Ankara Kıtasını Selamlıyoruz

Please follow and like us:

Sosyal medyanın tüm güzel siteleri silip süpürdüğü bir zamanda bir kaç iyi adam düşüncelerini ortaya koymak için bir zemin oluşturuyorsa bunu hayır hanemize yazmamız gerekiyor. Eksilmemek için kenetlenmek gerekiyor yani safları sıklaştırmak, muhabbetleşmeye boşluk verdikçe aramıza kötülük sıkışıyor. O zaman sağa bak kötülük sola bak kötülük. Aslında kötülük iyilikten çok değil; fakat araya sıkışınca iyiliğin görülmesini engelliyor.

Ankara Kıtası kendisini şöyle anlatıyor: www.ankarakitasi.blogspot.com/
Ankara, kültür ve düşünce adamlarının kendisinden kaçtığı bir kenttir. Bunda Ulus’u Çankaya’ya bağlayan bulvarın “Cumhuriyet Batılılaşması” denilebilecek öğelerle tasavvur edilmesinin etkisi vardı. Sembolik anlamda da Ulus- Çankaya birbirine karışmamışlığı ifade etmektedir. Jansen Planı’nda Ankara’nın tarihi kale etrafında “Eskişehir” ve “Yenişehir” diye ikiye ayrılmasının öngörülmesi ile Hükümet binaları “Ulus”tan koparılmış oldu. Bu binalar bir alanda toplandı, ülkedeki birliğin temsili amaçlandı ve ülkesel birlik ve bütünlük bu alanda “gösterildi”. Hükümet Mahallesi adı verilen bu alan, otoritenin dayandığı bağımsızlık ve birlik fikrini vurgulamaktadır. Jansen Planı’nın omurgası sayılacak bulvara, Atatürk adının verilerek otoritenin öne çıkarıldığı muhakkaktı. Bakanlıkların yer aldığı geniş alan otorite gücünün önemini vurgulayacak şekilde görkemi yansıtacaktır. Binaların hantal geometrik biçimleri ve kasvetli büyüklükleri hiyerarşik önemi dile getirmektedir. Hepsi dev ölçekli projelerdir. Kültür, edebiyat, düşünce için Ankara bu haliyle kasvetli bir dünya sunmaktaydı.
Bu hissiyatı anlıyoruz.

Ankara’dan kaçışın biz Ankara’da yaşayan bir avuç yazar algısında kışkırttığı bir düşünce var. Bu kent taşranın uç beyidir. İstanbul ise dünya kapitalizminin merkezi, tarih boyunca kültürlerin çatışma alanı olmuştur. İstanbul’da yaşamak için Ankara’dan kaçan kültür adamları bir zamanlar İstanbul’u işgalden kurtarmak için Ankara’ya geldiklerini unutmuş görünüyorlar. Ankara kasvetli, bozkırın ortasında, kurak ve soğuk. Evet. Lâkin İstanbul’u fetheden düşünce buradan, Anadolu’nun kalbinden, Hacı Bayram’ın neşvesinden gelmiştir. Müslüman İstanbul’un Ankara’ya borcu vardır. Türkiye’nin düşünsel anakarasının Ankara olduğu, bu kentte filiz verdiği hakkında bir tereddüt duymuyoruz.

