KENDİNCE HAYATA ESASLI NOTLAR DÜŞEN ADAM: KANİ ÇINAR

Please follow and like us:

kani_cınar_okul kopya

“Sayha Dergi” tarihi yazılan ve ileride daha şiddetli yazılma gereği duyulacak olan bir dergi. Hatta bir dergiden çok daha fazlası. Sayha yeni bir suskunluk dönemine girdi; fakat Sayha’nın kaptanı Kani Çınar hayata not düşmeye devam ediyor. Kainata Mektup, esaslı adamları tanıma ve tanıtma misyonu gereği bir kaç küçük alıntı ile takipçilerine sanal denizin en iyi kaptanlarından Kani Hocamızın sitesini “www.kanicinar.com” sık kullanılanlara eklemenizi öneriyor.

Söze Söz Düştü

Ökçelerim, bir kocakarının ökçelerini andırıyor.

Nasıl andırmasın ki sabah namazıyla atıyorum ayağımı bahçeye. Kuşluk vaktiydi. Güneş bir mızrak boyundaydı. Mızrak neredeydi. Hay senin mızrağına diyesiye saat öğleye yaklaşıyor. Ya hu ne çok işi oluyormuş bu el kadar bahçenin. (El kadar dediysek basite indirgemeyin lütfen, lafın gelişi o, lafın gidişinde iki dönüme yakın bir alan tahayyül ediniz yeter.) Ot alıyorum arkam sıra tekrar çıkıyor; bel üstüne bel yapıyorum bana mısın demiyor toprak; asmalara kükürt verilecek, ağaçlar ilaçlanacak. (Yok bak onu yapmıyorum doğru söylemek gerekirse.) Alenen zehir ya hu. İlaçların üzerinde “zehirli” yazıyordu. Şimdi “çok zehirli” yazıyor. Ukrayna bile Antalya’dan giden domatesleri iade ediyor. Sebep: Kullanılan ilaç miktarı. Geçenlerde bir eczacı dostumdan duydum, o da benim gibi takıntılı, bahçeye ilaç sokmuyor. Elmalardaki kırmızı kurta, asmalardaki salkım güvelerine, kayısılardaki kevziye kocaman bir bidonda yaptığı karışımı veriyormuş. Not alınız efendim size de lazım olabilir: 30 lt için iki çay bardağı arap sabunu (e bu kimyasal değil mi şimdi?), iki çay bardağı toz kükürt, yarım bardak tercihen acı toz biber (hayda bu haşerat doğulu ise n’olcak) , istenirse yarım çay bardağı da zeytinyağı… Bunu duyunca ben ne yaptım? Ne yapacağım, bu ölçü bana yetmez al sana üç çay bardağı dedim, güzelce harman yaptım, elime aldım hortumun ucunu, adi İtalyan malı su motoru bastı, ben rüzgarı arkama alarak bir güzel yıkadım, bör böcük kısmına saldırdım, barbar oldum, talan ettim ortalığı. Netice? Haşerat, yaprağın altından nanik yapmaya devam ediyor. Sağlık olsun. Vatan sağ olsun. Ben onların hesabını daha pratik görürüm nasıl olsa. Bitti mi sanıyorsunuz bahçe işleri. Bitmez efendim, suyu var, çapası var, hasatı var, aşısı var, sökümü var, dikimi var… Birine beddua mı edeceksiniz, “bağın, bahçen olsun” diye beddua ediniz işi tamamdır. Bana ilaveleriyle böyle bir dua edildiydi de seneler önce gülüp geçmiştim heyhat… Ökçeler ne halt yesin efendim.

yazının devamı: link

Zafer Yahut Hiç ve Mustafa Kutlu’ya Sorular

Mustafa Kutlu bildik şeyleri ısrarla yazarak gözden kaçan, umursanmayan, ihmal edilen, öze dair olan hususların altını çiziyor. Yoksulluk İçimizde’den tutunuz da Sır’a, Yokuşa Akan Sular’dan bakınız da Tahir Sami Bey’in Özel Hayatı’na varıncaya değil Anadolu, insanımız, yoksulluk, samimiyet, fesleğenler, hanımeller, ahlatlar, köy veya kasaba hayatı, şehirden ziyade varoş dünyası Üstad’ın kelimeleri ile ete kemiğe bürünüyor, bir yanımız oluyor, kendi hikayemizi okuyoruz. Bazılarının dediği gibi Mustafa Kutlu artık konularını değiştirse demiyorum. Bildiği şeyi yazmalı hikayeci. Kutlu, bunu layıkıyla yapıyor. Bazen farklı tarzlar denemiyor değil ve fakat mutlaka kelimelerin yolu tabiata dönüyor. Tabiatın asla gündemimize gelemediği “modern zamanlar”ın ısrarlı muhalifi Kutlu.

yazının devamı: link

Social media & sharing icons powered by UltimatelySocial

Enjoy this blog? Please spread the word :)