<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>KAİNATA MEKTUP &#187; Ali Şeriati</title>
	<atom:link href="http://kainatamektup.com/index.php/category/gunce/bir-insan/ali-seriati/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://kainatamektup.com</link>
	<description>yenileniyoruz... &#124; &#124; bitmeyen bir aşk yürüyüşü...</description>
	<lastBuildDate>Mon, 06 Feb 2012 14:05:47 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.2.1</generator>
		<item>
		<title>SİZİ RAHATSIZ ETMEYE GELDİM!</title>
		<link>http://kainatamektup.com/index.php/2010/03/sizi-rahatsiz-etmeye-geldim/</link>
		<comments>http://kainatamektup.com/index.php/2010/03/sizi-rahatsiz-etmeye-geldim/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 29 Mar 2010 17:57:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EDİTÖR</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ali Şeriati]]></category>
		<category><![CDATA[İran]]></category>
		<category><![CDATA[KİTAP]]></category>
		<category><![CDATA[TEFEKKÜR]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kainatamektup.com/?p=1377</guid>
		<description><![CDATA[SALİHFURKAN Alışık değildir insanlık böyle mütefekkirlere. Dayanamaz söylediklerine. Taşa tutarak alaşağı ederler bu insanları. Farklı bir frekanstı muhterem. Çizgi dışı...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><!-- 		@page { margin: 2cm } 		P.sdfootnote { margin-left: 0.5cm; text-indent: -0.5cm; margin-bottom: 0cm; font-size: 10pt } 		P { margin-bottom: 0.21cm } 		A.sdfootnoteanc { font-size: 57% } --></p>
<p style="text-indent: 1.5cm; margin-bottom: 0cm; line-height: 200%;" align="RIGHT"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: x-small;"><strong>SALİHFURKAN</strong></span></span></p>
<p style="text-indent: 1.5cm; margin-bottom: 0cm; line-height: 150%;" align="JUSTIFY"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;"><img class="alignleft size-medium wp-image-1378" title="ali-seriati" src="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2010/03/ali-seriati-300x225.jpg" alt="ali-seriati" width="300" height="225" />Alışık değildir insanlık böyle mütefekkirlere. Dayanamaz söylediklerine. Taşa tutarak alaşağı ederler bu insanları. Farklı bir frekanstı muhterem. Çizgi dışı şeyler söyledi. Geleneği zorladı. Denildiği gibi, <strong>“göller bölgesinde bir adaydı” Ali Şeriati. </strong>Onda bulduğumuz engin tecessüse, çağdaş İslam mütefekkirlerinde rastlamadık, diyor Cemil Meriç. Biraz iddialı olmakla birlikte, haksız da değil. Yüksek bir kültür, samimi bir kalp ve yol gösterdikçe kendisini eritmekten kıvanç duyan mum gibi bir irfan. Hepsini üzerinde toplamayı başarmış zengin kişilik örnekleri. Yüksek İslamî çıkarımlarıyla bilimsel-sosyolojik metodu harmanlayan kabiliyetin, kalbinde ve zihninde kısa bir de biz yolculuk yapmaya karar verdik. </span></span></p>
<p style="text-indent: 1.5cm; margin-bottom: 0cm; line-height: 150%;" align="JUSTIFY">“<span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Ali” de insanı ele alırken, egsiztansiyalistlerin insan öğretisini Allahlı bakış tarzıyla izaha çalışmış, insanın ihtiyaçsız özelliğinden dem vurmalarına karşı çıkmıştır. İnsanı tabiattan soyutlayarak,  Allah’a bile ihtiyacı olmayacak kadar görkemli sunan Sartre, Heidegger ve Marcel’e aslında Âdem kıssasındaki insandan bile aşağı derecede önem verdikleri için eleştirmiştir. Allah’ın yarattığı insanlığa emanetleri sımsıkı tutacağı için söz vermesini <strong>“fıtrat ve içgüdü” </strong>kavramlarıyla psikolojik bir zeminde izahat getirmiştir. “Fıtrat, insanın yapısını ifade eder: ama içgüdü, insanın fıtratına konmuş haller, özellikler ve güçlerdir. İçgüdüler, insanı