… ARDINDAN…
February 10, 2010 GÖNÜL ERLERİ, Konya, Nuri Baş Hoca Efendi

“Âh! Kimler gitmedi ki”
Merhum Nuri Baş Hz.
Böyle demişti yıllar önce. Kimler gitmedi ki! Sorudan çok bir cevaptı aslında. Sonuna soru işareti dışında başka işaretleri hak etmiş, ürperten ve ‘kendine getiren’ bir cevap! Ben bir ölümden söz açıp, üzüntümü paylaşırken, O, acımın bir kenarından tutup hepimizin bir gün o kervana ekleneceğinden bahsediyor ve hakikati dillendiriyordu. Tek bir cümleye sığan bu derin hakikat kendi içine Peygamberleri, Dostları, Pirleri, Âşıkları ve şimdi de bu hakikati dillendiren Kişi’yi de almıştı. Sarsıldık ve bildik!
Bir insanın kaybının ardından kurulacak cümleler her zaman varlığındakinden daha çok olmuştur. Ölümün sarsıcı ve hatırlatıcı rahmetinden midir bilinmez söylen/e/meyenler, dile getirilemeyenler mahcup bir hissedişle hatırlanır. Birçok garip duyguyu da üzerinde taşıyan bu mahcubiyet kimilerini susturur kimilerini yazdırır. Üzüntümüz ve acımız O’nun ardından yazmayı daha da müşkil hale getiriyor fakat tüm bu müşkilata rağmen bu yazıyı yazmam gerektiğini hissediyorum. Ve biliyorum ki; O yazdıklarımı hep memnuniyetle okurdu.
·
Gidenlerin ardında şimdi sen de varsın.
Gönlümüz bu hicrana nasıl dayansın!
Parmaklarınla saydın bildim. İlk satır on üç ikincisi on iki. Bir hece gerekir evladım dersin şimdi!. Bir hece! Aşk’ı koysak Efendim… Olur mu, olmaz mı… Ne çok soru sorardım. Ne çok sabrederdi! Vezin şiirin boynunda nadide gerdanlık… Şiirsiz olur mu, muhabbetsiz, aşksız olur mu? Olan olurdu, benim şiir olamamış sözlerim hep bir hece noksan yada fazla, hep vezinsiz olurdu. Onun mütebessim bakışı, merhamet ve nezaket dolu sözleri ile dolardı boşluklar. İlk ve son oldu vezne vezinsiz dalışım. Boğulmuştum. Çıkaran O oldu. Kalemim ürkek bir kuş gibi hep etrafında uçtu sonraları şiirin. Kalem de el de haddini bildi. Şiir de Aşk gibi, kolay değildi!
·
Onca müşterek zaman, onca sohbet ve onca yürüyüş birlikte.. Geriye dönüp baktığımda bu yazıya girizgah olan hep o cümle gelip duruyor içimde. Hayat ne garip bir rûya. Ben zamanın hızlı geçişine dair âh çekerken O ‘yetmiş yedi olduk rûya gibi’ demişti. Üstünden iki yıl daha geçti ve bu dünyanın rüyalarını bizlere bırakarak her zaman bahsettiği ‘kervan’ a eklenip gitti. O yazıhane o kitaplar, hat kamışlarını kesip düzelttiği o tabak, hurma ve bisküvi ikram ettiği o tabak, gözlükler, gözler, o misafirler, talebeler… Garip kaldı Konya.
Bir insanın bozulmadan ve değişmeden hem ticaret yapıp hem de maneviyatını çoğaltabileceğinin en güzel örneklerinden biriydi O. Yetmişli yaşların sonlarında bile eğitim için elinden geleni yapan hiçbir karşılık beklemeden nice insanın yetişmesine sebep olan biriydi O. Kendisini üzenlerden, kıranlardan bile parlayan gözlerle bahseden ‘incitmemek yetmez, incinmemek gerek’ i haliyle bildiren biriydi O. Tanıyanlar için büyük bir nimet, tanıyamayanlar için büyük bir kayıptı O. Yazılacak, söylenecek şey çok ama tâkat buraya kadar. Şahitliğim şahittir; İslamı şiir gibi yaşayan, vezni Efendimiz’i örnek almak olarak bilen biriydi O.
Allah Sevgili’sinin arkasından yazdırdığı o güzel şiirleri Sevgilisi’nin önünde okumanı da nasip eder inşallah.
Mekânın Cennet, Hediyyen Rıza-yı Muhammed ve Cemalullah olsun.
Ahmed /TRABZON / 15 Şubat 2009










15 Şubat Nuri Baş Hoca Efendi’nin vefat yıl dönümü.
Bu vesile ile eski ve yeni yazıları gündeme alacağız.
Onlar sadece bir gün değil her zaman bizim gündemimizde olan büyüklerimiz.
Güzel ahlak ve yaşantıları ile bizlere her daim rehber olmaktalar.
Rabbim her daim bizi iyi insanlarla beraber kılsın, amin.
Ruhuna El-Fatiha.