Please follow and like us:

İnsan çağının önder ve iyi adamlarını tanımak ister. Fakat çoğu zaman tanışma fırsatı bulamaz. Çünkü yiğit adamlar kendi reklamını yap(tır)madığı için yığınların gündemine düşmez. Bu durumun tek istisnası ölümdür, bazen ölüm bile o yiğit adamları gündeme taşıyamaz. Bahattin Yıldız güdeme afgan dağlarında ki şahitliği ile geldi. O’nu tanıdık ve çok sevdik. Ve derin bir ah! geçti içimizden bizde bir kez olsun Bahattin Abi diyebilseydik.

Bu sayfayı Bahattin Yıldıza ayırdık. Hakkında bulduğumuz her şeyi yayınlamaya çalışacağız.

Önce onun dünya bülteni sitesinde yayınlanan notlarıyla başlayalım:

Bahattin Yıldız’ın Notları -I-

Eser, Uluslararası Sarayova Üniversitesinde öğrenci. Temmuz ayında Srebrenisa katliamına karşı yürüyenler arasında tanıştık. Çalışarak okumaya çalışan gençlerden, Eser.
Çay ocağının kapısını açtım. Karşımda koca bir servis tezgahı. Sağlı sollu küçük oturaklar ve kısa bacaklı masalar.E ser, gayet ciddi biçimde servis yapıyor. O, beni görmedi .Bir süre servisini izledim. Fark edince altı aylık hasretle sarıldık.

-Sen işine bak, vaktim var oturayım, dedim.

Sırtımı duvara dayayıp oturdum. Kapının girişindeki masada oturan başörtülü bir kız ‘’Şehbenderzade Filibeli Ahmet Hilmi’nin Amak-ı Hayal’ ini okuyordu. Bu beni sevindirdi.
-Kızım bakarmısın diye seslendim .İçerideki gürültü yoğunluğundan duymamıştı. Tekrar seslendim. Baktı. ’’Buraya gelirmisin ?’’ diye yeniden seslendim. Gelip oturdu.

-Okuduğun kitabın yazarını tanıyormusun ? diye sordum. Soruma ‘’Hayır’ cevabını verdi.
-Osmanlı’nın son dönemindeki önemli yazarlardan biri. Bundan otuz beş sene önce bir gazetenin yayınları arasında çıktığında bu kitabı okumuştum. Şehbenderzadenin diğer kitaplarını ve birikimini anlattım. Said Halim Paşa’dan bahsettim.

-Kitabı okumam için Eser ağabey verdi.

-Bizim, otuz kırk senelik geçmişimizde, şehirlerde fiziki yapısı küçük işlevi büyük çayhanelerimiz vardı, Eser. Üniversiteli, liseli gençlerin ilim öğrenmeleri için ortam tahsis edilirdi. Çay ocağının yanında kesinlikle birde kitabevi olurdu.Bunların şehir sınırlarını aşan isim yapanları vardı.İnsanların lakapları gibi bu çay evlerininde kazandığı ünvanları vardı. Erzurum’da, Elazığ’da, Diyarbakır’da, Bursa’da, Sivas’ta, Ankara’da, Konya’da, Kayseri’de… Bu kıraathanelerin öncülük ettiği güzellikler vardı. Buna en iyi örnek Malatya’ daki:’’Boğaziçi Üniversitesi’ diye namlanan çay ocağıydı.
I.notun tamamı

Bahattin Yıldız’ın Notları-II
Dr. Kasım bey, Dr. Adnan’a ayak üstü on dakika kadar bilgi verdi. Sabah namazını kılıp yattık. Dr. Adnan tek erkek doktor olarak sabah 9’da göreve başladı. Macaristan’da okul bitiren iki de Türk doktor kız vardı. Kliniğin bir de buralı bir ebesiyle, gönüllü sağlıkçı gençler vardı.

İHH’nın buradaki ilk faaliyeti klinik, ikinci olarak kliniğin hemen arkasındaki 200 çadırlık bir çadır kenti vardı. 1800 kişi barınıyormuş. Günde iki öğün her çadıra yemek dağıtılıyordu. Bunun için iğreti de olsa kurulmuş bir yemekhane vardı. Bir aşçı ve dört de yardımcısı çalışıyordu. Kampı idare için Pakistan Meri’li asker emeklisi bir müdür ve yardımcısı vardı. Malzeme taşımak için iki Toyota kamyonet kiralanmıştı. Muzafferabad’a gidip gelen iki de Toyota minibüs vardı. Yeni gelen yardım malzemelerinin depolandığı bir depo ve sorumlu depocu vardı. Urduca-Türkçe tercümanlık yapan Muzafferabad’lı Davut ve Afgan Türkmeni Naim vardı. Davut Kuzey Kıbrıs’ta çalışırken Türkçe de öğrenmişti.

