TABUT / KEFEN / TOPRAK

mezar2SALİH FURKAN

“Ankebut 57″ hiç bu kadar yakın ve gerçek gelmedi gözümüze. Dibi olmayan bir kuyuya indim. Zeminin de zeminine. İnebileceğimiz en alt seviyeye. Tefekkürün en pratiği ve canlı olanını hissettirene şükrettik.

Canlı ve kanlı insan kefene büründüğünde hayatın yükünü de beraberinde götürüyor. Ağırdı. Beyaz kefenin, ahşap tabutun ve kara toprağın çizdiği bu renkli resimde renksiz ve soğuk olan makberdi hiç kuşkusuz.

Mezardayız. İnebileceğiniz en alt seviyede. Tabutun kolları kırıldı. İçinden merhume çıkarıldı. Belki hayatında görmediği incelik ona gösterildi. Tartışma ve polemik yok artık. Bir an da olsa herkes insan-ı kâmil.

Öyle hassas indirdik ki, sanki tutsan canı acıyacaktı. Toprağa bıraktığımızda çırıl çıplaktık artık. Utanıyorsunuz kendinizden. Elbisenizden, ayakkabınızdan, saçlarınızdan ve şimdiye kadar ki, boşuna çabalarınızdan.

Kefenin bağlarını çözdük. Hayatı çözdük. Emeklerimizi çözdük. Tüm klişeleri ve boşunalıkları çöpe attık.

Bir dindarla şizofrenin arasındaki ince ayrımın farkına vardık. Biri her şeyin başında kendini görürmüş; diğeri ise Allah’ı. Ayrıntının yaratıcısı, kainatın inşa edicisi mezarda da bize yağmuru hediye etti. Toprağın ölüyle birlikte döngüsel sohbeti. Müslümanlar her devirde deli damgası yemişlerdir. ‘Rabbinin izniyle sen bir deli değilsin!’ Allah sözleri neden geldi aklımıza acaba. Deli değildik elbette. Ama Mekke şairlerinin yüzsüzlüğünü de unutmamıştık.

Her gün ölmek gerekli. Ölmek ve dirilmek. İrtica edene kadar, sıhhatli kalplerin neşet etmesi yani ön hazırlık devresi.
Elzem olan ders çıkarılmıştır. Kalp yazıcısızından çıkarılan beyaz kefen üzerindeki yazı beyne kazınmıştır. Buluşturan ve yetiştirene şükürler olsun…