Ankara, Bizans kenti idi. Bu kente Anadolu’da varolmamış bir dinî- iktisadî- içtimaî- adalet tasavvuru getiren Horasanlı Müslümanların Batı’lı kapitalist sömürgeciliğe ve Doğu’lu istilacı yağmacılığa boyun eğmeyen bir dünya kurduğuna işaret etmek istiyoruz. Horasan’dan Moğol saldırıları nedeniyle Anadolu’ya kaçan çok sayıda esnaf- zanaatkâr, derviş, alim, Ahi Evran’ın esnaf teşkilatı ile, bir araya getirerek, zanaat ve ticaret ahlakını üretici-tüketici çıkarlarını güven altına alan kültür- politik bir tasavvur üretti. Bizans sanatkârı ve tüccarıyla rekabet edebilmek için tıpkı Hz. Peygamber (asv)’in Medine Pazarı inşasında koyduğu ilkeler gibi kârın asgarileşmesi, vergi ve harçların düşürülmesi, mal kalitesinin yükseltilmesi, halkın eli iş tutanlarının emeği ile kazanması, Müslüman adamın ekonomik yönden bağımsızlaşması, ihtiyaç sahiplerine yardım edilmesi, haksız rekabetle esnafın iflasına engel olunması, ülkeye yapılacak saldırılarda devlete yardım edilmesi, iktisadî- içtimaî sınıfların “adalet dairesi” kavramı temelinde birbirine muhtaç tabakalar şekilde yapılandırılması, iktisadî- içtimaî tabakaların topluma rağmen zenginleşmesine izin verilmemesi, bu manada ihtiyaçtan fazla birikmiş sermayenin vakıfların kontrolüne geçirilmesi, işin ehline verilmesi, fiyat istikrarı sağlanması, dinde- dilde- işte- kültürde BİRLİK fikrini hayat kılacak sanat- edebiyat- siyaset tarzı Ahilik ile uygulamaya geçirilmiştir. Ahiler, Moğol istilası sırasında işgalcilere ve yağmacılara karşı duruşlarıyla, yerli pazarı muhafazasıyla, hakkı kuvvetin karşısında üstün tutmasıyla, alın teri ile geçinmeyi şiar edinen mahviyetkâr adamların numuneleridirler. XIII. yüzyılda ortaya çıkan Anadolu ahiliği , Ahi Evranın teşkilatçı esnaf- zanaatkârlığının paylaşımcı kollektivist zihniyeti ile terkibidir. Ahi Evran, örgütün sürekliliğini sağlamak için, devletten iaşe- yardım beklememiş, pazarın istiklalini sağlamasını talep etmiş ve ahiliği tekke ve zaviyeler biçiminde teşkilatlandırmış, ahilere de ellerinin emeği ile geçinme ilkesini öğretmiştir. Ahilik salt bir esnaf hareketi de olmamıştır. Ahilerin olduğu yerde Bacılar, Abdallar, Gaziler de olmuştur. Bu nedenle Ahilik yalnızca bir esnaf örgütlenmesi değildir. Bir devlet nizamını varoluşu için kaçınılmaz gören ahilik, Halife Nasırilidinillah’ın bir şeyhi olan Şühreverdi (1145-1234)’nin fütüvvetçi tasavvurunun Anadolu’da yeniden güncellenmesiyle hayata geçmiştir. Ahilik, İslâm’ın ihtisab müessesesinin de getirdiği kolluk görevlerini mesuliyeti arasında görmüş ve düzenin sağlanmasına katkıda bulunmuştur. Ahiler Ankara’da, 1290- 1354 arasında, devlet otoritesinin yok olduğu zamanda idareyi ele almışlardır. Osmanlı düzeni sağlayınca şehrin yönetimini Osmanlı’ya devretmekte tereddüt dahi yaşamamıştır. İstanbul’un fethi de Ahiliğin Ankara’daki temsilcisi Hacı Bayram’ın dergâhında yetişen Akşemseddin’in manevî nezareti altında vuku bulmuştur. Bu çerçevede Ankara dünya kapitalizminin merkezi İstanbul’u İslambol kılan iradenin adıdır. Yine Ankara Doğu yağmacılığının karşısında direnişçi esnaf- zanaatkârlığının, Yunus gönüllü dervişliğin, kanaatkârlığın, Birlik fikrinin, direnişçi zühdün timsalidir.

Ankara, emperyalizmin Birinci paylaşım savaşında Anadolu’yu iğfal etme hevesine izin vermeyen bir şehir olmak bakımından da kültür dünyamızda bir varlık olma merkezidir. İstanbul’u Ankara’ya göre önemli sayan kültür- edebiyat adamlarının unuttuğu gerçek Ankara’nın bir direniş hattı olmaya dair hasletleridir. İstanbul, çok renkli kültür dünyası ile işgal altında iken Ankara “Hür doğdum, hür yaşarım” diyebilecek irade ve fedakârlık içindeydi.

Bir grup arkadaş bir araya geldik. Atilla Mülayim, Ercan Yıldırım, Lütfi Bergen, Murat Erol. Problemimiz, Ankara’da kendi aramızda yaptığımız tartışmaları bir platforma taşımak, yazı verimlerimizi tek bir mecrada toplamak, teorik dünyamızı kuracak yerli yazarlarımızın, araştırıcılarımızın yetişmesine yardımcı olmaktır. İstanbul’dan ayrışmak gibi bir niyet taşımasak da, Türkiye’nin ikinci büyük kentinde ve bir başkentte yaşayan aydın potansiyelinin düşünce ürünlerini ortaya çıkarıp etkinliğe çevirmek ANKARA KITASI’nın başlıca amacıdır. Bu, bir duyuru olmaktan öte, aynı zamanda bir çağrıdır.

Dört kişiyiz, hayata dair birer mısramız var. Dört mısra bir kıtadır. Ankara kıtası.

ankrkts@gmail.com

www.ankarakitasi.blogspot.com/

Social media & sharing icons powered by UltimatelySocial

Enjoy this blog? Please spread the word :)