<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>KAİNATA MEKTUP &#187; bir insan</title>
	<atom:link href="http://kainatamektup.com/index.php/category/gunce/bir-insan/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://kainatamektup.com</link>
	<description>yenileniyoruz... &#124; &#124; bitmeyen bir aşk yürüyüşü...</description>
	<lastBuildDate>Thu, 29 Jul 2010 09:40:51 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8.6</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>&#8216;İsyan Etmek ya da Etmemek&#8217;: Bütün Mesele Bu</title>
		<link>http://kainatamektup.com/index.php/2010/06/isyan-etmek-ya-da-etmemek-butun-mesele-bu/</link>
		<comments>http://kainatamektup.com/index.php/2010/06/isyan-etmek-ya-da-etmemek-butun-mesele-bu/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 25 Jun 2010 06:59:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EDİTÖR</dc:creator>
				<category><![CDATA[KİTAP]]></category>
		<category><![CDATA[Nurettin Topçu]]></category>
		<category><![CDATA[fikir]]></category>
		<category><![CDATA[SALİH FURKAN]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kainatamektup.com/?p=1543</guid>
		<description><![CDATA[SALİH FURKAN
Topçu idealinde yıkılmış bir medeniyetin önünde gözyaşı dökmek ve geçmişe hasretle kendi üzerine katlanmak yoktu. Onun aklında, tüm insanı ve toplumuyla âleme açılarak bir “iman hareketi” ve hamlesi ile yepyeni bir dünya kurma ideali vardı. (1) Bir davanın savunucusuysanız azık olarak almanız gerekenler, insan, tabiat ve iktisattır. Topçu hayalci değildi. Bu üç şeye bakarak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>SALİH FURKAN<img class="alignright size-full wp-image-1544" title="2_isyan" src="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2010/06/2_isyan.jpg" alt="2_isyan" width="300" height="289" /></p>
<p>Topçu idealinde yıkılmış bir medeniyetin önünde gözyaşı dökmek ve geçmişe hasretle kendi üzerine katlanmak yoktu. Onun aklında, tüm insanı ve toplumuyla âleme açılarak bir “iman hareketi” ve hamlesi ile yepyeni bir dünya kurma ideali vardı. (1) Bir davanın savunucusuysanız azık olarak almanız gerekenler, insan, tabiat ve iktisattır. Topçu hayalci değildi. Bu üç şeye bakarak ondaki realiteyi ve ciddiyeti anlayabilirsiniz.</p>
<p>Düşünce ve inanç harekettir. Bilgi harekettir. Çünkü öznenin objeye aktif katılımı ve onu kendisine mal etmesi anlamında açığa çıkan şey harekettir. Hareket olmadan değişim olmaz. (2) Hareketten doğacak olan değişimi kontrol altına alanlar öncelikle kendisinden başlayarak, iktidara muktedir olurlar. İman hareketi nasıl ki, nefsi kontrol altına alıp şeytanı devre dışı bırakan muhlis tavrı açığa çıkarıyorsa, dizginlenebilen toplum kontrolü de dünyayı yönetmeye aday olur.</p>
<p>Topçu, özünde iki tür isyandan dem vurur: ilki, Allahsız ferdiyetçilik anlamındaki Stirner’in anarşizmi, Rousseau’nun toplum kaynaklı her şeyi inkâr eden hastalıklı ferdiyetçiliği ve Schopenhauer’ın nihilizmde son bulan kötümser iradeciliğidir. İkincisi deist bir tavrı ortaya koyar: Allah’ın insandaki hareketi. Kısacası mutasavvıf şahsıyla söylersek; Hallac-ı Mansur’un “ene-l Hak” teması. Topçu’nun hareketi sonuca yöneliktir. Hareketin gayesi zevk, fayda gibi geçici hevesler değildir. Hareket insanı mükemmele ulaştırıcıdır. Kendini mükemmele adayan insan, hareketin temelini oluşturur. Bu kısımda Maslov’un ihtiyaçlar hiyerarşisini göz önüne getirebiliriz. Örnek aldığımız sistem uygulanmıyor ama edebiyatı çokça yapılıyor.</p>
<p>Kamil insan portresi, tüm dinlerde ve ideolojilerde bulunan kadim bir hedeftir. Buda’dan İsa’ya(AS.) Hermes’ten Gandi’ye kadar tarih sayfaları hep bu insanları yazmıştır. Şöyle bir yakın çekim yaptığımızda kâmil insan olmanın diyeti hep ahlaklı isyan olmuştur. Tıpkı güzel olmanın bedelinin namuslu olmaktan geçtiği gibi. Tarih sayfalarındaki, nice erler bedellerini çok ağır ödeyerek yerlerini almışlardır. O zaman soru şu: “Bedel ödemeye hazır mıyız?”</p>
<p>Eğer bir toplumda ahlak ideali, o toplumun istekleriyle sınırlanır ve bu istekelere uymak vazife addedilirse ferdî şuurlar körleşir; sonuç olarak sosyal konformizm( uysallık) doğar. Bu durumda, vazifesini düşünüp taşınmaksızın yerine getiren “namuslu adam” iyi insandır. Gözlerini kapar, vazifesini yapar. (3) Açıkçası, toplumda bir çuval iyi insan vardır. İyi ama işe yaramaz. İyilik hakikaten iyi midir?, “faydacı bir zihniyet iyi niyetli midir?” ya da “ üç maymun kâbilinde sahnelenen oyunculuk gösterileri ne yarar sağlar?” bunların düşünülmesi gerekir.</p>
<p>Topçu, insandaki kayıtsız hürriyete (cüz’i irade) karşı olduğu kadar; determinist(nedenci) yaklaşımın da aşırısına karşıdır. “İsyan etmek ya da etmemek, harekete geçmek ya da geçmemek” birisi seçilecek. Hazret, hem uysallığı istemiyor hem de anarşizmi de bertaraf ediyor. Toplumsallık düşüncesine sövgüler yağdırırken, katı ferdiyetçiliği de çöpe atıyor. Hep irade diyor. İnsan bütünüyle iradedir.</p>
<p>Misyonu en ağı varlık insandır. Schopenhauer kötümserliği bu misyonun altında ezilmiştir. Hazcıların, hevesleri kursaklarında kalmıştır. Var olmayı kötülük olarak vehmedenler imtihan sıralarını boşaltarak emanete hıyanet etmişlerdir. Bu gibiler yokluğa bir kaçış gözüyle bakarken, bizler mutlak olana bağlılık olarak bakarız.</p>
<p>&#8212;</p>
<p>1 Nurettin Topçu, İsyan Ahlâkı, İstanbul 2010, s. 20-21.<br />
2 İsyan Ahlâkı, s. 21.<br />
3 İsyan Ahlâkı, s. 23.</p>
<p><a href="http://www.sayhadergi.com/2996/isyan-etmek-ya-da-etmemek-butun-mesele-bu" target="_blank">SALİH FURKAN /  SAYHA DERGİ</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kainatamektup.com/index.php/2010/06/isyan-etmek-ya-da-etmemek-butun-mesele-bu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>OSMANKÖY’DEN BİR MUALLİM GEÇTİ</title>
		<link>http://kainatamektup.com/index.php/2010/06/osmankoy%e2%80%99den-bir-muallim-gecti/</link>
		<comments>http://kainatamektup.com/index.php/2010/06/osmankoy%e2%80%99den-bir-muallim-gecti/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 Jun 2010 21:14:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EDİTÖR</dc:creator>
				<category><![CDATA[bir insan]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[hayata dair]]></category>
		<category><![CDATA[SALİH FURKAN]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kainatamektup.com/?p=1539</guid>
		<description><![CDATA[
SALİH FURKAN
Bir adam tanıyorum hayatı yüzüne yansımış. Acıları, gözlerden yaş akıtmış. İyiliği bir özellik saymamış. Onu, özünde olması gereken bir nitelik olarak öğrenmiş ve öğretmiş. Öğrencilerine, “Haydi çocuklar, şu tepeleri aşmalıyız, şu derin vadilerden sağlam çıkmalıyız.” diye cebindeki tüm umutları dağıtmış.
Gökyüzünü hiçbir zaman klasik tarzda mavi göstermemiş, yaprakların, iyi yeşilken bir anda sarardığını anlatmış. Hayatı, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignright size-medium wp-image-1540" title="osmanköy" src="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2010/06/osmanköy-300x190.jpg" alt="osmanköy" width="300" height="190" /><strong></strong></p>
<p>SALİH FURKAN</p>
<p><strong>Bir adam tanıyorum hayatı yüzüne yansımış.</strong> Acıları, gözlerden yaş akıtmış. İyiliği bir özellik saymamış. Onu, özünde olması gereken bir nitelik olarak öğrenmiş ve öğretmiş. Öğrencilerine, <strong>“Haydi çocuklar, şu tepeleri aşmalıyız, şu derin vadilerden sağlam çıkmalıyız.”</strong> diye cebindeki tüm umutları dağıtmış.</p>
<p><strong>Gökyüzünü hiçbir zaman klasik tarzda mavi göstermemiş, yaprakların, iyi yeşilken bir anda sarardığını anlatmış.</strong> Hayatı, kendi hayatından bakarak aynı yolun farklı yolcuları olmalarını yüzlerce kez büyük puntolarda beyân etmiş.</p>
<p><strong>Eğilmeyin demiş onlara. Parayı sevmeyin. İnsanı sevin. Farklı olun.</strong> O kadar farklı olun ki, etrafınızdakiler size gıptayla bakarken, düşmanlarınız bile hakkınızı teslim etsin. Yirmi sekiz yılının her düşüşünü ve kalkışını onların anladıkları dilleriyle yakın çekimde vermeye çalışmış. Hür düşünün, hür yaşayın. Gerçi bu sizi toplumla karşı karşıya getirir ama olsun. Sınırlarda yaşayın diye öğütlermiş hep.</p>
<p><strong>Bedelini ödeyemediğiniz fikri savunmayın. </strong>Diyeti ödenmemiş fikirler hasıraltındaki küfürlü sözlere benzer dermiş. Küfür yani örten. Örtmek namussuzluktur. Namusu olmayanın ideali de, dini de, fikri de yalandır. Hayatına yalan karıştıran adamın meslek ahlakından söz edilemez. Bu insanın toplumsal ilişkilerde de söyleyecek sözü olamaz. Yaşayın, tanıyın, anlatın ve mutlaka yazın. Tüm bunları dillendirdikçe dillendiren bu adam, kalıplardaki sarhoş şuuru değil, bütünüyle zincirlerini atan ve her hapishaneden firar etmiş mahkûmu canlandırmış aslında. Her şeye rağmen demiş hepimiz birer öğrenenizdir. Öğrenen ve öğrendikçe canı acıyan.</p>
<p><strong>Bu köy çok şey almış ondan ama çok şey de vermiş.</strong> Tozlu yollarında boya tutmayan ayakkabılarıyla çok üstünde yürümüş. Çamur deryasında toprağı atası bilip kar yağmur dinlememiş. Şükretmiş.</p>
<p><strong>Köy, yazın tozlu kışın çamurluymuş. Ortası yokmuş.</strong> Tıpkı bizim hoca gibi. Hoca da öyle. Yağarmış, esermiş, gürlermiş ama sonunda sırtını sıvazlarmış herkesin. Onu böyle kabul eden öğrencileri de aynı tarzda sevmişler kendisini.<br />
Hassasiyetiyle, şuuruyla, heyecanıyla ve pratikteki saflığıyla o köyün vazgeçilmezi olduğunun farkına bir gün oradan gitmeye karar verdiğinde anlamış. Muhterem, tayin istemiş. Önceleri, ona da, öğrencilerine de: “tayin” işte öylesine bir şey gibi gelmiş. Onun gideceğine hiç akılları kesmemiş. Kendisi de inanmamış pek aslında.</p>
<p>Bir gün, okul müdürü “altı eylül iki bin altı öğretmeninizin maceraya başladığı zaman düşmanı.” diye seremonide başlamış anlatmaya. Öğrencilerinin yüzüne şöyle bir bakmış hoca; konuşmalar esnasında tepkilerini ölçmüş. İçinden “kolay olacak bu iş” demiş. Abartılı bir ayrılık olmayacak. Yanıldığını, köyün minibüsüne bindiğinde anlamış. <strong>Tüm okul, en yaramazından en tembeline, yığılmış arabanın önüne. </strong>Bazıları hıçkıra hıçkıra ağlarken, bazıları “hocam, yeniden gel ya da gitme” sesleriyle gözyaşına karışık çarpmışlar bizim muallimi. Arkadaşları hayretle bakarken bu olaya, oranın on sekiz senelik müdürü bu köy tarihi günlerinden birini yaşıyor diye de eklemiş.</p>
<p>Araba hareket ettiğinde, <strong>Yavuz’un Mısır seferinden dönüşünü hatırlamış. Münzevî, sessiz ama müthiş gururlu.</strong> Araba, köyün dışına çıkarken, o da ağlamış. Elindeki dikenli gülleri sıkarak ve oradakilere çaktırmayarak.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kainatamektup.com/index.php/2010/06/osmankoy%e2%80%99den-bir-muallim-gecti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>HEM İSYANKÂR HEM DE UYSAL BİR MÜTEFEKKİR: NURETTİN TOPÇU</title>
		<link>http://kainatamektup.com/index.php/2010/05/hem-isyankar-hem-de-uysal-bir-mutefekkir-nurettin-topcu/</link>
		<comments>http://kainatamektup.com/index.php/2010/05/hem-isyankar-hem-de-uysal-bir-mutefekkir-nurettin-topcu/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 30 May 2010 03:23:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EDİTÖR</dc:creator>