bilinç dışı olarak bir yerlere çekmektedir. Ama din böyle değildir. Din, insandaki bilinçsiz ve kör bir içgüdü değildir. (Din içgüdü değildir). Din, fıtrîdir, yani insanın zatına bilinçli bir şekilde yerleştirilmiştir. Bu vesileyle insan, o kurtuluşa ermek için bir yol bulup onda ilerlemelidir. Kurtuluşa ulaşmak için, neresi olduğunu bilmediği o mükemmel yere ulaşmak için bir yol tutturmalıdır. Zira burası nakıstır. İnsan burada yoksunluk hissetmektedir. İnsan öteki âleme aittir. Vatanı da orasıdır, burası onun için gurbettir. İnsan için gurbet olan bu âlemde, biz bu iniltiyi, birbiriyle hiçbir benzerliği olmayan insanların dilinden ve hançeresinden işitmekteyiz.”</span></span><a name="sdfootnote1anc" href="#sdfootnote1sym"><sup>1</sup></a><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;"> Emanet “iradedir”. İnsana verilen boyun eğme ve isyan etme hürriyeti. Bu yüksek değeri oluşturan kokuşmuş balçık ve kadim ruhtur. Ne yapmalı? Bırakın Peygamber üzerinizdeki ağır zincirleri ve murdarı atsın.(Araf 157) Zincirleri attıran resuller hakkın ve eşitliğin en büyük kandilleri oldular. </span></span></p>
<p style="text-indent: 1.5cm; margin-bottom: 0cm; line-height: 150%;" align="JUSTIFY"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">Önce savaşırsınız hep. Yıkarsınız ve yeniden inşa edersiniz neşetinizi. Devrim ve inkılâp. İnsanın kalbi de beyni de böyle çalışmalıdır. Tevhidi böyle açıklıyor Şeriati. “Kurtuluşa ulaştıran tevhit, tüm şirk putlarının reddedilmesinden sonra gerçekleşir. <strong>Zira önce yıkmak (Lâ), sonra inşa etmek (İlla) gerekir. &#8220;İlla&#8217;sız &#8220;Lâ&#8221; yıkıcılıktır, anarşizmdir. &#8220;Lâ &#8220;sız &#8220;illâ&#8221; da hayalperestlik, Medine-yi Fazıla yaratıcılığı ve idealizmdir.</strong>”</span></span><a name="sdfootnote2anc" href="#sdfootnote2sym"><sup>2</sup></a></p>
<p style="text-indent: 1.5cm; margin-bottom: 0cm; line-height: 150%;" align="JUSTIFY"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;"><strong>İslam azınlıkların zaferidir. Ezilmişliğe bir darbedir.</strong> Şirk dinini yerle bir eder. Karun iktisadına korku salan müthiş teslimiyet. “Çoğunluğuna uysan seni yoldan çıkarırlar” delilini dillendirmiştir kendisi. Bu noktada hayatı boyunca iki cephede savaşacaktır: Bir; aşırı gelenekçilerle. Taassup erbabı, medrese veya cami köşesine çekilip, bir örümcek ağı kurmuş, İslam’ı toplumdan ayırmıştı; her düşünce hamlesine karşı koyuyordu. İki; köksüz ve taklitçi aydınlarla. Bunlar da, yeni ve çok tehlikeli bir skolastiğin kurbanıydılar. Avrupa’dan gelen skolastik. </span></span><a name="sdfootnote3anc" href="#sdfootnote3sym"><sup>3</sup></a></p>
<p style="text-indent: 1.5cm; margin-bottom: 0cm; line-height: 150%;" align="JUSTIFY"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;">O, azınlığın servet sahibi olarak birtakım kelime oyunlarıyla insanlığa yaptıklarını meşru kılmalarını sağlayan statükolarının devamı için yeni bir din uydurulduğunu haykırır. Böylece din halk kitlelerinin gözünde afyonlaşarak yıllar yılı kendisini değiştirmeyen insanın alın yazısı olacaktır. Bu alın yazıya karşı çıkıştır Ali Şeriati. Şirk dini denilen bu dinin sınırlarını Firavunlar ve Kayserler çizmiştir ama İslamiyet de bu dine karşı dindir. </span></span></p>
