Please follow and like us:

Hayalini kurduğum ahşap eve benzeyen mimari yapının terasında çayımı içiyorum. Bahçedeki havuzda yapay çağlayanlar var, bu havuzu diğerlerinden ayıran özelliği ortasında üç ney ve bir kamış kalem figürü olması. Ben elime kalemi aldım. Müziği severim; fakat bu konuda yeteneğim yok. Müzik, Beden, Resim hocaların ikramıyla geçtiğim derslerdi.

 

Şimdi düşünüyorum da hangi dersimiz pekiyi idi. Türkçe en sevmediğim dersti. Bu nedenle ilk yazıma ben bile yazabiliyorsam diye başlamıştım. Bugünde Türkçe konusunda iyi olduğumu söyleyemem, dil bilgisi anlamında zorlanarak yazıyorum. Edebi anlamda bir yazar olmak gibi bir derdim de yok; sadece kendi alanımda derdimi anlatacak yetkinliğim olsun yeter. Edebiyat yapmıyoruz, yaşayarak yazıyoruz. Evet hem edebiyat yapıp hem de yaşayarak yazabilseydik daha güzel olurdu, yeteneksiz olduğum bu alanda elimden gelenin en iyisini yapmak için mücadele ediyorum. İnsan önce kendi yetkin olduğu alanları tanımalı ve sonra yetenek sahibi olmadığı ama bir miktar kendini geliştireceği alanları bilmelidir. Eğer muhabbet diye bir ders olsaydı her zaman on numara alırdım. Bende bu özelliğimin üzerine gittim ve mesleki rehberlik alanında çalışmalarımı sürdürüyorum.

 

Bu yazı son yılların popüler ve klasik kişisel gelişim yazılarından biri değildir. Başlık böyle bir çağrışım yapabilir. Aslında başlığı kendini ADAM yetiştirmekte koyabilirdim; fakat böyle bir başlık derdimi anlatmaya yetmeyebilirdi. Kişisel gelişim kitaplarını da külliyen atacak değiliz. Gelişim önemlidir, sadece gelişimin süreç olduğu unutulmamalıdır. Hayatın içindeki doğal rehberlik kanalları tıkandığı için bu tarz kitaplar gün geçtikçe daha çok gündeme gelecektir. Ya bu kitaplara teslim olacağız veya yeniden doğal rehberlik kanallarımızı ihya edeceğiz. Bizim en güzel doğal rehberlik kanalımız muhabbettir. Bu yazı karşılıklı muhabbet yapabilelim diye kaleme alınmıştır.

 

Külliye Eğitim Modeli” yazımızın devamı niteliğinde bir yazı kaleme almaya çalışacağım. O yazımızda genel olarak ip uçlarını verdiğimiz konuların detaylarına doğru ilerleyeceğiz. Külliye bütünsel bir eğitimin adıdır. O eğitimden geçen adam olur. Adam olan lider olur. Herkesin lider olduğu bir ortamda kim tabi olacak sorusu akla gelebilir. Liderlikte mertebe mertebedir. Herkes mizacının izin verdiği kadar liderdir. Lider kendini iyi tanıdığı için liyakat sahibi kişiye tabi olmasını da bilir. Aslında liderliği “kaliteli bağlılık” olarak tanımlayabiliriz. Son döneme ait okuduğum en kaliteli “Bağlanma” Nuri Pakdil’in Fethi Gemuhluoğlu için yazdığı eserdir. Bugün işbirlikçi eğitimde gündemde olan değişimli liderlik kavramı sanırım derdimizi daha iyi anlatır. Örnek olarak Mimar Sinan mimarlık alanında liderdi; fakat aynı zamanda Sultan Süleyman’ı yönetici olarak lideri sayıyordu. Sultana kendi alanında yeri geldiğinde karşı çıkmaktan da çekinmemiştir. Fakat ben liderim diyerek devleti de yönetmeye kalkmamıştır.

 

Kendi alanında lider olmuş kişilerin bir kaç alanda eser verdiğini ve ellerinde birkaç meslekleri olduğunu görebiliriz. İyi bir yöneticinin aynı zamanda marangoz ve şair olması bizi şaşırtmamalı. Çocuklarınızı gelecek çağa göre yetiştirin diyen Büyük Önderin ümmetiyiz.Bizler bugün bırakın geleceği, günümüz şartlarına göre bile çocuklarımızı yetiştiremiyoruz. Çocuklar için düşündüğümüz eğitim bütünsel bir yaklaşımdan çok kendi değer yargılarımıza göre öne çıkan bir alanda yetişmesidir. Bugün eğitim hayatımızda öne çıkanlar sadece bazı popüler mesleklerdir ve onlar dışında hiçbir mesleği yeterince önemsemiyoruz. Örnek olarak çiftçi olmasa herkes aç kalır; fakat bir genç çiftçilik yapıyorsa çoğu zaman işsizim diyor.