				<category><![CDATA[Nurettin Topçu]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[fikir]]></category>
		<category><![CDATA[SALİH FURKAN]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kainatamektup.com/?p=1490</guid>
		<description><![CDATA[SALİH FURKAN
“İnanmak, ummak ve sevmek gibi saadet yoktur” bakışını idealizme dönüştüren yakın tarihimizin en aksiyoner filozofudur Nurettin Topçu. Kendisinin, Avrupa’da “Hareket Felsefesi” nin kurucusu Fransız filozofu Maurice Blondel ile tanışması onun belki de fikir hayatında dönüm noktası olmuştur. Bu felsefe kendini aşma felsefesidir. İnsana özgü hareket, aynı zamanda ona hak ettiği değeri kazandırır. Eylemi olmayanın [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: right;">SALİH FURKAN<img class="alignright size-full wp-image-1491" title="Nurettin_Topcu_01" src="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2010/05/Nurettin_Topcu_01.jpg" alt="Nurettin_Topcu_01" width="266" height="267" /></p>
<p>“İnanmak, ummak ve sevmek gibi saadet yoktur” bakışını idealizme dönüştüren yakın tarihimizin en aksiyoner filozofudur Nurettin Topçu. Kendisinin, Avrupa’da “Hareket Felsefesi” nin kurucusu Fransız filozofu Maurice Blondel ile tanışması onun belki de fikir hayatında dönüm noktası olmuştur. Bu felsefe kendini aşma felsefesidir. İnsana özgü hareket, aynı zamanda ona hak ettiği değeri kazandırır. Eylemi olmayanın imanı da, fikriyatı da, ideali de olamaz.<br />
Onun hayat felsefesi “insan için insandır.” İnsanın maksadı insanın kendisidir. Kısaca önce “kendini tanı!”. Hareket adamı, idealine gideceği yol üzerindeki her türlü fitneyi aşabilen imanlı adamdır. Topçu, duvarlar arasında konuşan teorisyen bir münevver değildi. Tam tersi hayatında idealist insanın örneklerini bizzat verendi. “Kırk sene öğretmenlik yaptım, mabede nasıl girdimse sınıfa da öyle girdim.” ifadesi ideal insanın en güzel tipi olsa gerek.<br />
Maurice Blondel, Sezgici Bergson ve müsteşrik Luis Massignon hazretin en çok etkilendiği mütefekkirler oldu. Bizde ise onu en hararetle iştahlandıran ve belki de ona hareketin ruhunu veren Mehmet Akif’tir. Akif’in yaşamı ve Safahat’ı onu derinden vurmuştur.1<br />
I. Dünya Savaşı’nın son demlerinde oluşan fikir akımlarına karşı bir tepki olarak “Anadoluculuk” hareketinin başlatıcılarından oldu. Bu belki bir öze dönüş, belki de kültürel bir izahattı. Ne olursa olsun ilk kurulan TBMM, bu açıdan bize bir fikir sağlamalıdır. Anadolu’yu anlayamayan, ülke sorunlarının kökenini de algılayamaz.<br />
Hareket, hürriyetin ve ahlâkın temelidir. Hareketi basit bir reflex ya da kaba bir içgüdüye indirerek değil sosyolojik ve faydacı bir anlayış olarak benimsemeliyiz. İnsan kendini ve eşyayı hareket ederek tanır. Hareket etmeyen insanın ahlâkından ve hürriyetinden söz etmeye kalkışırsak, nice uluları idam eden, cellatların da statüko içinde yüce ahlâkından söz etmeliyiz. Tam tersine bu hareketin içerisinde hem isyan var hem de uysallık.<br />
Eylemle hayat bulan ahlâk nedir? Ahlâk bilginin üstündedir. İyinin gerçekleşmesini sağlayan şey iyilik fikri değildir. Sırf fikir olarak vazife fikri, insanı harekete geçirmede yetersizdir. Gerçeği düşünmek eylemdir, her türlü somut amacın yetersizliğini kavrayan, bir bakıma onunla güçlenen ve bize önümüzdeki çukuru gösteren, çukuru aşma olanağını da sağlayan eylem.2<br />
Topçu’nun savunduğu sosyalizm zamanın yanlış tasavvuru bir kenara bırakıldığında, ahlâkî açıdan herkesin sorumlu olduğu bir anlayışın ürünüdür. Burada pozitivist (Marksçı) bir sosyalizmden söz etmiyoruz. Hal böyle olunca hazreti en çok din adamları ve zenginler tenkit etmiştir. O cebinde üç şey barındırdı: Hürmet, merhamet ve hizmet. Ondan korkulmasının belki de en büyük nedeni kucağındaki toplumu Anadolucu bir tarzda anlamaya çalışırken, üst kesimin sözcülüğünü yapmamasıydı. Çünkü böyle bir adamın üniversitede ders vermesine set koyulmasını başka türlü anlayamayız.<br />
İslâm da Allah’a teslimiyetin soylu bir uysallığını taşırken, aynı zamanda her türlü zincire isyan hareketinin oluşturulmasıdır. Bu açıdan İslâm, Batının çok kafa yorarak ele aldığı konuları içinde barındıran en yüce idealdir. Gerçekten de, en büyük anarşist Müslümanlar, olmalıdır.<br />
Bazılarının işaret ettiği küllî irade ve cüz’i irade kavramları yeniden ele alınmalıdır. Ele alınırken de Topçu’nun işaret ettiği izden gidilebilir. İnsanlığın yükselişi, ilahi iradeye iştirake götüren yolda ilerleyiştir. Hakikat yolunda ilerlemek harekettir. Olduğu yerde beklemenin meşru bir eylem olduğunu savunsaydık,  Allah’ın sözünde işaretini bulan “öyle bir azaptan korkun ki içinizden yalnızca zulmedenlere dokunmakla kalmaz…” ifadesini yok saymamız gerekirdi. Allah’a şükürde, tevekkülde, tevbede ve her türlü sığınmada eylemin izlerini görürüz. Sabır cilası harekete sürülen en parlak ciladır. Tevbe ederken yanlış yaptığının farkında oluş ve olumsuzu tekrar etmeme hem uysallık kanadını hem de kişinin kendi ahlak nizamını oluşturur. Dahası kişi tevekkülden önce kavgasını vermiştir. Dolayısıyla, İslâm zamana ve mekâna sığdırılamaz, kişinin her hücresinde hissettiği, tüm kâinatın hareket alanıdır.<br />
Hani derler ya “bana ahlâk dersi mi veriyorsun?” Tam adresi Nurettin Topçu olmuştur. Hayatında öğretmenlik rütbesi dışında bir unvanı kabul etmeyen bu insanı selamlıyoruz. Bu hareketin üzerinden kendine ve yanı başındaki her şeye ahlâk mayasıyla isyan edenlerden olmayı kaderimiz kabul ediyoruz.</p>
<p>1- Hüseyin KARAMAN, Nurettin Topçu, İstanbul 2010, s. 39-41.<br />
2- Fırat Mollaer, Anadolu Sosyalizmine Bir Katkı: Nurettin Topçu Üzerine Yazılar, İstanbul 2007, s. 39.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kainatamektup.com/index.php/2010/05/hem-isyankar-hem-de-uysal-bir-mutefekkir-nurettin-topcu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Azmin Yönetmeni Ahmet Uluçay</title>
		<link>http://kainatamektup.com/index.php/2010/04/azmin-yonetmeni-ahmet-ulucay/</link>
		<comments>http://kainatamektup.com/index.php/2010/04/azmin-yonetmeni-ahmet-ulucay/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 03 Apr 2010 19:32:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EDİTÖR</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ahmet Uluçay]]></category>
		<category><![CDATA[sinema]]></category>
		<category><![CDATA[Misafir Yazar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kainatamektup.com/?p=1391</guid>
		<description><![CDATA[ 1954’de Kütahya’da (Tavşanlı-Tepecik köyü) doğan senarist ve yönetmen Ahmet Uluçay, 1960 yılında, ilkokuldayken köye gelen bir seyyar sinemacı sayesinde sinemayı tanıdı ve sevdi. Her gece yatağa girişinde giderek büyüyen sinema tutkusunu hiçbir zaman kaybetmedi. 12 yaşında bir arkadaşıyla sinema makinesi yapmak için üç yıl uğraştı.  Sonra bir ahırda köylülere film göstermeye başladı; sinema [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-medium wp-image-1392" title="ahmetulucay" src="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2010/04/ahmetulucay-300x225.jpg" alt="ahmetulucay" width="300" height="225" /> 1954’de Kütahya’da (Tavşanlı-Tepecik köyü) doğan senarist ve yönetmen Ahmet Uluçay, 1960 yılında, ilkokuldayken köye gelen bir seyyar sinemacı sayesinde sinemayı tanıdı ve sevdi. Her gece yatağa girişinde giderek büyüyen sinema tutkusunu hiçbir zaman kaybetmedi. 12 yaşında bir arkadaşıyla sinema makinesi yapmak için üç yıl uğraştı.  Sonra bir ahırda köylülere film göstermeye başladı; sinema çöplüklerinden film toplayıp, kareleri birbirine ekler, bir kaç saniyelik görüntüler elde ederek, deniz ve ormanı seyrederlerdi.   Ailesi bu sinema uğraşının zengin insanlara mahsus bir durum olduğunu, uğraşmaması gerektiğini anlattı.</p>
<p>Kamyon şoförlüğü, Tabutçuluk, İnşaat işçiliği hatta ilk uzun metrajlı filminin masrafını çıkarmak için yem fabrikasında çalıştı.   Uluçay tüm bu zor şartlara rağmen sinema sevdasından vazgeçmedi. Almanya da yaşayan bir gurbetçiden aldıkları VHS Kamera ile ilk kısa film çekimlerine başladı, kameranın aküsü olmadığından sadece elektrik bulunan ortamlarda çekim yapabiliyordu. Filmde çekilmesi gereken mezarlık sahnesini de köy odasına kurdukları dekorla gerçekleştirmişlerdi. İlk kısa filmini de böylece çekti. Filmin kurgusunu ise, tavukçuluk yapan arkadaşı İsmail Mutlu’ya yaptırmıştı. Filmi birilerinin izlemesi gerekti tabi. Anadolu Üniversitesine bağlı sinema bölümlerine yolladılar.  İzleyenler tarafından çok beğenildi, Uluçay’ın filmi.   Bu süreçten sonra kısa film çekimlerine devam etti ve birçok ödülün sahibi oldu.</p>
<p>İlk uzun metrajlı filmi ise, 2004 yapımlı Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak filmidir. Yönetmen bu filmde, azmin ve aşkın hikâyesini olağan bir sadelikle anlatır bize. Türk sinemasının unutamayacağı ve eskitemeyeceği bir film olarak yerini aldı, Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak.    Ahmet Ulaçay bu filmle bizlere farklı birilerinin hikâyesini anlatmadı, tam da kendi hikâyesini anlattı aslında. Ve bu hikâyeye şahit olanlar herkes de, kendi payına düşen bir şeyler aldı bu filmde. Belki de bu yüzdendir filmin bağlayıcılığı.        Uluçay bu filmle, neler yapabileceğini göstermişti bizlere. Ama ömrü yetmedi, senelerdir atlamadığı hastalığı onu 30 Kasım 2009’da yakaladı    Hayata giremiyorum, bir uyumsuzluğum var, demişti bir söyleşisinde. İşte bu uyumsuzluğu baki kaldı. Belki de Uluçay’ı bize özetleyen de bu cümlesidir.</p>
<h1 id="profile_name">Bünyamin Karabaş</h1>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kainatamektup.com/index.php/2010/04/azmin-yonetmeni-ahmet-ulucay/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>SİZİ RAHATSIZ ETMEYE GELDİM!</title>
		<link>http://kainatamektup.com/index.php/2010/03/sizi-rahatsiz-etmeye-geldim/</link>
		<comments>http://kainatamektup.com/index.php/2010/03/sizi-rahatsiz-etmeye-geldim/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 29 Mar 2010 17:57:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EDİTÖR</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ali Şeriati]]></category>
		<category><![CDATA[KİTAP]]></category>
		<category><![CDATA[fikir]]></category>
		<category><![CDATA[İran]]></category>
		<category><![CDATA[SALİH FURKAN]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kainatamektup.com/?p=1377</guid>
		<description><![CDATA[
SALİHFURKAN
Alışık değildir insanlık böyle mütefekkirlere. Dayanamaz söylediklerine. Taşa tutarak alaşağı ederler bu insanları. Farklı bir frekanstı muhterem. Çizgi dışı şeyler söyledi. Geleneği zorladı. Denildiği gibi, “göller bölgesinde bir adaydı” Ali Şeriati. Onda bulduğumuz engin tecessüse, çağdaş İslam mütefekkirlerinde rastlamadık, diyor Cemil Meriç. Biraz iddialı olmakla birlikte, haksız da değil. Yüksek bir kültür, samimi bir kalp [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><!-- 		@page { margin: 2cm } 		P.sdfootnote { margin-left: 0.5cm; text-indent: -0.5cm; margin-bottom: 0cm; font-size: 10pt } 		P { margin-bottom: 0.21cm } 		A.sdfootnoteanc { font-size: 57% } --></p>
<p style="text-indent: 1.5cm; margin-bottom: 0cm; line-height: 200%;" align="RIGHT"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: x-small;"><strong>SALİHFURKAN</strong></span></span></p>
