SALİH FURKAN
‘Yaşının ruhuna sahip olamayanlar, yaşının doğurduğu sıkıntıları çekmeye mahkumdur.’
Sevgi, sonsuzluk, sevinç içerisinde sabahlamak ve yılların yıpranmışlıklarından ayağa kalkış. Bugün çok mesuduz ki, sakatlıklarımız olsa da hiçbir çuvala sığmadan yola devam ediyoruz.
Bir zaman, birinden çıkarttığım bıçağı başka birinin kalbine saplamıştım. Histeriye tutulmuştu beynim. Herşeyim vardı ama tedbir alamıyordum. Çünkü kördüm. Aklediyordum; lakin çok akletmenin de zararını fazlasıyla gördüm. Marx ne diyor? ‘ Filozoflar dünyayı sadece farklı biçimlerde yorumladılar; oysa asıl yapılması gereken şimdi onu değiştirmektir.’ Akıl, bir eğlenti, hoş bir seda, oturakalarak dinamik eylem bütünlüğünü kaybetme halina gelirse, ne yaparız? Toprağı bir an için statik düşünebilir miyiz?
Hitler soyluluktan hem korkar hem de nefret edermiş. Tarih onu bile aldattı. Mantıklı olmak haklı olmak değildi elbette. Haklı olmak yani birinin değil binlerin canına kıymak.
Uyarılanların yağmuru ne kötüdür. Yakınlaştıkça uzaklaşanların yağmuru. Sadece dünya motivasyonuna ram eğleyenlerin, muamma yansımaları. Allah motivasyonu, İbrahim’i yakmadı. Zaten yanmışı ateş yakamazdı. O batanları sevmedi. Rabbinin izniyle batmışlara beyyinelerle geldi. Tenkit etti. Gösterdi.
Ağlayarak geldiğimiz bu dünyayaya mütefekkir bir zihinle veda etmeyi arzuladık hep. Biçilen ömre layık olmaya çalışmak biraz da ürkekçe ama uçlarda yaşamak. Birinin elinden tutmak. Var mısın demek. Saygı ve yankı uyandırmak. Sonsuzluğa gidiş için sonu talep etmek.
Hayata dair gizli notlarım olmadı hiç. Çalakalem yazdığım yazılardan kopya çektim. Artık kendime yalan söylemiyorum. Karargâhımı kurdum. Makamım yine inanan makamı. Çizgi dışı ama muhlis. Aristo, çizgi dışındakilerin hep biraz melankolik olduklarını iddia etmiş. Şimdi ona inanıyorum.
Beyaz baktım. Ama hep siyah düşündüm. Pesimistlik uğramadı değil kalbimize. Niyetim hep iyimserdi. Cicero, ‘Her utancın dikeni vardır, akıllı ve onurlu adamlar bunu taşımakta en çok zorlananlardır’ demiş. Ufak bir diken çok can acıtır.
Rabbim, ‘sen uygun olmayan gönüllerde yankı uyandıramazsın, körlere de sağırlara da sesini duyuracak değilsin’ diyor. Kelam-ı Kâdim sınırlı insan neslinin sınırsız akletme yeteneğine dikkati çeken aforizmalarla dolu. Davul da çalsan, sessiz bir tını da vursan yüreklere, olmaz ise olmayacaktır demeye getiriyor.
Hayatına saygı uyandıracak koskocaman detayları önemseyerek yaşayan ne mutludur. Bu insanla hayatınızı birleştirmek ise sonsuzluğun yokuşunu el ele çıkma lüksü verir insana. Trafiğe kapalı tüketim çılgınlığının eseri olan izbe sokaklardan, bir sabah namazı neşesi üstüne karşılıklı kahvaltı yapıp bir ayetle güne başlamak. Abidin dino olsaydı resmettirirdim kendisine. Zarifoğlu’nun ‘yaşamak’ hevesi, Meriç’in hiçbir şeye ait olmayışı, Rousseau’nun ufak yalanları ve Martin Luther King’in rüyası hep bu olmamış mıdır?
Yaşayan insan elbette kainata en asil mektubunu bırakarak gidecek.
Salih Furkan kainata asil bir not daha düştü.
Biraz da kendi hikayemiz.
Hakikat yolunda yazılan hikaye tektir.