<p style="text-indent: 1.5cm; margin-bottom: 0cm; line-height: 150%;" align="JUSTIFY"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;"><strong>Şeriati’ye göre doğru düşünce doğru bilginin başlangıcıdır.</strong> Doğru bilgi de imanın. Yalınkat ve şuursuz bir inanç çok geçmeden fanatizme ve hurafeye dönüşür; sosyal inşa için engel olur.</span></span><a name="sdfootnote4anc" href="#sdfootnote4sym"><sup>4</sup></a><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;"> İslamî devrim ama her gün ve her alanda. Kalpte ve beyinde. Nasıl ki, Allah mekana ve zamana sığmaz; işte O’nun dini İslam da böyledir. Zamana ve mekana bağlı bir ideoloji değildir. İnsanlık tarihinin bütününü kucaklar. Örneklerini somut tarihî olaylardan alır. Bunun “Allah’ın dini eskimez ve sözleri tükenmez” yüce beyanından rahatlıkla çıkarabilirsiniz.(Rum 30) </span></span></p>
<p style="text-indent: 1.5cm; margin-bottom: 0cm; line-height: 150%;" align="JUSTIFY"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;"><strong>Şeriati, Habil ve Kabil meselesini bütünüyle ekonomik ve sosyal bir çehrede açıklamıştır. </strong>Habil çobandır. Özel mülkiyetten bir önceki dönemin ve düzenin adamıdır. Kabil ise tarımın, ferdî ve tekelci mülkiyetin temsilcisidir. Ortaya çıkan sonuç zıddiyet. Toplumun iki sınıfı kılıcını çekmiştir. Ya kendisinin efendisi bir toplum ya da başkalarının kölesi ezilmiş toplum. Ona göre dünyevisi olmayanın uhrevisi olmaz. Ümmet bütünüyle ekonomisini sağlama almalıdır. Sınıfsız bir ümmet anlayışı bir amaç değil bir ilke olmalıdır. Sınıfsız toplum deyince akla tabiî ki Ebu Zer gelecektir. Ebu Zer’i mutluluk ve coşkuyla anan Şeriati, ondan güzel örnekler de sunmuştur; “Evinde ekmek bulamayanın toplumdan zorla almaya kalkışmayışına şaşarım…”</span></span></p>
<p style="text-indent: 1.5cm; margin-bottom: 0cm; line-height: 150%;" align="JUSTIFY"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;"><strong>İnsan-ı kâmili ifadelendirirken, ideal insanın tabiata karşı kalbinin açık olması gerektiğini belirtmiştir.</strong> İdeal insanın elinde Sezar’ın kılıcı vardır, göğsünde Hz. İsa’nın kalbi. Sokrates’in kafasıyla düşünür ve Hallac gibi sever. Hem Descartes’e hem de Pascal’a kulak verir. Buda gibi halkın içindedir. Spartaküs gibi kölecilere başkaldırır. Hz. Musa gibi cihat ve kurtuluş mesajı verir.</span></span><a name="sdfootnote5anc" href="#sdfootnote5sym"><sup>5</sup></a><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;"> Doğruluk, iyilik güzellik ideal insan için bir lüks olmamalıdır. </span></span></p>
<p style="text-indent: 1.5cm; margin-bottom: 0cm; line-height: 150%;" align="JUSTIFY"><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><span style="font-size: small;"><strong>Farklı şarkıların bestekârı Ali Şeriati, ön yargısız ve bilinçli bir şekilde yeniden okunmalıdır.</strong> Eleştirel ve yapıcı tarzla bu topluma tanıtılmalıdır. Allah’ın dinini tekeli altına almaya çalışanlara yeniden bir darbe vurulacaksa, bu darbenin şiddetini Ali Şeriati üzerinden görmek gerekir. İnzivayı da eylemi de kantarın topuzunu kaçırmadan yönetebilmek iştahını sağlayan muhtereme, borçluyuz. Felsefenin “ne?” sorusu ve türevlerini sorduğu kısır döngü içinde, “Ne yapmalı?” sorusunu soran Şeriati’yi vitrinin üst katlarına koymak gerektiğine inanıyoruz. Kimleri ne kadar rahatsız etti bilinmez ama bizi hakkıyla tedebbüre zorlayan münevvere teşekkür ediyoruz. </span></span></p>
<p style="text-indent: 1.5cm; margin-bottom: 0cm; line-height: 150%;" align="JUSTIFY">
<p style="margin-bottom: 0cm; line-height: 100%; page-break-before: always;" align="JUSTIFY"><a name="sdfootnote1sym" href="#sdfootnote1anc">1</a><sup></sup> <span style="font-family: Times New Roman,serif;">Ali ŞERİATİ, </span><span style="font-family: Times New Roman,serif;"><em>Ali,</em></span><span style="font-family: Times New Roman,serif;">(çev. 	Alptekin Dursunoğlu), s. 33. </span></p>
<div id="sdfootnote1">
<p style="margin-bottom: 0cm; page-break-before: always;"><span style="font-size: x-small;"><a name="sdfootnote2sym" href="#sdfootnote2anc">2</a><sup></sup> ŞERİATİ, a.g.e., s. 210.</span></p>