<p style="text-indent: 1.5cm; margin-bottom: 0cm; line-height: 150%;" align="JUSTIFY"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;"><img class="alignleft size-medium wp-image-1378" title="ali-seriati" src="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2010/03/ali-seriati-300x225.jpg" alt="ali-seriati" width="300" height="225" />Alışık değildir insanlık böyle mütefekkirlere. Dayanamaz söylediklerine. Taşa tutarak alaşağı ederler bu insanları. Farklı bir frekanstı muhterem. Çizgi dışı şeyler söyledi. Geleneği zorladı. Denildiği gibi, <strong>“göller bölgesinde bir adaydı” Ali Şeriati. </strong>Onda bulduğumuz engin tecessüse, çağdaş İslam mütefekkirlerinde rastlamadık, diyor Cemil Meriç. Biraz iddialı olmakla birlikte, haksız da değil. Yüksek bir kültür, samimi bir kalp ve yol gösterdikçe kendisini eritmekten kıvanç duyan mum gibi bir irfan. Hepsini üzerinde toplamayı başarmış zengin kişilik örnekleri. Yüksek İslamî çıkarımlarıyla bilimsel-sosyolojik metodu harmanlayan kabiliyetin, kalbinde ve zihninde kısa bir de biz yolculuk yapmaya karar verdik. </span></span></p>
<p style="text-indent: 1.5cm; margin-bottom: 0cm; line-height: 150%;" align="JUSTIFY">“<span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Ali” de insanı ele alırken, egsiztansiyalistlerin insan öğretisini Allahlı bakış tarzıyla izaha çalışmış, insanın ihtiyaçsız özelliğinden dem vurmalarına karşı çıkmıştır. İnsanı tabiattan soyutlayarak,  Allah’a bile ihtiyacı olmayacak kadar görkemli sunan Sartre, Heidegger ve Marcel’e aslında Âdem kıssasındaki insandan bile aşağı derecede önem verdikleri için eleştirmiştir. Allah’ın yarattığı insanlığa emanetleri sımsıkı tutacağı için söz vermesini <strong>“fıtrat ve içgüdü” </strong>kavramlarıyla psikolojik bir zeminde izahat getirmiştir. “Fıtrat, insanın yapısını ifade eder: ama içgüdü, insanın fıtratına konmuş haller, özellikler ve güçlerdir. İçgüdüler, insanı bilinç dışı olarak bir yerlere çekmektedir. Ama din böyle değildir. Din, insandaki bilinçsiz ve kör bir içgüdü değildir. (Din içgüdü değildir). Din, fıtrîdir, yani insanın zatına bilinçli bir şekilde yerleştirilmiştir. Bu vesileyle insan, o kurtuluşa ermek için bir yol bulup onda ilerlemelidir. Kurtuluşa ulaşmak için, neresi olduğunu bilmediği o mükemmel yere ulaşmak için bir yol tutturmalıdır. Zira burası nakıstır. İnsan burada yoksunluk hissetmektedir. İnsan öteki âleme aittir. Vatanı da orasıdır, burası onun için gurbettir. İnsan için gurbet olan bu âlemde, biz bu iniltiyi, birbiriyle hiçbir benzerliği olmayan insanların dilinden ve hançeresinden işitmekteyiz.”</span></span><a name="sdfootnote1anc" href="#sdfootnote1sym"><sup>1</sup></a><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;"> Emanet “iradedir”. İnsana verilen boyun eğme ve isyan etme hürriyeti. Bu yüksek değeri oluşturan kokuşmuş balçık ve kadim ruhtur. Ne yapmalı? Bırakın Peygamber üzerinizdeki ağır zincirleri ve murdarı atsın.(Araf 157) Zincirleri attıran resuller hakkın ve eşitliğin en büyük kandilleri oldular. </span></span></p>
<p style="text-indent: 1.5cm; margin-bottom: 0cm; line-height: 150%;" align="JUSTIFY"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Önce savaşırsınız hep. Yıkarsınız ve yeniden inşa edersiniz neşetinizi. Devrim ve inkılâp. İnsanın kalbi de beyni de böyle çalışmalıdır. Tevhidi böyle açıklıyor Şeriati. “Kurtuluşa ulaştıran tevhit, tüm şirk putlarının reddedilmesinden sonra gerçekleşir. <strong>Zira önce yıkmak (Lâ), sonra inşa etmek (İlla) gerekir. &#8220;İlla&#8217;sız &#8220;Lâ&#8221; yıkıcılıktır, anarşizmdir. &#8220;Lâ &#8220;sız &#8220;illâ&#8221; da hayalperestlik, Medine-yi Fazıla yaratıcılığı ve idealizmdir.</strong>”</span></span><a name="sdfootnote2anc" href="#sdfootnote2sym"><sup>2</sup></a></p>
<p style="text-indent: 1.5cm; margin-bottom: 0cm; line-height: 150%;" align="JUSTIFY"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;"><strong>İslam azınlıkların zaferidir. Ezilmişliğe bir darbedir.</strong> Şirk dinini yerle bir eder. Karun iktisadına korku salan müthiş teslimiyet. “Çoğunluğuna uysan seni yoldan çıkarırlar” delilini dillendirmiştir kendisi. Bu noktada hayatı boyunca iki cephede savaşacaktır: Bir; aşırı gelenekçilerle. Taassup erbabı, medrese veya cami köşesine çekilip, bir örümcek ağı kurmuş, İslam’ı toplumdan ayırmıştı; her düşünce hamlesine karşı koyuyordu. İki; köksüz ve taklitçi aydınlarla. Bunlar da, yeni ve çok tehlikeli bir skolastiğin kurbanıydılar. Avrupa’dan gelen skolastik. </span></span><a name="sdfootnote3anc" href="#sdfootnote3sym"><sup>3</sup></a></p>
<p style="text-indent: 1.5cm; margin-bottom: 0cm; line-height: 150%;" align="JUSTIFY"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">O, azınlığın servet sahibi olarak birtakım kelime oyunlarıyla insanlığa yaptıklarını meşru kılmalarını sağlayan statükolarının devamı için yeni bir din uydurulduğunu haykırır. Böylece din halk kitlelerinin gözünde afyonlaşarak yıllar yılı kendisini değiştirmeyen insanın alın yazısı olacaktır. Bu alın yazıya karşı çıkıştır Ali Şeriati. Şirk dini denilen bu dinin sınırlarını Firavunlar ve Kayserler çizmiştir ama İslamiyet de bu dine karşı dindir. </span></span></p>
<p style="text-indent: 1.5cm; margin-bottom: 0cm; line-height: 150%;" align="JUSTIFY"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;"><strong>Şeriati’ye göre doğru düşünce doğru bilginin başlangıcıdır.</strong> Doğru bilgi de imanın. Yalınkat ve şuursuz bir inanç çok geçmeden fanatizme ve hurafeye dönüşür; sosyal inşa için engel olur.</span></span><a name="sdfootnote4anc" href="#sdfootnote4sym"><sup>4</sup></a><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;"> İslamî devrim ama her gün ve her alanda. Kalpte ve beyinde. Nasıl ki, Allah mekana ve zamana sığmaz; işte O’nun dini İslam da böyledir. Zamana ve mekana bağlı bir ideoloji değildir. İnsanlık tarihinin bütününü kucaklar. Örneklerini somut tarihî olaylardan alır. Bunun “Allah’ın dini eskimez ve sözleri tükenmez” yüce beyanından rahatlıkla çıkarabilirsiniz.(Rum 30) </span></span></p>
<p style="text-indent: 1.5cm; margin-bottom: 0cm; line-height: 150%;" align="JUSTIFY"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;"><strong>Şeriati, Habil ve Kabil meselesini bütünüyle ekonomik ve sosyal bir çehrede açıklamıştır. </strong>Habil çobandır. Özel mülkiyetten bir önceki dönemin ve düzenin adamıdır. Kabil ise tarımın, ferdî ve tekelci mülkiyetin temsilcisidir. Ortaya çıkan sonuç zıddiyet. Toplumun iki sınıfı kılıcını çekmiştir. Ya kendisinin efendisi bir toplum ya da başkalarının kölesi ezilmiş toplum. Ona göre dünyevisi olmayanın uhrevisi olmaz. Ümmet bütünüyle ekonomisini sağlama almalıdır. Sınıfsız bir ümmet anlayışı bir amaç değil bir ilke olmalıdır. Sınıfsız toplum deyince akla tabiî ki Ebu Zer gelecektir. Ebu Zer’i mutluluk ve coşkuyla anan Şeriati, ondan güzel örnekler de sunmuştur; “Evinde ekmek bulamayanın toplumdan zorla almaya kalkışmayışına şaşarım…”</span></span></p>
<p style="text-indent: 1.5cm; margin-bottom: 0cm; line-height: 150%;" align="JUSTIFY"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;"><strong>İnsan-ı kâmili ifadelendirirken, ideal insanın tabiata karşı kalbinin açık olması gerektiğini belirtmiştir.</strong> İdeal insanın elinde Sezar’ın kılıcı vardır, göğsünde Hz. İsa’nın kalbi. Sokrates’in kafasıyla düşünür ve Hallac gibi sever. Hem Descartes’e hem de Pascal’a kulak verir. Buda gibi halkın içindedir. Spartaküs gibi kölecilere başkaldırır. Hz. Musa gibi cihat ve kurtuluş mesajı verir.</span></span><a name="sdfootnote5anc" href="#sdfootnote5sym"><sup>5</sup></a><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;"> Doğruluk, iyilik güzellik ideal insan için bir lüks olmamalıdır. </span></span></p>
<p style="text-indent: 1.5cm; margin-bottom: 0cm; line-height: 150%;" align="JUSTIFY"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;"><strong>Farklı şarkıların bestekârı Ali Şeriati, ön yargısız ve bilinçli bir şekilde yeniden okunmalıdır.</strong> Eleştirel ve yapıcı tarzla bu topluma tanıtılmalıdır. Allah’ın dinini tekeli altına almaya çalışanlara yeniden bir darbe vurulacaksa, bu darbenin şiddetini Ali Şeriati üzerinden görmek gerekir. İnzivayı da eylemi de kantarın topuzunu kaçırmadan yönetebilmek iştahını sağlayan muhtereme, borçluyuz. Felsefenin “ne?” sorusu ve türevlerini sorduğu kısır döngü içinde, “Ne yapmalı?” sorusunu soran Şeriati’yi vitrinin üst katlarına koymak gerektiğine inanıyoruz. Kimleri ne kadar rahatsız etti bilinmez ama bizi hakkıyla tedebbüre zorlayan münevvere teşekkür ediyoruz. </span></span></p>
<p style="text-indent: 1.5cm; margin-bottom: 0cm; line-height: 150%;" align="JUSTIFY">
<p style="margin-bottom: 0cm; line-height: 100%; page-break-before: always;" align="JUSTIFY"><a name="sdfootnote1sym" href="#sdfootnote1anc">1</a><sup></sup> <span style="font-family: Times New Roman,serif;">Ali ŞERİATİ, </span><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><em>Ali,</em></span><span style="font-family: Times New Roman,serif;">(çev. 	Alptekin Dursunoğlu), s. 33. </span></p>
<div id="sdfootnote1">
<p style="margin-bottom: 0cm; page-break-before: always;"><span style="font-size: x-small;"><a name="sdfootnote2sym" href="#sdfootnote2anc">2</a><sup></sup> ŞERİATİ, a.g.e., s. 210.</span></p>
</div>
<div id="sdfootnote2">
<p style="margin-bottom: 0cm; page-break-before: always;"><span style="font-size: x-small;"><a name="sdfootnote3sym" href="#sdfootnote3anc">3</a><sup></sup> Cemil MERİÇ, Kırk Ambar, İstanbul 2006, cilt 2 Lehçe-t-ül 	Hakayık, s. 207.</span></p>
</div>
<div id="sdfootnote3">
<p style="margin-bottom: 0cm; page-break-before: always;"><span style="font-size: x-small;"><a name="sdfootnote4sym" href="#sdfootnote4anc">4</a><sup></sup> C. MERİÇ, a.g.e., s.207.</span></p>
</div>
<div id="sdfootnote4">
<p style="margin-bottom: 0cm; page-break-before: always;"><span style="font-size: x-small;"><a name="sdfootnote5sym" href="#sdfootnote5anc">5</a><sup></sup> C. MERİÇ, a.g.e., s.224.</span></p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kainatamektup.com/index.php/2010/03/sizi-rahatsiz-etmeye-geldim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>CİHAD MERİÇ&#8217;İ YETİŞTİREN ÇEVRE</title>
		<link>http://kainatamektup.com/index.php/2010/02/cihad-merici-yetistiren-cevre/</link>
		<comments>http://kainatamektup.com/index.php/2010/02/cihad-merici-yetistiren-cevre/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 20 Feb 2010 06:46:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EDİTÖR</dc:creator>
				<category><![CDATA[bir insan]]></category>
		<category><![CDATA[KAİNAT]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kainatamektup.com/?p=1191</guid>
		<description><![CDATA[Kuran&#8217;ı Kerim hayat yolunu değiştirdi.
Hasan El Benna, kardeşlik üzerine ilk adımı attıktan sonra nerelere ulaşabileceğimizi gösterdi.
Cemil Meriç beyin zincirlerini kırdı.
Somuncu Baba ve bir vesile hayatına dokunan diğer erenler kalp zincirlerini kırdı.
Ahi Evran, İslam dinini hayat tarzı haline getirmenin yolunu gösterdi. Hayır üzerine nasıl teşkilatlanabileceğimizin ipuçlarını verdi.
