Kırk – 3. Bölüm –

Please follow and like us:

Birlikte ateşin başına geçtiklerinde demlikteki suyun kaynadığı fark etti. Suyun bir kısmıyla çay demledi, bir kısmıyla çorba karıştırdı. Köpekler için lapa yaptı. Koyunlar ve eşek tabiatın nimetlerinden faydalanıyorlardı. Kâinat, insan dengeyi bozmadığı sürece mahlukatı doyuruyor, açlık sadece insana mahsus bir durum mu?

Misafirine kimsin, nasıl geldin, ne iş yaparsın demedi? Kendisinin de en sevmediği bu tarz soruları bazen dalgınlıkla birilerine sorsa da hiç sormamış olmayı yeğlerdi. Ne iş yaparsın, kimlerdensin, nerede oturuyorsun?..ve benzeri sorular önem arz etse de gönülden tanışmak için perde olabilir. “Her pınarın bir sahibi vardır .” diye aklından geçirdi. Acaba destursuz girdiği için bu adamdan özür mü dilemeliydi? Bu düşüncelerden de vazgeçti. Aklına gelen her düşüncede karşısındakinin kâh gülümsediğini kâh yüzünün asıldığını fark etti. Hem kalbini hem dilini hem de düşüncelerini tutması gerektiğini anladı. Piri Fani “Hepsi iyiler.” dedi ve ekledi: “Merak etme sadece seni düşünüyorlar. Onlara döneceğin anı bekliyorlar. İlk yolculuğun değil ki son olsun.” Bir anda yine düşüncelerini toparladı. “En zoru düşüncelerdir.” dedi. “Düşüncelere hakim olmak her şeyden zor. Konuşmayı terk edersin, diline de hakim olursun; şehvetten de uzak durabilirsin, beline de hakim olursun; bedeni aç bırakırsın, nefsine tümden hakim olursun. Fakat düşünmemeyi düşünmek bile ayrı bir düşünmedir. Düşünmemeyi düşünmek? Beyni aç bırakmak?

Pir’in “Çok bilgili olduğun için mi düşündüğünü zannediyorsun. Hayatını değiştiğin çobanın senden daha zengin düş dünyası vardı.” dediğinde sevincinden arabaya nasıl koştuğunu bilmeyen çoban aklına geldi. Pir “Hayatta en zor şey insanların düşüncelerini okumaktır.” dediğinde karşısındakinin kendisinden bir adım önde olduğunu gördü. Bir adım önde olmak, düşünceleri okumak?

“Düşüncelerini okuduğunu zannetmekte tehlikelidir. Olduğun yerde bir sürü kurgu yaparsın. Başkalarının yerine düşünme, sadece kendin için düşün.” Pir “Kendin için düşünmenin bencillik olduğunu da nereden çıkardın.” dedi. “Başkalarının günahına ağlamak her yiğidin harcı değil. Herkesin kör noktası vardır. Zaten hep o kör noktadan vuruluruz.” “Ben düşünüyorum o söylüyor, daha önce hem düşünür hem de kendimle konuşurdum.” dedi. Benim kör noktam neresi?

Her şeyi bir gecede öğrenemezsin.” Cümlesi meraklı gözlerini ve beynini kapattı. “Uzun bir yoldasın her pınar başında beni bekle.”

“Köy tabelasını fark edemeyen araç hızla tabelaya çarparak şarampole yuvarlanmış. Yoldan geçenler tarafından araçtan çıkarılan kişi ambulans ile şehrin en yakın hastanesine kaldırılmış. Üzerinde bulunan telefondan yakınlarına ulaşılmış.” cümleleri yoğun bakım ünitesi önünde konuşan iki kişinin yanından geçen herkes tarafından duyuldu. Eşi, çocukları, iş arkadaşları, dostları yoğun bakım ünitesi penceresinden onun yaşam mücadelesini izliyor. Hepimiz yoğun bakım ünitesinde değil miyiz? Herkes kalp ritmini gösteren cihazın kendine has sinyal müziğini dinliyor. Ritim, hız ve müzik. Yavaşla kalbim yavaşla biraz.

Vasiyeti ile noktalanan defter, eş ve çocuklarına teslim edildi. Eşi, kendisine verilen defteri sımsıkı tutarken sadece dua ediyordu. Nedense güncenin son günlerinin tek okuyucusu olan eşi kalp ritimlerini saymaktan günceyi okumaya fırsat bulamıyordu. Üç bin yüz kırk sayfa…

Yoğun bakımdaki adamın yüzünde tatlı bir tebessüm vardı. O sanki yolculuğuna devam ediyordu.

Eşi kendisini biraz toplayıp günceyi araladı.
Borçlar, alacaklar, alınacak kitaplar, seyredilecek filmler, dergi için sorular, çıkılacak yol planları, önemli telefonlar, seksen bir ilin yanında yazan birer isim, arkadaşlar, dostlar kısaca iyi adamlar defteri. Güncede son yapraklardaki iş planları arasında yazılmış bir öykü dikkatini çekti ve ardından eşinin kendisine mektup olarak bıraktığı son satırları okudu.

Hani bazı hikayeler vardır; hiç bitmesin isteriz. Sonradan bittiğinde nasıl olsa hikayeydi deriz.
İşte bizim hikayemizde böyle bir şey. Bir gün bitecek. Nasıl ki günce yaprakları kitap sayfaları bitiyor, hayat da bitecek.
Teknoloji arıza yapmasaydı belki de günce bitmeyecekti. Bozulan laptop günceyi bitirdi, zaten çalışırken de bitirmişti.
Yeni bir defter alacağız, önce güzel güzel yazmaya çalışacağız. Eski güncedeki bir takım bilgileri aktaracağız.
2006 Recep ayında başlamış defter. 2009 Recep ayı içerisinde bitiyor. Tam üç yıl gizli satır aralarında.
Üç uzun yıl. Diğer defterlerle düşünüldüğünde onuncu defter. İlk defterin kayıt yılı bin dokuz yüz doksan sekiz yani toplamda on iki yıl gizli satır aralarında.”

Kalp ritim sinyali yavaş atıyor; fakat halâ atıyor.

Garip yolcunun kimse nereye gittiğini anlamadı. O anayoldan nereye gidiyordu. Eşi iş görüşmesine gittiğini sandı, patron acil bir işi çıkmış olabileceğini düşündü. Yazıcılar kayda almasa kim bilebilir ki hayatın bütününü.
Hikaye pınar başlarında devam etmeli.

Aşkla…

Hikayenin 1.bölümü
Hikayenin 2.bölümü

matbu : kurtuba dergisi’nin 7.sayısında yayınlanmıştır.
internet: sanal alemin en edebi edebiyat sitesi sayha dergisin’de yayınlanmıştır.

guce

Social media & sharing icons powered by UltimatelySocial

Enjoy this blog? Please spread the word :)