</div>
<div id="sdfootnote2">
<p style="margin-bottom: 0cm; page-break-before: always;"><span style="font-size: x-small;"><a name="sdfootnote3sym" href="#sdfootnote3anc">3</a><sup></sup> Cemil MERİÇ, Kırk Ambar, İstanbul 2006, cilt 2 Lehçe-t-ül 	Hakayık, s. 207.</span></p>
</div>
<div id="sdfootnote3">
<p style="margin-bottom: 0cm; page-break-before: always;"><span style="font-size: x-small;"><a name="sdfootnote4sym" href="#sdfootnote4anc">4</a><sup></sup> C. MERİÇ, a.g.e., s.207.</span></p>
</div>
<div id="sdfootnote4">
<p style="margin-bottom: 0cm; page-break-before: always;"><span style="font-size: x-small;"><a name="sdfootnote5sym" href="#sdfootnote5anc">5</a><sup></sup> C. MERİÇ, a.g.e., s.224.</span></p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kainatamektup.com/index.php/2010/03/sizi-rahatsiz-etmeye-geldim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ali ŞERİATİ- Kendini Devrimci Yetiştirmek</title>
		<link>http://kainatamektup.com/index.php/2009/05/ali-seriati-kendini-devrimci-yetistirmek/</link>
		<comments>http://kainatamektup.com/index.php/2009/05/ali-seriati-kendini-devrimci-yetistirmek/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 08 May 2009 20:10:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>EDİTÖR</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ali Şeriati]]></category>
		<category><![CDATA[İran]]></category>
		<category><![CDATA[KİTAP]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kainatamektup.com/?p=12</guid>
		<description><![CDATA[Kendini devrimci yetiştirmek; yani sorgulayıcı, muhalif, topluma yol gösterici yetiştirmektir. Tepenin ardına düşmek, mağaradan çıkmaktır. Yıkan değil yapan olmaktır. Biz...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2011/05/salih_furkan_yazilari.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-2610" title="salih_furkan_yazilari" src="http://kainatamektup.com/wp-content/uploads/2011/05/salih_furkan_yazilari.jpg" alt="" width="640" height="250" /></a>Kendini devrimci yetiştirmek; yani sorgulayıcı, muhalif, topluma yol gösterici yetiştirmektir. Tepenin ardına düşmek, mağaradan çıkmaktır. Yıkan değil yapan olmaktır. Biz eseri böyle anlamalıyız. Bu mevzuda öne çıkan ilk anlayış genç yetiştirmektir. Bu hususu üstat şöyle değerlendiriyor. “Bu hususun geliştirilmesi için gerekenin, irfanî maya olduğudur. İrfanî mayayı genç nesle vermeliyiz. Fakat “Git, namaz kıl, git oruç tut ve git…” demekle irfanî maya olmaz. Bu, anti irfanî bir mayadır. Yani onun verdiği tek tepki usanmak oluyor, “Şûk-i âfitâbe”(güneşin görkemi) ona el uzatıyor. O halde nereden başlamak gerekmektedir? Öyle bir yerden başlamalıyız ki bu genç, irfanla ilişki kurduğu zaman, namaz ve oruçlarımızı hissetmesin, mukaddeslerimiz onun zihninde çağrışım yapmasın, müminlerimiz onun hatırına gelmesin ve gerçekte onlarla ortak yönünün olduğunu anlamasın. Bu iş için- bir öğretmen olarak- bana göre, henüz din ve ibadetten bahsetmeyen irfanî metinlerle tanışması gerekmektedir. İrfanî metinler tasfiyeyi sağlamak, ruha, irfanî cila vurmak ve ilahî zevk serumunu onun ruhuna sokup yerleştirmek içindir.” Eserin tanıtımına genç yetiştirmekle başladık. Çünkü günümüz toplumunun en önemli meselesi haline gelmiştir.<br />
