KENDİ SEMASINDA TEK YILDIZ : İbn Haldun

MUKADDIME-IBNI-HALDUN-2-CILT-TAKIM__20358859_1
…insanları ve hadiseleri beklenmedik taraflarıyla mı anlatacaksınız? Sakın ha! Okuyucuyu tedirgin edersiniz. Okuyucu tedirgin olmaktan haz etmez. Tarihte aradığı, ezelden beri bildiği saçmalıklardır. Onu aydınlatmaya kalkmak, gururunu incitmek ve öfkelendirmektir. Sakın ha! Böyle bir hadnâşinaslığa yeltendiniz mi çığlığı basacaktır: ‘Mukaddeslerimizi ayaklar altına alıyor.’ Tarihçiler birbirlerini kopya ederler. Böylece hem çalışıp yorulmaktan kurtulur, hem de küstahlık ithamından azad olurlar. Onlar gibi yapın efendim, onlar gibi yapın. Orijinal olmayın! Orijinal bir tarihçi, cümle âlemin güvensizliğine, küçümseyişine ve nefretine maruz kalır. ( Anatole France, ‘Penguenler Adası’/ Önsözden)

İbn Haldun (1332-1406), Cemil Meriç’te ‘kendi semasındaki tek yıldızdır.’1 Engin tecessüs; lakin dağınık bir şuur. Ortaya koyduğu metot onu hem tarih sahasında, hem de içtimaî sahada bir numara yapmaya yetecektir. Meriç’in gönlünde büyük yer eden İbn Haldun, hep karanlık bir çöl olarak kalmıştır. Adamı büyük yapan ilkeleri ve eserleridir kuşkusuz. Eserleri yani ruhu. Mukaddime, Mağrip’e el sallayan metotların atası. Saf tarih anlatmadı muhterem. Bir tarz ortaya koydu. Toplumlardan bahsederken toplumu okşayan dokuyu meydanlara indirdi. Toynbee, Mukaddime için ‘nevinin en büyük eseri’ diyor.

‘Ortaçağın karanlık gecesinde muhteşem ve münzevî bir yıldız; ne öncüsü var ne devamcısı. Mukaddime, çağları aydınlatan bir fecir, girdapları, mağaraları, zirveleriyle’2 Umran, yetim bırakılmış bir kelime. Bu kelime, Meriç’in çocuğu olmuş adeta. Umran bir ülkenin herşeyidir. ‘biz sizi kavimlere ayırdık ki, aranızda anlaşın diye…’ uyarısının bütün bir parçasıdır. Bir dünya düzenidir. Umrandan uygarlığa. Doğudan Batıya, orjinalden etikete.

Meriç için Mukaddime, Batı irfanına İslâm dünyasını tanıtan ilk eser. Şüphesiz İbni Haldun’suz bir tarih ve toplum ilmi güdüktür. Böyle bir ortamda biz suçluyuz. Aydınlarımız İbni Haldun’u ya tanımamışlar ya da tanımadan ölmüşler. Saray aydınlığından, cumhuriyet aydınlığına kadar suçluyuz.

İbni Haldun, Mukaddime’de şöyle diyor: ‘ konumuz beşerî umran yani insanın içtimaî hayatı; ve bu hayatı etkileyen olaylar: yabanilik (haderiyet), aile ve kabile tesanüdü ( asabiyet), devletlerin hânedanların kuruluşuna yol açan içtimaî farklılaşmalar, tabakalaşmalar… İnsanların hayatlarını kazanmak için giriştikleri faaliyetler (meslekler, zanaatler), ilimler, güzel sanatlar, bir kelimeyle toplum yapısında ortaya çıkan her nevi değişiklik.’3 Koskoca bir dünyadan bahsetmiş hazret. Hiçbir yere sığmayan bir gönül. Eseri gibi. Sahibi var. Sahipleneni yok. Hobbes’in atası. Vico, onun şakirti. Kendisiyle sürekli övünen bu kıta Meriç’in deyimiyle, ‘havsalaya sığmaz hayasız ve cahiliyye karekteri’

İlmi siyasetten, ütopyayı hakikatten ayıran, ayakları yere sağlam basan derin kabiliyet takdire şayandır. Tarih üzerine bir deney yapılacak olsa patoluğu İbni Haldun olurdu. Cemil Meriç’in gözünden ibni Haldun bambaşka oluyor elbette. ‘hazineyi ejderler bekler, kapitolü kazlar’. Bunları bekleyecek çok kaz var ama umutluyuz.

İlme, verdiği kıymetle onu taçlandıranlar, mürekkebi hiç kurumayacak olan insan-ı kâmil ve basiret sahibi her kul, etrafına şöyle bir baksın ve desin ki: ‘Kim, etrafında, gerçekte olması gerektiği gibi olmayan nice şeyi görecek kadar zekî değildir ki?’( Friedrich Hegel)4

1- Cemil Meriç, ‘Umrandan Uygarlığa’, İstanbul 2001, s.139.
2- Meriç, a.g.e., s. 140.
3- Meriç, a.g.e, s. 148-149.
4- Dücane Cündioğlu, ‘Bir Mabed Bekçisi Cemil Meriç’, İstanbul 2006, s. 15.