanlanıyoruz, Hoca&#8217;da bize yeniden heyecan lazım dedi. Çok bakıştık Hoca ile bir an şu benim gözlerimin içine bakan adamı tutun getirin diyecek sandım. Fakat ben ısrarla onun gözlerine baktım. Yerinden doğrulmakta zorlanan bedenin içinde saklı duran 33 yaşında ki ruhu gördüm. Rabbim hayırlı ömür versin.</p>
<p>Milli duruş/görüş kökü mazide bir davadır. Eksiğiyle fazlasıyla bu davaya herkes bir şekilde hizmet etti. Erbakan Hoca kadar herkes görevini yapsa bu dava ne olurdu?</p>
<p>Eleştirilerimizi saklı tutarak Milli Görüşün 40. yılını kutluyoruz. Hiç kimse kalkıp ilk üyeyi kayıt yapacağım diyerek Malazgirt&#8217;e gitmez; fakat Hoca gitmiş.</p>
<p>Zaman bayrağı daha ilerilere taşıma vaktidir. Bu da insana yatırımla olacaktır. Protokol bölümünde orta kuşak eksikti, genç yoktu, bayrak teslim edilemiyorsa bizimle ahirete intikal eder. Bir dava yetiştirdiği kuşaklarla var olabilir.</p>
<p>16 Ekim 2009 Tarihinde yazılmıştır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kainatamektup.com/index.php/2011/02/konyada-yapilan-milli-gorusun-40-yil-kutlamasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>E R B A K A N S I Z   D E V R İ M   O L U R   M U ?</title>
		<link>http://kainatamektup.com/index.php/2011/02/e-r-b-a-k-a-n-s-i-z-d-e-v-r-i-m-o-l-u-r-m-u/</link>
		<comments>http://kainatamektup.com/index.php/2011/02/e-r-b-a-k-a-n-s-i-z-d-e-v-r-i-m-o-l-u-r-m-u/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 27 Feb 2011 05:47:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EDİTÖR</dc:creator>
				<category><![CDATA[Necmettin Erbakan]]></category>
		<category><![CDATA[YERLİ]]></category>
		<category><![CDATA[Misafir Yazar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kainatamektup.com/?p=1423</guid>
		<description><![CDATA[16 Haziran 1961. Cumhurbaşkanlığı konutunda verilen davette işadamları, gazeteciler ve bürokratlar ülke kalkınmasını tartışırlar. Bir ara Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel sinirlenip...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignright size-medium wp-image-1424" title="devrim" src="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2010/04/devrim-300x225.jpg" alt="devrim" width="300" height="225" />16 Haziran 1961. Cumhurbaşkanlığı konutunda verilen davette işadamları, gazeteciler ve bürokratlar ülke kalkınmasını tartışırlar. Bir ara Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel sinirlenip bu ülkenin otomobil bile üretebileceğini söyler. Bu iddia giderek bir ciddiyet kazanır. Gürsel, emrini verir. “Yaklaşmakta olan Cumhuriyet Bayramı’na ilk yerli otomobil yetiştirilecektir” der. Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel’in bu hızlı çıkışının ardında yatan isim ise, Teknik Üniversitesi Motorlar kürsüsü Doçenti Necmettin Erbakan’dan başkası değildi. Erbakan o dönemde, konferans salonlarında boy göstererek, çivi ve toplu iğne üretmekten dahi mahrum olan yapıyı eleştirerek bunun son bulması gerektiğini aksi takdirde dışa bağımlı olan durumun devam edeceğini ve ülke ekonomisinin de düzeltilemez boyuta geleceğini vurguluyordu. İşte Erbakan, o süreçten itibaren konuşmalarında “yerli otomobil” vurgusunu sürekli belirtti. Cumhurbaşkanı Cemal Gürselin bu çıkışında da, Erbakan’ın Cumhurbaşkanına bu yönde ifade ettiği bilgilendirmeler yer alıyordu. Projeyle başka bir kuruluşun değil de TCDD’nin görevlendirilmiş olması, o tarihlerde TCDD’nin onarım amacıyla kurulmuş fakat geniş ölçüde, teknik donanımı bulunması ve iyi bir mühendis kadrosunun bulunması etkendi. Yüksek Mühendis Emin BOZOĞLU yönetim grubunun (Erbakan&#8217;da gruptadır) başı olarak 20 kadar mühendisin olağanüstü bir tempoyla fakat gönül rahatlığı içinde çalışmasını sağlayıp yönetmek suretiyle ekibin başındaydı. Zamana karşı yapılan yarışın kazanılmasında ikinci etken, görev alan mühendislerin, proje süresince hafta sonları da dâhil her gün, en az 12’şer saat, gerektiğinde bazı geceleri atölyede kalıyorlardı. Bir yandan bu ilk otomobilin yol tecrübeleri sürdürülürken bir yandan da ikinci otomobilin yetiştirilmesine çalışılıyordu. Siyah renkteki bu iki numaralı Devrim’in son kat boyası ancak 28 Ekim akşamı vurulabilmişti. Pasta ve cilası Ankara’ya sevk edilmek üzere yüklendiği trende, gece yol alırken yapıldı. Buharlı lokomotiflerde, çekilen trende bacadan sıçraması olası kıvılcımlardan ötürü güvenlik önlemi olarak benzin depoları boşaltılmıştı. Cemal Gürsel Meclis’in önüne gelmiş ve Anıtkabir’e gitmek üzere iki numaralı Devrim otomobiline binmişti. Yola çıkıldı fakat 100 metre kadar sonra motor durdu. Benzinin bittiğini öğrenen Cemal Gürsel de o meşhur sözünü sarf etti; “Batı kafasıyla otomobili yaptınız ama doğu kafasıyla yakıt ikmali unuttunuz.”<br />
Ertesi gün bütün gazetelerin sözbirliği etmişçesine “100 metre gidip bozuldu” başlığını attıkları 2 numaralı Devrim aynı gün Hipodrom’daki geçit törenine katılıyor, basınımız ne bunu, ne de Cemal Gürsel’in Anıtkabir’e bir başka Devrim otomobili ile gittiğini yazmıyor. Hafızalarda 100 metre gidip duran araç olarak kazındı. Acaba bugüne kadar basınımızdan olumlu yazılar almamış olan Devrim Otomobilleri yapılmasaydı, Türkiye’de bir otomotiv sanayi diye bir sanayiden söz edilebilir miydi? Çünkü Devrim Otomobillerinin ortaya çıkmasıyla “Türkiye’de otomobil ve motor yapılamaz” görüşü yıkılmış, tartışmaların yönü değişmişti.<br />