Ali şeraiti, bu eserinde müminin özelliklerine de değinmiştir. Nedir mümin? En basit tarifiyle özgür olandır. Tarifini de yapmıştır: “Paranın olduğu yerde hem din yalandır, hem de özgürlük. Zira aslında insan yalandır. Adaletçilik, kapitalizmle mücadelede öyle bir zirveye yükseldi ki özgürlük ve insanın manevî değerini reddetme örtüsü altında kendi doruk noktasına ulaştı. İnsan, yüce ve anlamlı bir dünya görüşünün, tekâmül bulmuş ve değer dolu bir varlığın faktörü olan insana anlam veren tapma, aşk ve irfana dayanmada zühde yönelmenin esiri oldu. Özgürlük isteyip aramada, kapitalizmin esiri oldu. Adalete aşık olmada, Marksist bir sistemin tutsağı oldu. Marksist sistemde ilk reddedilen ve yok edilen şey, insanın özgürlüğü ve insanın varlık nedenidir.” Devrimcilik pek tabi Marksist anlayışın tekelinde değildir. Müslüman’ın özgürlüğünün kanıtı Allah korkusudur. Bu tarif yumuşak, basit ama en etkili silahtır.<br />
İslamın topluma ve ferde bakışı bütün ideolojilerin üstünde bir tarzdır: “İslamın kökü, ruhu ve cevheri irfanıdır. Fakat o, sosyal adalet meselesine, diğerlerinin yazgısına, hatta diğer ferdin yazgısına dayanıyor. Şöyle ki,’ Eğer bir başka insanı diriltirsen bu, bütün insanları diriltmişsin demektir. Eğer bir kişiyi öldürürsen, bütün insanları öldürmüşsün demektir.’ diyor. Yani benimle başkaları arasındaki ilişki konusunda bu derece hassastır. Örnek olarak, sosyal ve sınıfsal bir iş olan faiz konusunda son derece hassastır. Öyle ki, faiz yiyenden nefret ettiği kadar, müşrik ve münafıktan nefret etmiyor. Üstadın bu tespiti düşündürücüdür.<br />
Tabi bizce kitabın en can alıcı noktası ‘Dine Karşı Din Meselesidir’. Başta insana karmaşık gelen ama insanı düşünmeye iten tespitleri göreceli olacaktır mutlaka. Sözü üstada bırakalım: “Peygamberlerin savaşı hep “dine karşı din” savaşı olmuştur. İslamın hak ve doğru imamlarının savaşının ‘islama karşı islam’ savaşı olması gibi! Burada tevhit kelimesi ortaya çıkıyor. Tarih, din ile dinsizliğin, Allah’ a inanıp birlemekle Allahsızlığın savaş sahnesi değildir. Geçmişte egemen güçler ve sistemler, dinsiz veya dine karşı olan toplumlar olmamışlardır. İnsanların büyük ve hak peygamberleri, ‘müşrikler’ ve ‘kafirler’le savaşmışlardır. Şunu unutmayalım ki, müşrikler ve kâfirler bütünüyle dinlidirler. Yani dinleri vardır hepsinin. Müşriklerin bütün peygamberlerden daha çok ilahları olmuştur. İbrahim, devrimci topuzunu putların başına indirdiği zaman asrının dinî tezahürlerini, kaynaklarını, yandaşlarını ve destekleyicilerini de birlikte kırıp geçiriyor. Musa, devrimci çoban asasını Firavun’un adamlarına atınca, aynı zamanda döneminin sığınılan- hâkim dinini de birlikte eziyor. Firavun, kendi toplumuna hâkim olan dinin bekçisidir. Musa, Firavun’a Allah’ı ispat etmeye gelmemiştir. Onu din sahibi yapmak için gelmemiştir. Onun dinini, düzenini, tezgâhını kendisiyle birlikte Nil’de boğmak için gelmiştir. Nitekim Firavun da bundan korkuyor ve halkın dinî duygularına hitaben feryat ediyor: ‘şüphesiz ben (Musa’nın) sizin dininizi değiştirmesinden korkuyorum’(mü’min 26). Geleneksele olan savaş hala sürmüyor mu? Gerçek Müslümanın bir görevi de bu değil mi? Savaşın en zorlu ve çetin olanı da budur bizce. Çünkü tarih boyunca dinin içindeki en büyük tahribatlar buradan gelmiş.<br />
Herkesin bir solukta okuyabileceği ve farklı tatlar alabileceği bir eseri tanıtmaya çalıştık. Eser hür anlayış sahibi her okuyucunun bir şeyler alabileceği düşünceler barındırırken, aynı zamanda beyin jimnastiğimizi de geliştirecektir diye umut ediyoruz. Bir İslamî devrimcinin düşündükleri ve yaptıkları ile tutarlı olmasını da öğütlerken aynı zamanda nefsanî arzularını bir yere bıraktığına da şahit oluyoruz. “İnsan kendi nefis tohumunun çiftçisidir.” Onu arındırıp-temizleyen gerçekten felah bulmuştur. ( şems 9) Onu isyanla, günahla, bozulmalarla örtüp saran da elbette yıkıma uğramıştır. (şems 10)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kainatamektup.com/index.php/2009/05/ali-seriati-kendini-devrimci-yetistirmek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

