Please follow and like us:

1997 Yılı Ramazan ayında “OKU” kelimesi hayatıma yazıldı. (Bu yüzden hicri doğum günüm Ramazan ayıdır.)
23 Nisan 1998 kalem kelimesiyle buluştum.

GÜNCENİN İLK YAZISI

Günlük tutmayı daha önce de hep düşündüm; fakat bir türlü başlangıç yapamadım. Geçirdiğim günlere acıdım , acıdıkça günler geçti. Baktım ki acımanın yazmadığım günlere faydası yok; ama zararı çok.
Bu ayın benim için ayrı bir önemi var. Doğduğum ay diyebilirim; fakat bir yaşındayım. Hayatı bu ayda öğrendim; okumayı, sevmeyi , sevilmeyi… Bilmediğimi, bir hiç olduğumu , öğrenmenin ilk adımının bilmediğini bilmek olduğunu, kendimi sorgulamayı, hayatı sorgulamayı…

Cemil Meriç üstadımın jurnalini okumaya başlayıp da hayatını jurnallemeye başlamayan çok az insan vardır. Bende bu az sayıya dahil olmamak için yazmaya başladım. Bu kadar açıklama yeter , daha sonra geçmiş günlere yeri geldikçe döner ve kendimizle hesaplaşırız.

Bugüne gelince, birkaç sabah düşüşe geçip programları aksatıp günleri karanlık geçirdikten sonra; bu sabah hiç beklemediğim halde sabah ezanını duydum ve yataktan kalktım. Kalkmasına kalktık; ama yataktan çıkıp da soğuk havayı hissedince, bizim ahbap hiç durur mu başladı vesveseye :”Gir yatağa bak nasıl da sıcak, biraz ısın sonra yine kalkarsın.” Yok! Hiç kanar mıyım, zaten kaç gündür yatıyoruz. Her neyse onu atlattık, güzel bir abdest. İşte vücut dipdiri. Şimdi biraz ısınma hareketi sonra da saygımızı göstermeye…

İnsan güneşin doğuşunu, sabahın sessizliğini özlüyor. Kendimi dışarı atabildiğim her sabah yaptığım gibi sabahçı kahvehanemize gidiyorum. Benden önce çorbacımız kahvehaneyi açıyor, çayı demliğe koyup yedeğin üzerine kaldırıyor. Bende kahvehaneye girdiğimde demliğe su doldurup ocağın üstüne demlenmeye bırakıyorum. Sonra güneşin doğuşunu seyredebildiğim masama oturuyorum. Cebimden rehberimi çıkarıp başlıyorum yolculuğa…

Bir fokurtu , caz cuz… seslerinden sonra çayı yedeğin üzerine alıyorum. Kahvecimiz de gelir artık. Kahvehanede iki saate yakın zaman geçiririm daha sonraki sabahlarda detaylara doğru ineriz. Programlı ama monoton olmayan bir hayat yaşamaya gayret ediyorum. Yalnız zevk alıyorsam uygularım, yapmam gerektiği için değil , gerekirse değişiklik ve yeni bir bakış açısı getirebilirim.

Eve geldim , kahvaltı yaptım. 08:00 otobüsüne yetişmem lazım; çünkü bugün ÖYS denemesi var. Yarım saatlik Karabiga-Biga yolculuğu benim için önemlidir. En güzel okumalarımı bu zaman diliminde yapabiliyorum. Eğer yan koltukta benim için kitaptan daha değerli biri yoksa. Bugün ışığı arayan bir genç vardı , kendini değiştirmek isteyen, en azından kendini ve hayatı sorgulamaya çalışan bir genç. Tabi ki kitap okuyamazdık…

09:00’da denemeye girdim. 12:30’da çıktım. Biga’da da uğradığımız yerler bellidir. En önemli mekanlarımız; berber, kütüphane, kitapçı ,pastane… Denemede kafam yorulduğu için kütüphaneye gitmedim. Berbere gittik; orada ışığı arayan bir orta delikanlı dostumuz var. Onunla hoş sohbet ederiz. Bu arada tıraşta oldum. Her gidişte tıraş olmuyorum tabi ki. Bir ara yanımdan ayırmadığım jurnal kitabımı orta delikanlı okumaya başladı. Bu da bende bir çağrışım yaptı. Tam saat 17:00 otobüsüne gidecektim bir günce defteri almaya karar verdim. Otobüsü kaçırma pahasına defteri almaya gittim. Otobüs güzergahına indiğimde otobüsten eser yoktu. Saat 18:00 otobüsüne kaldık. Bunu çoğu zaman yaparım. Saat geldiğinde dönüş yolculuğu başladı. Eve gelince ilk aşk ile yazmaya başladım.

Devamı gelir belki.

( Evet devamı geldi. Sene 28 Nisan 2005 ve ben 2483. sayfayı yazmışım. Eğer mümkün olursa bir kısmını sitemize aktaracağım. Belki de bu bir kitabın başlangıcı olabilir.)

(Hala yazmaya devam ediyorum. Yıl 23 Nisan 2007 ve 10.günce sayfa no:2916)

(Yıl 23 Nisan 2008 ve 10.Günce Sayfa No: 3022)

(Yıl 09 Şubat 2010 ve 11. Günce Sayfa No: 3153)

(Yıl 23 Nisan 2011 ve 12.günce sayfa no : 3348)

(Yıl 23 Nisan 2014 ve 13.günce sayfa no : 3611)

(Yıl 23 Nisan 2015 ve 13.günce sayfa no : 3719)

Social media & sharing icons powered by UltimatelySocial

Enjoy this blog? Please spread the word :)