ORYANTALİZM- Edward SAİD

İnsan gerçeğine böylesine uzak ve böylesine gözleri kapalı bir ilmin varlığını fark etmeseydim bu kitabı yazmazdım.” Bunu şöyle bir düşündükten sonra, oryantalizme ilim demek çok uzakta kalır. Kendisini dünyaya “Doğu Bilimci”, “müsteşrik” olarak tanıtan bu kesim Doğuyu ve özellikle İslâmiyeti yanlış tanıtmakla kalmamış; aynı zamanda günümüzde de devam eden büyük tahribatlara yol açmıştır. Bizim tespitimiz “Oryantalizm” Batı tarafından anlatılan Doğudur. Muhteremin kullandığı doneler de bizi yanıltmamaktadır. Avrupalı en başta sömürücüdür. Aracı ne olursa olsun amacı aynı olmuştur. Kendileri de bunu kabul etmiştir. “Avrupalıların düşündürücü ve vazgeçilmez tutkusu: Güçlerinin yeni araçlarını kullanmak için gösterdikleri sabırsızlık.” Biz ve onlar düşüncesi bin yıllık bir düşüncenin ürünü olması yanında safları sert bir şekilde belirlemiştir.

“Bir yerde oturan insanlar bulundukları yerin çevresine bir sınır çizerek bu sınırın dışında kalan yerlere “Barbarlar ülkesi” adını verebilirler. Samimi ve yakın olan bölgeye “bizim”, yakın olmayan bölgeye de “onların” adını veren evrensel gelenek, kafalarda tamamı ile zorlamaya dayanan bir coğrafi bölge kavramına yol açabilir. Burada zorlama kelimesini kullanıyorum zira “bizim ülkemiz ve onların ülkesi” şeklinde hayalî bir coğrafya kavramına dayanan düşünce ikinci bölgenin bu farka inanmasına gerek duymaz. Önemli olan bu sınırın “biz” deyimini kullanan tarafta çizilmiş olmasıdır. Bu sınır bir defa çizildikten sonra karşı tarafın toprağı, dili, düşüncesi ile her şeyi “onlar” adını alır ve ”bize yabancı” olur. Bir bakıma modern toplumlar ve ilkel toplumlar kişiliklerini böylece negatif yoldan kazanmışlardır.” Çok acı bir tarif. Aynı zamanda acımasız bir paylaşım. Bu sınırlar kafalarda çizilmişti. I. Dünya Savaşıyla da cetvelle eyleme dönüştü. Kavramlar türedi. Ortadoğu, Çin-Hindi ve son olarak da Büyük Ortadoğu. Bu arada Ortadoğu iyice büyüdü. Ne Hazar Denizi’ne sığdı ne de Sahra-yı Kebir’e.

Tarifi biraz daha acımasızlaştıralım. “Oryantalist her zaman Doğu’yu daima bir başka şeye benzetmeyi meslek edinmiştir. Bunu kendisi için yapar, kendi kültürünün çıkarları için yapar. Bazen de bunu Doğunun yararına olacağı düşüncesiyle yapar. Oryantalizmin on dokuzuncu ve yirminci yüzyılda aldığı şekil budur. Söz konusu oryantalizmin bize sunduğu Doğu soğuk, donuk ve anlamsızdır.” Batı doğuya her zaman bir şekilde küfretmiştir. Burada küfrü iki anlamda da kullanıyorum. Çünkü, yeri gelmiştir bazı gerçeklerin üstü de örtülmüştür. Dante’nin İlahi komedyası’da Peygamberimiz ASV hakkında çok alçakça şeyler yazdığını yine eser bize haber vermiştir. Alın size ikinci anlamı.

Mağlubu belli bu savaşı üstat iki satırda ifadelendirmiştir:
“Avrupa’da Doğu ile Batıyı ayıran çizgi oldukça belirgindir. Bununla birlikte şurası bir gerçektir ki Doğuya doğru ilerleyen Batı’dır. Bunun tersi olamaz.” Unutmayalım ki, Avrupa’nın gözünde Doğu, İslam ile eşdeğerdir. “ doğu kelimesi bütünü ile sadece “Doğu Asya” ile eşdeğerde kullanılmazsa yahut genel anlamda uzak ve egzotik olanı tarif etmek için öne sürülmezse, derhal ve en katı biçimde Müslüman Doğuyu ifade edecektir. Bu “Militan” Doğuya Henri Boudet “Asya’nın akını” adını veriyor.

Yazdıklarını, tanıttıklarını, yaydıklarını bu da yetmezmiş gibi aşağıladıklarını görmezden gelemeyiz. Korkarım ki, sadece Edward Saidler de birtakım şeyleri halletmeye yetmeyebilir. Kitap ehline karşı tavrımızı net koymak zorundayız. Bu kitap aslında bir tavırdır. Bir nefestir belki ama orada bizi duyan mutlaka birileri vardır. Bu kitap, düşünmenin günümüzde büyük bir erdem olduğunun farkında olarak yararlanabileceğiniz bir klasiktir. Renanlar, Hugolar, Lessepsler, Silvestre de Sacyler derdi olduğundan değil; Doğu ile bir “dertleri” olduğundan yazdılar. Fısk, yerleşmiş, alt etmesi çok zorlaşmış basmakalıp günahlardır. Bunu alt etmenin yolu dayandığınız rehbere bağlıdır. Hakkın rehberi Kuranı Kerim kitap ehlinin kıskanç ve kibirli olduğu konusunda her daim bizi uyarmıştır. Arabamızın tekerleği az da olsa dönmek zorunda.

Yolda olmamız dileğiyle.