Çay demledim, zeytin, peynir vardı, yumurta da buldum. İğreti de olsa kahvaltı sofrasını kurdum. Dr. Adnan’ı çağırdım. Türkiye tipi bayat bir kaç ekmek vardı.
Naim: Bunları Türkler yapıyor. Saat 11’le 4 arası oradan istediğimiz kadar ekmek alıyoruz. İsterseniz oraya beraber gideriz.

• Adnan! Çok hastan var mı?
• Oldukça çok. Doktor kızların maşaallahı var. Çok büyük iş yapıyorlar.

II.notun tamamı

Bahattin Yıldız’ın notları-III

Çocuklara şeker ve balonları dağıtmaya başladım. Her çocuğa üç şeker bir balon. Şişirenler, şişirmeye uğraşanlar, atıp tutanlar. Ortalık ayyıldızlı kırmızı balonlarla dolmuştu. Doktor kızların muayene yerlerinin önü kalabalıklaşmıştı. Mücahidlerden biri kapının önüne oturdu, gelenleri tek sıraya soktu. Çocukların olması iyiydi. Erkekler yerlerinden hiç kıpırdamadı. Saat üçten dörde kadar işimizi halledip gitmemiz gerektiğini söyledim. Saat dört olduğunda beş hasta vardı.

Dağın inişi çıkışından daha görkemliydi. Vadi, ‘Ceylem’ nehri bütün görkemiyle altımızdaydı. Araç dağın yüzünde zikzaklar çizerek iniyordu. Kırılma noktasını dönemediği için her virajda biraz geri alıyordu. Ve o an Ceylem vadisinin başında bir yamaç paraşütçüsü gibi duruyorduk. Kuzeyden gelen vadinin başında, araç durduğunda buradan ineceğiz. Fakat her harekette bir sonra varacağımız hedefimiz aklımızda olsa da vadinin başında aracın içinde duruşumuzda bir başka duygu. Bir gün hedefe varmayacaksın. O gün niye bugün olmasın. Bir aracın aksamına bütün güvenliğini yüklemek hiç de arzu edilir bir sonuç değil. Buradaki üç hafta içinde içi insan dolu üç araç nehre yuvarlandı ve yüzü aşan insan öldü.

Doktor kızlarımız Dilek ve Ayşe, Bayburt ve Eskişehirliymişler. Türkiye’de okurken başörtü yasağından dolayı Macaristan’da okullarını bitirmişler. Eğitim dilleri İngilizce’ymiş.

– Buraya nasıl geldiniz? Bizim ülkemizin hareket standardının üstünde bir şey bu.
– Ramazan’da Ak-Der’in iftarı vardı. İHH’dan Osman ağabey orada depremle ilgili bir sunum yaptı. En çok da buraların doktora ihtiyacı olduğundan bahsetti. Biz müracaat ettik ve geldik.

– Allah gayret ve ecrinizi artırsın kızlar. Her zorluktan sonra bir kolaylık olduğu gibi, biliniz ki, bu mağduriyetler, bu zulümler, kaliteli, iyi eğitimli, düşünce ataletinden kurtulmuş, üretken insanlar kazandıracak. Bakın şu dağlara, hangi ülkenin insanı dolaşıyor ? Hangi bayraklar dalgalanıyor ? Hediye edilen çadırların üzerindeki bayrakların soğuk yüzünü geçin. UNICEF, arada bir ABD askeri ve şu vadilerde günde dört defa gidip gelen İHH amblemi, Türk bayraklı üç araç. Kamptaki delilimiz bile bayrak ve flamayı taşıyarak dolaşıyor. Bu dağlara çıkan ilk hanım doktorlar değil, ilk doktor sizsiniz. Allah razı olsun.

III.notun tamamı

Bahattin Yıldız’ın notları-IV

Sabah namazında hava daha soğuktu. Namazı kılıp yataktaki sıcaklığımızın içine yeniden gömüldük. Bu arada tencereye suyu doldurup, kısık ocağın üzerine koydum.Biz kalktığımızda çay suyumuz hazır olurdu.

Çaya oturma vaktini güneş dağın üzerinden çıkıp vurduğu an olarak belirlemiştik. Çünkü güneş vurduğu anda sıcaklığı hissediliyordu.