 

Ben kendimin farkına vardığımda yirmi üç yaşındaydım. Daha erken kendimi tanısaydım hayat serüvenim en azından yirmi üç yaşına kadar daha kaliteli geçebilirdi. Ne fırsatlar gözümüzün önünden geçti gitti de fark edemedik. Bugün bunları söylemek daha kolay, inanıyorum ki o geçen zaman diliminde hayatım az bir dokunuşla daha zengin olabilirdi. Şimdi bu yazıyı hazırlamam da o günlerin acısına bir merhemdir; çünkü genç bir kardeşim on beşinde hayatın farkına varırsa bana göre fersah fersah yol alabilir. Çevremde bu farkındalığı yakalayıp hayatını dönüştüren çok insan gördüm. Onların nasıl bir dönüşüm geçirdiklerini kelimeler anlatmaya yetmez. En kısa tarifle bir gün önce bir kelime konuşamayacağın adam ile bir gün sonra sabahlara kadar muhabbet edebilirsin, diyebiliriz. Demiştim ya ben muhabbet fedaisiyim. Lise yıllarında Bursa şehrinde gurbette okurken tanımadığım kişiyle saatlerce muhabbet ederdim. Bir gün aradığımı da yine muhabbette buldum. Üniversite okumaya karar vermem doğru rehberlik edilmediği için bana tam yedi yıl kaybettirdi. Bir bakış açısına göre kaybetmiş değilim; çünkü o dönem yaşadıklarım kendi kendime öğrenme yolunu açtı. Fakat her zaman bir kıvılcım gerekir. Karşınızda meal okuyan bir adam, sizi şaşırtacak sorular soran bir adam… insanoğluna bir vesile şarttır. Hayatıma dokunan radikal bir ilahiyat öğrencisi sorularıyla beni sarstı. Bir tv. programında ramazan akşamları meal okuyan adam benim Furkan ile tanışmama vesile oldu. Sonra gelişim süreci başladı, insan önce la/hayır dediğinde sabırsız oluyor. Rabbim bir gün hayatı/furkanı okumanın üslubunu öğretecek Sır Hocam ile tanışmamı sağladı; hayır, evet ile buluştu hayatın dengesi kuruldu. Benim bu noktadan yola çıkarak birilerine vesile olmak gibi bir derdim olduğu söylenebilir. Ey! kabuğunu kırmayı bekleyen ben, var gücünle zincirlerine bir yumruk at.

 

İnsan özü itibariyle doğal bir liderdir. Rabbi onu seçti ve en büyük sorumluluğu üzerine yükledi. Yeryüzünde insanı halife ilan etti. Zaten bu yükü dağlar bile kabul etmemişti. İnsanda imtihanın büyüklüğünü görseydi kabul etmeyebilirdi; fakat ilahi kurgu burada insana seçim şansı bırakmamış. Donanımı incelendiğinde insan özellik bakımından üstün yaratılışını fark eder.

 

Peki neden lider yetiştirmekte zorlanıyoruz? Belki de sormamız gereken ilk soru lider insan yetiştirmek gibi bir derdimiz var mı? Aslında istediğimiz sadece birilerine veya bize teslim olacak insan modelleri midir? Akıllı ol, tabi ol, soru sorma, itiraz etme, her denileni sorgusuz kabul et… ve benzeri emirleri sıraladığımızda yetişen kişi hiç bir zaman lider olamayacaktır.

 

Bizim edepli sorguculara ihtiyacımız var. Kendini bilen, çevresinin farkında sadece hakikate teslim olmuş, tefekkür edebilen, aklı ve kalbi birlikte çalışan ahlaklı adamlara ihtiyacımız var.

 

Kurtarıcılıktan çok vesileyi kendine şiar edinmiş, toplumsal sorumluluk sahibi adamlara ihtiyacımız var. Sayın Esed’in mealinde takva kelimesini “sorumluluk bilinci” olarak ifade etmesi anlatmak istediğimizi daha iyi ifade eder. Aslında Rabbimize yakınlığımızda aldığımız sorumlulukla doğru orantılıdır. İdrakimiz artıkça sorumlulukta artar, böylece kendine ve Rabbine bir adım daha yaklaşırsın. Bugün eğitim sistemimizde kişiye kazandırılması gereken en önemli haslet sorumluluk bilincidir.