Atasoy Müftüoğlu yerelden genele seslenmenin ve bu zamanda gençlere yaklaşımın [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-medium wp-image-1329" title="Resim 009" src="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2010/02/Resim-009-227x300.jpg" alt="Resim 009" width="227" height="300" />Kuran&#8217;ı Kerim hayat yolunu değiştirdi.</p>
<p>Hasan El Benna, kardeşlik üzerine ilk adımı attıktan sonra nerelere ulaşabileceğimizi gösterdi.</p>
<p>Cemil Meriç beyin zincirlerini kırdı.</p>
<p>Somuncu Baba ve bir vesile hayatına dokunan diğer erenler kalp zincirlerini kırdı.</p>
<p>Ahi Evran, İslam dinini hayat tarzı haline getirmenin yolunu gösterdi. Hayır üzerine nasıl teşkilatlanabileceğimizin ipuçlarını verdi.</p>
<p>Atasoy Müftüoğlu yerelden genele seslenmenin ve bu zamanda gençlere yaklaşımın usulünü gösterdi</p>
<p>Nuri Pakdil; ahlak,  emek ve edebiyatı birleştirmenin ve geleneği yeni cümlelerle tekrar kurmanın yolunu öğretti.</p>
<p>Fethi Gemuhluoğlu hayatın hangi kademesinde olursak olalım halveti yaşamanın yolunu öğretti ve insan fatihi olmanın dostluk üzerinden tercümesini yaptı.</p>
<p>Sır Hoca&#8217;dan dini ilimleri tahsil ettik, dine bakış açısı kazandık, üslup öğrendik.</p>
<p>Öğrenmeye devam ediyoruz. Oldum demek meyve misali çürümeye düşmektir. İnsan son nefeste oldum diyebilirse toprak onu bağrına basar.</p>
<p><strong>Bir dost biraz fazlasıyla bizi anlatmış, yukarıdaki satırları bu yazıyı okuyunca not etmiştim. Aslında bu konuların üzerine uzun uzun düşünülmeli. Kişiyi yetiştiren çevresidir. Üslup ve yol önemli, belki bizim şimdilik verecek bir şeyimiz yok; ancak bulduğumuz berrak suları paylaşabiliriz. Bu sitenin yayın amacıda bu. Kainatın farkında olmak, insanı farkında ve farklı kılmak.<br />
</strong></p>
<blockquote><p>Konya’da yıllardır bitmek bilmeyen bir yürüyüşün merkezindeki isim Cihad Meriç.</p>
<p>Konya’da yıllardır bitmek bilmeyen bir yürüyüşün merkezindeki isim Cihad Meriç. Nuri Pakdil’in Bağlanma’sını başucundan eksik etmeyen, takipçisi olduğu Cemil Meriç gibi ışığın doğudan geldiğine inanan biri o.</p>
<p>Konya’da Rampalı Çarşıdaki yazıhanesinde hayatın koşuşturmacasından arta kalan zamanları, kadim geleneğimizin ayrıntılarıyla dolduruyor.</p>
<p>Atasoy Müftüoğlu’nu kendine örnek edinen Cihad Meriç, Fethi Gemuhluoğluoğlu’nun ifadesiyle bel evladı değil, yol evladı olacaklara kimi zaman bir arkadaş, kimi zaman bir sırdaş ve her zaman yoldaş olmak için hazır kıta bekleyişini sürdürüyor. Varlığıyla; bulanların değil, arayanların değerine atıf yapıyor.</p>
<p>Hem Militan Hem Mürid</p>
<p>Küresel düşünüp yerel hareket etmenin tüm klas yanlarını onda buluyor insan. Bir yanı Niğde’de bir yanı Somali’de. Bir yanı Diyarbakır’da, bir yanı Patani’de.</p>
<p>İttihad-ı İslam’a inandığı kadar, hakiki bir mürid olmanın kıymetini es geçmiyor. O yüzden onunla birlikteyken hem en militan duygularınız kabarıyor hem de Allah’a dost olabilmek kaygısını güdüyorsunuz.</p>
<p>İnanarak yaşamanın bazı şeylerden feragat ederek gerçekleşebileceğini bizzat yaşayarak söylüyor.</p>
<p>O’nun hayatında itikafa girmek neyse, Filistin davasına inanmak da aynı  şeyi ifade ediyor. Filistin için ayağa kalkan ümmetin hep en ön safında duruyor.</p>
<p>Adalet ve Emek Hareketi</p>
<p>Çalışmanın ahlaka yaslandığı zaman bir erdem olduğuna inandığı için, ahilik geleneği önemsiyor. Her ortamda bu realiteyi dile getirip, iş hayatındaki asıl gündemimizin bu olması gerektiğini telkin ediyor.</p>
<p>Sanayi ve şiiri aynı cümle içinde kullanan kaç kişi var derseniz, aklıma bu modern çağda tek isim geliyor. O da Cihad Meriç. On yıldır her sabah namazı sonrası güncellediği kültür-sanat-eylem-meslek sitesi www.kainatamektup.com adresinde frezeci ilanıyla, güzel bir naat’ı yan yana görmek, hayatı kuşatmanın ne kadar önemli bir hareket olduğunu bizlere gösteriyor.</p>
<p>İnsanlara, kurucusu olduğu Adalet ve Emek Hareketi’yle İslam’ın paylaşım esaslarına geniş bir perspektiften bakabilmenin ipuçlarını veriyor.</p>
<p>Diz Dizeydik</p>
<p>Cihad Meriç’le Piri Mehmet Paşa Medresesi’nde, Nasip Çay Evi’nde, Endülüs Kitap Kafe’de diz dize oturup uzunca vakitler geçirme fırsatını yakalamış biri olarak söyleyeceğim şu: Eğer Konya’daysanız ve Modern dünyanın yegane ahisi Cihad Meriç’le henüz tanışmamış iseniz hala bir şansınız var.</p>
<p>Özel not:</p>
<p>Cihad Meriç ve Kurtuba’dan Süleyman Gökmen’le geçen yıl, terör şebekesi İsrail’in Gazze’ye yaptığı saldırı üzerine, İsrailli pilotların idman yaptıkları Konya’daki NATO üssüne eyleme gitmiştik. Filistin bayrağım Cihad Meriç’te kalmıştı. Emanetim ondadır.</p>
<p>SELMAN MALTAŞ / <a href="http://www.haberkultur.net/haberoku-822-Konyada_bir_guzel_insan_.html" target="blank">WWW.HABERKULTUR.NET</a></p></blockquote>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kainatamektup.com/index.php/2010/02/cihad-merici-yetistiren-cevre/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>BİR ALİM ÜÇ GÜZEL ADAMI ANLATIRSA&#8230;</title>
		<link>http://kainatamektup.com/index.php/2010/01/bir-alim-uc-guzel-adami-anlatirsa/</link>
		<comments>http://kainatamektup.com/index.php/2010/01/bir-alim-uc-guzel-adami-anlatirsa/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 24 Jan 2010 20:41:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EDİTÖR</dc:creator>
				<category><![CDATA[GÖNÜL ERLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[bir insan]]></category>
		<category><![CDATA[sitelerimiz]]></category>
		<category><![CDATA[KAİNAT]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kainatamektup.com/?p=1143</guid>
		<description><![CDATA[[Kainatın notu: Haberkültür yayın hayatına yeni başlayan, güzel haberler veren, kültür haber sitesi. Beğenerek okuduğumuz bu yazıyı kainat okuyucularıyla paylaşarak hem siteyi tanıtalım hem de hayatlarını tanımamız gereken dört güzel insana ve onları besleyen damarlara dikkat çekelim istedik. Bize yürüyebilecek izler bırakan insanları tanıma ve tanıtma derdinde olmamız gerekiyor. "Maaşını aldı mı mutlaka kırkta birini zekât [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-1151" title="nurettin_topçu" src="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2010/01/nurettin_topçu.jpg" alt="nurettin_topçu" width="270" height="390" />[Kainatın notu: <a href="http://www.haberkultur.net" target="_blank">Haberkültür</a> yayın hayatına yeni başlayan, güzel haberler veren, kültür haber sitesi. Beğenerek okuduğumuz bu yazıyı kainat okuyucularıyla paylaşarak hem siteyi tanıtalım hem de hayatlarını tanımamız gereken dört güzel insana ve onları besleyen damarlara dikkat çekelim istedik. Bize yürüyebilecek izler bırakan insanları tanıma ve tanıtma derdinde olmamız gerekiyor. "<strong>Maaşını aldı mı mutlaka kırkta birini zekât olarak ayırır. Hemen verir." </strong> Mahir İz Efendi'nin bu davranışını uygulamaya çalışan bir kişi olarak dostlarıma ve kainat okuyucularına şiddetle tavsiye ediyorum. <strong> </strong>]</p>
<p><strong>Sadettin Ökten Hoca’ya üç büyük devrimciyi sorduk: Fethi Gemuhluoğlu, Nurettin Topçu ve Mahir İz… / MAHMUT BIYIKLI </strong></p>
<p>Sadettin Ökten Hocamızla ne zaman hayırlı bir tesadüf üzere karşılaşsak kendisinin vahiyle mücehhez aklının zırhıyla gezinen o derviş yüreğinden, ruhumuzun önünde yürüyen örnek hayat abidelerine dair birkaç tatlı hatıra dinlemeden ayrılmamak artık bizim sünnetimiz haline geldi. Hoca’ya ayak üstü sıcağı sıcağına üç büyük devrimciyi sorduk: Fethi Gemuhluoğlu, Nurettin Topçu ve Mahir İz… Özlü, hayatî cümleler kaldı hafızamızda.</p>
<p>Bu önemli tarih kaydıyla sizleri başbaşa bırakmadan önce 1. Ahlak Şurası’nda</p>
<p>“Topçu hakkında Abdülaziz Efendi&#8217;ye intisap ettikten sonra kafasındaki dini meseleleri çözdüğü bilgisi biraz menakıp gibi geliyor bana. Bu yaygın ve yanlış bilginin tashih edilmesi gerekiyor. Abdülaziz Bekine Hazretleriyle tanışmadan yazdığı İsyan ahlâkında çok güçlü tasavvufi yönü olduğunu görüyoruz.&#8221;</p>
<p>diyen İsmail Kara’nın beyanlarıyla Topçu’yu yakından tanıyan Sadettin Ökten Hoca’nın ifadelerinin birlikte mütalaa edilmesinde fayda bulunduğu yönündeki düşüncemizi ileterek yorumu tercihlerinize arz ediyoruz.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>FETHİ GEMUHLUOĞLU</strong> <strong> </strong></p>
<p><strong>Ehli beyit muhabbeti muhteşemdi</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Üniversiteyi iyi bir dereceyle bitirdim. Biraz da hakkım yenmeseydi birincilikle bitirebilirdim. Sonra asistanlık için bir teklif geldi. Anneme sordum. Annem tabiî ki ol dedi. Lisan imtihanına gireceksin dediler. Lisan bilmiyoruz. Nasıl öğreneceğiz dedim. Bunun en kolay yolu Marmara’da bir adam var. Lisanı çok iyi bilir. Eğer kabul ederse onun talebesi olursun, dediler. O kişi Mustafa Seçkin ağabeydi. Biz Mustafa ağabeyle lisan çalışmaya başladık. Bir ara ağabey işe girdi. Pekiyi ben ne yapacağım? dedim. Sen de işe gelirsin, dedi. Ben de Taksim de işe yanına gitmeye başladım.  İşyeri Taksimde Fatin Rüştü Zorlu apartmanın altıncı katında bir yerdeydi. Bir masa bir patron bir Mustafa ağabey vardı. İşte orada oturan Patron Fethi Gemuhluoğlu idi.</p>
<p>Spor sergi sarayından emekli, olmuş.  Odalar ve Borsalar Birliğinde sekreterlik yapıyor. Fethi Ağabey beni orada dört kollu çengi ile oynattılar, dedi. İşte orada Fethi ağabeyi tanıdık. Daha doğrusu kendimizi tanıdık. Orada başlayan bir maceramız oldu.</p>
<p>Yurtdışına gitmeye karar verdiğimde Bir çocuk var bizim hanıma bırakıp gidiyorum aklım burada kalacak. Bana dedi ki ‘hiç endişe etme, Allah onları korur, seni de korur. Ancak hava meydanına inerken üç ihlâs bir Fatihayı bol bol oku’’ dedi. Kimin ruhuna yollayayım, Diye sordum. Sen kime yollayacağını iyi bilirsin, dedi. Biz kenediy havalanına indik. Başladık okumaya. Sonra da nereye girsem çıksam sürekli okuyordum.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Dostluk üzerine konuşurken oradaydım</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Orada sohbete muazzam bir selamlamayla girmişti. O konuşması aslında bir veda konuşmasıymış. Orada ben otuz sene söz orucu tuttum demişti. Tabii biz onu tam anlamamışız. O zaman. Ayette cenabı Meryem’in söz orucunu okuyunca anladık. Fethi Bey’in konuşması herkesi sarsardı. İnsanları esir alırdı. Cenabı Allah ona sen konuşma buyurdu. Emre uyuyor ve konuşmuyordu.</p>
<p><strong>Oku emri var yaz emri yok der gülerdi</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Niye yazmıyorsun denilince “Oku emri var yaz emri yok” der gülerdi. İlginç bir adamdı merhum. Mesela beni zaman zaman methederdi. Aman ağabey ben de buyurduğunuz hal yok deyince biliyorum Sadettinciğim ‘olasın’ diye söylüyorum, derdi. Kırmızı bir defteri vardı. Sevdiği şiirleri oraya yazardı. Ehli beyit muhabbeti muhteşemdi. O defterinden Hz Ali’den özdeyişler okurken ağlardı. Muharrem ayı geldi mi zaten bir aşk fırtınası olurdu yakardı ortalığı. Muharrem geldi mi üç aylar girdi mi kimse tutamazdı onu. Ağlamaktan utanır ama kendini tutamaz yine ağlardı. O ayrı bir deniz ayrı bir okyanustu. Efendilerine sarsılmaz bir aşkla bağlıydı Ahmet Tahir Efendi Türbedar Ahmet Amiş Efendi, Özeren Efendi. Bir gün dedi ki biz Cuma günü Fatih Caminde sabah namazında buluşuyoruz Rahman Suresini okuyoruz sonra kahvaltı yapıp pehlivan tefrikası okuyoruz abdestini al gel dedi.</p>
<p><strong>NURETTİN TOPÇU </strong></p>
<p><strong>Mülkiyeye ve üniversiteye üç dört gömlek fazla bir adamdı </strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Topçu’yu ben çocukluğumda tanıdım. Haftada bir akşam muhakkak bizim eve gelirdi. Babamın İstanbul Sultanisinden talebesiydi. Sonra Fransa’ya gitmiş, malum süreçten geçmiş. Bütün müktesebatı değişmiş. Nurettin Hoca, bir derdi olan bir insan. Şimdiden dönüp oraya baktığım zaman bir medeniyet sorunsalının onun zihnimde ve gönlünde iyice tekerrüm ettiğini görmekteyim. Tabi o zaman insanların bunu pek anlayacak bir halleri yok. Ama onda o var. Mesela Hareketin ilk sayılarında bir Rönesanstan bahseder. Medeniyetimizin tekrar hayat bulması gibi bir sorunsalı vardı.</p>