Davut ve Naim’i de çağırdık. Hastahane betonunun üzerinde neşeyle çaya başladık. Günlük iş bölümünü yaptık. Mecir’in fazla çadırı söküp klinikle, bekleme çadırının arasını açacaktık. Tuvalet kapıları ve çatısı hızlandırılacaktı. Okul çadırlarının altına tahta anlaşması yapılacaktı. Bir taraftan meydanın taş döşenmesi başlanacaktı.

IV.notun tamamı

Bahattin Yıldız’ yorum-online.de sitesinde yazdığı makalelere yazar arşivinden ulaşabilirsiniz: yorum-online Ayrıca yorum-online sitesi Bahattin Yıldız dosyası hazırlamış. Vefa böyle bir şey olsa gerek.

Kendi notlarının ardından yol arkadaşlarından derlenen yazıyı okuyalım.
Orhan Demiral, Bahattin Yıldızı’ın yol arkadaşlarından derleyerek hazırldağı yazı timeturk sitesinde yayınlandı:

1956 Sivas doğumlu. 1975 yılında İzmir İmam Hatip lisesinden mezun oldu. 1975-1980 yılları arasında okuduğu Erzurum Atatürk Üniversitesi İşletme Fakültesini 1987 yılında Afganistan dönüşünde 2. öğrencilik döneminde bitirdi. Yazıları Mavera, Güldeste, Gurbet dergilerinde ve Milli Gazete ve Yeni Devir Gazetesinde yayınlandı.

Abdülhamit Muhaciri mahlas ismiyle Milli Gazetede çocuk köşesini hazırladı. Aynı dönemde çıkan Selam Dergisinde de yazıları yayınlandı. İmza Dergisi ve Müslüman Genç Dergisinde çeşitli mahlaslarla birçok yazısı yayınlandı. www.yorum-online.de internet sitesinde yazarlık yapıyordu. Savaşan Afganistan, Cihat Günlüğü, Kar Çiçeği, Karda Ayak İzleri, Güllerin Vedası isimli kitapları yayınlandı. Henüz yayınlanmayan birçok çalışmasını ardında emanet olarak bıraktı. Üçü kız ikisi erkek beş çocuğu ve bir torunu var.

Bahattin YILDIZ Türkiye’de günümüz İslami Hareketinin filizlendiği 70-80’li yıllarda tarihe silinmeyecek izler bırakmış önemli isimlerinden birisi. Osmanlının son döneminden başlayarak 1950’lere kadar devam eden yozlaşma sürecinin etkilerinin silinmesi için çabaların yoğunlaştığı bir zaman dilimini dolu dolu yaşayan isimlerden birisi.

Henüz lise yıllarında iken MTTB ile tanışan ve bu bünyede hayırlı hizmetlere omuz veren Bahattin YILDIZ, gerek akranlarına gerekse de kendinden sonra gelen nesillere yaptığı olumlu katkılarla anılacak. İzmir İmam-Hatip Lisesinde hem İslami kimliğini inşa edip hem de sporcu kişiliğiyle öne çıktı. Lisenin güreş takımında yer aldı. Kitleleri etrafında toplayan bir özelliğe sahip olan Bahattin YILDIZ bu özelliklerinin de etkisiyle sevilen, sayılan ve etrafında toplanılan bir önder kişi olarak ortaya çıktı.

İmam-Hatip yıllarının ardından gelen Erzurum’daki Üniversite yıllarında MTTB ve Akıncılar içerisindeki çalışmaları Bahattin YILDIZ’ın tam anlamıyla çevresine damgasını vurduğu yıllar olarak kayıtlara geçti. 12 Eylül 1980 darbesi öncesi sıkıyönetim döneminde Milli Türk Talebe Birliği kapatıldığında baş harfleri MTTB olan “Mahalli Teknik Takımlar Birliği” isminde bir dernek kurarak MTTB isminin yaşatılmasını sağladı. Erzurum’da profesyonel olarak hem atletizm takımı, hem Milli Kayak Takımı içerisinde yer aldı. Özellikle Hicret’in 1400. Yılı sebebiyle 3 arkadaşıyla birlikte Erzurum’dan Kayseri’ye yaptıkları Hicret Koşusu Türkiye İslami Hareketinin önemli dönüm noktaları arasında yerini aldı. Erzurum’daki birinci öğrencili döneminde İşletme Fakültesi Öğrenci Temsilciliği, Erzurum Atatürk Üniversitesi Yurdu Öğrenci temsilciliği, Telsizler Yurdu Öğrenci Temsilciliğini yürüttü. Akıncılar bünyesinde İzmir İl Başkanlığı ve daha sonra Akıncılar’ın 11 bölgesinden birisi olan İzmir Bölge Başkanlığı görevlerini yürüttü.

