Please follow and like us:

Büyük bir heyecan ile başladı yolculuk. Özlenen bir mekana, orada hissedileceklerin merakıyla çıkmıştık yola. Bir kaç rüya bu yolu önümüze açmıştı. Kendimin gördüğü rüyaya ek olarak, dostum Ahmet de bir rüya görmüştü. O’nun rüyası ziyareti hızlandırdı. Benim rüyalar Aksaray’a bir kaç kez gitmeme vesile olmuştu. Fakat Ahmet’in rüyası Darende’yi işaret ediyordu, rüyasında beni Somuncu Baba’nın mezarı başında dua ederken camdan seyretmişti.

 

Toplu yol organizasyonları modern dünyada sanki biraz daha zor; iş izinleri uyuşacak, evlerden izin çıkacak, maddi ve manevi imkanlar… daha uzatılacak bir çok problem ayak bağı oluyor. Aynı problemler Allah’a yaklaşmamızda da problem değil mi? Dünya imtihan yeri, türlü şekillerde deneneceğiz, bedelsiz hiçbir şey yok. Bizimkisi tam vazgeçerken gerçekleşen yolculuk oldu. Bu yolculukta Ahmet mutlaka olmalıydı, birinci dairenin içindeki dostlardan yola çıkabilecek daha pek çok kişiye teklif götürdük. Cüneyd ve İbrahim Sivasi abimiz katılmayı kabul ettiler. Dört kişilik güzide bir cemaat oluştu.

 

Karapınar’da Selimiye Külliyesi ile yol açılışını yaptık. Meke Gölü eski görüntüsüne sahip olmasa da bakılmayı hak ediyor. Ereğli Ulu Camii ikindi namazı için güzel bir mekandı.

 

Niğde bizi çok şaşırttı, bu kadar derinlikli bir şehir olduğunu bilmiyorduk. Sadece tarihi camilerini gezmek için bir gün yetmez. Niğde’yi bizim için anlamlı kılan dostumuz Ramazan en güzel şekilde bizi misafir etti. Yağmur ve yorgunluk Niğde’de gecelemeyi zorunlu kıldı. Ramazan gibi bir dostunuz varsa şehirden ayrılmak daha da zor olur. Sabah namazını kapalı olan Alaaddin Camisi yerine Sungur Bey camisinde kılarak pek çok sır ile şehirden ayrıldık.

 

Kayseri’den geçmişliğimiz vardı; fakat hiç konaklamamıştık. Önce şehri gören tepede kahvaltımızı yaptık. Lezzet lezzet üstüne, emeği geçenlere teşekkür boynumuzun borcu… Şehir merkezinde kısıtlı bir zaman diliminde tarihi yapıları minareleri izleyerek ziyaret ettik. Bu şehri tanımak içinde en az tam bir gün gerekir. Medrese içindeki kitapçılar bilhassa Akabe Kitabevi ziyaret edilmeliydi ve çok zorlanmadan bulduk. Kayseri’de Sayha’nın kaptanı Kani dostumuzu görmeden ayrılmak gezinin bu bölümünü eksik bırakırdı. Hasta dostumuzu, onu biraz zahmete sokarakta olsa ziyaret ettik. Her şehirde bir dostumuz olduğunda ülkeyi dolaşmış olacağız. Sonra ülke dışındaki dostları ziyarete başlarız belki. Şehir ve İnsan birlikte çok anlamlı iki kelime. İnsanın olmadığı şehir harabedir. Fakat insanlar şehir ile uyum içinde olmalı onu garip duruma düşerecek yapılardan kaçınılmalı. 100 yıl sonra bizim hangi eserimizi dolaşacaklar, hiç olmazsa eskilerin yaptığı abidevi eserleri koruyalım.

 

Yol boyunca dualar, kitaplar, zikirler ve muhabbet bizim en önemli azığımızdı. Dostlar diyecektir hurmaları unutmuşsun. Kayseri’den Darende’ye direksiyon kırdığımızda kalp ritmim hızlanmaya başladı.

 

Kayseri-Malatya arasında öğle namazı için uğradığımız dağ köyünü dostlarım da unutmayacaktır. Anadolu insanının İslam ile zirve yapan vakıf kültürü bu köyde küçük bir caminin abdesthanesine şekil vermiş. O Dede köyünün imamı ve aziz insanları için dua ettik.