<p>Bana Ömer derdi. Ömer benim birinci adım. Ömer Saduddin. Bu Saadeddin’den de çok çektim. Seküler dünya bir türlü adımızı benimsemedi. Sadullah dediler Sabahattin dediler. Asıl söylenişi Sadeddin. Ama seküler dünya bunu demedi. Kısaca Sadi dediler. Topçu ise farklı bir hassasiyetle bana hep Ömer derdi. Cenabı Ömer’e çok sağlam bir bağlılığı vardı.</p>
<p>Liseden sonra bana nereye gideceksin, dedi. Ben Teknik Üniversiteye dedim. Yok dedi. Sen doktor ol. İnsanların derdine deva ol. İnsanların yaralarını şifaya kavuştur.</p>
<p>Babam vefat ettikten sonra ‘bu vakte kadar ben size geldim bundan sonra sen bize geleceksin’ dedi. Ben de her zaman gitmeye çalıştım. Her gittiğimde de bana hep Aziz Efendiyi anlatırdı. Hem de hep aynı şeyleri anlatırdı. Biz de her seferinde sanki ilk defa dinliyormuş gibi muhabbetle aşkla dinlerdik.</p>
<p><strong>İlmim var kariyerim var ama huzurum yok</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Sırrı Bey vardı okuldan arkadaşı. Ona benim ruhum itminana kavuşmuyor, diyor. İlmim var kariyerim var ama huzurum yok, diyor. Sırrı Bey benim bir hocam var,  seni Ona götüreyim, diyor. Hoca efendi o zaman Zeyrek camiinde. Yatsıdan sonra kış gecesi gidiyorlar. Hoca efendi çok tatlı bir tebessümle karşılıyor. Çay yapıyor. O zamanın zor şartları içersinde ateşi üfleye üfleye çayı hazırlıyor. Sonra buyur evladım anlat derdini diyor. Topçu anlatmaya başlıyor saatlerce anlatıyor, efendi dinliyor. Gayet tebessüm halinde hiç yorgunluk belirtisi göstermeden dinliyor dinliyor. Arada bir söze karıştığı da oluyor. Vakit sabaha yaklaşınca Sırrı Bey haydi kalkalım diyor. Ayakkabıları giydikleri sırada Topçu demiş ki bir rüya daha geldi aklıma onu da anlatayım. Sırrı Bey onu da haftaya anlatırsın, diyor. Topçu diyor ki Sırrı öyle demeseydi ben tekrar kapıyı çalsam nerde kaldınız çocuğum diyerek aynı mütebessüm bir halle karşılayacağına emindim…  İşte buradan yakalıyor. Bir sene anlattıkça anlatıyor. Efendi anlattırıyor ki boşalsın boşalsın. Tekrar doldursun…</p>
<p>Topçu Mülkiyeye ve üniversiteye üç dört gömlek fazla bir adamdı. Zaten üniversiteden de irtibatını kesiyorlar doçent olduğu halde. Onunla Fransa’ya giden birisi hocayı görünce ya Nuri sen hala ahlakla mı uğraşıyorsun, diyor. Bunların modası geçti bunları bırak diyor.</p>
<p><strong>O benim babama her gün Fatiha okurdu</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p>Ben bir ara Mühendislikte asistanken sıkıldım. Beni sarmıyor. İçimden diyorum ki tarih okusam daha iyi olur. Evimizde tam Edebiyat Fakültesi’nin karşısında. Biz de o zamanlar Soğanağadayız. Zaten oradan Ali Nihat hocayı tanıyorum. Yanına sürekli gidip geliyorum. Kendisi Divan Edebiyatında bir derya. Babamın da yakın arkadaşı. İmzalı kitapları var. Kaplan’ı biraz tanıyorum. Orhan Okay’ı tanıyorum. Gönlüm oraya kayıyor.</p>
<p>Bir gün telefon geldi seni Nurettin Topçu seni arıyor dediler… Yanına gittim. Bana mühendisliği bir övdü bir övdü. Asistanlığın önemini bir anlattı. Öğretim üyeliğinden bahsetti. Ondan sonra içimde edebiyata ilgi falan kayboldu. Hedefime odaklandım.</p>
<p>Yıllar sonra ziyaretine gittiğimde bana hani seni çağırmıştım ya dedi. Onda annen beni aradı. Aman Nureddin Bey bu sağda solda okuyacağım falan diyor bir nasihatta bulunsanız. Sizin sözünüzü dinler. Ben de o zaman sana o sebeple mühendisliği methetmiştim. Ben de aman efendim Allah razı olsun verin elinizi ayağınızı öpeyim teşekkür ederim, dedim.</p>
<p>O benim babama her gün Fatiha okurdu ben de hala onun ruhuna her gün bir Fatiha okurum. Hani ahlak dedik ya. Ahlak üzerinizde görünmezse o lafta kalır. Ahlak üzerinizde görülmesi gerekir. Bu çağda ahlak denen şeyin heykelini yapsalar bence O Nurettin Topçudur..</p>
<p><strong>MAHİR İZ HOCA</strong></p>
<p><strong>Osmanlının bütün zevkini yaşamıştı</strong></p>
<p>Mahir Bey renkli bir adamdı. Ele avuca sığmazdı. Osmanlının bütün zevkini yaşamıştı.</p>
<p>Coşkulu bir adamdı. Aklına düşer bir yere gider. Gittiği yerlerde şiirler okunur. Sohbetler olur. Tabi evin nafakasını bırakıp gider. Giyimine çok dikkat ederdi. Hocayı yeni bir kat elbiseyle görürdük pırıl pırıl giyinirdi. Sonradan öğrendik. Yaz başında bir takım alır. Sonbahar geldi mi onu bir fakire verir. Yenisini alır. Böyle yapar.</p>
<p><strong>Maaşını aldı mı mutlaka kırkta birini zekât olarak ayırır. Hemen verir. </strong>Beklemek yok. Hal adamıydı. Gökyüzünü anlatsa farklı anlatır, denizi anlatsa farklı anlatırdı. Bir seferinde yanındaki gençlere haydi Zeynel’i ziyarete gidelim diyor. Bir arkadaş da türbeye gidilecek sanıyor. Zeynel bir muhallebecinin ismi. Sonra haydi ikindi namazını edaya, diyor. Böyle alem bir adamdı. Benim edebiyat zevkini aldığım insanlardan biriydi. Küçücük torununa Cenab Şehabettin’in Elhan-ı Şita’sını ezberletmişti. Bir akşam gittiğimizde okutmuş coşkuyla dinlemişti. Çocuğa ‘söyle bakim ne demek murgan’diyor; çocuk&#8217; kuşlar diye cevap veriyor… Muallimlik kanına işlemişti.</p>
<p>MAHMUT BIYIKLI / <a href=" http://www.haberkultur.net/haberoku-733-Topcu_Mulkiyeye_uc_dort_gomlek_fazlaydi_.html" target=" blank">HABERKULTUR.NET</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kainatamektup.com/index.php/2010/01/bir-alim-uc-guzel-adami-anlatirsa/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>HAYATIN İÇİNDE BİR TEFEKKÜR KALESİ</title>
		<link>http://kainatamektup.com/index.php/2010/01/hayatin-icinde-bir-tefekkur-kalesi/</link>
		<comments>http://kainatamektup.com/index.php/2010/01/hayatin-icinde-bir-tefekkur-kalesi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 14 Jan 2010 04:24:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EDİTÖR</dc:creator>
				<category><![CDATA[Atasoy Müftüoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[bir insan]]></category>
		<category><![CDATA[hayata dair]]></category>
		<category><![CDATA[röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[Misafir Yazar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kainatamektup.com/?p=1092</guid>
		<description><![CDATA[

[Cihad Meriç'in Notu: Biz onu severiz, o gençleri sever, kapısı her daim açık bir gönül eridir. Mektuplarımla kendisini ziyaret etmiştim. Şimdiye kadar kapısını tıklamak nasip olmadı; fakat en kısa zamanda bu da olacak inşallah. Bir dost "Yarın Eskişehir'e Atasoy Ağabey'i ziyarete gidelim." diye boşuna dememiş. Büyük ihtimal dünyabizim'den Adem Bey'in hazırladığı yazıyı okumuştur.]
Atasoy Müftüoğlu…  [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="size-full wp-image-1093 aligncenter" title="atasoy müftüoğlu" src="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2010/01/atasoy-müftüoğlu.jpg" alt="atasoy müftüoğlu" width="515" height="410" /></p>
<p style="text-align: center;">
<p style="text-align: left;"><strong>[</strong><em><strong>Cihad Meriç'in Notu:</strong> Biz onu severiz, o gençleri sever, kapısı her daim açık bir gönül eridir. Mektuplarımla kendisini ziyaret etmiştim. Şimdiye kadar kapısını tıklamak nasip olmadı; fakat en kısa zamanda bu da olacak inşallah. Bir dost "Yarın Eskişehir'e Atasoy Ağabey'i ziyarete gidelim." diye boşuna dememiş. Büyük ihtimal dünyabizim'den Adem Bey'in hazırladığı yazıyı okumuştur.</em><strong>]</strong></p>
<p>Atasoy Müftüoğlu…  Yeryüzü coğrafyasının büyük üstadı. “Firak”la başlayan yolculuğuna daha nice eserler ekleyerek yürüyen Büyük Doğu yolcusu. Eskişehir’de yaşıyor ama yüreği ve aklı bir bakmışsınız Somali’de, bir bakmışsınız Çeçenistan’da Keşmir’de, Kudüs’te, Kandahar’da, Halep’te, Moro’da, Lion&#8217;da, Heidelberg&#8217;de, Pekin&#8217;de yürüyüşüne devam ediyor. Soluğu hiç kesilmeyen bir atlıdır O; “Önden Giden Atlılar”ın en en soylu olanlarından…</p>
<p>Kendisiyle ufak fakat minvali kainatı ve içimize doğru giden yolları kapsayan bir söyleşi gerçekleştirdik.</p>
<p><strong>1- Atasoy Müftüoğlu güne nasıl başlıyor?</strong></p>
<p><strong>Her sabah yeni başlangıçlara, yeni ufuklara, yeni dostluklara uyanırım</strong></p>
<p>Her sabah; hiç aksatmadan, sabah namazından yarım saat önce hayata uyanırım. Bu saatler benim için son derece heyecanlı saatlerdir. Yeni bir sabaha sağlık ve esenlik içerisinde uyanmak; yeni başlangıçlara, yeni ufuklara, yeni ilişkilere, yeni çalışmalara, yeni dostluklara uyanmaktır. Sabah namazından sonra kitaplığımda eski kitapları karıştırmak, eski kitaplardan kimi bölümler okumak bana büyük bir haz verir. Bu saatler benim için şiirsel saatlerdir, şiirsel vakitlerdir. Bu vakitler içsel ve içten inşalar için insana büyük imkanlar kazandırır.</p>
<p>Her sabah evden mümkün olan en erken saatte ayrılırım. Yeni ve güzel haberler alırım umuduyla neredeyse koşarak büroya giderim. Eskişehir’de hayatım evim ile bürom arasında geçiyor. Evden büro’ya yürüyerek gidip geliyorum. Eskişehir’de her yere yürüyerek gider gelirim. Ev ile büro arası 40 dakika sürüyor. Büro’ya gelirken günlük gazeteleri alır, gazetelerde yalnızca kimi köşe yazılarını okurum. Güncelliğe boğulup kalmaktan korkarım. Sabahleyin genellikle Eskişehir dışından misafirlerim olur. Ziyaretçilerim daha çok gençler, öğrencilerdir.</p>
<p><strong>Gençlerle iç içe olmak hayatın dinamiği olmalı</strong></p>
<p><strong>Gençlerle protokolsüz ilişkilerimiz var.</strong> Büro’ya gelmek için randevuya ihtiyaç yok. Eskişehir’de bulunduğum günlerde bütün saatlerde büromuz ziyaretçilere açık. Bu öğretim yılında, geçen yıl başlattığımız bir programı sürdürüyoruz. Programımızın adı: “Yeni başlayanlar için yeni bir çerçeve” adını taşıyor. Bu yeni çerçeve, <strong>Muhammed Esed’in Kur’an Mesajı (İşaret Yayınları), Mevlana Mevdudi’nin Tercümanül- Kur’an’ı (İnkılab Yayınları), İsmail Raci Faruki’nin Tevhid’i (İnsan Yayınları) yine İsmail Raci Faruki’nin İslam Kültür Atlası (İnkılab Yayınları)</strong> gibi kitaplardan oluşuyor.</p>
<p>Gençler’in; bu kitapları özümseyerek, bir ahlaka/bilince/tavra/tarza dönüştürerek, bu kitaplardaki çerçeveleri yaşanılır kılıncaya kadar okumalarını istiyoruz. Bu kitaplar hakkında kendileriyle konuşuyoruz. Bu öğretim yılında 100 civarında arkadaşımıza bu kitapları kazandırdık.</p>
<p>Bu programın dışında son birkaç yıldır sürdürdüğümüz<strong> tarih felsefesi okumaları</strong>nı bu yıl da sürdürmeyi planlıyoruz. Günümüz dünyasını yakından izlemeye çalışıyoruz. Entelektüel dünyanın nabzını tutalım istiyoruz. Gençlerin kültürel yerelliklerle, dinî yerelliklerle kendilerini sınırlandırmamaları gerektiğini düşünüyoruz. Bu çalışmalarla gençlerin entelektüel düzeylerini yükseltmeyi amaçlıyoruz.</p>
<p><strong>2- Öğle aralığında Atasoy Müftüoğlu hangi kapıları  aralıyor?</strong></p>
<p>Misafirlerime imkanım ölçüsünde kitaplar armağan ediyorum</p>
<p>Öğle saatlerini de büroda geçiriyorum, öğle namazını büroda kılıyorum. Hangi saatte olursa olsun misafirlerimize, özellikle de Eskişehir dışından gelen misafirlerimize taze <strong>simit ve çay ikram ediyorum. Her misafirin bir elma istihkakı da var. </strong>Kitap konusunda, okuma konusunda hassasiyetlerini bildiğim ya da öğrendiğim arkadaşlara imkanım ölçüsünde kitaplar armağan ediyorum. Şimdiye kadar evimize ya da büroya gelen misafirlere kitaplığımın neredeyse yarısını armağan ettiğimi söyleyebilirim. Kuşkusuz ben de armağan kitaplar alıyorum, bekliyorum.</p>
<p>10406Yazı çalışmalarımı büroda sürdürüyorum. Yazılarımı ziyaretçilerin bulunmadığı saatlerde yazmaya çalışıyorum. Benden yazı talep eden herkese olumlu yanıt vermeye çalışıyorum. Şimdiye kadar kendi arzumla her hangi bir yerde yazı yazmadım. Birbirinin devamı sayılabilecek yazılar ve kitaplar yazıyorum.<strong> Profesyonel değilim, usta değilim, iddialı değilim. </strong>Bir sorumluluğu yerine getirmek üzere yazıyorum. Kendime özgü bir tarzım var. Her konuda yazabilecek bir yeteneğim yok.</p>