1979 yılında Rusların Afganistan’ı işgal etmesi ve Türkiye’deki darbe ve baskı yılları Bahattin YILDIZ’ın önüne yepyeni ufuklar ve farklı bir mücadele alanı açıyordu. Diğer ülkelerden gelen mücahitlerle beraber bir taraftan Afgan Cephesinde fiili cihadın içerisinde yer alırken diğer taraftan da o bölgenin tüm yerel dinamiklerinden ve değerlerinden istifade ediyordu. O bulunduğu her ortamı bir öğrenim ve aksiyon alanı olarak görüyordu. Cihad süresince Afganistan ve yakın bölgesinin kültürel kodlarını çözümleyen ve bu bilgilerle ümmetin diğer bölgelerini aydınlatan birisi oldu. 1981 yılında Ruslara karşı girişilen en şiddetli çarpışmalarda Gazi’lik şerefine ulaştı. Defalarca ameliyat olmasını gerektiren yaralarına rağmen direncinden bir şey kaybetmedi.

1987 yılında Türkiye’ye dönmesiyle birlikte öğrenciliğinin ikinci döneminde kaldığı yerden çalışmalarına devam eden Bahattin YILDIZ öncelikle yarım kalan okulunu bitirdi. Yetiştirdiği talebelerini ülkenin her tarafına yaymaya başladı. O’nunla bir kez tanışan birisi hayatının bir çok önemli evresinde O’nu yanında buluyordu. Okuldan sonra iş aramasında, evlilik sürecinde eş bulmasında, akademik kariyerinde veya diğer alanlarda. O daima ilgi alanındaki herkesin derdiyle dertlenmeye gayret eden bir pozisyonda oldu. Dur durak bilmeden 54 yıllık ömrünü adeta 100 yıllık bir ömür gibi yaşadı. Geceleri uyumak yerine yollarda geçirerek ne zaman ihtiyaç duyulsa orada hazır olmayı kendine şiar edinen bir hayat yaşadı.

İnsan ve Medeniyet Hareketinin kuruluş sürecinde istişarelere katkılarda bulundu. Bu topraklarda yapılabilecek çalışmaların kodlarını belirlemede tavsiyeleriyle rol aldı. Özellikle Avrupa’da gönüllü olarak Hareketin ve faaliyetlerinin tanıtılması için elinden gayreti gösterdi. Son olarak Avusturya’da düzenlediği kamp programına gençleri de dahil ederek hareketlerin sürekliliğine vurgu yaptı.

Gençliğin eğitimi için sürekli yayınların önemine değinen Bahattin YILDIZ etrafındakileri kitap ve dergi yayıncılığı için teşvik ederdi. Cemal Balıbey’le birlikte hayallerini kurdukları Özgün Yayıncılık bu derdin bir neticesiydi. Etrafındaki öğrencileri çıkardıkları amatör dergilere omuz vererek, teşvik ederek ve yüreklendirerek desteklerdi.

Zorlukları değil zorlukların nasıl aşılacağını anlatırdı.
Bahattin YILDIZ nerede Allah rızası için bir çalışma yapılsa içinde yer almaya gayret etti. İHH İnsani Yardım Vakfı’nın yurt içi yurt dışı yardım organizasyonlarında gönüllü olarak hizmet etti. Kurban organizasyonlarında Balkanlar bölgesinde defalarca görev yaptı. Keşmir depremi sonrasında bölgeye ilk ulaşanlardan bir olarak Keşmir’li Müslümanların yardımına koştu. Daha önceki cihad döneminden bölgeyi iyi tanıması, bölge insanının karakter yapısını ve dilini bilmesi birçok yardım çalışmasının daha kolay ve verimli bir şekilde yapılmasını sağladı.

Balkanlara yaptığı seyahatlerle birlikte özellikle Srebrenıtsa Katliamına sessiz kalmamak ve unutturmamak için yapılan yürüyüşlere katıldı. Saraybosna’dan Srebrenitsa’ya yapılan 25 km’lik yürüyüşün en ön safında yer aldı. Binlerce insanla birlik farklı etnik yapılardaki köylerden geçerek Avrupa’da tekbir ve tehlil seslerini yankılandırdı.
Bu mücadeleci kişiliğinin yanı sıra bir insandı Bahattin YILDIZ. Adeta bir insan güzeli idi. Tulumunu giyerek yanında çalışan ustalarından bir usta oldu, ekmeğini onlarla bölüşüp yedi, geceleri öğrenci evlerinin misafir ağabeyi oldu. Dünya malı ayağının altından geçip giderken eğilip almaya tenezzül etmeyen, mütevazi bir hayat yaşadı.
Tanıştığı herkesle iletişim kurmanın bir yolunu aradı.