İki adet Devrim&#8217;in Ankara&#8217;daki Cumhuriyet Bayramı törenlerinde görücüye çıkmasından iki gün sonrasına ait bir gazete haberi:<br />
“İlk Türk otomobilinin, Devlet Başkanı Cemal Gürsel&#8217;in arzusuna uyularak kuvveden fiile çıkması, bu imalata taraftar ve muhalif olan iki zümre arasında geniş akisler husule getirmiştir. / Gürsel&#8217;in &#8216;Bir aşağılık duygusu ile bizde otomobil yapılamaz diyenler utansın&#8217; sözünden utanması icap edenler Türk otomobilinin imalatını kendi menfaatlerini düşünerek baltalamak isteyenlerdir&#8230; Devrim adı verilen otomobilin seri olarak imalinin mümkün olup olamayacağı hakkında dün Teknik Üniversitesi Motorlar kürsüsü Doçenti Necmettin Erbakan&#8217;ın malumatına müracaat ettik. / Devlet Başkanı Gürsel&#8217;in yakından tanıdığı ve Türk otomobilini gerçekleştirecek çalışmaları sebebi ile kendisine geniş itimat beslediği hatta bu vazifeyi bir devlet bakanlığı payesinde yürütmesini arzu ettiği Erbakan şunları söyledi: / “Eskişehir Cer Atölyesinin üç ay insanüstü gayret sarf ederek meydana getirdiği iki otomobil, iki özellik taşımaktadır. Birincisi, bizde otomobil yapılamaz diyenlere güzel bir cevaptır. İkincisi, bu işi yapacaklara cesaret vermiştir. Fakat otomobil, Teknik Üniversitesi Motorlar Enstitüsüne sorulmadan yapılmıştır. Üzerinde çalışan arkadaşların otomobil ihtisası yoktur. Cer Atölyesi 1946&#8242;da üç dizel motor yapmış, fakat asıl işi Devlet Demiryollarına hizmet olduğundan seri imalata geçememişti. Eskişehir&#8217;deki hareket bizim davamız için atılmış adımdır. Üç ayda bir otomobil motoru imaline imkan yoktur. Teknik birçok hataları olduğunu kabul etmek lazımdır. Zira otomobil süt sağma makinesi veya dikiş makinesi değil, can makinesidir. Emniyet ister. Bizim on aydır üzerinde çalıştığımız dava başkadır. Biz binanın maketini yaparak övünmek yerine aslını meydana getirmek gayretinde idik. Aslı dediğim şey seri imalattır. Eskişehir&#8217;de arkadaşların yapmağa muvaffak oldukları otomobili tetkik ettikten sonra bunun bizim planlarımıza göre seri şekilde imal edilip edilmeyeceğini söyleyebilirim. Bu maksatla biliyorsunuz 9 firma oto sanayii için birleşmeğe hazırdır. İlerideki iltihaklarla bu rakamın 36&#8242;ya yükseleceğini tahmin ediyorum. Cer Atölyesi ilk adımı atmıştır. Şimdi iş memleket sanayiine bilhassa bunu yapmağa muktedir firmalara düşmektedir.”<br />
(Yeni Sabah, 31 Ekim 1961)</p>
<p>Bünyamin Karabaş</p>
<p>İlk ve son yerli Devrim Otomobili ile ilgili daha fazla bilgi için: <a href="http://www.devrimotomobil.com/" target="_blank">devrimotomobil</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kainatamektup.com/index.php/2011/02/e-r-b-a-k-a-n-s-i-z-d-e-v-r-i-m-o-l-u-r-m-u/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>CUMA GÜNÜNÜ YAŞA(T)MAK</title>
		<link>http://kainatamektup.com/index.php/2011/02/cuma-gununu-yasatmak/</link>
		<comments>http://kainatamektup.com/index.php/2011/02/cuma-gununu-yasatmak/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 25 Feb 2011 04:44:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EDİTÖR</dc:creator>
				<category><![CDATA[AİLE]]></category>
		<category><![CDATA[CUMA YAZILARI]]></category>
		<category><![CDATA[FİKİR ERLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCE]]></category>
		<category><![CDATA[HAYATA DAİR]]></category>
		<category><![CDATA[MUHABBET]]></category>
		<category><![CDATA[Seher Kültürü]]></category>
		<category><![CDATA[Şehir Kültürü]]></category>
		<category><![CDATA[CİHAD MERİÇ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kainatamektup.com/?p=2258</guid>
		<description><![CDATA[Selamun Aleyküm Dostlar diyerek güne başlamak her gün gereklidir; fakat cuma günü için daha özel bir anlam taşır. Mesela sabah...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2011/02/cuma_2011.jpg"><img src="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2011/02/cuma_2011-300x200.jpg" alt="" title="cuma_2011" width="300" height="200" class="alignright size-medium wp-image-2259" /></a>Selamun Aleyküm Dostlar diyerek güne başlamak her gün gereklidir; fakat cuma günü için daha özel bir anlam taşır.</p>
<p>Mesela sabah namazı için cemaate koşarak güne başlayabiliriz.</p>
<p>Cami dönüşü ekmek alırken aile fertlerine simit alabiliriz. Eğer her  sabah aldığımız bir şey değilse cuma günü sabah sabah simitleri gören ev halkı bugün  cuma diyebilir. Veya ailemizle birlikte bol muhabbetli özel bir kahvaltı yapabiliriz. Günü bayrama  çevirmenin bir çok yöntemi var. En kısa yoldan ifade etmek gerekirse aile halkının sevdiği şeyleri bugüne  taşıyabiliriz.</p>
<p>İşe giderken iş arkadaşlarımıza şeker götürebiliriz veya öğretmen olanlar öğrencilerine çikolata götürebilir.</p>
<p>Her zaman dediğimiz gibi iyi adamlar defterimizi aralayıp dostlarımızı arayabiliriz.</p>
<p>Günün dizgini bizim elimizdeyse zamanı biraz daha farklı yaşayabiliriz.  Kadim bir camide cuma namazı kılmak ve ardından ziyaretler. Kabristanda derin  tefekkürlü bir yürüyüş yapabiliriz.</p>
<p>Sır Hocamızı okuyabiliriz: <a href="http://pirisir.blogspot.com/" target="_blank">www.pirisir.blogspot.com</a></p>
<p>Hayırlı cumalar dostlar.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kainatamektup.com/index.php/2011/02/cuma-gununu-yasatmak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>BİR ENTELEKTÜEL TEDİRGİN: CEMİL MERİÇ/ HECE DERGİSİ</title>
		<link>http://kainatamektup.com/index.php/2011/01/bir-entelektuel-tedirgin-cemil-meric-hece-dergisi/</link>
