GEÇ KALMIŞ BİR MUHASEBE
JURNAL/ CİLT I. (1955-65)
‘Ne garip oyuncaktır şu insan! Yürür, konuşur ve acı çeker. Yetmiş kilodur. Kendisine ve çevresine ait hiçbir şey bilmez. Bir nevi ıstırap makinesi. İplerini başkaları çeker. Hantal ve şapşal bir robot. Neye sevinir bilinmez. Sınırsız olan yalnız hayalleri ve acı kabiliyeti. Etten bir kafes ve acz içinde çırpınan bir ruh. Vücut araba, akıl arabacı. Ama gözleri bağlı arabacının, arabaya hükmeden atlar… var olmak için yok olmak lazım, parça bütüne kavuşacak ki hasret dinsin. Bütün musikî, bütün şiir, bütün aşk, bu bir çuval kemik, bu asî ten, bu aptalca şeyler ne olacak? Ne olacağını bilen var mı? Kader hep oynayamacağı roller yükler insana ve ıslıklar. Alkış sahtekârların…’
Jurnal bir yürek acısı. Fikir sancısı çekenlerin başucu risalesi. İhvan-î Safa olsaydı bu sözleri dert edinirdi. Dosto yaşasaydı kendinden utanırdı. Jurnal bir isyan; lakin durağan kalmış insanla bir hesaplaşma.
Mükemmellikle acizlik arasındaki insanın zamana karşı savaşıdır Meriç’te jurnaller. ‘Yaşa be adam! Ne duruyorsun?’ der gibidir her söz. Yaşayamamanın tedavisi yok sonuçta. Sonuna kadar yaşanmalıdır bazen.
Jurnaller bir düşüş. Her ayağa kalkışta bir yumrukla oturuş. Sahnesi olmayan bir tiyatronun alkışsız oyunculuğu. Quinze-Vingts geceleri sizin gecelerinizdir.. Dante gibi cehennemi anlayamaz olursunuz. Yanıbaşınızı görmekten aciz kalır gözleriniz.
Spinoza ne demiş: ‘ havaya fırlatılan taş konuşabilseydi, kendi arzusuyla yolculuğa çıktığını söylerdi’ Fırtınalı bir denizde çalkalanan pusulasız bir gemi, bizden daha hürdür. Hür olmak isteği hazrette doyasıya yaşanamayan bir ülkü olmuş.
Jurnallerin sizi konuşturduğunu görürsününüz. Gittikçe manifesto halini alırlar. O keskin ve acıyla yoğrulmuş çıkarımlar taşları bile düşünür kılar. Meriç düşünmeyene düşmandır. Sorgulamaynı mabede sokmaz. Düşünmek de acı çekmekle mümükün. Yoksa yine mabede bir gözünüz girer. Atılırsınız.
Meriç, bu eserlerde tüm çıplaklığı ile karşınızda. Bağrı yanık, hissettikleriyle Anadolu gönlü, düşündükleriyle Avrupa tandanslı. Ama hep birikimli, hep şuurlu.
Medreselerin dış kapısından kovulanlar, tekkeyi beklemekten yorulanlar, akademiyi bekleyen kazların düşmanları, tefekkür treninden dayanamayıp atlayanlar jurnaller sizin için…