SİZİ RAHATSIZ ETMEYE GELDİM!

SALİHFURKAN

ali-seriatiAlışık değildir insanlık böyle mütefekkirlere. Dayanamaz söylediklerine. Taşa tutarak alaşağı ederler bu insanları. Farklı bir frekanstı muhterem. Çizgi dışı şeyler söyledi. Geleneği zorladı. Denildiği gibi, “göller bölgesinde bir adaydı” Ali Şeriati. Onda bulduğumuz engin tecessüse, çağdaş İslam mütefekkirlerinde rastlamadık, diyor Cemil Meriç. Biraz iddialı olmakla birlikte, haksız da değil. Yüksek bir kültür, samimi bir kalp ve yol gösterdikçe kendisini eritmekten kıvanç duyan mum gibi bir irfan. Hepsini üzerinde toplamayı başarmış zengin kişilik örnekleri. Yüksek İslamî çıkarımlarıyla bilimsel-sosyolojik metodu harmanlayan kabiliyetin, kalbinde ve zihninde kısa bir de biz yolculuk yapmaya karar verdik.

Ali” de insanı ele alırken, egsiztansiyalistlerin insan öğretisini Allahlı bakış tarzıyla izaha çalışmış, insanın ihtiyaçsız özelliğinden dem vurmalarına karşı çıkmıştır. İnsanı tabiattan soyutlayarak, Allah’a bile ihtiyacı olmayacak kadar görkemli sunan Sartre, Heidegger ve Marcel’e aslında Âdem kıssasındaki insandan bile aşağı derecede önem verdikleri için eleştirmiştir. Allah’ın yarattığı insanlığa emanetleri sımsıkı tutacağı için söz vermesini “fıtrat ve içgüdü” kavramlarıyla psikolojik bir zeminde izahat getirmiştir. “Fıtrat, insanın yapısını ifade eder: ama içgüdü, insanın fıtratına konmuş haller, özellikler ve güçlerdir. İçgüdüler, insanı bilinç dışı olarak bir yerlere çekmektedir. Ama din böyle değildir. Din, insandaki bilinçsiz ve kör bir içgüdü değildir. (Din içgüdü değildir). Din, fıtrîdir, yani insanın zatına bilinçli bir şekilde yerleştirilmiştir. Bu vesileyle insan, o kurtuluşa ermek için bir yol bulup onda ilerlemelidir. Kurtuluşa ulaşmak için, neresi olduğunu bilmediği o mükemmel yere ulaşmak için bir yol tutturmalıdır. Zira burası nakıstır. İnsan burada yoksunluk hissetmektedir. İnsan öteki âleme aittir. Vatanı da orasıdır, burası onun için gurbettir. İnsan için gurbet olan bu âlemde, biz bu iniltiyi, birbiriyle hiçbir benzerliği olmayan insanların dilinden ve hançeresinden işitmekteyiz.”1 Emanet “iradedir”. İnsana verilen boyun eğme ve isyan etme hürriyeti. Bu yüksek değeri oluşturan kokuşmuş balçık ve kadim ruhtur. Ne yapmalı? Bırakın Peygamber üzerinizdeki ağır zincirleri ve murdarı atsın.(Araf 157) Zincirleri attıran resuller hakkın ve eşitliğin en büyük kandilleri oldular.

Önce savaşırsınız hep. Yıkarsınız ve yeniden inşa edersiniz neşetinizi. Devrim ve inkılâp. İnsanın kalbi de beyni de böyle çalışmalıdır. Tevhidi böyle açıklıyor Şeriati. “Kurtuluşa ulaştıran tevhit, tüm şirk putlarının reddedilmesinden sonra gerçekleşir. Zira önce yıkmak (Lâ), sonra inşa etmek (İlla) gerekir. “İlla’sız “Lâ” yıkıcılıktır, anarşizmdir. “Lâ “sız “illâ” da hayalperestlik, Medine-yi Fazıla yaratıcılığı ve idealizmdir.2

İslam azınlıkların zaferidir. Ezilmişliğe bir darbedir. Şirk dinini yerle bir eder. Karun iktisadına korku salan müthiş teslimiyet. “Çoğunluğuna uysan seni yoldan çıkarırlar” delilini dillendirmiştir kendisi. Bu noktada hayatı boyunca iki cephede savaşacaktır: Bir; aşırı gelenekçilerle. Taassup erbabı, medrese veya cami köşesine çekilip, bir örümcek ağı kurmuş, İslam’ı toplumdan ayırmıştı; her düşünce hamlesine karşı koyuyordu. İki; köksüz ve taklitçi aydınlarla. Bunlar da, yeni ve çok tehlikeli bir skolastiğin kurbanıydılar. Avrupa’dan gelen skolastik. 3