		<comments>http://kainatamektup.com/index.php/2011/01/bir-entelektuel-tedirgin-cemil-meric-hece-dergisi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 12 Jan 2011 09:28:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EDİTÖR</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cemil Meriç]]></category>
		<category><![CDATA[DERGİLERİMİZ]]></category>
		<category><![CDATA[KİTAP]]></category>
		<category><![CDATA[TEFEKKÜR]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kainatamektup.com/?p=2123</guid>
		<description><![CDATA[Cemil Meriç. “Kırkambar”. “Yüz bin kitaplı bir kütüphane”. Kitaplara ve fikirlere başını vermiş mütecessis kurban. Böyle bir adam geçti topraklarımızdan....]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2011/01/images.jpg"><img src="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2011/01/images.jpg" alt="" title="images" width="262" height="192" class="alignright size-full wp-image-2124" /></a>Cemil Meriç. “Kırkambar”. “Yüz bin kitaplı bir kütüphane”. Kitaplara ve fikirlere başını vermiş mütecessis kurban. Böyle bir adam geçti topraklarımızdan. Hece’nin 157. Sayısı ona ayrılmış. Çok geniş bir literatür kültürüne sahip eser kalıcı olacağa benziyor. Bir sene sonra biz yine de hatırlatalım dedik. </p>
<p>Cemil Meriç, yaralı bir bilince sahipti. Peygamber değildi. Havari olmayı zaten kabul etmezdi. Kimseden olmadı. Ama içkinlikleriyle bir taraftı. Belki istikametini bulamamıştı. Hep arayandı. Ortaya koyduğu fikirlerinin arkasına sonsuz cesaretiyle kuşkusunu da koyardı. Kelimelere âşıktı. Sevdiği kadar bu aşk korkuturdu da onu. Bir değer ortaya koyarsa, bin defa eleştirirdi. Yaşamın bir yara olduğunu bilirdi. Zamanın en büyük düşmanı olduğunu. Hiç kimse onun kadar yaşamını gözler önüne sermede bu derece samimi olamadı. Egosu yüksekti; lakin o bu egoyu da yerin dibine vurmasını bilirdi. Kirayla kitap okuyan, karanlıkta kalemini kılıç edasıyla kullanan, pırlanta ustası. Zemine saygısı var ama tarihin karşısında İbni Haldun kesiliverirdi. Marksistim dediği zaman tek işçinin elini sıkmamıştı. Sadece namuslu olmak, korktuğu için sustu dedirtmemek istiyordu. (1)</p>
<p>Her kesime hitap etme kaygısı onu bütün kesimleri de benimsememesine yol açtı; kendi arafını kendisi inşa etti. (2) Ama yaşamak için kendisine bir dünya inşa etmek zorundaydı. Bunun için gevezelik yapmadı. Doğu da batı da sorundu onda. “Doğudan kopmuştuk, Batıyı tanımıyorduk” demişti. (3) “İmkansızı istemenin ironisi. Kendi ruhunuzun inşa etmediği bir akılla var olamaya çalışmak! Bizim tecrübemizi travmatik kılan da budur aslında; Ne yardan vazgeçebildik ne de serden.” Doğu doğuydu; Batı da Batı. Bu ikisi hiçbir zaman bir araya gelmeyecekti.( East is East and West is West, and never the twain shall meet.)</p>
<p><img src="http://picasaweb.google.com/lh/photo/SaFESdmAX5bLKuxH2DrQEO7Hqy5dhu6-lUAdWPdGCGI?feat=directlink" alt="cemil_meric" />Sağa okumuyor diye vuruyordu; sola ise konuşmaktan kaçtığı için kızıyordu. Her mabetten kovuldu. Kendi mabedine de kimseyi sokmadı. Başlıca işi düşünmek olan ve düşündüğünü de söylemek gibi bir fiili özelliğe sahip herkes için bu dünya dardı.<br />
Kendisine kaptırıp gittiğinizde inkârlarınızı ve imanlarınızı sorgulamak imkânı verir. Bu yönüyle tehlikelidir. Herkese tavsiye edilmez. “Sevgili kardeşim siz bu işe bulaşmadan Bu Ülke’yi okusanız yeter dersiniz. </p>
<p>Bazıları onun için kaostur diyor. Katılmıyor değiliz ama üzerinde yaşadığımız dünya da kaostan sonra kurulmuştur.<br />
Üstatta inanmak sorunu yoktur. Kısaca inanmak istememektedir. Lakin çoğuna göre bu konuda dürüsttür. Dürüstlüğü onu kurtarmaya yetecektir. Sonuçta hepimiz dürüst olmasak da dürüst insanlara bir helallik vermekten çekinmeyiz.<br />
Cemil Meriç’in 1964’te sevgiliye yazdığı gibi; ” Bu eski bir hikâye my darling. Hangi hikâye eski değil ki? Veya hangi hikâye eski?” İnsanın hikâyesi mi eski? Yoksa insanlığın hikâyesi mi? Karar okuyan ve düşünenin.</p>
<p>Savaştı. Ama barışmadı. Susuzdu ama hiçbir pınarın başını tutmadı. Aydınım diyene de cahilim diyene de acımadı. En çok kızdığı ise kendini bilmemekti. Yahya Kemal’in de dediği gibi, “ Derler: İnsanda derin bir yaradır köksüzlük; Budur âlemde hudutsuz ve hâzin öksüzlük.”</p>
<p>1- Cemil MERİÇ, Mağaradakiler, İstanbul 2004, s.279-280.<br />
2- Akif EMRE, “Öteki Seyyare Ne Yöne Düşer?”, Hece dergisi, S. 157, s.30.<br />
3- Vefa TAŞDELEN, “Cemil Meriç’te Yabancılaşma Sorunu”, Hece Dergisi, S.157., s. 92.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kainatamektup.com/index.php/2011/01/bir-entelektuel-tedirgin-cemil-meric-hece-dergisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>KENDİ SEMASINDA TEK YILDIZ : İbn Haldun</title>
		<link>http://kainatamektup.com/index.php/2010/09/kendi-semasinda-tek-yildiz-ibn-haldun/</link>
		<comments>http://kainatamektup.com/index.php/2010/09/kendi-semasinda-tek-yildiz-ibn-haldun/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 02 Sep 2010 04:13:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EDİTÖR</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cemil Meriç]]></category>
		<category><![CDATA[İbn Haldun]]></category>
		<category><![CDATA[KİTAP]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kainatamektup.com/?p=1736</guid>