 

Darende’yi anlamlı kılan Velim Somuncu Baba’yı ziyarete gidiyorduk. İstanbul’un anahtarlarını elinde tutan büyük zat; Hacı Bayram Veli gibi bir bilgenin mayası, Akşemseddin’de zirve yapan eğitim üslubu, İstanbul’un Fatihine el veren sabır. Gerekirse bir kişi yetiştir ama İstanbul’u fethetsin ve ardından yolun dalları milyonlara feyz kaynağı olsun. Bu topraklarda Somuncu Baba benzeri zatların sayısı oldukça fazladır, hepsi O Gül’e benzediği ölçüde birbirine benzer. Kısaca Vakıf insanı diyebileceğimiz, Allah’a adanmış bir hayat yaşarlar. Bugünün maddeleşen modern dünyasında bile onları görmek mümkündür. Çıkarsız insanlık için taş taş üstüne koyan bizdendir.

 

Tohma nehrinin suyuna bakmak bile insanı eğitecek güçte, siz gerisini düşünün. Şeklen imar faliyeti ve nehir kıyısında düzenlenen mesire yeri her şeyde olduğu gibi iyi ve kötü etkenleri içinde barındırıyor. Bende olumsuzluk görecek derman kalmamıştı, zamanın durduğunu hissettim. Bana kalsa zor ayrılacağımız bir mekandı. İyi ki İbrahim Sivasi yanımızdaydı, onun memleket hasreti bizim firakımız oldu. Buraya kadar otomobili ben kullanmıştım; fakat buradan ayrılacak araç benim idaremde olamazdı.

 

Diz dermansız

dil bağlı

uzaklaşılan her adım

bir damla yaş

 

tohma çayına atın nefsi

bırakın beni

yıkanayım

arınayım

 

uzaklaştıkça

yaşlar tohma nehrine

ey yolcu boşuna bu nehre kaynak arama

firakın yaktığı gönüllerdir suyun başı

 

bursa ulu camide o ifşa oldu hüseyni irşad

aksarayda cilehane

darendede tohma çayı

fırında somuncu baba ekmeği

 

Uzun cümleler yerine bu şiir darende aşkını anlatmaya yeter.

 

Sivas’ta dostumuzun dostu bizi ağırladı. Sabah namazını Şemseddin Sivasi hazretlerinin yanında kıldık. İbrahim Sivasi şehre hakim olduğu için bizi nokta atışı gezdirdi. Sivas için de bir gün şart.

 

Kırşehir’de mihmandarımız Galip Efendi bana önceki ziyaretimizde anlattığı gibi şehri dostlarıma da tanıttı. Her şehre bir gönül ehli gerekir. Ahi Evran’da duvarlarda alınteri, Caca Bey Medresesi’nde gök bilimi, Aşık Paşa’nın ismindeki aşkı eşittir Kırşehir.

Hacı Bektaş-ı Veli külliyesi’ni dualarla ziyaret ettik. İsimlerden korkmadan iyi anlaşılıp anlatılması gerekiyor. İktidar kavgalarına harcanamayacak büyük bir değer. Nasıl yaşamış ne yapmış iyi anlamak gerekiyor. Esad Çoşan Hoca’nın makalat çalışması okunmalı.

 

Nevşehir’de şehre tepeden bakan Damat İbrahim Paşa’nın külliyesini ziyaret ettik. Lale ile imza atılan cami. Göreme ve Ürgüp’te oyulmuş kayalara bakarken ayetler aklımıza geldi. Gezin o taşları oyanların haline bir bakın. Ömür yeter mi o taşları oymaya; Hazreti Nuh’un ömrünün 950 yıl olduğu düşünülürse onunla aramızdaki kavimlerin yaşlarınında bizden uzun olacağı tahmin edilebilir. Kesinlikle o şehri kurmak için 500 yıl ömür gerekir. Odalar, balkonlar, merdivenler unutulmamış. İnsanoğlu değişmemiş, onlar kayayı oymuş, biz ise taşları üst üste koyarak kendimize yeni oyuklar yapıyoruz.

 

Aksaray yolculuğun son durağı, yatsı namazına yetiştik. Somuncu Baba’nın çilehanesinde tefekkür ettik. Mezara girmek ile oraya girmek arasında bir fark yok. Ölmeden önce ölmek için toprağın derinliklerine inmek şart. Cuma namazı sonrası çıktığımız yolculuk pazar yatsı sonrası Konya’da tamamlandı.

Social media & sharing icons powered by UltimatelySocial

Enjoy this blog? Please spread the word :)