O, azınlığın servet sahibi olarak birtakım kelime oyunlarıyla insanlığa yaptıklarını meşru kılmalarını sağlayan statükolarının devamı için yeni bir din uydurulduğunu haykırır. Böylece din halk kitlelerinin gözünde afyonlaşarak yıllar yılı kendisini değiştirmeyen insanın alın yazısı olacaktır. Bu alın yazıya karşı çıkıştır Ali Şeriati. Şirk dini denilen bu dinin sınırlarını Firavunlar ve Kayserler çizmiştir ama İslamiyet de bu dine karşı dindir.

Şeriati’ye göre doğru düşünce doğru bilginin başlangıcıdır. Doğru bilgi de imanın. Yalınkat ve şuursuz bir inanç çok geçmeden fanatizme ve hurafeye dönüşür; sosyal inşa için engel olur.4 İslamî devrim ama her gün ve her alanda. Kalpte ve beyinde. Nasıl ki, Allah mekana ve zamana sığmaz; işte O’nun dini İslam da böyledir. Zamana ve mekana bağlı bir ideoloji değildir. İnsanlık tarihinin bütününü kucaklar. Örneklerini somut tarihî olaylardan alır. Bunun “Allah’ın dini eskimez ve sözleri tükenmez” yüce beyanından rahatlıkla çıkarabilirsiniz.(Rum 30)

Şeriati, Habil ve Kabil meselesini bütünüyle ekonomik ve sosyal bir çehrede açıklamıştır. Habil çobandır. Özel mülkiyetten bir önceki dönemin ve düzenin adamıdır. Kabil ise tarımın, ferdî ve tekelci mülkiyetin temsilcisidir. Ortaya çıkan sonuç zıddiyet. Toplumun iki sınıfı kılıcını çekmiştir. Ya kendisinin efendisi bir toplum ya da başkalarının kölesi ezilmiş toplum. Ona göre dünyevisi olmayanın uhrevisi olmaz. Ümmet bütünüyle ekonomisini sağlama almalıdır. Sınıfsız bir ümmet anlayışı bir amaç değil bir ilke olmalıdır. Sınıfsız toplum deyince akla tabiî ki Ebu Zer gelecektir. Ebu Zer’i mutluluk ve coşkuyla anan Şeriati, ondan güzel örnekler de sunmuştur; “Evinde ekmek bulamayanın toplumdan zorla almaya kalkışmayışına şaşarım…”

İnsan-ı kâmili ifadelendirirken, ideal insanın tabiata karşı kalbinin açık olması gerektiğini belirtmiştir. İdeal insanın elinde Sezar’ın kılıcı vardır, göğsünde Hz. İsa’nın kalbi. Sokrates’in kafasıyla düşünür ve Hallac gibi sever. Hem Descartes’e hem de Pascal’a kulak verir. Buda gibi halkın içindedir. Spartaküs gibi kölecilere başkaldırır. Hz. Musa gibi cihat ve kurtuluş mesajı verir.5 Doğruluk, iyilik güzellik ideal insan için bir lüks olmamalıdır.

Farklı şarkıların bestekârı Ali Şeriati, ön yargısız ve bilinçli bir şekilde yeniden okunmalıdır. Eleştirel ve yapıcı tarzla bu topluma tanıtılmalıdır. Allah’ın dinini tekeli altına almaya çalışanlara yeniden bir darbe vurulacaksa, bu darbenin şiddetini Ali Şeriati üzerinden görmek gerekir. İnzivayı da eylemi de kantarın topuzunu kaçırmadan yönetebilmek iştahını sağlayan muhtereme, borçluyuz. Felsefenin “ne?” sorusu ve türevlerini sorduğu kısır döngü içinde, “Ne yapmalı?” sorusunu soran Şeriati’yi vitrinin üst katlarına koymak gerektiğine inanıyoruz. Kimleri ne kadar rahatsız etti bilinmez ama bizi hakkıyla tedebbüre zorlayan münevvere teşekkür ediyoruz.

1 Ali ŞERİATİ, Ali,(çev. Alptekin Dursunoğlu), s. 33.

2 ŞERİATİ, a.g.e., s. 210.

3 Cemil MERİÇ, Kırk Ambar, İstanbul 2006, cilt 2 Lehçe-t-ül Hakayık, s. 207.

4 C. MERİÇ, a.g.e., s.207.

5 C. MERİÇ, a.g.e., s.224.