		<description><![CDATA[…insanları ve hadiseleri beklenmedik taraflarıyla mı anlatacaksınız? Sakın ha! Okuyucuyu tedirgin edersiniz. Okuyucu tedirgin olmaktan haz etmez. Tarihte aradığı, ezelden...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2010/09/MUKADDIME-IBNI-HALDUN-2-CILT-TAKIM__20358859_1-225x300.jpg" alt="MUKADDIME-IBNI-HALDUN-2-CILT-TAKIM__20358859_1" title="MUKADDIME-IBNI-HALDUN-2-CILT-TAKIM__20358859_1" width="225" height="300" class="alignright size-medium wp-image-1737" /><br />
             …insanları ve hadiseleri beklenmedik taraflarıyla mı anlatacaksınız? Sakın ha! Okuyucuyu tedirgin edersiniz. Okuyucu tedirgin olmaktan haz etmez. Tarihte aradığı, ezelden beri bildiği saçmalıklardır. Onu aydınlatmaya kalkmak, gururunu incitmek ve öfkelendirmektir. Sakın ha! Böyle bir hadnâşinaslığa yeltendiniz mi çığlığı basacaktır: ‘Mukaddeslerimizi ayaklar altına alıyor.’ Tarihçiler birbirlerini kopya ederler. Böylece hem çalışıp yorulmaktan kurtulur, hem de küstahlık ithamından azad olurlar. Onlar gibi yapın efendim, onlar gibi yapın. Orijinal olmayın! Orijinal bir tarihçi, cümle âlemin güvensizliğine, küçümseyişine ve nefretine maruz kalır. ( Anatole France, ‘Penguenler Adası’/ Önsözden)</p>
<p>             İbn Haldun (1332-1406), Cemil Meriç’te ‘kendi semasındaki tek yıldızdır.’1 Engin tecessüs; lakin dağınık bir şuur. Ortaya koyduğu metot onu hem tarih sahasında, hem de içtimaî sahada bir numara yapmaya yetecektir. Meriç’in gönlünde büyük yer eden İbn Haldun, hep karanlık bir çöl olarak kalmıştır. Adamı büyük yapan ilkeleri ve eserleridir kuşkusuz. Eserleri yani ruhu. Mukaddime, Mağrip’e el sallayan metotların atası. Saf tarih anlatmadı muhterem. Bir tarz ortaya koydu. Toplumlardan bahsederken toplumu okşayan dokuyu meydanlara indirdi. Toynbee, Mukaddime için ‘nevinin en büyük eseri’ diyor. </p>
<p>            ‘Ortaçağın karanlık gecesinde muhteşem ve münzevî bir yıldız; ne öncüsü var ne devamcısı. Mukaddime, çağları aydınlatan bir fecir, girdapları, mağaraları, zirveleriyle’2 Umran, yetim bırakılmış bir kelime. Bu kelime, Meriç’in çocuğu olmuş adeta. Umran bir ülkenin herşeyidir. ‘biz sizi kavimlere ayırdık ki, aranızda anlaşın diye…’ uyarısının bütün bir parçasıdır. Bir dünya düzenidir. Umrandan uygarlığa. Doğudan Batıya, orjinalden etikete. </p>
<p>           Meriç için Mukaddime, Batı irfanına İslâm dünyasını tanıtan ilk eser. Şüphesiz İbni Haldun’suz bir tarih ve toplum ilmi güdüktür. Böyle bir ortamda biz suçluyuz. Aydınlarımız İbni Haldun’u ya tanımamışlar ya da tanımadan ölmüşler. Saray aydınlığından, cumhuriyet aydınlığına kadar suçluyuz. </p>
<p>            İbni Haldun, Mukaddime’de şöyle diyor: ‘ konumuz beşerî umran yani insanın içtimaî hayatı; ve bu hayatı etkileyen olaylar: yabanilik (haderiyet), aile ve kabile tesanüdü ( asabiyet), devletlerin hânedanların  kuruluşuna yol açan içtimaî farklılaşmalar, tabakalaşmalar… İnsanların hayatlarını kazanmak için giriştikleri faaliyetler (meslekler, zanaatler), ilimler, güzel sanatlar, bir kelimeyle toplum yapısında ortaya çıkan her nevi değişiklik.’3 Koskoca bir dünyadan bahsetmiş hazret. Hiçbir yere sığmayan bir gönül. Eseri gibi. Sahibi var. Sahipleneni yok. Hobbes’in atası. Vico, onun şakirti. Kendisiyle sürekli övünen bu kıta Meriç’in deyimiyle, ‘havsalaya sığmaz hayasız ve cahiliyye karekteri’</p>
<p>            İlmi siyasetten, ütopyayı hakikatten ayıran, ayakları yere sağlam basan derin kabiliyet takdire şayandır. Tarih üzerine bir deney yapılacak olsa patoluğu İbni Haldun olurdu. Cemil Meriç’in gözünden ibni Haldun bambaşka oluyor elbette. ‘hazineyi ejderler bekler, kapitolü kazlar’. Bunları bekleyecek çok kaz var ama umutluyuz. </p>
<p>            İlme, verdiği kıymetle onu taçlandıranlar, mürekkebi hiç kurumayacak olan insan-ı kâmil ve basiret sahibi her kul, etrafına şöyle bir baksın ve desin ki: ‘Kim, etrafında, gerçekte olması gerektiği gibi olmayan nice şeyi görecek kadar zekî değildir ki?’( Friedrich Hegel)4</p>
<p>1- Cemil Meriç, ‘Umrandan Uygarlığa’, İstanbul 2001, s.139.<br />
2- Meriç, a.g.e., s. 140.<br />
3- Meriç, a.g.e, s. 148-149.<br />
4- Dücane Cündioğlu, ‘Bir Mabed Bekçisi Cemil Meriç’, İstanbul 2006, s. 15.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kainatamektup.com/index.php/2010/09/kendi-semasinda-tek-yildiz-ibn-haldun/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>JURNAL / CEMİL MERİÇ</title>
		<link>http://kainatamektup.com/index.php/2010/08/jurnal-cemil-meric/</link>
		<comments>http://kainatamektup.com/index.php/2010/08/jurnal-cemil-meric/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 29 Aug 2010 06:35:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EDİTÖR</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cemil Meriç]]></category>
		<category><![CDATA[KİTAP]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kainatamektup.com/?p=1708</guid>
		<description><![CDATA[GEÇ KALMIŞ BİR MUHASEBE JURNAL/ CİLT I. (1955-65) ‘Ne garip oyuncaktır şu insan! Yürür, konuşur ve acı çeker. Yetmiş kilodur....]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><!-- 		@page { margin: 2cm } 		P { margin-bottom: 0.21cm } --></p>
<p style="text-indent: 1.5cm; margin-bottom: 0cm; line-height: 150%;" align="CENTER"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: medium;"><strong><img class="alignright size-medium wp-image-1709" title="Cemil-Meric-Kitaplari__21989770_0" src="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2010/08/Cemil-Meric-Kitaplari__21989770_0-300x225.jpg" alt="Cemil-Meric-Kitaplari__21989770_0" width="300" height="225" />GEÇ KALMIŞ BİR MUHASEBE</strong></span></span></p>