<p>Verimli bir sohbet yazmağa değer noktalara götürür</p>
<p>Pek çok yazı bürodaki sohbetler sırasında kendiliğinden biçimlenir. Ayrıntılara yer vermeyen özet yazılar, özet kitaplar yazdım, yazıyorum. Yazarken teknik bir hazırlık yapmam. Genellikle öğle saatlerinde postacı gelir, kargocu gelir. Postadan mektuplar çıkar, kargodan dergiler ve kitaplar çıkar. Gelen mektupları aynı gün yanıtlamaya çalışırım. <strong>Her gün mutlaka birkaç mektup yazarım.</strong> Mektup günümüz insanının gündeminden çıkıyor artık. Dolayısıyle mektup yazanlar da azalıyor.</p>
<p><strong>Mektuplaşma birebir yakınlaşmanın yöntemi</strong></p>
<p>Gençlerle mektuplar aracılığıyla konuşuyoruz, görüş alışverişinde bulunuyoruz. Kimi zaman tartışıyoruz. Dostluklar ve dayanışmalar tükeniyor. Eski arkadaşlarımızla ilişkilerimiz protokol ilişkilerine dönüşüyor. Kimi arkadaşlarımız politikacı oldular, kimi arkadaşlarımız iş adamı oldular, kimi arkadaşlarımız bürokrat oldular, kimi arkadaşlarımız farklı cemaat tercihleri yaptılar.</p>
<p>Kimi arkadaşlarımız kendi adlarıyla anılan cemaatler kurdular. Kendi gündemleriyle, yöntemleriyle, çevreleriyle, ilişki biçimleriyle, konumlarıyla büyülenen arkadaşlarımız, kendi dünyalarına kapandılar ve bizimle ilişkilerini kestiler. Bu nedenle ben şimdi kiminle sorumluluk alışverişi yapabileceğimi, kiminle hangi konuları paylaşabileceğimi, kiminle hangi tarzda/bağlamda konuşabileceğimi kestiremiyorum. Kimi eski arkadaşlarıma ofislerindeki sekreterya duvarları sebebiyle ulaşmayı başaramıyorum.</p>
<p><strong>3- Atasoy Müftüoğlu ikindi vakti dünyanın neresindedir?</strong></p>
<p>Medyatik ilgilerin gündemimizi belirlemesinden çok korkarım</p>
<p>Sabahları hayata çok heyecanlı bir şekilde başladığımı söylemiştim. Bu heyecanı bütün bir gün sürdürdüğümü söyleyemem. Büro’ya gelen arkadaşlara ne pahasına olursa olsun temel sorular ve temel sorunlar üzerinde yoğunlaşmak zorunda olduğumuzu anlatmaya çalışırım. Bilgimizi, bilincimizi çoğaltarak bağımsızlığımızı da çoğaltabileceğimizi söylerim. Kaba, ucuz, düzeysiz hamasete karşı arkadaşları uyarırım. Hayatımızın içeriğini yoğunlaştırmamız, derinleştirmemiz konusunda hassas olmamız gerektiğini söylerim. Entelektüel hareketsizliğin mazur görülemeyeceğini, algılarımızın kendimiz tarafından yönetilmesi gerektiğini, her türlü manipülasyona karşı bilincimizi tahkim etmemiz gerektiğini konuşuruz.</p>
<p>Yeni keşifler için, yeni boyutlar için, yeni ufuklar için bir açlık, bir merak içerisinde bulunmamız gerektiğini; üstadlarımızı/ağabeylerimizi izlerken eleştirel bir dikkat içerisinde bulunmamız gerektiğini, üstadlarımızın/ağabeylerimizin de yanlışlar yapabileceklerini, yanlışlar yaptıklarını örnekler vererek gençlere anlatırım. Bu nedenlerle gençlerin bizleri aşmaları gerektiğini onlara telkin ederim. Her kuşağın kendi dönemine özgü bir dili/söylemi/sorumluluğu olması gerektiğine inanırım.</p>
<p>Bu nedenle gençlerin bizim kuşakları taklit etmelerinin çok yanlış olduğunu belirtirim. Gençlere İslam ailesine ait ortak renkleri, ortak hassasiyetleri, ortak kaygıları temsil etmelerini, hizip adamı olmamalarını, hiç kimsenin adamı olamamalarını, her durumda Allah’a ait olmalarını, namımız yürüsün diye hiç bir şey yapmamaları gerektiğini, İslami bir kültür devrimini başarmak için evrensel ufuklara, dayanışmalara, üretkenliklere sahip olmamız gerektiğini anlatmaya çalışırım.</p>
<p><strong>4- Akşamları  hangi minval üzeredir?</strong></p>
<p>Aile içinde karşılıklı paylaşımın saatleri başlar</p>
<p>Akşam yemekleri evimizde erken yenir. Kimi zaman sofranın hazırlanması konusunda eşime yardım ederim. Evde eşimle bir araya geldiğimizde kendisine günün özetini anlatırım. İlgili günün haberleri/yazıları/yorumları konusunda karşılıklı değerlendirmeler yaparız. Eşim çok dikkatli bir gazete okuyucusudur. Bilmediğim konuları eşime, çocuklarıma danışırım. Merhum babam benden her hangi bir şey öğrenmek istemezdi. Ben çocuklarımdan yararlanıyorum. Onların dünyaya bakışı kuşkusuz bizim bakışımızdan daha genç. Onlar küresel dönemin bütün iletişim-etkileşim imkanlarını çok güzel bir şekilde kullanıyor.</p>
<p>Ben bilgisayar-internet-ceptelefonu vb kullanmıyorum. Bütün bunların beni kitapla ilgili yoğunluklarımdan uzaklaştırabileceğini düşünüyorum. İnternete taşınan arkadaşlarım kitap okumayı bıraktılar. Televizyon seyretmiyorum. Çok nitelikli sinema filmleri olduğunda eşim beni haberdar ediyor, birlikte seyrediyoruz. Vakitlerini televizyon’a ayıran arkadaşlarımızın da kitapla ilgili hassasiyetleri yok oluyor. Akşam namazlarından sonra eşimle birlikte bir çay mola’mız oluyor. Çayları genellikle ben hazırlıyorum.</p>
<p>Sadece insan ilişkileri değil kitap ilişkileri de o denli mühim</p>
<p>Hiç kimseye benim kitaplarımı okuyup okumadıklarını sormam, merak etmem. Ancak kitapla ilişkilerini sorarım. Eşim ve çocuklarım da benim kitaplarımı okumadılar, ancak kendi tercihleri doğrultusunda okuyorlar. Hepsi İstanbul’da yaşayan üç oğlum var onların sağladıkları imkanlarla son birkaç yıldır Türkiye dışına kültür gezileri yapıyoruz. Geçen yıl hep birlikte Endülüs’e gitmiştik. Hepimiz çok etkilendik, çok sarsıldık, çok büyük bir hüzne garkolduk. Sizin, bu söyleşi için beni aradığınızda da Portekizdeydik, orada, Lizbonda İslam sanatları sergisini gezdik. 11 nci yüzyılda Lizbonda İslami yoğunluklar olduğunu öğrendik. Akşamları, akşamdan sonraları evde daha çok yeni yayınları okuyarak vaktimi değerlendiririm. Pek çok kitabı birlikte okurum. Her yeni kitabı piyasaya çıktığı gün almak için çok çaba harcarım. Kimi kitapların piyasaya çıkışını büyük bir merakla beklerim. Kimi akşamları eşimle birlikte kitapçıları dolaştığımız olur. Şu günlerde yeni çıkan pek çok kitabı eleştirel bir dikkatle okumaya çalışıyorum.</p>
<p><strong>5- Atasoy Müftüoğlu geceyi/geceleri nasıl yaşıyor?</strong></p>
<p><strong>Kalabalıklardan, kalabalık ilgilerden uzakta yaşıyorum</strong></p>
<p>Ben, içerisinde yaşadığımız dönemde ahlaki bir ses, sorumlu bir ses olmaya çalışıyorum. Hepimizi derinden yaralayan rahatsız eden gelişmelere karşı duyarlı  bir çevre oluşturmaya çalışıyorum. Kendi ismimle anılan her hangi bir şey yapmak istemiyorum. Ahlaki sorgulamalar yaparak, ahlaki duruşu bir eyleme dönüştürelim istiyorum. Bilinçli çabaların süreklilik gösteren çabalar olduğuna inanıyorum.</p>
<p>Kültürel bir çürüme döneminde, kültürel yoksullaşma döneminde, ayrıntı kalabalıklarından kurtularak, bütün bilinç kapılarını genç kuşaklar için sonuna kadar açmamız gerektiğini düşünüyorum. Bütün bu nedenlerle Rabbimizin bize katından lütfettiği, içerisine doğduğumuz bütün vakitleri; sınırlarımızın ve sorumluluklarımızın bilincinde olarak; hiç bir aşırılığa, bencilliğe, narsisizme, bağnazlığa düşmeden değerlendirmeye çalışıyorum.</p>
<p><strong>Güncel olan hayattır, kalıplarla ve imgelemelerle tamamını göremezsiniz</strong></p>
<p>Kalıpçı yaklaşımlara; moda ilgilere, moda konulara, moda kitaplara itibar etmiyorum. Hayatı bir bütünlük içerisinde yaşamaya gayret ediyorum. Dışlanma ve yalnızlaşma korkusu taşımadan farklı olmaya cesaret etmemiz gerektiğini düşünüyorum. 43 yıldır Eskişehir’de yaşadığım halde, bugün gelmiş kadar bu kente yabancı olduğum için, her hangi bir gece etkinliğine katılmıyorum.</p>
<p>Kalabalıklardan, kalabalık ilgilerden uzakta yaşıyorum. Kalabalıkların ilgisini çekecek bir dile, söyleme, tarzı ihtiyaç duymuyorum, saygı da duymuyorum. Sayılara değil, niteliklere önem vermemiz gerektiğini düşünüyorum. Sabahları çok erken kalktığım için, geceleri en geç saat 23’de yatıyorum.</p>
<p>Sizin için, hepimiz için aziz vakitler, aziz uğraşlar, aziz dostluklar, aziz ilgiler, aziz bir ömür ve aziz bir gelecek dua ediyorum.</p>
<p><strong>Adem Turan ne güzel bir &#8216;adam&#8217;a sordu.</strong></p>
<p>kaynak: <a href="http://www.dunyabizim.com/news_detail.php?id=2662">dunyabizim.com</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kainatamektup.com/index.php/2010/01/hayatin-icinde-bir-tefekkur-kalesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>GERÇEK BİR VATANPERVER</title>
		<link>http://kainatamektup.com/index.php/2009/11/gercek-bir-vatan-perver/</link>
		<comments>http://kainatamektup.com/index.php/2009/11/gercek-bir-vatan-perver/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 10 Nov 2009 08:17:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EDİTÖR</dc:creator>
				<category><![CDATA[bir insan]]></category>
		<category><![CDATA[Misafir Yazar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kainatamektup.com/?p=762</guid>
		<description><![CDATA[Ali Şükrü Bey, ilk meclisin meşhur kahramanlarından. Musul meselesine koyduğu tepki sonucu topal osman tarafından imha edilmiş münevver bir kişilik. Sadık Bey&#8217;in, Said Nursi&#8217;nin hayatını anlattığı Dem romanında bahsettiği o günleri, Avni ÖZGÜREL radikal&#8217;de kaleme almış.
Mevzunun Gerisini Avni Bey&#8217;den dinleyelim.
Lozan&#8217;da, Musul&#8217;un bize kalmayacağı anlaşılmıştı. Atatürk&#8217;le muhalefetin sözcüsü Ali Şükrü Bey kavga halindeydi. Sahneye çıkan Topal [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-763" title="ali şükrü bey_son" src="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2009/11/ali-şükrü-bey_son.jpg" alt="ali şükrü bey_son" width="600" height="373" />Ali Şükrü Bey, ilk meclisin meşhur kahramanlarından. Musul meselesine koyduğu tepki sonucu topal osman tarafından imha edilmiş münevver bir kişilik. Sadık Bey&#8217;in, Said Nursi&#8217;nin hayatını anlattığı <strong>Dem</strong> romanında bahsettiği o günleri, Avni ÖZGÜREL radikal&#8217;de kaleme almış.</p>
<p>Mevzunun Gerisini Avni Bey&#8217;den dinleyelim.</p>
<p>Lozan&#8217;da, Musul&#8217;un bize kalmayacağı anlaşılmıştı. Atatürk&#8217;le muhalefetin sözcüsü Ali Şükrü Bey kavga halindeydi. Sahneye çıkan Topal Osman Ağa, Ali Şükrü&#8217;yü bir bağ evinde öldürdü.</p>
<p>Ne zaman gündeme gelse &#8216;İslamcılık, gericilik&#8217; etiketi yapıştırılarak göz ardı edilen bir vaka bu hafta konumuz. Aradan tastamam 80 yıl geçti. Artık bugün bizler gecikmeyle de olsa bazı şeyleri olayın gerçeklik çerçevesi dışına taşırmadan konuşabilir hale geldik.<br />
Ankara&#8217;da 1920 Mayısı&#8217;nda, yani Meclis&#8217;in açılmasından bir ay sonra,<br />
&#8216;İkinci Grup&#8217; adı altında muhalefet hareketi ortaya çıktı. Grubun lideri ve sözcüsü son Osmanlı Meclis-i Mebusanı&#8217;nda Trabzon milletvekili olarak görev yapan Ali Şükrü Bey&#8217;di.</p>
<p>Atatürk&#8217;ün daveti<br />
Deniz subayıydı Ali Şükrü Bey. Yüzbaşı rütbesindeyken askerlikten istifa ederek siyasete atılmış, İttihat Terakki&#8217;ye karşı adeta bayrak açmıştı. İngiliz işgal kuvvetleri tarafından basılmadan önce Meclis-i Mebusan&#8217;ın &#8216;Misak-ı Milli&#8217; kararını almasında rol oynamış, ardından Mustafa Kemal&#8217;in çağrısına uyarak Ankara&#8217;ya gelmişti.<br />
Dini hassasiyeti ve karşı çıktığı konularda sözünü sakınmamasıyla dikkati çeken Ali Şükrü Bey, bu özellikleri dolayısıyla Mustafa Kemal&#8217;e kuşkuyla bakan milletvekillerinin çevresinde kümelendiği kişi olmakta gecikmedi. Mustafa Kemal&#8217;in &#8216;Hâkimiyeti Milliye&#8217;sine karşılık o da &#8216;Tan&#8217;ı neşretmeye başladı. İngilizceye hâkimiyeti sayesinde Ankara&#8217;nın izlediği siyasetin uluslararası alandaki yansımalarını dış basından takip ediyor,<br />
özellikle Lozan müzakerelerinin gidişatıyla ilgili olarak zaman zaman TBMM&#8217;ye verilen resmi bilgiyle dış kaynaklı haberler arasında çelişkileri gündeme getiriyordu.</p>
<p>&#8216;Zarar veriyorsunuz&#8230;&#8217;<br />
Ali Şükrü Bey, İsmet İnönü&#8217;nün Lozan&#8217;da, &#8216;hariciyeci olmaması sebebiyle&#8217; acemice davrandığı, daha ötesi TBMM&#8217;nin verdiği yetki sınırlarının dışına çıkarak müzakereleri yürüttüğü kanısındaydı.<br />