Gençle genç oldu, çocukla çocuk. Akademisyenlerle müzakereye oturdu. İşadamlarına nasihat etti. En ulaşılmaz, deli dolu delikanlılar, babalarının sözünü dinlemeyen gençler Bahattin abi dediler amcaları yaşındaki adama. Ve onun nasihatini dinlediler. Gecenin bir vakti telefonla ulaştı onlara veya tuttukları takım yenildiğinde damarlarına basmak için aradı. Hangi yolla bu delikanlıya bir mesaj ulaştırırım sorusuna cevap aradı yıllar boyu. Cevabını da buldu. Zaten bu cevapları yüzünden herkesin ağabeyi oldu. İzmir’den Erzurum’a, Malezya’dan Almanya’ya kadar her bölgede şimdi ondan bir iz bir eser kaldı.

Bir babaydı aynı zamanda. Beş çocuklu bir ailenin babasıydı. Bütün yoğunluğuna ve koşturmasına rağmen mesafe koymadı çocuklarıyla arasına. Onların da rahatça konuşup tartışabildiği babaları, öğretmenleri ve arkadaşları oldu.
Ömrünü Allah yolunda ve Allah Rasulü’nün örnekliği çerçevesinde yaşamaya gayret etti. Bir ayağını İzmir gibi şartları zor bir bölgeye sabitleyip diğer ayağıyla adeta bütün bir dünyayı dolaştı. İzmir’e her yolu düşene ev sahibi oldu. Bilal Yaldızcı’nın şehadeti Bahattin YILDIZ’ın eğitmenliğiyle birlikte adeta bir okul oldu. Her yıl Ödemiş’te Bilal Yaldızcı’nın şehadet yıldönümünde yaptığı programlarla onlarca öğrenciyi ve genci eğitti. Hayatı bir şehid şuuruyla yaşamayı öğretti hepimize.

Mütevazi hayatının yanı sıra engin kültürel birikimi ve entelektüel seviyesiyle her tanıştığı kişinin hayranlıkla baktığı birisiydi O. Ulusal ve uluslarası olaylara getirdiği tahliller, günlük olayları okuma ve değerlendirmedeki isabetli yorumlarıyla oynanan oyunların görülmesine ve yarınlara daha sıhhatli yön verilmesine katkı sağladı.

Hayatı hep örneklikle geçti. Son noktada yine bir örneklikle tamamladı. Ticari bir kaygı için değil, seyahat etmek, gezmek, tatil yapmak için değil, tamamen Allah rızası için çıktığı bir yolculukta, yetimlere yönelik bir çalışmada aramızdan ayrıldı.

Tüm gayreti daha adaletli, daha huzurlu ve daha yaşanır bir dünya tesis etmek için oldu. Zulme karşı durmak, mazlumun yanında olmak O’nun şiarındandı. Yeryüzünde insanlığın vicdanı olmak gerektiğini söylerdi. İnsanlığın bağrına saplanan İsrail hançerini çıkarmak için yola çıkacak gemilere yetişmekti arzusu. Bu insanlık dışı ambargonun delinmesi için yola çıkacak ekipte o da yerini alacaktı. Bu sebeple çok sevdiği Afganistan’dan acele dönmeyi planlıyordu. İnsan olmanın özelliklerini bünyesinde toplayıp özellikle yetimler için çalışmayı birinci görevi kabul ederdi. Son projesinin ismi de “Yetim Projesi” oldu. Adeta hepimize ölecekseniz bu uğurda ölün mesajını bu kadar canlı ve diri verebilirdi. Yine mazlumların işinde koştururken, bir yetimhane inşası için arsa almak üzere gittiği Afganistan’ın Kunduz Bölgesinden Kabil’e dönerken kavuştu bizden daha çok sevdiğine.

Bahattin YILDIZ bütün ömrünü rızasını kazanmak için harcadığı Rabbi’ne doğru yola çıktı. O zaten bütün ömrünü bu yolculuğun hayaliyle yaşamıştı. Kavuşmak hayal etmekle başlar derdi. O hayal etti ve Rabbi’ne kavuştu.

Ey insan güzeli!
Mekanın Cennet olsun.
Dostların peygamberler, şehitler, sıddıklar ve Salihler olsun.
Yolun açık olsun inşallah. Amin.

timeturk

Kurtuba Dergisi 6. sayıda yayınlanan Serkan Yorgancılar’ın Bahattin Yıldız hakkındaki yazısı onu tanımak için okunması gereken makalelerden.

Social media & sharing icons powered by UltimatelySocial

Enjoy this blog? Please spread the word :)