AYDIN: SEYİRCİ Mİ? IŞIK MI?

düşünceSALİH FURKAN
‘İntellect’ akla dayalı olanın savunulması. ‘İntelligent’ ise zeki, akıllı adama diyorlar. Bu tarifte aklın mükemmel olması gerekir ki, başka etkenlere laf düşmesin. Entellektüel, her şeyi bilir. Bizdekiler gibi. Olur olmazı eleştirir. Aynı fikirde olmayanı taşa tutar. Reddeder. Aşağı alır. Dokusunu bilmediği insan ve toplumu yerle yeksan eder. Kendisinden başka herkes ve savunduğu her şey bozuk paradır. Ederi de, ya bir kibrit ya da çiğnemlik sakızdır. Meriç’te entel ve aydın farklı ele alınmış ama biz hepsi için tek bir tarif kullanmaya çalışacağız.

‘Her tarif aşağı yukarı, ya bir ön yargıya dayanır ya da belli bir döneme’ İnsanın objektifliği buraya kadar demeye getiriyor aslında Meriç. Aydın, ne yapmalı? Belirli bir dönemin çizgisini hiç bozmadan kesip yapıştırmalı mı? Yoksa ideoloji tacirliği içinde mi olmalı? Cumhuriyet dönemi aydınları bu yönden karanlıkta kalmışlar. Meriç’te aydın, topluma göbek bağıyla bağlıdır. Hür doğmak ve hür yaşamak zorundadır. Kitap ezberi olmuş teorik ideal dünyayı getirdiğine inanılan şeylerle Servet-i Fünûn yapan adamın zincirlerine şaşırmak gerekir.

Aydın toplumun vicdanıdır hazrette. İnsana hakikati göstermek dahası haykırmak aydının tartışmasız birincil görevidir. Türkiye gibi bir yerde sınıfların dışında hakikat vardır. Türkiye’deki bütün tabakaların üzerinde birleşmeleri gereken hakikatler…1
Bizim sevgili aydınlarımız: her biri bir şeyhin müridi.2Düşünmenin kolay olduğunu söylemek haddi aşmak olur. Düşünmek, sürünmektir. İyi ama sırf ideologluk düşünce palyaçoluğu olmuyor mu? Bu yüzden bizde aydın yok. Bu yüzden düşüncelerimiz etiketleşmiş. Meriç, tarafsızlık olamaz diyor. Tarafsızlık yalandır. İnsanın tarafında olmak bir klişedir. Ama gerçektir. İnsanın tarafında olan kazanır. İnsanla kavga eden kaybeder. Hep böyle olmuştur.

‘Hasbi düşünce, dünyadan elini eteğini çeken, cellâtlara yaltaklanan, şerri gülücüklerle teşvik eden bir düşünce. Satrançtan daha adi bir oyun, daha adi ve daha tehlikeli. İrfanımızı felce uğratan sözde mazeret. Aydına cömertçe uzatılan bir kölelik beratı.3 ‘sanat sanat içindir’ gibi. Bombalar altında ‘Eylül’ yazmak gibi.

‘Herkes tarafından kabul edilen bir haksızlığa isyan etmek kolay değildir’ demiş yazar. Misyonu en ağır olan kesim kendisini ya iktidarlara ya da paranın çocuklarına teslim etmiş her daim. Aydın ama kendisine bile ışık tutmaktan aciz. Her toplumda bu kesim Suffert’in ‘Le Monde’ yazarlarını andırmış. Bunlar kendilerinde olana o kadar güvenirler ki, ‘Onlara resûlleri beyyinelerle geldiği zaman yanlarındaki ilim sebebiyle şımardılar. Ve alay etmiş oldukları şey onları kuşattı.’

Hayatta kırmızı çizgileri olmayanın düşüncesinden de eylemlerinden de çekinmek gerekir. Kırmızı çizgileri derken bizim oluşturduğumuz yaşam alanı. Bu yaşam alanına işi olmayan giremez…