<p style="text-indent: 1.5cm; margin-bottom: 0cm; line-height: 150%;" align="JUSTIFY"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;"> JURNAL/ CİLT I. (1955-65)</span></span></p>
<p style="text-indent: 1.5cm; margin-bottom: 0cm; line-height: 150%;" align="JUSTIFY">‘<span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Ne garip oyuncaktır şu insan! Yürür, konuşur ve acı çeker. Yetmiş kilodur. Kendisine ve çevresine ait hiçbir şey bilmez. Bir nevi ıstırap makinesi. İplerini başkaları çeker. Hantal ve şapşal bir robot. Neye sevinir bilinmez. Sınırsız olan yalnız hayalleri ve acı kabiliyeti. Etten bir kafes ve acz içinde çırpınan bir ruh. Vücut araba, akıl arabacı. Ama gözleri bağlı arabacının, arabaya hükmeden atlar… var olmak için yok olmak lazım, parça bütüne kavuşacak ki hasret dinsin. Bütün musikî, bütün şiir, bütün aşk, bu bir çuval kemik, bu asî ten, bu aptalca şeyler ne olacak? Ne olacağını bilen var mı? Kader hep oynayamacağı roller yükler insana ve ıslıklar. Alkış sahtekârların…’</span></span></p>
<p style="text-indent: 1.5cm; margin-bottom: 0cm; line-height: 150%;" align="JUSTIFY"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Jurnal bir yürek acısı. Fikir sancısı çekenlerin başucu risalesi. İhvan-î Safa olsaydı bu sözleri dert edinirdi. Dosto yaşasaydı kendinden utanırdı. Jurnal bir isyan; lakin durağan kalmış insanla bir hesaplaşma.</span></span></p>
<p style="text-indent: 1.5cm; margin-bottom: 0cm; line-height: 150%;" align="JUSTIFY"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Mükemmellikle acizlik arasındaki insanın zamana karşı savaşıdır Meriç’te jurnaller. ‘Yaşa be adam! Ne duruyorsun?’ der gibidir her söz. Yaşayamamanın tedavisi yok sonuçta. Sonuna kadar yaşanmalıdır bazen.</span></span></p>
<p style="text-indent: 1.5cm; margin-bottom: 0cm; line-height: 150%;" align="JUSTIFY"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Jurnaller bir düşüş. Her ayağa kalkışta bir yumrukla oturuş. Sahnesi olmayan bir tiyatronun alkışsız oyunculuğu. Quinze-Vingts geceleri sizin gecelerinizdir.. Dante gibi cehennemi anlayamaz olursunuz. Yanıbaşınızı görmekten aciz kalır gözleriniz.</span></span></p>
<p style="text-indent: 1.5cm; margin-bottom: 0cm; line-height: 150%;" align="JUSTIFY"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Spinoza ne demiş: ‘ havaya fırlatılan taş konuşabilseydi, kendi arzusuyla yolculuğa çıktığını söylerdi’ Fırtınalı bir denizde çalkalanan pusulasız bir gemi, bizden daha hürdür. Hür olmak isteği hazrette doyasıya yaşanamayan bir ülkü olmuş. </span></span></p>
<p style="text-indent: 1.5cm; margin-bottom: 0cm; line-height: 150%;" align="JUSTIFY"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Jurnallerin sizi konuşturduğunu görürsününüz. Gittikçe manifesto halini alırlar. O keskin ve acıyla yoğrulmuş çıkarımlar taşları bile düşünür kılar. Meriç düşünmeyene düşmandır. Sorgulamaynı mabede sokmaz. Düşünmek de acı çekmekle mümükün. Yoksa yine mabede bir gözünüz girer. Atılırsınız. </span></span></p>
<p style="text-indent: 1.5cm; margin-bottom: 0cm; line-height: 150%;" align="JUSTIFY"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Meriç, bu eserlerde tüm çıplaklığı ile karşınızda. Bağrı yanık, hissettikleriyle Anadolu gönlü, düşündükleriyle Avrupa tandanslı. Ama hep birikimli, hep şuurlu.</span></span></p>
<p style="text-indent: 1.5cm; margin-bottom: 0cm; line-height: 150%;" align="JUSTIFY"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Medreselerin dış kapısından kovulanlar, tekkeyi beklemekten yorulanlar, akademiyi bekleyen kazların düşmanları, tefekkür treninden dayanamayıp atlayanlar jurnaller sizin için…</span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kainatamektup.com/index.php/2010/08/jurnal-cemil-meric/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ZARİFOĞLU VE “YAŞAMAK” AĞRISI</title>
		<link>http://kainatamektup.com/index.php/2010/08/zarifoglu-ve-%e2%80%9cyasamak%e2%80%9d-agrisi/</link>
		<comments>http://kainatamektup.com/index.php/2010/08/zarifoglu-ve-%e2%80%9cyasamak%e2%80%9d-agrisi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 21 Aug 2010 03:07:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EDİTÖR</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cahit Zarifoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[KİTAP]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kainatamektup.com/?p=1683</guid>
		<description><![CDATA[SALİH FURKAN Yaşamak, var olmak. Acıyı ve hazzı harmanlayan söz üstadında varlık bilincidir yaşamak. Hayata bağlanmak isterseniz, karamsar bir metot...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignright size-medium wp-image-1684" title="cahitzarif" src="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2010/08/cahitzarif-300x223.jpg" alt="cahitzarif" width="300" height="223" />SALİH FURKAN<br />
Yaşamak, var olmak. Acıyı ve hazzı harmanlayan söz üstadında varlık bilincidir yaşamak. Hayata bağlanmak isterseniz, karamsar bir metot uygulayarak mutluluğa ulaşmanızda rehberiniz olur hazret. Yaşatan ve öldürenin uygun gördüğü, zaman düşmanını kendi lehine çevirerek arka planı görmeye çalışmak. Dimağında, müthiş bir yerellik taşırken evrensel derinliğe ulaşmak. Kendi deyimiyle, Dosto’nun aynadaki aksidir bizce.<br />
