TATVAN, AHLÂT VE VAN GEZİSİ
Tüm dostlara merhaba… Bu hafta içi fırsattan istifade Van Gölü gezimizi düzenledik. Buraya göl demek ne kadar doğru bilemiyorum. Buradaki ilk gezimizi Bitlis’in Van Gölü’ne kıyısı olan Tatvan ilçesine yaptık. Suyun olduğu yerler nedense görülmeye de değer yerler oluyor. Burası Van Gölü’nün güneybatı ucunda yer alıyor. Doğal bir liman tadında, huzurlu bir yerleşim yeri olarak anılıyor. Tarihinde kimler yok ki. Büyük İskender, Alparslan, Timur, yavuz ve niceleri ayak basmış, atını sulamış burada. Zaten İpek Yolu üzerinde olduğu için her dönem canlılığını korumuş. İlçe merkezinin biraz batısında kalan Nemrut milli park olarak ilan edilmeyi bekliyormuş. Buralarda güneş bize çok yakın geldi. Ayrıca isteyen Tatvan Kalesi, Bitlis yolu üzerindeki Rahva Kervansarayını da gezebilir.
Buradan, Tatvan’a yaklaşık 36 km. yakındaki Ahlât’a geçtik. Huzur dolduk. Burası tamamen kırmızı bir şehir olarak gözümüze çarptı. Ahlat, Van Gölü’nün kuzeybatı kıyısında sahil kenarında kurulu, 30.000 nüfuslu, Bitlis iline bağlı bir ilçedir. Kuzeyinde Muş iline bağlı Bulanık ve Malazgirt ilçeleri, batısında Muş ili, güneyinde Van Gölü, güneybatısında Tatvan ve Bitlis, doğusunda ise yine Van Gölü ve Adilcevaz ilçesiyle sınırlıdır. Şehrin en eski sakinleri olan Urartular buraya “Halads” derken, Türkler ve İranlılar “Ahlat”, Ermeniler “Şaleat”, Süryaniler “Kelath” ve Araplar “Hil’at” demişlerdir. Ayrıca islam dünyasında “Kubbet-ül islam” olarak da bilinir. Küçük ama içinde bir dünyayı barındırdığından gök kubbe ilan edilmiş. Selçuklu Mezarlığı gözlemlediğimiz kadarıyla en büyük tarihî mezarlıklardan biri olarak göze çarpıyor. Bir de açık balkonlu kümbet tipiyle eşsiz bir görünüm kazanıyor. Her taraf kümbet ve mezarlarla dolup taşıyor. Mezar malzemesi lav olduğu için zaman geçtikçe daha sertleşerek, sağlamlaşıyor. Mezar taşları kişinin cinsiyeti ve mevkisine göre değişiyor. İçeride bir de hamamla karşılaştık. Denilenlere göre burada zenginler yıkanırmış. Tabi alt taraftaki su kanalları suyu taşırmış. Kazı çalışmaları yapılmış ama ödenek sıkıntısı yüzünden yarım kalmış. Kazının yapıldığı yerin altından bir tünel geçiyor. Ucu da kıyıdaki kaleye ulaşıyor. Çok fazla deprem olduğundan mezarlar içi içe girmiş. Bastığımız her yer mezar olabilirmiş. Evlerin yapı malzemesi de eski yapılarla uyum sağlıyor. Burası anlatmakla bitmiyor. Van’dayız. Hakikaten büyük bir şehirmiş. Van Gölü bizi izlemeye devam ediyor. Buraya gelip de kahvaltı etmemek olmaz. Toprakta bekletilen otlu peynir ve diğerleri, un ile kavrulmuş yumurta, yöresel balları ile mükemmel bir yiyecek kültürü saymakla bitmiyor. Van kalesi ve eski Van şehri Van Gölüne selam veriyor. Muazzam yeşillik ile su iç içe burada. Van Kalesi Antik Urartu Krallığı tarafından kütle halindeki taştan yaptırılan ve Urartu başşehri Tuşpa’yı kuş bakışı gören bir istihkâm yapıdır. Van Gölü kıyısında olup, Van şehrine 5 km uzaklıkta bulunan bu kale sarp bir kayalık üzerine inşa edilmiştir. Yapı 1800 m uzunluğunda, 120 m genişliğinde ve 80 m yüksekliğindedir. Kale M.Ö 9. yüzyılda Lutipri’nin oğlu Sarduri tarafından M.Ö. 840-825 tarihleri arasında kurulmuştur. Çok sayıdaki bu tür istihkâmlara şimdiki Ermenistan, Türkiye ve İran’da rastlanır. Genellikle bu tür yapılar yeryüzüne çıkmış kayalarda ve yamaçların içinde yapılır. Bu tür kaleler genellikle yabancı ordulara karşı koymak için değil, bölge kontrolü için kullanılır. Yapının arkasındaki geniş yeşillik alanda bir de camii ve külliye mevcut. Yazılacak çok şey var ama önemli olan bir hatırlatma yapabilmekti. Bazı zihniyetlerin elinde hor kullanılmaya; bazılarının elinde ise hor görülmeye bırakılmadan bizler buraya ve her yere sahip çıkan zihniyetlerden olmalıyız.









Van’ı bize yakın eden dostumuz Salih Furkan’a teşekkür ediyoruz.
Arşivdeki yazılar da toplandığında ve kafamızdaki bilgiler satırlarla kaynaştığında. Kainata Mektup bu toprakların soluğu olacak.
Eli kalem tutan dostlar sayesinde ülkemizi,dünyamızı, kainatımızı daha iyi tanıyacağız.