DOKTOR ÖLÜM

you-dont-know-jack-al-pacino
SALİH FURKAN

Öldüren de yaşatan da Allah’tır. İntihar, istekli bir kafanın hayata beyaz bayrağı çekmesi. Cinayet, hastalıklı ruhun kendini haklı göstererek bir dünyaya son vermesi. Burada hem cinayeti hem de intiharı görüyoruz.

Al Pacino’nun hala buradayım dedirten performansını bir yere koyarsak, uzun süre muhabbeti bitmeyecek bir film izledik. Doktor Jack Kevorkian, “Ölümcül hastalığı olup da onuruyla ölümü seçenlere danışmanlık yapılır.”  ilanıyla kendi sonunu hazırlayan yolculuğa bizi de çıkarıyor. Akıllı adam. Düşünüyor, savunuyor, tartışıyor. Marjinal bir tip. Davasına sahip çıkmadaki misyonuyla kendisini alkışlattırıyor. Ama hepsi bu kadar. Ölme hakkı yani ötenazi dünyayı epey bir karıştıracağa benziyor.
İnsan yaşamak ve yaşatmakla mükellef. Ama bu doktor öldürüyor. “Çaresiz olduğunuz sürece daha fazla yaşama hakkınız olur.” diyor yalnız çaresizliğinin farkında değil. İnsan yetki ve kudret sahibi bir çaresizdir. Film haklı ve haksız yorumunu bize bırakmış. Biz de doktoru haksız buluyoruz.

İntihar ve cinayet gibi çok ince bir hat üzerinde sizi yürümeye davet eden filmden küpümüze dolduracağınız şeyler çok fazla. Hayat, ölüm ve yaşamdır. Ölmek gerçekten de şakaya alınacak bir mesele değil. Ölmek ama nasıl? Şekli biraz da işin sonunu belli edecek. Yaşamak kavga etmektir. Kavgadan kaçan da mücadeleyi baştan kaybetmiştir. Pilavdan dönenin kaşığı kırılır.
Cinayete ve intihara Allahlık taslamak da denilebilir. Tıpkı, İbrahim karşısındaki Nemrud gibi. “Ben de yaşatırım ve öldürürüm” demişti. Bazıları Allah’ı iktidardaki siyasetçiler gibi düşünür. Ya da O’nu, küçük bir çocuğun karşısındaki ebeveyn zannederler. Allah, yıllarca yağmur yağdırmasa başvurulacak bir kurum var mıdır? Ya toprağı bereketsiz kılsa. Hayat bizi oradan oraya sürüklese. Alaeddin’in sihirli lambasındaki cin için ancak bu şekilde düşünülebilir. Nemrud ve Firavun merkezkaç kuvvet olarak kendilerini gördüklerinden geliştirdikleri idrak anlayışı narsizme dayanıyordu. Oysa bizler hep çevredeyiz. Çevrede yani acziyette.
Nihilistler, “bırakın hayat zaten boştur, her şey hiçtir” diyerek mağlubiyeti baştan kabullendiler. İnsanın hayata karşı olan duruşu imtihanın sonucunu belirleyicidir. Agnostiklere bilmek zor geldi. Hazcılar, “Acı çekiyoruz; her türlü hazzı yaşamalıyız” derken üç günlük dünya klişesini es geçtiler. Deistler, Allah’ı çok basit düşündüler. Ateistler için konuşmak gereği duyulur mu tartışılır? Olmayan şeyi inkâr eden kendileri.

Kutlu bir beldenin yıkılamayacağına garanti verebilenler, hiç ölmeyecekmiş gibi dünyayı kafaya alanlar, ömür versen binlerce yıl fütursuzca yaşamak isteyenler, Allah’a yetişmek için Haman’a kule yaptıranlar, tıpkı ölüm ve yaşam gibi ince bir çizgide net bir karar sizi bekleyecektir.