Kendi kültürüne düşman ve ondan kaçan “kabil kompleksli” aydın tipini yerle yeksan eden bu adama müteşekkiriz. Meriç’in dediği gibi, aydın, topluma, ülkesine göbek bağıyla bağlı olmak zorundadır. Zarifoğlu, olmak zorunda olduğu şeyi mutlulukla yerine getirmiştir.<br />
Yaşamak bu topraklarda hep bir sorundur. Nefes almak yanınızdakine batmıştır tarih boyunca. Acıtmıştır canını. Girift bilmeceler ve mitoslarla bulanarak kafa karıştırıcı tarihsel hezeyanların sahnesi kutsal Anadolu…<br />
Anadolu’yu tanımak, yere sağlam basmaktır. Yoksa Suffert’in sedirdeki yan gelip yatan insancıklarından farkınız kalmayacaktır. Zarifoğlu, bu realitenin farkında olanlardandır.<br />
“Gelirken bir savaşçı gibi gelmiştim. Dönerken bir yenik değildim, küçük bir filozof olmuştum.”Düş! Yen! Yenil! Ama kavga et!” Bu klasik bir felsefeden öte, kendimizi sığdıramayacağımız koskoca bir umman. Zarifoğlu’nda gördüğümüz söylemler manzumesine,  biz su üzerinde yürümek diyoruz. Su üzerinde yürümek yani batmayı göze almak.<br />
Onun sanatçısı, hasbi bir insandı. Karşılığı olmayan bir iş yapanın hayattan beklentisi olmadığı gibi, kimseden korkusu da olmazdı. Sanatçı, hakkı yazmakla mükelleftir. Yalnız yaşar. Ama kucağındaki toplumu bilmelidir. Değerlere küfretmez. Bu topluma küfreden hor ve aşağılık kılınır.<br />
Hiç kimsenin tam anlamıyla ne düşündüğünü bilemeyiz elbette. İnsan karmaşık bir yapı. Lakin bu insanda gelenek üstü bir vaziyet hali var. Dogmaların üstünde, rutin taassup varyansınları, üstadın kapısından girmemiş. Kısacası, yaşamak, onda insana en yakın mercekle bakmaktır.<br />
Yaşamak insanın dinidir. Din, hayatı programlayandır. “ O lokmayı ağzına koyarken geri dön… O adımını geri al… O sevincini durdur… O çocuğundan geri dur… O kadından geri kal… Geç kaldın öl!”  Her insanın programı büyük mahkemenin kısasını oluşturur. Geç kalmadan ölmek dileğiyle.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kainatamektup.com/index.php/2010/08/zarifoglu-ve-%e2%80%9cyasamak%e2%80%9d-agrisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İKBAL VE KUR’ÂNÎ HİKMET *</title>
		<link>http://kainatamektup.com/index.php/2010/08/ikbal-ve-kur%e2%80%99ani-hikmet1/</link>
		<comments>http://kainatamektup.com/index.php/2010/08/ikbal-ve-kur%e2%80%99ani-hikmet1/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 18 Aug 2010 03:52:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EDİTÖR</dc:creator>
				<category><![CDATA[KİTAP]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed İkbal]]></category>
		<category><![CDATA[Pakistan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kainatamektup.com/?p=1668</guid>
		<description><![CDATA[SALİH FURKAN Muhammed İkbâl üzerine yazılan eser özellikle onun şiirleri vasıtasıyla çıkarımlar yapmaya çalışmış. İkbâl üzerine bir girişten sonra, hazretin...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: right;"><img class="alignright size-full wp-image-1669" title="yerebatanda-muhammet-ikbal-gecesi-2843" src="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2010/08/yerebatanda-muhammet-ikbal-gecesi-2843.jpg" alt="yerebatanda-muhammet-ikbal-gecesi-2843" width="220" height="175" />SALİH FURKAN</p>
<p>Muhammed İkbâl üzerine yazılan eser özellikle onun şiirleri vasıtasıyla çıkarımlar yapmaya çalışmış. İkbâl üzerine bir girişten sonra, hazretin paletinde bulundurduğu renkler, fikriyatındaki ve üslubundaki ahenk, fakr düşüncesi, tarih kavramı, ölümden sonraki hayat, takdir fikri gibi başlıklı ifadelendirmelere gitmiş.</p>
<p>Bizim de katıldığımız, her ferdin bir dünya oluşu fikrine değinirken, şuur kavramına dikkati çekmiş. ‘insan unutmasın ki, ilahi kıvılcım kendi içindedir ve bu lem’ayı söndürmek ya da Allah için ve Allah namına iş görmeye kendini adamak suretiyle O’na daha çok yaklaşmak arasında seçimde serbest bırakılmıştır.’</p>
<p>Şüphesiz yücedir insan ama potansiyeli ölçüsünde. İnsan olduğunun bilincinde olan biricik fert(one-vahdete sahip) istidatları ölçüsünde her şeye muktedirdir. Şöyle diyor İkbâl: ‘Zihinsel olan fiziksel olan üzerinde hükümranlık kurduğunda ve bağımsızlığını kazandığında hakiki devlet ortaya çıkar. İnsan kendisinin efendisi olduğunu hisseder. Ne kadar da heyecan verici!’</p>
<p>Dünya düzeni İkbâl’de ayrı bir yer tutar. Rahman’ın yaratışında bir ölçüsüzlük göremezsin. Şöyle insan etrafına bir baksın da kosmosda bir dengesizlik arasın. Mümkün mü? Gözler yorulmuş bir şekilde yuvalarında terleyecektir. Güneşe çıplak bakan gözler kör olur.</p>
<p>Sınır kavramından bahseder hazret. Hadd, ceza ve sınır teslimiyetin koruma kalkanlarıdır. Hududullah’ın sınırları içerisindeki insan takva sahibi olmaya en çok namzet sahibidir.</p>
<p>Fakr, bildiğimiz manada yoksulluktur lakin nasıl? Kelâm-ı Kadim şeytanın insanları fakirlikle korkuttuğunu söylüyor. Şüphesiz Rabbimizden gelecek her hayra muhtacız. Bir lokma bir hırkayı direkt alan insan yanılgıdadır. Azlığın bereketlendirildiği, azınlığın hep kazançlı olduğu şüphesizdir. İslâm, zenginliği de fakirliği de bir hayat tarzı olarak görür.  Şunu unutmayalım ki, Süleyman’ın da Karun’un da elde ettiği zenginlikte Rabbimizin imzası var. Yalnız, verilenleri kullanış tarzındaki değişik metot Süleyman’ı haklı çıkarmıştır.’ Herkes fakirdir sultan olsa bile. Süleyman’ın servetiyle Selman’ın yoksulluğu aynı şeydir. Allah’a kul olabildikten sonra O’nun rızası itibarında Süleyman ile Selman arasında fark kalmayıverir.’</p>