Daha ötesi tekzip mekanizması gibiydi. Mustafa Kemal, &#8220;Görüşmeler devam etmektedir&#8221; diyor; ama o &#8220;Hayır, müzakereler kesilmiştir&#8221; diye ısrar ediyordu. Meclis görüşmelerini yöneten Ali Fuat Paşa&#8217;nın anlatımıyla ipler gerildikçe geriliyordu:<br />
&#8220;&#8230; Gazi Paşa konuşurken Meclis&#8217;e sinirli bir hava hâkimdi. Mustafa Kemal Paşa kürsüyü terk etmiyor, sualleri cevaplandırıyordu. Mebuslardan bir kısmı bulundukları yerlerden ayağa kalkmış konuşuyorlar, bir kısmı kürsünün etrafına gelip Gazi&#8217;ye cevap yetiştiriyorlardı. Bunların arasında Ali Şükrü Bey de vardı. Paşa, sözlerini tamamladıktan sonra Ali Şükrü Bey&#8217;in, &#8216;Ben de konuşacağım&#8217; demesi üzerine hiddetli bir tavırla, &#8216;Bir haftadır konuşmalarınızla memleketi zarardide ediyorsunuz&#8217; diyerek elleri cebinde, asabi bir halde kürsüden indi ve &#8216;Maksadınız ne?&#8217; diye bağırarak Ali Şükrü Bey&#8217;in üzerine yürüdü. Bu sırada birinci ve ikinci gruba mensup mebuslardan bazıları Meclis salonun ortasında biribirlerine bağırmaktaydı. Gürültüler şiddetliydi, asabi hareketler oluyordu. Ali Şükrü Bey, &#8216;Kimseyi ithama hakkınız yoktur&#8217; diye bağırıyor, Sinop Mebusu Hakkı Hilmi Bey, &#8216;Meclis&#8217;te emniyet yok mudur?&#8217; diyordu. İki grup biribirine hasım cephe teşkil etmişlerdi. Bu durum biraz daha devam ederse müessif hadiselerin olması kaçınılmazdı. İş tabanca ve saire kullanmaya kadar varabilirdi. Güvenliği sağlamak için görevlileri içeri çağıramıyordum zira gizli celse yapılmaktaydı.&#8221;<br />
Bu oturumda hükümet için güvenoyuna gidildiği, sayıları 60&#8242;ı bulan muhalefetteki &#8216;ikinci grup&#8217; üyelerinin Genel Kurul Salonu&#8217;ndan çıkıp oy kullanmadıkları biliniyor.</p>
<p>Ermeni çeteciler ve Koçgiri<br />
Ankara&#8217;da Atatürk&#8217;ün çevresinde muhafız bulunmamasının mahzurları Çerkez Ethem hadisesi sırasında görülünce, Karadenizli milislerin başında olan Topal Osman Ağa adamlarıyla birlikte bu görevi üstlenmiş, o günün şartlarında buna kimse itiraz etmemişti. Silah ve cephane yokluğundan kıvranıldığı günlerde Osman Ağa&#8217;nın Rum çetelere verdiği baskınlar sırasında ele geçirdiği mühimatla soluk almıştı Ankara.<br />
Doğuda Ermeni çetelere karşı verilen mücadelede de ön safta görev almış bir kişiydi Osman Ağa. 1920 sonunda adamlarıyla birlikte Ankara&#8217;ya gelmiş ve &#8216;Giresun Gönüllü Laz Müfrezesi&#8217; adı altında Mustafa Kemal&#8217;in adeta gölgesi olmuştu. Atatürk başlangıçta onun ikinci bir Çerkez Ethem olması ihtimalinden kuşkulanmış ama giderek güven duymaya başlamıştı.<br />
Mustafa Kemal&#8217;in emriyle Koçgiri isyanının bastırılmasında en ön safta görev alıp neticede isyanın elebaşlarının yakalanmasını sağladıktan sonra ise Ankara&#8217;da ondan habersiz kuş uçmamaya başlamıştı. Osman Ağa sadakatle bağlı olduğu Mustafa Kemal&#8217;in zaferden sonra saf dışı edilmek istenmesine öfkeleniyor, seçim kanunu değişikliği teklifi görüşülürken verilen önergeyle Türkiye hudutları dışında doğan kişilerin aday olmalarını<br />
engelleme girişimiyle Mustafa Kemal&#8217;in hedef alındığını öğrendiğinde milletvekillerine, &#8220;Paşa&#8217;ya bir şey olursa topunuzu kendi elimle teker teker öldürürüm, bilesiniz&#8221; tehditlerini savuruyordu.</p>
<p>&#8216;Ağa seninle görüşmek istiyor&#8217;<br />
Ali Şükrü Bey, Osman Ağa&#8217;nın gözünde muhalefetin direğiydi. Musul&#8217;un Türkiye&#8217;de kalmasının zora girmiş olmasına o da üzülüyor ama Mustafa Kemal&#8217;in bu konuda verdiği bilgiye itimat edilmemesini içine sindiremiyordu. Meclis&#8217;te son derece sert müzakerelerin yaşandığı bir günün ertesinde Ali Şükrü Bey&#8217;e adamlarını yolladı.<br />
&#8220;Osman Ağa seninle görüşmek istiyor, buyur gidelim&#8221; diyenlerin tavrı &#8216;Gelmezsen senin için kötü olur&#8217;u da ima ediyordu. Mustafa Kemal, Osman Ağa&#8217;ya Ankara&#8217;da Papazın Bağı olarak bilinen yere yakın bir ev tahsis ettirmişti ama o vaktinin çoğunu Samanpazarı&#8217;nda çete efradının kaldığı evde geçiriyordu. Ali Şükrü Bey, Laz muhafızlarla beraber Samanpazarı&#8217;na gitti ama girdiği evden sağ çıkamadı&#8230;</p>
<p>Halide Edip&#8217;e öfke<br />
Osman Ağa, Şükrü Bey&#8217;e Giresun&#8217;dan Trabzon&#8217;a geldiğinde kendisini, &#8220;Ben yıkıldım mı ki sana kaldı Trabzon&#8217;un asayişi?&#8221; diyerek kentten kovan Kayıkçılar Kâhyası Yahya&#8217;dan yana çıkması dolayısıyla da kızgındı zaten. Tan gazetesinde aleyhine yazılar yayımlandığını öğrendikçe kızgınlığı daha da artıyordu. Ama Mustafa Kemal&#8217;e muhalefet bütün bunların üzerine tuz biber ekmişti. Halide Edip&#8217;in Paşa&#8217;yı eleştirdiğini duyduğunda, &#8220;Bana verecekler o karıyı da karşı çıkmak nasıl olurmuş göstereceğim&#8221; diyen adamdı bu. Hasmı eve girer girmez, &#8220;Hesabımızı görelim&#8221; diyerek adamlarıyla birlikte yüklendi Ali Şükrü Bey&#8217;in üzerine.<br />
Bileği kuvvetli bir adamdı Ali Şükrü. Ancak onca insanın çullanmasına dayanması imkânsızdı. Nitekim sonunda çöktü kaldı. Osman Ağa yaptığının yaranmak istediği Mustafa Kemal tarafından dahi tasvip edilmeyeceğinin farkındaydı. Ali Şükrü&#8217;nün naaşını bir at arabasına yükleyip ağzı sıkı<br />
adamlarıyla Mühye Köyü&#8217;ne gönderip gece yarısı gizlice gömdürdü. Sonra bir şey olmamış gibi Papazın Bağı&#8217;ndaki evine döndü.</p>
<p>&#8216;Suç cezasız kalmaz&#8217;<br />
İki gün kimse Ali Şükrü Bey&#8217;i merak etmedi. Üçüncü gün ondan haber alamayan milletvekilleri Meclis&#8217;te konuşmaya başladı. Kardeşi Bakanlar Kurulu&#8217;na başvurdu ağabeyinin bulunması için. Rauf Orbay jandarma marifetiyle arama başlattı. Günler sonra bir çobanın ihbarıyla ceset bulundu.<br />
Koyunlarını o çevrede otlatan çoban bir noktada sineklerin bulut halinde kümelendiklerini görüp meraklanmış, gidip ne olduğuna bakınca bunun bir erkek ayağı olduğunu fark etmişti. Üstünkörü soruşturmayla dahi işin Osman Ağa&#8217;nın başının altından çıktığı anlaşıldı. Bakanlar Çankaya&#8217;ya çağrıldı, Mustafa Kemal&#8217;in başkanlığında yapılan toplantıdan Osman Ağa&#8217;nın yakalanması ve müfrezenin tasfiye edilmesi kararı çıktı. Ancak bu kararı uygulamak kolay değildi. Tedbir olarak Mustafa Kemal ve eşi Latife Hanım gece yarısı sessizce Çankaya&#8217;dan İstasyon Binası&#8217;na taşındı, onları koruma görevi yeni teşkil edilen Meclis Muhafaza Taburu&#8217;na verildi. Bir bölük asker Gazi&#8217;nin yakın koruması için bırakıldı,<br />
diğerleri planlanan operasyon için Milli Müdafa Vekili&#8217;nin komutasında Osman Ağa&#8217;nın Papazın Bağı&#8217;ndaki evini kuşattı.</p>
<p>Teslim olmayı reddetti<br />
Topal Osman Ağa teslim olmayı kabul etmedi. 1923 yılının 1 Nisanı&#8217;nı 2 Nisan&#8217;a bağlayan gece sabaha kadar sürdü çatışma.<br />
Askerler ancak gün aydılanırken girebildiler bağ evine. Osman Ağa ağır yaralıydı, hastaneye götürülürken yolda öldü. Adamlarının çoğu da çatışmada ölmüştü. Sonrası trajik sahneler&#8230; Osman Ağa&#8217;nın başı kesildi ve öyle gömüldü. Ancak Meclis daha önce Ali Şükrü Bey&#8217;in katili yakalandığında idam edilmesi, üstelik infazın Ulus Meydanı&#8217;nda asılarak yapılması kararını aldığı için Osman Ağa&#8217;nın başsız cesedi mezarından çıkarılıp ayağından darağacına asıldı.</p>
<p>kaynak: <a href="http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=81346" target="_blank">radikal</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kainatamektup.com/index.php/2009/11/gercek-bir-vatan-perver/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>“IŞIK DOĞUDAN GELİR” VE İHVAN-I SAFA ÜZERİNE</title>
		<link>http://kainatamektup.com/index.php/2009/10/%e2%80%9cisik-dogudan-gelir%e2%80%9d-ve-ihvan-i-safa-uzerine/</link>
		<comments>http://kainatamektup.com/index.php/2009/10/%e2%80%9cisik-dogudan-gelir%e2%80%9d-ve-ihvan-i-safa-uzerine/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 09 Oct 2009 06:23:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EDİTÖR</dc:creator>
				<category><![CDATA[Cemil Meriç]]></category>
		<category><![CDATA[KİTAP]]></category>
		<category><![CDATA[SALİH FURKAN]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kainatamektup.com/?p=607</guid>
		<description><![CDATA[İçinde çok farklı kavram ve konuları sembolleştiren bir eserle karşı karşıyayız. Siyaset, felsefe, sosyoloji ve din bunlardan sadece birkaçı. “Tüm bunlar bir ışık ve hepsi “Doğu” dan gelir.” demeye getiriyor münevverimiz. Doğuyu bilmeyenlere bir isyan, tanımak isteyenlere rehber aslında eserimiz. Hiç gündeme gelmemiş, gündeme geldiğinde üzerinde muhakemeye değer bir şey bulunamamış eserler ve konuları peşi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2009/10/cemil.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-608" title="cemil" src="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2009/10/cemil-300x250.jpg" alt="" width="300" height="250" /></a>İçinde çok farklı kavram ve konuları sembolleştiren bir eserle karşı karşıyayız. <strong>Siyaset, felsefe, sosyoloji ve din</strong> bunlardan sadece birkaçı. “Tüm bunlar bir ışık ve hepsi “Doğu” dan gelir.” demeye getiriyor münevverimiz. Doğuyu bilmeyenlere bir isyan, tanımak isteyenlere rehber aslında eserimiz. Hiç gündeme gelmemiş, gündeme geldiğinde üzerinde muhakemeye değer bir şey bulunamamış eserler ve konuları peşi sıra tanımaya çalışacağımız orijinal bir içerik. Amacı ders vermek değil, tanıtmak. “Ansiklopediler”, “ İslam’da Kozmolojik Doktrinler”, “Muhteşem Bir Abide: Doğu Kütüphanesi”, “Bible Yahut Kitab-ı Mukaddes” içindekilerden sadece birkaçı. Az sözle çok şeyi dillendiren hazine. Biz ise içindekilerden küçük bir başlığı seçtik. Geçmişten günümüze manipüle edilen, üzerinde türlü efsanelerin oluşturulduğu ve özellikle müsteşriklerin, İslâm’ı gösteriş biçimi haline gelmiş bir cemiyet: İhvan-ı Safa. Çıkış süreçleri İslâm coğrafyası denilen mekanın kaos ortamında bulunduğu onuncu asır.</p>
<p><strong>“Ben haklıyım düşüncesi ve biz sizden fazlayız”</strong> ifadelendirmeleri toplumdaki düşünen insan sayısını azaltır. “Araplarda düşünce hürriyeti bu yüzden kayboldu ve İslam dünyasının gerileme dönemi başladı. Parlak bazı dönemlerin sarstığı ağır fakat karşı konmaz bir gerilemeydi bu. Bununla beraber hemen işaret edelim ki, Mutezile’nin bozguna uğraması kavgayı nihaî olarak sona erdirmiş değildir. Yunan felsefesi Arap düşüncesini adam akıllı sarsmıştı, kitle Sünni yolu benimsemişti ama münevverlerin şüpheleri sürüp gidiyordu.”</p>
<p><strong>Neye inanır ihvancılar?</strong> “Hakikatin tek olduğuna ve kimsenin tekelinde olamayacağına inanırlar. Allah hakikati bütün insanlara vahyetmiştir. Hıristiyanlara da, Müslümanlara da, siyahîlere de, beyazlara da. İhvan akidelerini eski kaynaklardan devşirir, ama bu bir müze kurmak için değil, yekpare bir hisar inşa etmek için. Müritlerine göstermek istedikleri hakikat tektir. Malzemelerini ve ilhamlarını devşirdikleri kaynakların altında hep bu yatar. Bununla beraber mazhar oldukları son inayet veya bereket İslâmiyet’tir, insanlığın son tecellisi olan İslâmiyet.”</p>
<p><strong>“Bir avuç bilgin gizli bir topluluk kurmuştu</strong>, maddi ve manevi yardımlaşma amacıyla birleşen bu insanlar mistik ve siyasî bir inançtan hareket ediyorlardı. İhvan-ı Safa, faaliyetleri yayıma dökülen ilk düşünce topluluğu. Unutmayalım ki, çeşitli dinlerden kimseler arasındaki toplantılar, Abbasî hanedanlığının hilafete geçişinden beri Bağdat’ta sürüp gidiyordu. Bermekiler devrinde zaman zaman tekrarlanan bu toplantıları anlatırken Sünni, Şii, Haricî, Mutezilî, İmamî, Zerdüştî âlimler bir araya geliyordu. Basra’da da aynı düşünce kaynaşmasına şahit olmaktayız; üstelik orada tartışmalara, Budistler, manikeenler hatta düpedüz mülhitler bile alınıyordu. Abbasîlerin payitahtındaki âlimler arasında mezhep ayrılıklarına göz yuman bir kardeşlik sürüyordu.”</p>
