ELAZIĞ, KEBAN VE HARPUT GEZİSİ

Harput Eski Camii

Harput Eski Camii

Çok anlamlı bir vesileyle, velayet bağımız olan bir dostumuzu görmeye gittik. Uzun zamandır planlanan fakat bir türlü gerçekleşmeyen heyecan verici bir geziydi. İndiğimiz gibi kendimizi tarihin tüm dokusunu içinde barındıran Harput’ta bulduk. Harput Kalesi, M.Ö. 8.yüzyılın başlarında Urartular tarafından kurulmuş. Urartular Van’dan beri peşimizden geliyor. Burası Roma ve Bizans gibi tarihin iki kült devleti için büyük önem taşımış. Araplar buraya “Hısn Ziad” demişler. 1087’de Türkmen beylerinden Çubuk Bey tarafından fethedilmiş, 1112’de Artukoğlu Belek Gazi’nin, 1234’de Alâeddin Keykubat’ın eline geçmiş ve nihayet 1515’te Osmanlı Sultanı Yavuz Sultan Selim tarafından alınmıştır.
Mimarî kalıntıların tümü Orta Çağa ait. Kalenin en üst kısmında Artuklu Sarayı’nın kalıntıları var. Osmanlı Döneminde “İç Kale” adıyla bir de mahalle kurulmuş. 2005’ten beri burada kazılar sürüyormuş. İç kalede önceleri 120 kadar muhafız yaşarmış. 17. yüzyılın ortalarında asker aileleri tarafından kurulmuş. 19. yüzyılın sonlarındaki resmi kayıtlarda 15–20 kadar ev ve bir cami bulunuyormuş. Yapılan kazılar pek çok atölye ve dükkânın varlığını da ispatlamış. Dükkânlar kalaycı ve demirci niteliğinde var olmuşlar. Mahalle, Mamuret- ül Aziz adıyla yeni kurulan Elazığ’a taşınılmasından sonra, 20 yüzyılın başlarında tamamen terkedilmiştir. Harput Kale Cami eski kültür katmanları üzerine 11. ve 12. yüzyıllarda Çubukoğulları ya da Artuklularca kurulmuş. Tabi Osmanlı dönemiyle beraber günümüze kadar pek çok onarım geçirmiş. Sağ tarafında derin ve karanlık oda, çilehane veya itikaf yeri olarak kullanılmış.
Harput’ta bir de sarnıç ve zindana rastlıyoruz. Burasının günümüzden yaklaşık 2800 yıl önce su temini amacıyla Urartular tarafından kurulduğunu öğreniyoruz. Ortaçağlarda bir de zindan eklenmiş. Harput’un Artuklu Beyi Belek Gazi, 1123 yılında Kudüs Haçlı Kralı II. Baudouin ile çok sayıda kont ve şövalyeyi zincire vurarak burada hapsettirmiş. Kazı ve temizlik çalışmaları sürdüğünden zindana girişi ertelemişler.
Harput’un biraz dışına çıkarak buzluk mağaraları denilen yere geliyoruz. Mağarada müthiş bir soğuk var. Zaten az zaman önce burada buzlara rastlanabiliyormuş. Biz buz göremedik ama serinliğini hissettik. Soluklanıp yemek yerken dostumuzla derin bir sohbete dalıyoruz. Harput günü bitiyor.
Ertesi gün Keban’dayız. Fırat’ın doğduğu yerdeyiz. Su olur, baraj olur da alabalık olmaz mı? Türkiye’de ilk beş içine girebilecek bir tesisle karşılaşıyoruz. Dostumuz bizi bir soğuk hava deposuna götürüyor. Beni çok etkileyecek bir olayla karşılaşıyoruz. Normal bir klimadan çıkan havayı buradan teneffüs etmek. Bu beni çok şaşırtıyor. Geleneksel şehir turlarıyla gezimize son noktayı koyuyoruz. Üzerinde kalite ve seviyeyi aynı anda barındıran ve bize buraları görmede vesile olan abime müteşekkirim.