<p>Tarihi insanlar kayıt altına alırlarken sadık bir yol izlemezlerse oluşacak sonuç kimseyi memnun etmeyecektir. Müslüman ise tarih ilmine bakarken tarzını yine vahiyden almalıdır. Rabbimizin sözündeki, ‘insanlar bir dolaşsınlar da baksınlar kendilerinden öncekilerin hali nice olmuş?’ ifadesi nazarında ders edinmek gerektiği farz kılınmıştır. İslamiyet bilimlerin hepsine ders ve imtihan çerçevesinde bakmayı öğütler. Biz İbn Haldun’un Mukaddime’sinde bunu görmekteyiz. Mukaddime ruhunu Kur’an’a borçludur.<br />
‘Biz her insanın amelini kendi boynuna doladık. Kıyamet gününde de onun için bir kitap çıkarırız ki açılmış olarak gelip kendisini bulur’. İnsana kendi talihinin yapıcısı unvanı veren şerefli dine şükretmek görevindeyiz.</p>
<p>Kitap her neviden apayrı değerler manzumesi içeriyor. Vahiyle iştigaliyet bir insanı adam yapan olgudur. Güzel bir yüz daha da güzelleşmek için süslenmeye gerek duymaz.’   Duyguyu tefekkürle harmanlayan bu küçük çaplı eser üstünden çıkarım yapmaya değer.</p>
<p>* İKBAL VE KUR’ÂNÎ HİKMET / İnsan Yayınları / Muhammed MÜNEVVER</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kainatamektup.com/index.php/2010/08/ikbal-ve-kur%e2%80%99ani-hikmet1/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8216;İsyan Etmek ya da Etmemek&#8217;: Bütün Mesele Bu</title>
		<link>http://kainatamektup.com/index.php/2010/06/isyan-etmek-ya-da-etmemek-butun-mesele-bu/</link>
		<comments>http://kainatamektup.com/index.php/2010/06/isyan-etmek-ya-da-etmemek-butun-mesele-bu/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 25 Jun 2010 06:59:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EDİTÖR</dc:creator>
				<category><![CDATA[KİTAP]]></category>
		<category><![CDATA[Nurettin Topçu]]></category>
		<category><![CDATA[TEFEKKÜR]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kainatamektup.com/?p=1543</guid>
		<description><![CDATA[SALİH FURKAN Topçu idealinde yıkılmış bir medeniyetin önünde gözyaşı dökmek ve geçmişe hasretle kendi üzerine katlanmak yoktu. Onun aklında, tüm...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>SALİH FURKAN<img class="alignright size-full wp-image-1544" title="2_isyan" src="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2010/06/2_isyan.jpg" alt="2_isyan" width="300" height="289" /></p>
<p>Topçu idealinde yıkılmış bir medeniyetin önünde gözyaşı dökmek ve geçmişe hasretle kendi üzerine katlanmak yoktu. Onun aklında, tüm insanı ve toplumuyla âleme açılarak bir “iman hareketi” ve hamlesi ile yepyeni bir dünya kurma ideali vardı. (1) Bir davanın savunucusuysanız azık olarak almanız gerekenler, insan, tabiat ve iktisattır. Topçu hayalci değildi. Bu üç şeye bakarak ondaki realiteyi ve ciddiyeti anlayabilirsiniz.</p>
<p>Düşünce ve inanç harekettir. Bilgi harekettir. Çünkü öznenin objeye aktif katılımı ve onu kendisine mal etmesi anlamında açığa çıkan şey harekettir. Hareket olmadan değişim olmaz. (2) Hareketten doğacak olan değişimi kontrol altına alanlar öncelikle kendisinden başlayarak, iktidara muktedir olurlar. İman hareketi nasıl ki, nefsi kontrol altına alıp şeytanı devre dışı bırakan muhlis tavrı açığa çıkarıyorsa, dizginlenebilen toplum kontrolü de dünyayı yönetmeye aday olur.</p>
<p>Topçu, özünde iki tür isyandan dem vurur: ilki, Allahsız ferdiyetçilik anlamındaki Stirner’in anarşizmi, Rousseau’nun toplum kaynaklı her şeyi inkâr eden hastalıklı ferdiyetçiliği ve Schopenhauer’ın nihilizmde son bulan kötümser iradeciliğidir. İkincisi deist bir tavrı ortaya koyar: Allah’ın insandaki hareketi. Kısacası mutasavvıf şahsıyla söylersek; Hallac-ı Mansur’un “ene-l Hak” teması. Topçu’nun hareketi sonuca yöneliktir. Hareketin gayesi zevk, fayda gibi geçici hevesler değildir. Hareket insanı mükemmele ulaştırıcıdır. Kendini mükemmele adayan insan, hareketin temelini oluşturur. Bu kısımda Maslov’un ihtiyaçlar hiyerarşisini göz önüne getirebiliriz. Örnek aldığımız sistem uygulanmıyor ama edebiyatı çokça yapılıyor.</p>
<p>Kamil insan portresi, tüm dinlerde ve ideolojilerde bulunan kadim bir hedeftir. Buda’dan İsa’ya(AS.) Hermes’ten Gandi’ye kadar tarih sayfaları hep bu insanları yazmıştır. Şöyle bir yakın çekim yaptığımızda kâmil insan olmanın diyeti hep ahlaklı isyan olmuştur. Tıpkı güzel olmanın bedelinin namuslu olmaktan geçtiği gibi. Tarih sayfalarındaki, nice erler bedellerini çok ağır ödeyerek yerlerini almışlardır. O zaman soru şu: “Bedel ödemeye hazır mıyız?”</p>
<p>Eğer bir toplumda ahlak ideali, o toplumun istekleriyle sınırlanır ve bu istekelere uymak vazife addedilirse ferdî şuurlar körleşir; sonuç olarak sosyal konformizm( uysallık) doğar. Bu durumda, vazifesini düşünüp taşınmaksızın yerine getiren “namuslu adam” iyi insandır. Gözlerini kapar, vazifesini yapar. (3) Açıkçası, toplumda bir çuval iyi insan vardır. İyi ama işe yaramaz. İyilik hakikaten iyi midir?, “faydacı bir zihniyet iyi niyetli midir?” ya da “ üç maymun kâbilinde sahnelenen oyunculuk gösterileri ne yarar sağlar?” bunların düşünülmesi gerekir.</p>
<p>Topçu, insandaki kayıtsız hürriyete (cüz’i irade) karşı olduğu kadar; determinist(nedenci) yaklaşımın da aşırısına karşıdır. “İsyan etmek ya da etmemek, harekete geçmek ya da geçmemek” birisi seçilecek. Hazret, hem uysallığı istemiyor hem de anarşizmi de bertaraf ediyor. Toplumsallık düşüncesine sövgüler yağdırırken, katı ferdiyetçiliği de çöpe atıyor. Hep irade diyor. İnsan bütünüyle iradedir.</p>