<p>Reformist ve heterojen eylemler. İslam’ı hafife alan bir yapılanma geliyor insanın aklına. Muhterem, <strong>ihvan-ı Safa’yı tanıtırken</strong> aklımıza paletinde birçok rengi barındıran ressam geliyor. Resim çok kötü de olabilir, çok iyi de. Hermetizm, Zerdüştlük, Yeni- Eflatunculuk, Kabala ve Talmud, İncil gibi vahyi manada sadece birer tarihi vesika olarak kabul edilebilecek cümbüşün ifadesi ihvan-ı Safa. Cemil Meriç şöyle ifadelendiriyor muhteviyatlarını: “Hem filozoflar hem de Sünni âlimler şüpheli görüldüler, hatta İslam uleması kâfir saydı onları. Oysa inanç bakımından mümindiler fakat naslara yüksekten bakan bir felsefeleri vardı, sık sık akılcı izahlara başvurarak nasları sarsıyorlardı. Bununla beraber, doktrinleri çok saf ve yüksektir, bir nevi estetik panteizm: Dünyanın bütün bölgelerinin ahengini amaçlayan bir inanç. Karmatî telkinlerinin amacı olan eşitçi tesamüh zihniyeti, (müsamaha) burada en açık ifadesini bulur. Safa kardeşlerinin, felsefe ve ilahiyat eğitiminde hiçbir etkileri olmamıştır ama yazıları din dışı çevrelerde geniş bir okuyucu kitlesi bulmuştur, nazariyelerinden çeşitli tarikatlar doğmuştur. Sünniler şüphelerinde haksız mıydılar? Hayır! Nitekim risaleler 1001 ve 1150 yıllarında Bağdat da yaktırılmıştır.” Geride bıraktıkları tek eser Risaleler. Hakkında az bilgi bulunan mecmualar topluluğu.”İhvan-ı Safanın amacı felsefi bilgileri yaymaktı. Yeni- Eflatuncu mezhebi halka yaymak için ansiklopedi kaleme aldılar. Kolay ve akıcı bir dille yazılan bu risaleler, onuncu asırda Yunan felsefî geleneğinin ne durumda olduğunu anlamak için son derece değerlidir.” Risalelerin yazılış maksadı: Propaganda. “Ama eserlerin muhatabı halk değil. O zaman risaleler camilerde dağıtılırmış. İsmailî pedagojiye göre, şeriatın üstünde birtakım bilgiler olacağını anlamaya kabiliyetli herkesi uyandırmak lazımdır. Şeriat, sadece zayıf ve hasta ruhlar için bir devadır. Felsefe ile dini uzlaştırmak da söz konusu değildir.”</p>
<p>Zamanın konjonktürel gücü sayılan <strong>Sünniler -Abbasi hanedanlığı</strong>- ve sanki nassın koruyucusuymuş gibi davranmaları bu tür cemiyetlere yol açmış olabilir. Oysa dinin korucu gücü sadece Allah’tır. Dinde zorlama yoktur sistematiği bu toplumda işlemez olmuştur. Kendinden başkasına yaşama hakkı tanımama İslam’da olmayacak bir iştir. İster hanedan olsun ister devlet nassın koruyuculuğunu yapayım derken kendisi yoldan çıkmış da olabilir. Kendisini hür ifade edemeyen bireyler bu tür yapılanmalara tarih boyunca gitmiştir. Bu onların kendilerine göre mukaddes davalarının haklı olduğunu da göstermez. İnsanlar, hizipler, doktrinler, kanunlar kısacası vahyin dışındaki her şey söylemlerini mutlaklaştırdığı anda yanlış başlamıştır. Bize düşen bilgi, inanç ve eylem ekseninde “düşünmek”. Kesinlikle taraf olmak değil.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kainatamektup.com/index.php/2009/10/%e2%80%9cisik-dogudan-gelir%e2%80%9d-ve-ihvan-i-safa-uzerine/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gerçek Hayat Dergisi Yazı İşleri Müdürü Faruk Yücel Hakka Yürüdü.</title>
		<link>http://kainatamektup.com/index.php/2009/06/gercek-hayat-dergisi-yazi-isleri-muduru-faruk-yucel-hakka-yurudu/</link>
		<comments>http://kainatamektup.com/index.php/2009/06/gercek-hayat-dergisi-yazi-isleri-muduru-faruk-yucel-hakka-yurudu/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 09 Jun 2009 11:36:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EDİTÖR</dc:creator>
				<category><![CDATA[bir insan]]></category>
		<category><![CDATA[KAİNAT]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kainatamektup.com/?p=322</guid>
		<description><![CDATA[Sözü bitirir ölüm.
ruh genç yaşta bedeni terk ederse daha çok dokunur.
evet herkes ölecek ama;
yakına geldiyse azrail daha çok tesir eder.
Allah rahmetiyle muamele eylesin. Amin
son yazısı
&#8212;*&#8212;&#8211;
salı &#8211; çarşamba akşamı izmir’deyim. inşallah bu sefer olacak. he bir de zaten izmir’in kızları güzelmiş, gitmişken bi bakalım. caiz midir ibrahim?
“Başına ne gelirse gelsin, karamsarlığa kapılma. Bütün kapılar kapansa bile, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2009/06/faruk_yucel.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-323" title="faruk_yucel" src="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2009/06/faruk_yucel-300x174.jpg" alt="" width="300" height="174" /></a>Sözü bitirir ölüm.<br />
ruh genç yaşta bedeni terk ederse daha çok dokunur.<br />
evet herkes ölecek ama;<br />
yakına geldiyse azrail daha çok tesir eder.</p>
<p>Allah rahmetiyle muamele eylesin. Amin</p>
<p><a href="http://www.yazihane.org/#/2009/05/11/haydi-hayirlisi"target="blank">son yazısı</a><br />
&#8212;*&#8212;&#8211;<br />
salı &#8211; çarşamba akşamı izmir’deyim. inşallah bu sefer olacak. he bir de zaten izmir’in kızları güzelmiş, gitmişken bi bakalım. caiz midir ibrahim?</p>
<p>“Başına ne gelirse gelsin, karamsarlığa kapılma. Bütün kapılar kapansa bile, sonunda O sana kimsenin bilmediği bir patika açar. Sen şu anda göremesen de, dar geçitler arasında nice cennet bahçeleri var: Şükret! İstediğini elde edince şükretmek kolaydır. İş, dileği gerçekleşmediğinde de şükredebilmektir.”<br />
&#8212;*&#8212;&#8211;<br />
Tabi ki dileğini bilmiyoruz; fakat sen zaten her hale şükretmişsin.</p>
<p>Bir gün bizimde son yazımızı alacaklar ve rahmet dileyecekler. Bu satırlardan sonra kaç soluk alacağımızı kim biliyor. İşte ölüm bu kadar yakın.</p>
<p>Dostlar dualarınıza onuda ekleyin.<br />
Ruhuna bir fatiha gönderin, ona arkadaşlık yapsın.</p>
<p>Allah&#8217;tan geldik yine O&#8217;na döneceğiz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kainatamektup.com/index.php/2009/06/gercek-hayat-dergisi-yazi-isleri-muduru-faruk-yucel-hakka-yurudu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir Gönül Dostu: Atasoy Müftüoğlu</title>
		<link>http://kainatamektup.com/index.php/2009/05/bir-gonul-dostu-atasoy-muftuoglu/</link>
		<comments>http://kainatamektup.com/index.php/2009/05/bir-gonul-dostu-atasoy-muftuoglu/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 13 May 2009 18:48:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EDİTÖR</dc:creator>
				<category><![CDATA[Atasoy Müftüoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[GÜNCE]]></category>
		<category><![CDATA[CİHAD MERİÇ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kainatamektup.com/?p=126</guid>
		<description><![CDATA[Aziz Kardeşlerim,mektubunuz için düşünceleriniz ve güzel projeleriniz için çok teşekkür ediyorum. Hayatın tüm alanlarında gittikçe daha bir somutlaşan, onulmaz çözümler ve yozlaşmaları aşabilmek için, öncelikle dostlukları yükseltmek gerekiyor. Umutları yükseltmek için bir dayanışma ve sorumluluk bilincini yükseltmek gerekiyor. İnsanlık ikliminde ilişkileri, pragmatik ve teknik ilişkilerle sınırlı olmaktan çıkarmak gerekiyor. Belirtmek gerekiyor ki hayat daha anlamlı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2009/05/atasoy_muftuoglu.jpg"><img src="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2009/05/atasoy_muftuoglu.jpg" alt="" title="atasoy_muftuoglu" width="250" height="190" class="alignleft size-medium wp-image-127" /></a>Aziz Kardeşlerim,mektubunuz için düşünceleriniz ve güzel projeleriniz için çok teşekkür ediyorum. Hayatın tüm alanlarında gittikçe daha bir somutlaşan, onulmaz çözümler ve yozlaşmaları aşabilmek için, öncelikle dostlukları yükseltmek gerekiyor. Umutları yükseltmek için bir dayanışma ve sorumluluk bilincini yükseltmek gerekiyor. İnsanlık ikliminde ilişkileri, pragmatik ve teknik ilişkilerle sınırlı olmaktan çıkarmak gerekiyor. Belirtmek gerekiyor ki hayat daha anlamlı kılınacaksa eğer,bu ancak dostluk,kardeşlik ve dayanışma ilişkilerinin daha derin,daha içtenlikli,daha kuşatıcı, daha sürekli,daha boyutlu kılınmasıyla mümkün olacak. Sizi tebrik ediyorum. Size selam veriyorum,dualar ediyorum. Sizi Hakk&#8217;ka emanet veriyorum. Her zaman güzellikler içerisinde olasınız aziz kardeşlerim. 4 Mayıs 1999 Atasoy Müftüoğlu</p>
<p>Bizde sesimize ses, duygularımıza duygu kattığı için değerli ağabeyimize sevgiler gönderiyoruz. O&#8217;nun mektubunun anlamı büyük; çünkü bugün bir kaç kitap yazmış ya da bir gazetede kendine köşe kapmış bir çok kendini her türlü ihtiyacın üstünde gören zevat, bu inceliği gösteremiyor. Bize değer verenlere bizde değer veriyoruz. Sayın Müftüoğlu,sizi saygıyla selamlıyoruz.Her zaman yüreğiniz bu kadar geniş olsun. Sizin gibi İNSAN&#8217;ların varlığını bildikçe umudumuzu kaybetmeyeceğiz. Kainat Mektup Dergisi&#8217;nin 2. Sayısı/ Cihad Meriç</p>
<p>[Kainata Mektup Dergisi'nin 1. sayısını Atasoy Abiye gönderdiğimizde üstteki mektubu almıştık. 2. sayıda bu mektubu altına üsteki notumuzu düşerek yayınladık. İkinci sayıda eline ulaştığında geniş gönüllü, gençlerin azim ilacı Atasoy Müftüoğlu yine bir mektupla karşılık vermişti. Ve inanıyorum ki ona ulaşan tüm mektuplara, dergilere aynı şekilde mukabele etmiştir. Rabbim hayırlı ömür versin, bizleri yaşarken onun hikmetinden nasiplendirsin. Amin.]</p>
<p>Atasoy Müftüoğlu&#8217;nu nasıl tanıdım?<br />
Gecenin bir vakti Marmara FM&#8217;de gece yürüyüşü yapan İbrahim Paşalı (Artık radyo programı yapmıyor; fakat Gerçek Hayat dergisinde kendisini ara sıra görüyoruz. En son &#8220;Filistin için Bende Varım&#8221; konvoyunda karşılaştık. Kitaplarını ısrarla tavsiye ederiz.) bir çok değerimizi gündeme taşıdığı gibi onu da bizlere tanıtmıştı. Bir başka tevafuk ise şöyle gerçekleşti; Paşalı Marmara yolculuğuna çıktığında (1998) önce Eskişehir&#8217;de Atasoy Müftüoğlu&#8217;nu ziyaret ederek o zamanlar ikamet ettiğim memleketim Çanakkale&#8217;nin Biga İlçesinin şirin sahil kasabası Karabiga&#8217;ya ziyarete gelmişti. Mikrofonun ucundaki adam ile kucaklaşmıştık. Radyo muhabbetinden öte bir muhabbetti bizimkisi, şimdilerde internet ortamında kurduğumuz sahici ilişkiler kadar gerçekti.</p>
<p>Paşalı o kadar huzur doluydu ki şeyhinin yanından gelen mürid misali coşkuluydu, hatta Atasoy Abi Paşalı&#8217;ya bir hırka da hediye etmiş, bu hediye onu daha da memnun etmişti. Hırka bilirsiniz sembolik anlamı büyük bir hediyedir, şimdiye kadar sormak aklıma gelmemişti, Paşalı acaba o hırkayı hala saklıyor mu. (Belki Gerçek Hayat&#8217;ta bir gün hırkanın hikayesini yazar.) İnşallah saklıyordur ve hayat boyu aynı istikamet üzere yürür. Bizim Atasoy Müftüoğlu gibi yaşayan insanlara çok ihtiyacımız var.<br />
O fikirleri ve eserleriyle islam kardeşliği adına umut ışığı olmuştur. İnsanlığı ve yazdıklarını yaşama hususundaki gayretiyle bizce tek başına her zaman bir adım öndedir. Bizim için Eskişehir=Atasoy Müftüoğlu&#8217;dur, her beldeye böyle bir münevver kişi gereklidir. Nedense bizde imkan bulan yazarların çoğunluğu hemen İstanbul&#8217;a yerleşme derdindedir. Kimse üzerine alınmasın kişisel bazda olayın herkesçe farklı açılımları vardır. Bizler her ilimizde hatta kainatın her yerinde böyle alimler olduğunda rahat bir nefes alacağız. Kayseri&#8217;de sayha&#8217;nın kaptanı Kani Çınar&#8217;ın varlığıda bizim için aynı özelliktedir. Rabbim sayılarını çoğaltsın, bilmediğimiz güzel insanlarıda bize göstersin inşaallah. Amin.</p>
<p>Mayıs 2009, 10 yıl sonra; Atasoy Müftüoğlu Eskişehir&#8217;de bir işhanın üst katında bulunan bürosundan daktilo sesleri işitilmeye devam ediyor. Cihad Meriç Konya&#8217;da bulunan bir işhanının üst katında bilgisayarın tuşlarına dokunuyor. Araçlar ve mekanlar değişse bile gönüller, dostluklar, dertler aynı.</p>
<p><a href="http://www.sayhadergi.com/1874/bir-gonul-dostu"target="blank">Sayha Dergide yayınlanmıştır.</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kainatamektup.com/index.php/2009/05/bir-gonul-dostu-atasoy-muftuoglu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
