SALİH FURKAN
Umutsuzluktan yola çıkmak, sonuna dek umutsuz olmayı gerektirir mi? İnsan her şeyi kaybetmeli ki, her şeyi alabilsin. Ahlar vahlar edebiyatı yapmayan Albert Camus’a katılıyoruz. Ben, kendi hesabıma insanlığın yüz karasıyla savaşmaktan geri kalmadım, katı yürekli insanlardan tiksindiğim kadar hiçbir şeyden tiksinmedim, diyor. “zafer sabredenlerindir” elbette.
İnsanın rutini kendi saçmasını oluşturur. Saçmalamayan insan yabancılaşmaz. Örgüt toplumunu da içine almaz ama o toplumla bütünleşir. Camus, bir putu anlatır “Yabancı” da. İçinde ruh olmayan adam.
“Tersi ve Yüzü”, kendi deyimiyle yaşam üzerine yazdığı acemice söylemlerdir. “Başkaldıran İnsan”da Kierkegaard ve Dostoyevski gibi öncüllerin izini sürerken savunduğu görüşler Marksist görüşün temsilcileri ve Sartre’den büyük tepkiler almıştır. O, başkaldıran insanın bir dürtüsü olarak özünde yer ettiğini düşünür. Fransız İhtilâli’nin eninde sonunda bir zorbalığa dönüştüğünü ifade eder. “Sisifos Söylemi”nde, dünyanın saçmalığının, yenilginin sonunun gelmeyeceğini bile bile kötülüklere karşı çıkılmasının, hayata en önemli değerini kattığını öğütler. Sisifos, kısır bir döngü değil, hayata doğal olarak entegre olmaktır. İntiharı ele alır Camus. İntihar üzerinden sorar: Hayat anlamlı mıdır? Verdiği cevaplarda intiharı reddederken, hayata hak ettiği değeri verir.
Egzistansiyalizmin edebî çevrelerdeki en tanınmış adamı: Albert Camus. Düşünce, bir ömrün tecrübesiyle kaynaşır ve bu tecrübeye göre biçimlenir. Abesle iştigal insanın en duyarsız yanıdır. Duyarsız ve anlamsız. Bir minibüste, banka kuyruğunda ya da sürü psikolojisinde abesi görürsünüz. Hayatta olan bitenlerle ilgilenmez abes. Hayatın anlamını da kavrama niyetinde değildir. Dahası hakikat onu rahatsız eder. Abesin zıttı şuurdur.
Sizif Miti’nde, Anlaşmazlık’ta, Yabancı’da, cana kıyılır veya intihar edilir. Kahramanlar marazî bir keyif duyar cana kıymaktan. Kör bir kaderdir bu. Deniz kıyısında yaşamak isteyen genç kız, para için adam öldürür ve en küçük bir nedamet duymaz: sonunda intihar eder öfkesinden.(1) Kaygısı, acısı ve derdi yoktur bu insanın. Ebu Cehil’in putu gibi. Zaman gelir Yusuf’un düştüğü kuyudaki su damlası gözyaşı döker; lakin o Firavun’un haramından izler insanlığı.
İstediğini bilen insan. Kavramak için çabalayan. Kabuğunu kıran ve fildişi kulesinde yan gelip yatmayan. İdeolojilerden ister istemez beslenecektir ama onların üstünde düşünür. Teslimiyeti yalnız Allah’adır. “Biz ancak Allah’ın teslim olmuş kullarıyız ve yine O’na dönücüleriz.”
Anlamak isteyen insana imrenmişimdir hep. İsra 44-O’nu, yedi gök ile yer ve bunlarda bulunan akıllılar tesbih eder. Hatta hiçbir şey yoktur ki, O’nu överek tesbih etmesin, ancak siz onların tesbihlerini iyi anlamazsınız. O, gerçekten halim ve çok bağışlayandır. Tırnak büyüklüğündeki kurbağanın yavrusunu sırtında uzun bir ağacın tepesine güvenli bir bölgeye götürmesini düşünmek, anlamaya aday olmaktır bir nevi. Anlamaya çalışmak, tefekkûh etmek. Ne büyük bir hazine. Tevbe 122- Mü’minlerin tümünün öne fırlayıp çıkmaları gerekmez. Öyleyse onlardan her bir topluluktan bir grup, çıktığında (bir grup da) , dinde derin bir kavrayış edinmek (tafakkuhta bulunmak) ve kavimleri kendilerine geri döndüğünde onları uyarıp-korkutmak için (geride kalabilir) . Umulur ki onlar da kaçınıp-sakınırlar. Yanı başınızdaki madene artık inme zamanı gelmedi mi?
1-Cemil Meriç, Kırk Ambar-Lehçe-t-ül Hakayık, Cilt II.,İstanbul 2006, s.464.
Salih Furkan, Cemil Meriç kütüphaneside gördüğü kitapları paylaşmaya devam ediyor.
Bizde ilgiyle izliyoruz.
Sitemizin takipçileri adına kendisine teşekkür ediyoruz.
Kalp katılığı konusuna özellikle dikkat edilmeli.