<p>Misyonu en ağı varlık insandır. Schopenhauer kötümserliği bu misyonun altında ezilmiştir. Hazcıların, hevesleri kursaklarında kalmıştır. Var olmayı kötülük olarak vehmedenler imtihan sıralarını boşaltarak emanete hıyanet etmişlerdir. Bu gibiler yokluğa bir kaçış gözüyle bakarken, bizler mutlak olana bağlılık olarak bakarız.</p>
<p>&#8212;</p>
<p>1 Nurettin Topçu, İsyan Ahlâkı, İstanbul 2010, s. 20-21.<br />
2 İsyan Ahlâkı, s. 21.<br />
3 İsyan Ahlâkı, s. 23.</p>
<p><a href="http://www.sayhadergi.com/2996/isyan-etmek-ya-da-etmemek-butun-mesele-bu" target="_blank">SALİH FURKAN /  SAYHA DERGİ</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kainatamektup.com/index.php/2010/06/isyan-etmek-ya-da-etmemek-butun-mesele-bu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>OSMANKÖY’DEN BİR MUALLİM GEÇTİ</title>
		<link>http://kainatamektup.com/index.php/2010/06/osmankoy%e2%80%99den-bir-muallim-gecti/</link>
		<comments>http://kainatamektup.com/index.php/2010/06/osmankoy%e2%80%99den-bir-muallim-gecti/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 Jun 2010 21:14:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EDİTÖR</dc:creator>
				<category><![CDATA[EĞİTİM]]></category>
		<category><![CDATA[FİKİR ERLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[HAYATA DAİR]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kainatamektup.com/?p=1539</guid>
		<description><![CDATA[SALİH FURKAN Bir adam tanıyorum hayatı yüzüne yansımış. Acıları, gözlerden yaş akıtmış. İyiliği bir özellik saymamış. Onu, özünde olması gereken...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignright size-medium wp-image-1540" title="osmanköy" src="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2010/06/osmanköy-300x190.jpg" alt="osmanköy" width="300" height="190" /><strong></strong></p>
<p>SALİH FURKAN</p>
<p><strong>Bir adam tanıyorum hayatı yüzüne yansımış.</strong> Acıları, gözlerden yaş akıtmış. İyiliği bir özellik saymamış. Onu, özünde olması gereken bir nitelik olarak öğrenmiş ve öğretmiş. Öğrencilerine, <strong>“Haydi çocuklar, şu tepeleri aşmalıyız, şu derin vadilerden sağlam çıkmalıyız.”</strong> diye cebindeki tüm umutları dağıtmış.</p>
<p><strong>Gökyüzünü hiçbir zaman klasik tarzda mavi göstermemiş, yaprakların, iyi yeşilken bir anda sarardığını anlatmış.</strong> Hayatı, kendi hayatından bakarak aynı yolun farklı yolcuları olmalarını yüzlerce kez büyük puntolarda beyân etmiş.</p>
<p><strong>Eğilmeyin demiş onlara. Parayı sevmeyin. İnsanı sevin. Farklı olun.</strong> O kadar farklı olun ki, etrafınızdakiler size gıptayla bakarken, düşmanlarınız bile hakkınızı teslim etsin. Yirmi sekiz yılının her düşüşünü ve kalkışını onların anladıkları dilleriyle yakın çekimde vermeye çalışmış. Hür düşünün, hür yaşayın. Gerçi bu sizi toplumla karşı karşıya getirir ama olsun. Sınırlarda yaşayın diye öğütlermiş hep.</p>
<p><strong>Bedelini ödeyemediğiniz fikri savunmayın. </strong>Diyeti ödenmemiş fikirler hasıraltındaki küfürlü sözlere benzer dermiş. Küfür yani örten. Örtmek namussuzluktur. Namusu olmayanın ideali de, dini de, fikri de yalandır. Hayatına yalan karıştıran adamın meslek ahlakından söz edilemez. Bu insanın toplumsal ilişkilerde de söyleyecek sözü olamaz. Yaşayın, tanıyın, anlatın ve mutlaka yazın. Tüm bunları dillendirdikçe dillendiren bu adam, kalıplardaki sarhoş şuuru değil, bütünüyle zincirlerini atan ve her hapishaneden firar etmiş mahkûmu canlandırmış aslında. Her şeye rağmen demiş hepimiz birer öğrenenizdir. Öğrenen ve öğrendikçe canı acıyan.</p>
<p><strong>Bu köy çok şey almış ondan ama çok şey de vermiş.</strong> Tozlu yollarında boya tutmayan ayakkabılarıyla çok üstünde yürümüş. Çamur deryasında toprağı atası bilip kar yağmur dinlememiş. Şükretmiş.</p>
<p><strong>Köy, yazın tozlu kışın çamurluymuş. Ortası yokmuş.</strong> Tıpkı bizim hoca gibi. Hoca da öyle. Yağarmış, esermiş, gürlermiş ama sonunda sırtını sıvazlarmış herkesin. Onu böyle kabul eden öğrencileri de aynı tarzda sevmişler kendisini.<br />
Hassasiyetiyle, şuuruyla, heyecanıyla ve pratikteki saflığıyla o köyün vazgeçilmezi olduğunun farkına bir gün oradan gitmeye karar verdiğinde anlamış. Muhterem, tayin istemiş. Önceleri, ona da, öğrencilerine de: “tayin” işte öylesine bir şey gibi gelmiş. Onun gideceğine hiç akılları kesmemiş. Kendisi de inanmamış pek aslında.</p>
<p>Bir gün, okul müdürü “altı eylül iki bin altı öğretmeninizin maceraya başladığı zaman düşmanı.” diye seremonide başlamış anlatmaya. Öğrencilerinin yüzüne şöyle bir bakmış hoca; konuşmalar esnasında tepkilerini ölçmüş. İçinden “kolay olacak bu iş” demiş. Abartılı bir ayrılık olmayacak. Yanıldığını, köyün minibüsüne bindiğinde anlamış. <strong>Tüm okul, en yaramazından en tembeline, yığılmış arabanın önüne. </strong>Bazıları hıçkıra hıçkıra ağlarken, bazıları “hocam, yeniden gel ya da gitme” sesleriyle gözyaşına karışık çarpmışlar bizim muallimi. Arkadaşları hayretle bakarken bu olaya, oranın on sekiz senelik müdürü bu köy tarihi günlerinden birini yaşıyor diye de eklemiş.</p>
<p>Araba hareket ettiğinde, <strong>Yavuz’un Mısır seferinden dönüşünü hatırlamış. Münzevî, sessiz ama müthiş gururlu.</strong> Araba, köyün dışına çıkarken, o da ağlamış. Elindeki dikenli gülleri sıkarak ve oradakilere çaktırmayarak.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kainatamektup.com/index.php/2010/06/osmankoy%e2%80%99den-bir-muallim-gecti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