 

Aşağılamadan eleştiren bilgelere ihtiyacımız var. Ezmeden öğreten; kalpleri ezmeden yukarılara taşıyan, yanlış bir dokunuşla kalbin ritminin bozulacağını bilen kalp ustalarına ihtiyacımız var. Ancak manevi bir terbiye ile kişi kalp ustası olabilir. Kendi kalbinin farkında olmayan birine bu bilinç verilemez. Bir alimin yanında ezilip, büzülüyorsak; ona rahat yaklaşamıyorsak bilgisinden de yeterince istifade edemeyiz.İşte bu noktada insanların sadece akıllarını geliştirmemizin hiç faydası olmadığı hatta bir zaman sonra kontrolsüz aklın zararınında olduğunu görebiliriz. Akıl ve kalp birlikte gelişmeli burada kalpten kast ettiğimiz şeyin et parçası olmadığı anlaşılıyordur. Bugün batının duyuşsal alan olarak tanımlamaya çalıştığı aslında en geniş adıyla manevi eğitim yani kalp eğitimidir.

 

Ey Dostum! Lider ol. Bir gruba kuyruk olacak akıl, kalp, ahlak yaşını çoktan geçtin. Dostum nerede hayır varsa orada bulun ancak yapılanın ve yaptığının esiri olma, yeri geldiğinde kendini dışarı çekmesini bil. Sorgulanmayan yer sadece hakikat meclisidir.

 

Dostum arayış son nefeste vuslata ram olur. Sakın ölmeden oldum deme! İnsanın kendini tamamlaması ancak son nefeste olur. Erken davranıp son nefes halini bilmeden kendini farklı yerlerde görme ve görenlere de inanma. Bir adam kendini cennetlik olarak görüyorsa ziyandadır, cehenlemlik olarak görmekte problemdir. İnsan bu iki uç arasında gidip geldiğinin bilicinde olmalıdır. Kısaca iyi ve kötü arasında yoğrula yoğrula temizleniyoruz.

 

İlim oturduğun yerde seni bulmaz. Sen ancak onu ararsan sana aradığın ölçüde nasibin kadar verilir. İnsanın derdi olmalı ki arayışı olsun. Hasta olmayan ilaç veya doktor arar mı? Eskinin güzel adamları bir şey öğreneceklerinde o ilim nerede en kaliteli veriliyorsa arar bulurlarmış. Bu bir zanaatta olabilir bir sanatta veya bunların dışında kalan bir ilimde. Aslında ilim büyük bir yolculuğun adıdır ki buna irfan da denmiştir. İl il dolaşmadan, gönül gönüle dokunmadan, akıl akılla güreşmeden bilginin kazanılması zordur. Günümüzde bilgiye fiziki olarak ulaşmak kolaylaştı; ancak bu bir şey ifade etmiş olsaydı önümüze kitap yüklü merkep benzetmesi çıkırılmazdı. Bugünün akıllı adamları da artık bilgi önemli değil, önemli olan onu kullanacak, kendine faydalı bilgiyi seçecek ve o bilgiyi yeniden üretecek adamdır, diyor. Ortak aklın geldiği ve gittiği nokta amel edilen yani uygulanılan/yaşanılan bilgi faydalıdır, önermesidir.

 

Unutma! Her zaman iyiler kötü, kötülerde iyi olabilir. Açık , şeffaf olmayan örtüler altında iş çevrilen yerde bulunma. Velev ki bu örtü yeşil olsun, isterse üzerine ilahi metin yazılsın. Bil ki insan acizdir, en çok kendisini kandırır. Bir şey aşırı şekilde ağza düşmüşse arkasında gizlenen bir şeyler olabilir. Unutma yaşamak ağızla değil akıl ve kalpledir.

 

Hangi kisvede olursa olsun yalancı ve hırsızla aynı yolda yürüme. Zulmedene yardım etme her zaman mazlumdan yana ol. Fakat unutma bazen mazlum görünen en zalim olabilir.

 

Tövbe eden, kalbinin ve nefsinin ıslahı için dua eden, kurutulmuş et yiyen, peygamberlikten öncede emin olan bir Önderin olduğunu unutma. Sadece rıza için hayır yolunda koşturmayı dene, yapabilirsen huzur bulabilirsin.

 

Sonuç olarak kendini lider yetiştirmek; kendini gerçekleştirmek için çalışmak veya insanı kamil olma yolunda yürümektir, diyebiliriz. Sahih kaynaklardan ve iyi adamlardan beslenen, derdi olan herkes bu yolu yürüyebilir. Uzun ve zor gözüken; ancak bir anlamda da hem kısa hem de kolay olan bu yolculuk ilk adımla başlar ve mezara atılan son adımla biter. Erişebildiğin son nokta sonsuz yaşamda başlangıç rütben olacaktır.

Social media & sharing icons powered by UltimatelySocial

Enjoy this blog? Please spread the word :)